bugün
- 40 yaş altı sözlük bebeleri12
- saraca finch house17
- sözlük kızlarının 30 luk teyzeler olması9
- zayıf erkeklerin agresif olması9
- bir kadını kaybetmenin en kısa yolu7
- merhaba arkadaşlar beni hatırladınız mı8
- 7 temmuz 2026 abd belçika maçı10
- arkadaşlarla tatile gitmek3
- sözlükte kavga bile çıkmaması5
- hiç arkadaşı olmayanlar ne yapıyor acaba4
- kırk yaşına gelip hala sözlük yazarlığı yapmak4
- atm'ye ateme diyen hanzo3
- ben kararımı verdim5
- 10 temmuz 2026 ispanya belçika maçı2
- beyaz ekmek yiyen vatan hainleri4
- emine erdoğan'ın lider eşlerini ağırlaması2
- kaliteli elit erkekler için özel camii yapılmalı2
- kurtuluş savaşı'nın müfredattan kaldırılması27
- sözlükteki şişmanlık güzellemesi3
- erkeği tahriş eden en ince ayrıntılar2
- besle kargayı7
- bir erkeği markete yollamak4
- fırından alınan ekmeği dilimletmek4
- tansiyon ilacı içen yazarlar2
- klima açıp yorgan altında uyumak4
- yazın cep sorunu2
- reşit olmadan sözlük yazarı olmak4
- yanarak ölmek3
- yaş yetmiş iş bitmemiş2
- arzu edilene ulaşıldığında anlam ifade etmemesi5
- sözlük kızları toplansın bir şey diyeceğim4
- heyt bea3
- sözlükte kaos olsun istenmesi2
- geceye bir 90 lar şarkısı bırak2
- şişman kızların çok neşeli olması7
- fransızcadan türkçeye geçmiş kelimeler5
- gianni infantino3
- günün şiiri23
- yolda yırtılan market poşeti2
- kadir inanır'ın kürt olması4
- tulumba tatlısı9
- neşemizi öldürdüler4
- işimizin başındayız uludağ sözlük2
- karı kıza para yedirir misiniz17
- bir şeyler söyle2
- izmir'de başörtülü kadını sahilden kovan seküler21
- küresel affetme günü3
- mutfağa su içmeye gidip tostla dönmek2
- neşemizi de çalamazlar ya2
- en çok hoşa giden doğa olayı11
entry'ler (3)
yazarların son içtikleri şeyler ve yazarların son yedikleri şeyler gibi iki başlığı trending topic yapan kapasitedir.
Sahip olduğumuz müthiş zenginliğin topraklarımızdaki yansıması.anadolu'nun hep söylenegelmiş renkliliğinin bazen afallatan tezahürü.
çocukluk ve gençlik yıllarımı doğu-güneydoğu sınırında sıkışmış bir kasabada geçirdim.gençliğe tam anlamıyla adım atacağım döneme denk gelecek olan batı illerinden birinde devam edecek yaşantıma kadar kıraç anadolu formatında sürüp gitti hayat.bol dağ bol kaya sığ bir dere asfaltın eğreti durduğu yollar ve ayran tüketilen düğünler.özellikle köy düğünlerinin yıkılmaz kuralı.bir de üç gün boyunca bütün gün çalmaktan yorulmayan davulcu ve zurnacı vardı tabi.
hayata dair tabulaşmış değerlerken bunlar hep böyle görülmüşken;yaşantının bu yeni coğrafyada sürüp giden kısmında yeni sosyal çevreyi ve türkçe nin farklı bir ağzıyla tanışmayı çok da yadırgamadım.böyle bir çeşitliliğin zaten bir çok kanaldan bilincindeydim.özellikle trt nin kamera karşısında görevli çalışanları kullandıkları istanbul türkçesi ile bunun sinyalini o dönemde vermişlerdi.bu farkında olunan bişeydi zaten o yüzden adaptasyonda çok da fazla problem yaşanmadı.
lisans eğitimimi aldığım okulda tekirdağ menşeli vatandaşın biriyle yakaladığımız arkadaşlık "istesen olmaz" tadındaki sentezle yüz yüze getirmişti bizi.zaza popülasyonunun hakim olduğu toprakların "bağrından" çıkmış gelmiş ben ile gençlik dönemine kadar pomaklarla bulgarlarla haşır neşir topraklardan kopup gelmiş bu vatandaş kaderin cilvesi ile bir şekilde bir araya gelmişti.yine kültürel farkındalığın getirdiği nokta ile kısmen yadırganarak atlatılmıştı komple kaynaşma dönemi ta ki bu arkadaşın kardeşinin düğünü için beni tekirdağ'daki köylerine davet edene kadar.
ne kadar kuvvetli de olsa arkadaşlık bağları tutup 600 km. tepip * tekirdağ'a düğüne gitmek çok da akıl kârı değildi aslında.hele ki düğün arkadaşın da değil kardeşininse.4-2 lik bjk-slavia prag uefa kupası'nda çeyrek finale çıktığımız maçın düğünden sonraki güne denk gelmesi ve bu maça bilet ayarlayabilmemin bunda etkisinin büyük olduğunu söylemek gerek.ama maça gelmeden tekirdağ merkez e bağlı arkadaşın yaşadığı köyde yaşanan düğün enstantanelerinin o hâlâ aklımdan çıkmayan satır başlarını anlatmadan olmaz.
damat evine girdiğimde sanki rakı kıtlığı olacak haberini almış alkoliklerin bulunduğu bir mahzende gibiydim.110 şişe 70'lik yeni rakıyı buzdolabına nasıl sığdıracaklarını tartışıyorlardı arkadaşın kardeşi ile babası.bir yandan üretilmeye çalışılan çözüm çabalarını izlerken diğer yandan anlam vermeye çalışıyordum.içimi kemiren meraka rağmen o kadar rakıyı kimin nasıl ne amaçla ve nerede içeceğini bilmiyordum.ertesi gün yani düğün günü erkenden uyanıp kahvaltı seansını geçtikten sonra düğünün ilk aşamasının yapılacağı evin büyük bahçesine geçildi.henüz yarım saat olmuştu kahvaltıdan kalkalı ama masalar insanlarla ve yemeklerle dolmaya başladı ve tabi bir de rakı ile..bahçeye gelip sandalye çeken herkesin önüne bir yetmişlik koyuyordu damatın babası.tabi ben de nasibimi aldım bundan.önümde bir yetmişlik rakı bardak ve bir sürahi dolusu su.ee ayran nerde?1400 km de rakıya dönüşmüştü benim memleketin düğünlerindeki ayran.ne kadar ayıp şeydi bizim oralarda alkol almak düğünlerde.gizlice içen gençleri ve kalantor masasındaki nadir görülen rakıyı saymazsak alkol dediğin şey uç bir olaydı bizim düğünlerde.burada rus-vokta ilişkisi gibiydi.bir yandan şaşkınlığımı atmaya çalışıyor bir yandan göbek rakısı dedikleri bu özel üretim yeni rakı nın mastikavari şerbetsi tadına hayretle bakıyordum.o gün bugüne kadarki hayatımda ilk defa kendi başıma bir yetmişlik rakı bitirdim.düğünün tekirdağ merkezde devam eden akşamki seansının tek bir anını dahi hatırlamıyorum.arkadaşın adresime gönderdiği resme göre çeyrek altını başarıyla takmış hatta damatla gelinin yanında poz bile vermişim ama resimde kendimi tanımakta oldukça zorlanmıştım.ha bir de istanbul da maçtan sonra yemeyi düşündüğüm paraların başına düğünün akşamki bölümünde ne geldiğini onca senedir hâlâ çözebilmiş değilim.
çocukluk ve gençlik yıllarımı doğu-güneydoğu sınırında sıkışmış bir kasabada geçirdim.gençliğe tam anlamıyla adım atacağım döneme denk gelecek olan batı illerinden birinde devam edecek yaşantıma kadar kıraç anadolu formatında sürüp gitti hayat.bol dağ bol kaya sığ bir dere asfaltın eğreti durduğu yollar ve ayran tüketilen düğünler.özellikle köy düğünlerinin yıkılmaz kuralı.bir de üç gün boyunca bütün gün çalmaktan yorulmayan davulcu ve zurnacı vardı tabi.
hayata dair tabulaşmış değerlerken bunlar hep böyle görülmüşken;yaşantının bu yeni coğrafyada sürüp giden kısmında yeni sosyal çevreyi ve türkçe nin farklı bir ağzıyla tanışmayı çok da yadırgamadım.böyle bir çeşitliliğin zaten bir çok kanaldan bilincindeydim.özellikle trt nin kamera karşısında görevli çalışanları kullandıkları istanbul türkçesi ile bunun sinyalini o dönemde vermişlerdi.bu farkında olunan bişeydi zaten o yüzden adaptasyonda çok da fazla problem yaşanmadı.
lisans eğitimimi aldığım okulda tekirdağ menşeli vatandaşın biriyle yakaladığımız arkadaşlık "istesen olmaz" tadındaki sentezle yüz yüze getirmişti bizi.zaza popülasyonunun hakim olduğu toprakların "bağrından" çıkmış gelmiş ben ile gençlik dönemine kadar pomaklarla bulgarlarla haşır neşir topraklardan kopup gelmiş bu vatandaş kaderin cilvesi ile bir şekilde bir araya gelmişti.yine kültürel farkındalığın getirdiği nokta ile kısmen yadırganarak atlatılmıştı komple kaynaşma dönemi ta ki bu arkadaşın kardeşinin düğünü için beni tekirdağ'daki köylerine davet edene kadar.
ne kadar kuvvetli de olsa arkadaşlık bağları tutup 600 km. tepip * tekirdağ'a düğüne gitmek çok da akıl kârı değildi aslında.hele ki düğün arkadaşın da değil kardeşininse.4-2 lik bjk-slavia prag uefa kupası'nda çeyrek finale çıktığımız maçın düğünden sonraki güne denk gelmesi ve bu maça bilet ayarlayabilmemin bunda etkisinin büyük olduğunu söylemek gerek.ama maça gelmeden tekirdağ merkez e bağlı arkadaşın yaşadığı köyde yaşanan düğün enstantanelerinin o hâlâ aklımdan çıkmayan satır başlarını anlatmadan olmaz.
damat evine girdiğimde sanki rakı kıtlığı olacak haberini almış alkoliklerin bulunduğu bir mahzende gibiydim.110 şişe 70'lik yeni rakıyı buzdolabına nasıl sığdıracaklarını tartışıyorlardı arkadaşın kardeşi ile babası.bir yandan üretilmeye çalışılan çözüm çabalarını izlerken diğer yandan anlam vermeye çalışıyordum.içimi kemiren meraka rağmen o kadar rakıyı kimin nasıl ne amaçla ve nerede içeceğini bilmiyordum.ertesi gün yani düğün günü erkenden uyanıp kahvaltı seansını geçtikten sonra düğünün ilk aşamasının yapılacağı evin büyük bahçesine geçildi.henüz yarım saat olmuştu kahvaltıdan kalkalı ama masalar insanlarla ve yemeklerle dolmaya başladı ve tabi bir de rakı ile..bahçeye gelip sandalye çeken herkesin önüne bir yetmişlik koyuyordu damatın babası.tabi ben de nasibimi aldım bundan.önümde bir yetmişlik rakı bardak ve bir sürahi dolusu su.ee ayran nerde?1400 km de rakıya dönüşmüştü benim memleketin düğünlerindeki ayran.ne kadar ayıp şeydi bizim oralarda alkol almak düğünlerde.gizlice içen gençleri ve kalantor masasındaki nadir görülen rakıyı saymazsak alkol dediğin şey uç bir olaydı bizim düğünlerde.burada rus-vokta ilişkisi gibiydi.bir yandan şaşkınlığımı atmaya çalışıyor bir yandan göbek rakısı dedikleri bu özel üretim yeni rakı nın mastikavari şerbetsi tadına hayretle bakıyordum.o gün bugüne kadarki hayatımda ilk defa kendi başıma bir yetmişlik rakı bitirdim.düğünün tekirdağ merkezde devam eden akşamki seansının tek bir anını dahi hatırlamıyorum.arkadaşın adresime gönderdiği resme göre çeyrek altını başarıyla takmış hatta damatla gelinin yanında poz bile vermişim ama resimde kendimi tanımakta oldukça zorlanmıştım.ha bir de istanbul da maçtan sonra yemeyi düşündüğüm paraların başına düğünün akşamki bölümünde ne geldiğini onca senedir hâlâ çözebilmiş değilim.
anlatılan bir şehir efsanesine göre, zamanın birinde diyarbakır'a bir konferansa giden alman bir bilim adamı, karayolu ile geceyarısı maden'den geçerken, maden'in dağ eteklerine kurulu ve güvercin yuvasına benzeyen evlerin ışıklarına hayran olup maden'den ev almaya karar verir. konferans bittikten sonra bu defa maden'den gündüz geçer ve hem ev alma fikri hem de ilçeye karşı tüm sempatisi çarpık yerleşim nedeniyle kaybolur. bu durum ne kadar sikimizdedir?hiç.. siktirsin gitsindir gerzenkirşenin'e pezevenk. maden'imizi bize bıraksınlar, ev mev almasınlar böyle bilimadamcığı dallamalar.