bugün
- hesabı siliyorum sözlük bir şey diyor musun12
- arkadaşlar sizce neyimi düşüreyim14
- bakıp bakıp adım atmayan erkek17
- sözlükte eleştiri kaldıramayan küçük krallık19
- boğaz ağrısına iyi gelecek şeyler8
- bir erkeğe ilk adım nasıl atılır11
- roman karakteri olsaydınız hangisi olurdunuz14
- hayatın sırrını sözlükte aramak7
- berna laçin'in gözaltına alınması40
- kadere inanıyor musunuz4
- ucan tekme atan hipopotam43
- büyük oyunu görmek7
- şükürcülük7
- kemalizmin çöküşü3
- maaşınızla nasıl yatırım yapıyorsunuz11
- arkadaşlar buldum5
- persona değişikliği4
- diş sıkmak4
- bodrum daki kırolar4
- maltepe'deki çöken binanın kaçak katları13
- dijital modern meyhane vs yeni nesil meyhane3
- kremalı tavuklu makarna vs salçalı makarna3
- tuvalet aynası karşısında fotoğraf çeken nesil3
- kemalistlerdeki iflah olmaz islam düşmanlığı2
- 2026 ekim ayı nasıl geçiyor4
- akp seçmeni19
- cumadan bir gün önceki gün bugün perşembe7
- profil fotoğrafı olmayan az takipçili erkek4
- instax2
- iki aylık hesapların şüphe uyandırması4
- bütün mal varlığını sözlük kızlarına bağışlamak7
- saçları permalı sözlük kızı10
- nervionun beni engellemesi5
- fal bakmayı bilen hipopotamlar4
- sevilmeyen yazarı evlenme vaadiyle kandırmak3
- ben küfür etmedim adı altında küfür etmek10
- yeni dökülen asfalta dil atmak3
- feyk hesabın gerçeğinden daha popüler olması2
- dara düştüm nerdesin3
- oy kullanım hakkı 20 yaş ile 55 yaş arası olsa5
- 10 ekim 2026 samsunspor trabzonspor maçı5
- çalıştığınız yerde ibnemsi insanlar var mı4
- biraz erkekleri kötüleyinsene3
- emevilerin cuma namazı taktiği5
- yazar fake mi diye arkadaşlarına mesaj atmak35
- sözlük yazarlarının yırtıcı kombinleri3
- sizce karizma mıyım13
- sabah sabah 500g çikolatalı puding yemek10
- cennetten 15 günlük deneme süresinde kovulmak4
- adım atmayan erkeklerin gayet mantıklı davranması2
Sahip olduğumuz müthiş zenginliğin topraklarımızdaki yansıması.anadolu'nun hep söylenegelmiş renkliliğinin bazen afallatan tezahürü.
çocukluk ve gençlik yıllarımı doğu-güneydoğu sınırında sıkışmış bir kasabada geçirdim.gençliğe tam anlamıyla adım atacağım döneme denk gelecek olan batı illerinden birinde devam edecek yaşantıma kadar kıraç anadolu formatında sürüp gitti hayat.bol dağ bol kaya sığ bir dere asfaltın eğreti durduğu yollar ve ayran tüketilen düğünler.özellikle köy düğünlerinin yıkılmaz kuralı.bir de üç gün boyunca bütün gün çalmaktan yorulmayan davulcu ve zurnacı vardı tabi.
hayata dair tabulaşmış değerlerken bunlar hep böyle görülmüşken;yaşantının bu yeni coğrafyada sürüp giden kısmında yeni sosyal çevreyi ve türkçe nin farklı bir ağzıyla tanışmayı çok da yadırgamadım.böyle bir çeşitliliğin zaten bir çok kanaldan bilincindeydim.özellikle trt nin kamera karşısında görevli çalışanları kullandıkları istanbul türkçesi ile bunun sinyalini o dönemde vermişlerdi.bu farkında olunan bişeydi zaten o yüzden adaptasyonda çok da fazla problem yaşanmadı.
lisans eğitimimi aldığım okulda tekirdağ menşeli vatandaşın biriyle yakaladığımız arkadaşlık "istesen olmaz" tadındaki sentezle yüz yüze getirmişti bizi.zaza popülasyonunun hakim olduğu toprakların "bağrından" çıkmış gelmiş ben ile gençlik dönemine kadar pomaklarla bulgarlarla haşır neşir topraklardan kopup gelmiş bu vatandaş kaderin cilvesi ile bir şekilde bir araya gelmişti.yine kültürel farkındalığın getirdiği nokta ile kısmen yadırganarak atlatılmıştı komple kaynaşma dönemi ta ki bu arkadaşın kardeşinin düğünü için beni tekirdağ'daki köylerine davet edene kadar.
ne kadar kuvvetli de olsa arkadaşlık bağları tutup 600 km. tepip * tekirdağ'a düğüne gitmek çok da akıl kârı değildi aslında.hele ki düğün arkadaşın da değil kardeşininse.4-2 lik bjk-slavia prag uefa kupası'nda çeyrek finale çıktığımız maçın düğünden sonraki güne denk gelmesi ve bu maça bilet ayarlayabilmemin bunda etkisinin büyük olduğunu söylemek gerek.ama maça gelmeden tekirdağ merkez e bağlı arkadaşın yaşadığı köyde yaşanan düğün enstantanelerinin o hâlâ aklımdan çıkmayan satır başlarını anlatmadan olmaz.
damat evine girdiğimde sanki rakı kıtlığı olacak haberini almış alkoliklerin bulunduğu bir mahzende gibiydim.110 şişe 70'lik yeni rakıyı buzdolabına nasıl sığdıracaklarını tartışıyorlardı arkadaşın kardeşi ile babası.bir yandan üretilmeye çalışılan çözüm çabalarını izlerken diğer yandan anlam vermeye çalışıyordum.içimi kemiren meraka rağmen o kadar rakıyı kimin nasıl ne amaçla ve nerede içeceğini bilmiyordum.ertesi gün yani düğün günü erkenden uyanıp kahvaltı seansını geçtikten sonra düğünün ilk aşamasının yapılacağı evin büyük bahçesine geçildi.henüz yarım saat olmuştu kahvaltıdan kalkalı ama masalar insanlarla ve yemeklerle dolmaya başladı ve tabi bir de rakı ile..bahçeye gelip sandalye çeken herkesin önüne bir yetmişlik koyuyordu damatın babası.tabi ben de nasibimi aldım bundan.önümde bir yetmişlik rakı bardak ve bir sürahi dolusu su.ee ayran nerde?1400 km de rakıya dönüşmüştü benim memleketin düğünlerindeki ayran.ne kadar ayıp şeydi bizim oralarda alkol almak düğünlerde.gizlice içen gençleri ve kalantor masasındaki nadir görülen rakıyı saymazsak alkol dediğin şey uç bir olaydı bizim düğünlerde.burada rus-vokta ilişkisi gibiydi.bir yandan şaşkınlığımı atmaya çalışıyor bir yandan göbek rakısı dedikleri bu özel üretim yeni rakı nın mastikavari şerbetsi tadına hayretle bakıyordum.o gün bugüne kadarki hayatımda ilk defa kendi başıma bir yetmişlik rakı bitirdim.düğünün tekirdağ merkezde devam eden akşamki seansının tek bir anını dahi hatırlamıyorum.arkadaşın adresime gönderdiği resme göre çeyrek altını başarıyla takmış hatta damatla gelinin yanında poz bile vermişim ama resimde kendimi tanımakta oldukça zorlanmıştım.ha bir de istanbul da maçtan sonra yemeyi düşündüğüm paraların başına düğünün akşamki bölümünde ne geldiğini onca senedir hâlâ çözebilmiş değilim.
çocukluk ve gençlik yıllarımı doğu-güneydoğu sınırında sıkışmış bir kasabada geçirdim.gençliğe tam anlamıyla adım atacağım döneme denk gelecek olan batı illerinden birinde devam edecek yaşantıma kadar kıraç anadolu formatında sürüp gitti hayat.bol dağ bol kaya sığ bir dere asfaltın eğreti durduğu yollar ve ayran tüketilen düğünler.özellikle köy düğünlerinin yıkılmaz kuralı.bir de üç gün boyunca bütün gün çalmaktan yorulmayan davulcu ve zurnacı vardı tabi.
hayata dair tabulaşmış değerlerken bunlar hep böyle görülmüşken;yaşantının bu yeni coğrafyada sürüp giden kısmında yeni sosyal çevreyi ve türkçe nin farklı bir ağzıyla tanışmayı çok da yadırgamadım.böyle bir çeşitliliğin zaten bir çok kanaldan bilincindeydim.özellikle trt nin kamera karşısında görevli çalışanları kullandıkları istanbul türkçesi ile bunun sinyalini o dönemde vermişlerdi.bu farkında olunan bişeydi zaten o yüzden adaptasyonda çok da fazla problem yaşanmadı.
lisans eğitimimi aldığım okulda tekirdağ menşeli vatandaşın biriyle yakaladığımız arkadaşlık "istesen olmaz" tadındaki sentezle yüz yüze getirmişti bizi.zaza popülasyonunun hakim olduğu toprakların "bağrından" çıkmış gelmiş ben ile gençlik dönemine kadar pomaklarla bulgarlarla haşır neşir topraklardan kopup gelmiş bu vatandaş kaderin cilvesi ile bir şekilde bir araya gelmişti.yine kültürel farkındalığın getirdiği nokta ile kısmen yadırganarak atlatılmıştı komple kaynaşma dönemi ta ki bu arkadaşın kardeşinin düğünü için beni tekirdağ'daki köylerine davet edene kadar.
ne kadar kuvvetli de olsa arkadaşlık bağları tutup 600 km. tepip * tekirdağ'a düğüne gitmek çok da akıl kârı değildi aslında.hele ki düğün arkadaşın da değil kardeşininse.4-2 lik bjk-slavia prag uefa kupası'nda çeyrek finale çıktığımız maçın düğünden sonraki güne denk gelmesi ve bu maça bilet ayarlayabilmemin bunda etkisinin büyük olduğunu söylemek gerek.ama maça gelmeden tekirdağ merkez e bağlı arkadaşın yaşadığı köyde yaşanan düğün enstantanelerinin o hâlâ aklımdan çıkmayan satır başlarını anlatmadan olmaz.
damat evine girdiğimde sanki rakı kıtlığı olacak haberini almış alkoliklerin bulunduğu bir mahzende gibiydim.110 şişe 70'lik yeni rakıyı buzdolabına nasıl sığdıracaklarını tartışıyorlardı arkadaşın kardeşi ile babası.bir yandan üretilmeye çalışılan çözüm çabalarını izlerken diğer yandan anlam vermeye çalışıyordum.içimi kemiren meraka rağmen o kadar rakıyı kimin nasıl ne amaçla ve nerede içeceğini bilmiyordum.ertesi gün yani düğün günü erkenden uyanıp kahvaltı seansını geçtikten sonra düğünün ilk aşamasının yapılacağı evin büyük bahçesine geçildi.henüz yarım saat olmuştu kahvaltıdan kalkalı ama masalar insanlarla ve yemeklerle dolmaya başladı ve tabi bir de rakı ile..bahçeye gelip sandalye çeken herkesin önüne bir yetmişlik koyuyordu damatın babası.tabi ben de nasibimi aldım bundan.önümde bir yetmişlik rakı bardak ve bir sürahi dolusu su.ee ayran nerde?1400 km de rakıya dönüşmüştü benim memleketin düğünlerindeki ayran.ne kadar ayıp şeydi bizim oralarda alkol almak düğünlerde.gizlice içen gençleri ve kalantor masasındaki nadir görülen rakıyı saymazsak alkol dediğin şey uç bir olaydı bizim düğünlerde.burada rus-vokta ilişkisi gibiydi.bir yandan şaşkınlığımı atmaya çalışıyor bir yandan göbek rakısı dedikleri bu özel üretim yeni rakı nın mastikavari şerbetsi tadına hayretle bakıyordum.o gün bugüne kadarki hayatımda ilk defa kendi başıma bir yetmişlik rakı bitirdim.düğünün tekirdağ merkezde devam eden akşamki seansının tek bir anını dahi hatırlamıyorum.arkadaşın adresime gönderdiği resme göre çeyrek altını başarıyla takmış hatta damatla gelinin yanında poz bile vermişim ama resimde kendimi tanımakta oldukça zorlanmıştım.ha bir de istanbul da maçtan sonra yemeyi düşündüğüm paraların başına düğünün akşamki bölümünde ne geldiğini onca senedir hâlâ çözebilmiş değilim.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar