bugün

entry'ler (27)

caner özyurtlu

acayip makara bir eleman kendisini youtubenin en dip adamlarından biri olarak görüyorum. dünya yansa saçını tarayacağını düşündüğüm umursamaz bir kişilik...

ziya gökalp

''Vatan ne Türkiyedir Türklere, ne Türkistan
Vatan, büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan''

bir kadının en çekici yeri

dudaklarının kenarında ki beni olabilir...

asosyal yalnız erkek

iki yüzlü insanlara sırtını dönüp yalnız yaşamayı kendisine felsefe edinmiş yüce şahsiyet.

polis suçsuz demiyorum ama

@1 ama dan öncesi hükümsüzdür.

title

Title yazımı sitenizin arama motorları arama sayfalarında indexlenerek ziyaretçilere sunulmasını sağlar. Ziyaretçi aradığı konuyu başlığınızda gördüğünde ihtiyaç duyduğu bilgiye ulaşabilmek için sitenizi ziyaret edecektir.

dcc

Philips tarafından geliştirilen bu teknoloji, kayıt ve çoğaltma sistemlerinde yoğun olarak kullanılır ve kaset ile CD'nin karışımına benzer. Kalitesi optik CD'lere son derece yakındır.

tağut

(bkz: haddini aşmak)

süblimleşme

Moleküller arası kuvvetlerin daha büyük olduğu katılar, sıvılar ölçüsünde olmasa da buhar oluşturabilirler. Moleküllerin katı halden doğrudan buhar haline geçmesine süblümleşme denir.

necmettin topçu

Beden Dili ve 3. Sınıf Edebiyatı

Bu hayat Sevda Film Stüdyolarında renklendirilmiştir.

'buz dağında eşkiyacılık oynayacak kadar ahmaksın sen.
Titanic'den hiç haraç kesilir mi oğlum.'
diyip, gittin.
kar yağıyordu.
kar kendi göğüne geri düştü sonra.
melekler, buz dağında çiçek toplamaya giden çocukların
bazen renkli
bazen renksiz gözlerinde biriktirdi gidişini.
karnımı doyurdum gidişinle.
ne zaman boğazımda bir sevda kalsa,
yemin ederim bir tek ant içtim üzerine;
seni özlerken açlıkla terbiye ettiğim yanlarım,
sana aç yanlarım.
bunları yiyerek büyüyüp serpilecekti
sonraları kısmetlerine hayır diyecek o yıkım.

'ben kardan kadınla sevişmiyordum.
sadece ruj sürüyordum ona.'
dedim.
dinlemedin.
kar yağıyordu.
kar bir volkanın ağzına düştü sonra.
anlamıyorsun;
serin bir cehennem vaadetmedim
ya da cennetin tapusunu sana.
ellerimi tuttuğunda,
yanık yürek kokusu altında bir sobaya sarılıyordum sanki.
oysa sen kestane kokusunu seviyordun.
bir kestane kabuğunu,
bir yaranın kabuğunu çatlatacak kadar yanmamış mıydım yoksa sana?

adın bir cenaze marşı gibi düşüyordu ağzımdan kulaklara.
adın, evden kaçmış bir kız çocuğu gibi düşüyordu ağzımdan kötü yollara.
uçurumlarına adını bağırıyor hala yamaçlarıma gömdüğün erkek cesetleri;
'lan kahpe! '
küfrünü sığdıramıyor ölüler sağlar kadar 23lük şişelere.
ama nafile,
bir seri katilin gözlerinde tanımamış mıydım sanki ben seni?

- eğer, meleklerin tek intihar yerinin dudaklarım olduğunu düşünüyorsan hala
kalbim kırıldığında, kalbim çok çok kırıldığında
infaz edilmiş bir atın ismiyle çağır beni. -

Hatırla.
'kaç dağ istiyorsun kızımın peşini bırakmak için' demişti.
Şirin'in babası Ferhat'a.
'kazması elinden ameliyatla alınmış Ferhat'sın sen.
hiç kazma vurulur mu lan buz dağına? '
dedin.
kar yağıyordu.
kar Şirin'in bağrına düştü sonra.
yazık, hiçbir zaman öğrenemeyeceksin.
aramızdaki buz dağını parçaladı diye teşekküre gittiğimi ona.

teşekkür ederim Titanic, mutluluğum uğruna yolcularına kıydığın için.
teşekkür ederim sevgilim, beni sersefil terkettiğin için

Necmettin Topçu

parça tesirli lacivert

kazım baran yılmaz'ın kendi oluşturduğu renk felsefesi ile yazdığı ve daha önce üçleme olarak çıkartacağını duyurduğu serinin kırık bej'den sonraki ikinci kitabı.
tek renk üzerine dizayn edilmiş kapağının içinde okuru intikal, infilak ve infial gibi rengarenk üç bölüm bekliyor. isminden de anlaşılacağı gibi bir patlama ve dağılma söz konusu.

toplamda 22 parça ve imgeyle dolaylı anlatımın üst düzeyde olduğu birçok şiir var. daha önceki kitapta olduğu gibi toplumsal her meselenin biraz biraz ele alındığı, eleştirildiği, kombine bir yapıt. ilk okumada bir anlatım karmaşası gibi görünüyor ancak tekrarlarında verdiği mesajların yerlerine ulaşması ve parçaların yerine oturmasıyla bağımsız bir fikri ortaya attığını, aslında birçoğumuzun hayatından geçen zihinsel ve duygusal bir kavram bütünlüğü olduğunu ortaya koyuyor.

bugünün facebook muhabbeti yapan ve raflarda sadece ticari amaçları için tutulan bir yığının bulunduğu türk edebiyatında ciddi işlerin de yapıldığını, edebiyatın özgünlüğünün halen onu ciddiye alanlarca muhafaza edildiğini savunan kült bir kitap.

bugün olmasa bile bir gün herkesin zihninde ciddi bir yere sahip olacak.

serinin üçüncü kitabını merakla bekliyoruz.

fındıklı mahallesi

Fikirtepeli ve karslıların istilası sonucu b.ka benzemeye başlayan güzelim mahallem.

zaro ağa

Atamdır.

22 09 13 bjk gs maçında sahaya giren çarşı değildi

Olaylar amacına ulaştı. Tebrikler Türkiyem! Sen uyumaya devam et...

söğütler köyü

Eski adı Libi olan köydür. Mayıs ayında Germicek Yaylası'na çıkarlar. Hayvancılık ve Tarım yaygındır.

oltu taşı

Latince ismi Jayet'tir

çağ kebabı

En önemli özelliği odun ateşinde pişiyor olmasıdır. Benim gibi Erzurumlu olanlar lezzetini çok iyi bilirler. Ardından semaver çayı ve kadayıf dolmasını deneyiniz. Pişman olmazsınız.

şevket rado

Eşref Saat adlı kitabın yazarıdır. Kitap 27 bölümden oluşmaktadır. Yıllarca süren gazete ve dergi yöneticiliği, fikir adamlığı sonucu edindiği tecrübelerini okuyucuya anlatmaya çalışan yüce şahsiyettir.

kazım baran yılmaz kby

Kazım Baran Yılmaz yani nam-ı değer KBY. Her yeni şiir, yeni bir sınır.

Şair, Denemeci, Öykücü, Fikir Adamı. Ayrıca şuan bir yayıncı kuruluşta yayın yönetmenliği yapmaktadır.

Kim ne söylerse söylesin KBY bence 21.yy'ın en iyi yazarı, ilerleyen yıllarda adını sıkça duyacağımızı biliyorum ve iddia ediyorum edebiyat kitaplarında adını geçirebilecek seviyede yazılar yazıyor.

Kırık Bej, Parça Tesirli Lacivert, Kırık Bej&Akis(Kırık Bej'in ikinci baskısı da diyebiliriz.) adlı şiir kitaplarının sahibidir. Temin etmek için;(bkz: http://www.kitapyurdu.com...zar/default.asp?id=244834)

Okumak ayrıcalıktır adında bir internet dergisinde yazılar yazmaktadır. Takip etmek için(bkz: http://www.okumakayricaliktir.net/author/kyilmaz/)

15 kasım 2013 tarihinde ''karafil'' adlı bir dergi çıkartıyorlar. Dergi 45 günde bir çıkacaktır. Büyük ses getireceğini düşünmekle birlikte edebiyat dergilerine zor anlar yaşatacaklardır diye tahmin etmekteyim.

*** Suitselda I

Ama susulmalıymış elbette
konuşuldukça çoğalıyorsa bir vaka
aynası kendisinden güzel
ve kendisiyle müttefik sade birkaç oda
büyülüyor işte yiten bir çok şey
genişliyor iç
dış yayılıyor
tutup kendini koysan bir başkası gibi
bir başkasının yerine
tutup resmini yapıştırır gibi
istediğin gibi çizilmeyen tüm tablolara
kendini daha erişmiş sayman adına

ama ben
kıt akıllardan geçtim ışık hızında
geçtim kıskanarak ağzımı kurşunlamasından
bir şey gösterdim çocuklara hepsi ona büyüdü
ahlakı olanlara göre bin kere sahi
baliğ olanlara rüya

suitselda
yaşanım sivri topuğu
vitrin camı
ipinden bağımsız uçurtma
değişmek ki şu sendeki boğaz boşluğu
elementte asılsız bir hal
kimyada usül bozukluğu
yaşın kadar yaşadın buna dünya kırk küsür kere şahit
dibe değin geriledin kırk kusurun hepsi sende sabit

başlattın kendince
kırık arzunu biraz daha onarmak için
gölgede yüzen bir yarasanın
konağa eğrilen boyun hareketinde
yen içinde çatışma
koştun atletin ter kiri
boyununda yuvalanan şerden bir tasma
tekliğin merkez noktasına

ki ben
sıyrılmış bir eti örterek
gövdemin muhtelif kopan parçalarıyla
kan sağladım yaralılara bileklerimi ittihat kesti
yaşamdan can atanlara
yaşama can atanlara
ah unuttum sanma
bu kimin gözüyleyse
bir varlık farkıyla
varlık
azınlık yanların teminatı
durmakla
düşünmekle
yoklukla
ah...

''Suitselda II side var. Onuda okumanızı tavsiye ederim.(bkz: http://www.antoloji.com/suitselda-ii-siiri/)''

*** Tekrir

Benim en az senede bir kez tarif edilir yüzüm
senede bir kez kırılır bakışlarım bakırlığından
tutar duvarımı yerden tavana
kin midir, kireç midir, kimdir bilmem

koşuyorsunuz da bahar görmüş çiçekler gibi ellerimde
dinlenmiş bir sesin önceki yorgun halinde
herbiriniz çağrılısınız adınızla değil erkekliğinizle
icap etmişsiniz üstelik bu yosma şenliğe
her biriniz ayaklanmışsınız sırt üstü değil kadınlığınızla
iradeniz kum olmuş
insanlığınızın denizinde

benim en az senede bir kez sayılır yaşım
senede bir kez koyulaşır gölgem yıllandığından
burasında irtifa kaybedilir
burası en can alıcı yeri
burasına not düşülür
bir yanlışın bir doğruyla teyidi
bilim midir, ilim midir, lisan mı bilmem.

*** Yaşamak Yalanla Samimiyettir

Zehra anneye...

Ben ölüme yakınlığımla bilinirim
gül sırtında konuşulan kırmızılar görülür
bununla biraz aydın olan seçkinliğim
öğütle, sıvazla müşterek
ve akıl tarlamda inceldikçe çoğalan parmaklar
şevkatle, süratle gelerek
içimde oyuk gibi kalmış
çocukluğuma erişir

kırılır yakın bir gelecek
o hiç doğrulanmayan
izi temasıyla sabit gibi şahsına münhasır
bir elem
bir sevinç geçişiyle
özüne direnen dizgin
kendisidir duran at sırtında koşan
akla miras kalan
renksiz bir gece yarısı uyanmasıdır
veya iştahsız bir gündüz uyuması

ben ölümle ahbaplığımla bilinirim
yaşamak yalanla samimiyettir
birbirinin türevi günler sonra
eteği gibi dağı da işgal eden arzu
yarılanmış yüz atlasımda
yeri bulunamayacak kadar gize gebe
hiç solmayacak kadar vazife bilincinde
bir makam tahsis eder
ki bu merci
doğmaktan veya doğurulmaktan
biraz daha öte.

Kazım Baran Yılmaz'ı takip etmek için;

Facebook'dan takip etmek için (bkz: https://www.facebook.com/KazimBaranYilmaz?fref=ts)

Twitter'dan takip etmek için (bkz: https://twitter.com/kzmbrnylmz)

Şiirlerini okumak için (bkz: http://www.antoloji.com/kazim-baran-yilmaz/)

ulvi ziya akbaba

Kendileri Maltepe ilçe Milli Eğitim Müdürü'nün kankası olurlar.
© copyright 2005 - 2026