bugün
- livakovic'in barcelona transferi4
- kadınlardaki aşırı özgüvenin nedeni5
- genelev3
- fenerbahçe biraz sert biraz katı11
- 26 ağustos 2026 olympique lyon fenerbahçe maçı5
- osuruktan şiirler59
- adnan menderes'in yıktırdığı tarihi eserler2
- yılmaz güney izleyip ahmet kaya dinleyen tip14
- enayimiknatisi ile kavga etmek21
- yeni partinin ilk krizde duvara toslaması7
- abdullah öcalan13
- babo dünyayı düzdün doymadın4
- ona bir şey söyle5
- dincinin içinde yaşadığı hasta hayal dünyası3
- victor osimhen11
- gazze de 186 yardım çalışanının öldürülmesi3
- bik bik kız kaçırdı9
- kredi kartı2
- yasakçı zihniyet15
- ekşi sözlük21
- alparslan kuytul13
- tarhana çorbası7
- 18 ağustos 2026 fenerbahçe lyon maçı30
- şarapçı koala'nın ulusalcı nefreti8
- yılmaz güney filmleri6
- ilk buluşmada 13 pişi yiyen kız12
- tarhana içenlerin köylü ve eğitimsiz olması10
- yıllık izin3
- polisin verilen emrin yasaya uygunluğunu sorgusu12
- ismail kartal16
- avanosun nevşehirde olması5
- bir uykusuz eleman var uyuyamıyor geceleri2
- yılmaz güney büyüklüğü4
- ulusalcı önderlerin akp'ye geçmesi10
- her şeyi hatırlayan insan9
- reels izleme bağımlılığı6
- sözlükte kavga olmayan gün2
- bugün ne yapsam9
- migros'a sorulacak tek soru3
- muslettin amca6
- müsavat dervişoğlu8
- astral seyahate çıkış harcı4
- aleksey batrakov19
- çay içen erkeklerden iğreniyorum ıyy diyen kız4
- sabah alarmı yapılacak şarkı4
- felsefe9
- şah hatayi'nin hataylı olmaması4
- gazisini zulüm eden savaşta asker bulamaz5
- farah zeynep abdullah'ın yılmaz güney tweetleri3
- etimek tatlısı4
entry'ler (17)
facebook'ta denk geldim. internet üzerinden ücretsiz olarak hristiyanlık kitapları dağıtıyorlar, aynı zamanda e-kitap seçeneği de mevcut. yorumlara baktığımda çoğu insan bu işe misyonerlik diyor fakat bu size kalmış bir şey. ufkunu genişletmek isteyenlere duyurulur.
muhteşem bir insan. iyi bir öğretmen, iyi bir psikolog, iyi bir yazar ve çok iyi bir arkadaş.
(bkz: yazıyla terapi)
(bkz: yazıyla terapi)
sene... geçen sene. esenyurt sanayisinde dükkanı olan babamın yanına gidiyorum. dükkana bir blok kala önüme sarı renkli çok tatlı bir sokak köpeği geldi, durdu. bir süre bana baktı, içimden de 'acaba saldıracak mı lan?' diye geçirirken bana arkasını dönüp, kafasını geriye doğru çevirerek bana baktı. yürümeye devam ettim, yanından geçtim gittim. bikaç adım atmıştım ki köpek yanımdan geçti, ileride durdu, arkası bana dönük şekilde beni bekledi. yazık dedim, sevgiye muhtaç heralde diye sevmeye başladım bunu ama elimi nereye atsam çekilip bana götünü dönüyor. anlam veremedim öylece yürümeye devam ettim
babamın dükkanında birkaç saat oturdum, muhabbet ettik, ona yardım ettim falan sonra bir ara işler duruldu. babam, babamın arkadaşı ve ben, oturduk dükkanın önüne hafif soğuk havada çay içiyoruz. bi baktım sarı tüylü köpek geldi dükkanın önüne, durdu, sonra arkasını döndü. tam dönüp de babama söyleyecektim ki gelirken yaşadığım olayı, babamın arkadaşı,
- 'şerefsiz orospu çocukları, hayvanı da alıştırmışlar.' dedi.
soran gözlerle dönüp adama baktım, beni dumur eden o cümleyi kurdu:
- 'geceleri kayıyolar buna.'
babamın dükkanında birkaç saat oturdum, muhabbet ettik, ona yardım ettim falan sonra bir ara işler duruldu. babam, babamın arkadaşı ve ben, oturduk dükkanın önüne hafif soğuk havada çay içiyoruz. bi baktım sarı tüylü köpek geldi dükkanın önüne, durdu, sonra arkasını döndü. tam dönüp de babama söyleyecektim ki gelirken yaşadığım olayı, babamın arkadaşı,
- 'şerefsiz orospu çocukları, hayvanı da alıştırmışlar.' dedi.
soran gözlerle dönüp adama baktım, beni dumur eden o cümleyi kurdu:
- 'geceleri kayıyolar buna.'
umut sarıkayanın evinin kapısını çalacakken kapı açılır, içeriden fırat budacı çıkar.
Bir sihir ve bir trajediyle beraber yaşadığımı hissediyordum. Ve canım şu anda o kadar çok herhangi bir şey yapmak istemiyordu ki, alıp verdiğim her nefeste, ölümüme kaç soluk kaldığını düşünüyordum.
sevgiliye yeni bir spotify hesabı açılacaktır, bunun için de bir hotmail hesabı gerekmektedir. şahsımın bilgisayarından gerekli siteye girilir, girişteki barda kendisinin gmail hesabının adresi yazmaktadır. alt kısımda 'yeni hesap aç' yerine tıklanılır, açılan pencerede hesap oluştur yazısının altındaki barlar doludur. şifre kısmında sadece '*****' şeklinde bir bilinmezlik olsa da, hotmail kısmında 'ghostvepene' yazmaktadır. olaylar gelişir, bir soru patlar, 'o ne?'
kdd yoğun geçen bir fizik dersinden sonra eve gelir, bir saat kestirmek için yatağa yatar, 17 saat sonra uyanır, onu uyandıran ise uykusunun bitmesi değil, susamış olmasıdır.
benzinin, dünyaya göre oldukça pahalıya satıldığı ülkemizde, oksijenli suyun benzinden neredeyse 20 kat daha pahalı olması.
çok küçükken babasını kaybetmiş olan bir arkadaşımla yaşadığım anımdır.
liseye giderken içerisinde bulunduğum arkadaş grubunda şöyle bir olay vardı; birisi komik olmayan bir espri yaptığında veya espri yapmaya çalıştığında, haliyle kimse gülmezdi. yaşanan sessiz saniyeler ise, bir başkasının hemen aynı espriyi yapmasıyla son bulur, bu sefer aynı espriye herkes gülerdi. böylece az önce mizah yapmaya çalışan kişiye küfretmeden söverdik. bir vakit sonra bu iş öyle bir raddeye geldi ki, çok komik olan esprilerde bile herkes kendini tutar, aynı işlemi gerçekleştirirdi.
lise hayatımız bizim için bu randımanda giderken, günün birisinde aklıma bir fikir geldi. birisini yanımıza çağıracak, ona komik bir olayını anlattıracak, hikayenin sonunda gülmeyecektik ve bir başkası aynı hikayeyi anlatmaya başladığında hepimiz yerlere yatarak, dizlerimize vurarak gülecektik. yazının başında da bahsettiğim arkadaşın da içerisinde bulunduğu 3 kişilik bir grup olarak ilk kurbanımızı seçtik, hikayesini dinledik, kimse gülmedi ve aynı hikayeyi ben anlattım, herkes güldü. sonra 'o' arkadaşıma döndüm ve dedim ki, sıra sende. kabul etti, kurbanımızı seçtik. kurbana, 'heey x, gelsene bi' dedim, yanıma geldi. 'hadi komik bir hikaye anlat bize, sende vardır bir şeyler' dedim, hemen önümdeki sıraya oturdu, sonra bana döndü ve ilk cümlesini kurdu:
'bir gün babamla sahildeyim...'
liseye giderken içerisinde bulunduğum arkadaş grubunda şöyle bir olay vardı; birisi komik olmayan bir espri yaptığında veya espri yapmaya çalıştığında, haliyle kimse gülmezdi. yaşanan sessiz saniyeler ise, bir başkasının hemen aynı espriyi yapmasıyla son bulur, bu sefer aynı espriye herkes gülerdi. böylece az önce mizah yapmaya çalışan kişiye küfretmeden söverdik. bir vakit sonra bu iş öyle bir raddeye geldi ki, çok komik olan esprilerde bile herkes kendini tutar, aynı işlemi gerçekleştirirdi.
lise hayatımız bizim için bu randımanda giderken, günün birisinde aklıma bir fikir geldi. birisini yanımıza çağıracak, ona komik bir olayını anlattıracak, hikayenin sonunda gülmeyecektik ve bir başkası aynı hikayeyi anlatmaya başladığında hepimiz yerlere yatarak, dizlerimize vurarak gülecektik. yazının başında da bahsettiğim arkadaşın da içerisinde bulunduğu 3 kişilik bir grup olarak ilk kurbanımızı seçtik, hikayesini dinledik, kimse gülmedi ve aynı hikayeyi ben anlattım, herkes güldü. sonra 'o' arkadaşıma döndüm ve dedim ki, sıra sende. kabul etti, kurbanımızı seçtik. kurbana, 'heey x, gelsene bi' dedim, yanıma geldi. 'hadi komik bir hikaye anlat bize, sende vardır bir şeyler' dedim, hemen önümdeki sıraya oturdu, sonra bana döndü ve ilk cümlesini kurdu:
'bir gün babamla sahildeyim...'
irfan
evet, sadece irfan. ilkokula giderken okulda bizden yaşça büyük, metal gözlüklü, yarma bi tip vardı. pazartesi sabahları merdivenlerin tam ortasına oturur, sıra halinde okula girmeye çalışan sınıf öğrencilerine yol vermezdi. deliydi ve adı irfandı, herkes ona deli irfan derdi. sırıttığında sarı dişleri meydana çıkar, dişlerinin şekilsizliği küçüklere korku verirdi. sonra sildi herkes kafasından onu, o gidince okuldan. bir tek ben unutamadım galiba. ne zaman irfan yazısı görsem, ne zaman irfan tanısam burnuma beslenme çantası kokusu gelir. havasız kalmış ekmek arası çikolata gelir. ilkokul öğretmenim gelir. küçük bezelyeler, renkli tebeşirler, şimdilerde ışid militanı gibi gezen arkadaşlarımın parlak ve aptal suratları gelir. ah irfan ah, üç kere art arda söylenince en anlamsızlaşan sensin.
edit: imla
evet, sadece irfan. ilkokula giderken okulda bizden yaşça büyük, metal gözlüklü, yarma bi tip vardı. pazartesi sabahları merdivenlerin tam ortasına oturur, sıra halinde okula girmeye çalışan sınıf öğrencilerine yol vermezdi. deliydi ve adı irfandı, herkes ona deli irfan derdi. sırıttığında sarı dişleri meydana çıkar, dişlerinin şekilsizliği küçüklere korku verirdi. sonra sildi herkes kafasından onu, o gidince okuldan. bir tek ben unutamadım galiba. ne zaman irfan yazısı görsem, ne zaman irfan tanısam burnuma beslenme çantası kokusu gelir. havasız kalmış ekmek arası çikolata gelir. ilkokul öğretmenim gelir. küçük bezelyeler, renkli tebeşirler, şimdilerde ışid militanı gibi gezen arkadaşlarımın parlak ve aptal suratları gelir. ah irfan ah, üç kere art arda söylenince en anlamsızlaşan sensin.
edit: imla
yüzündeki şaşkınlığı hiçbir zaman göremeyeceğim ama bir gün seni inan ki şaşırtacağım.
genellikle ayrıldıktan 1 yıl sonra sadece içtikten sonra hatırlanır.
yıllar sonra gelen edit: ve hatırlayış bir rutine döner...
yıllar sonra gelen edit: ve hatırlayış bir rutine döner...
Kestanenin tadını çıkartırken bir yandan da soyduğu kabukları yere atıp ayağıyla ezerek 'çıtırt' sesini duymadan yapamayan insan eylemi.
Akşamları içtiğiniz çay sizi terletmiyor, klozetin kapağına oturduğunuzda g.tünüz donuyorsa bilin ki yaz bitmiştir geçmiş olsun.
Cengiz Bozkurt'un dizide sadece ilk bölümde konuk oyuncu olarak oynayacağını ve daha sonra diziden ayrılıp sevdalum diye diziden devam edeceği haberi çıkmıştır.
Kurban pozunu verip fotoğraf çekilmesini beklerken hızlıca parmaklarınızla birleştirip saatte ortalama 60 km/h ile attığınız Osmanlı tokadı işinizi görecektir.