bugün

gece tuvalete gittikten sonra tekrar yatağa girebildiğin an.
bir oda dolusu insan hep bir ağızdan konuşurken, hafifçe daldığını fark etmektir.
pamuk helva sopasının üzerinde, bir karpuzun kabuğundaydı.
dedenin ısmarladığı gazozdur, mahalle maçlarıdır, dostluktur, evet dostluktur. gerçek dostluk çocuklukta kurulmuş olandır. en saf duyguların beslediği dostluktur. sabahın köründe kalkıp tsubasayı izlemektir. babanın kucağında araba kullanmaktır. yeni aldığın halı sahalarının sevincini arkadaşlarınla paylaşmaktır, saklambaçdır. en çokta herşeyin yolunda olmasıdır.* mutsuzluk ise büyüdüğünde geride bıraktıklarındır, artık sahip olamayacakların.
bardaktaki meyviş idi.
babanın işten eve gelmesini beklemek.
o gelmeden neler getireceğini düşünmek.
en çok da getirdiği fatih marka kurşun kalemlere sevinmek.
sadece bıyıkları çıkan babanın* tek tük çıkan sakallarını kucağına oturup saymak*
bazen 82 bazen 87 çıkan* sakallarını ben saymayı bitirene kadar bana sabretmesi.
hatta kucağından inmemek için "yanlış oldu galiba, ben bir daha sayayım" dememi öpücük tufanı ile karşılaması.
(bkz: babayı özlemek)
Küçük boy cipsten pokemon tasosu çıkması.
(bkz: ebelemeç)
akşam ebesi
su savaşı
sabah 7:30 daki çizgifilm
simiiitttt
ütmek
zillere basıp kaçmak
mahalle maçı
tombi *
plastik araba
kara şimşek
değiş tonton
sakızlardan çıkan yapıştırmalar
bonibonla intihar etmekti.
leblebi tozu.
misket oynarken karambol dendiğinde misketleri kurtarmaktır.
bir parça toblerone ya da patlatılmayı bekleyen bitmiş capri-sun.
daha kolay elde edilebilendi.
babanın pantolonunun cebindeki bozuklukları aşırmak.
babanın eve çikolata ile gelmesi.
çocukken mutluluğun tanımı olabilecek şeyler.

mesela benim için, cumartesi sabahı erkenden kalkıp üçlü koltuğa kurulup çizgi film izlemekti.
© copyright 2005 - 2026