bugün
- almanyadan gelecek akrabadan istenecekler10
- tr den sonradan gelmeler yüzüne imajın zedelenmesi7
- fatma betül sayan kaya53
- muhallebici açıyoruz isim önerileri13
- yağmur yağarken boş sokaklarda yürümek3
- fon madurları2
- queen ravenna adlı yazar10
- stanley termos3
- 28 eylül 2026 türkiye italya maçı38
- ne kadar yaşlısın16
- bir derdim var2
- uefa uluslar ligi7
- ismet gurbuz4
- muslettin amca3
- kendisiyle övünen insanlar12
- beyefendi olmak3
- 29 eylül 2026 mhk başkanı'nın gözaltına alınması8
- prinzenrolle3
- evlilikte özgürlük3
- karton toplayan çocuğa cin kabilesi göndermek4
- trt tarafsız olmalı13
- nokia 3310 denince akla gelenler10
- türkiye31
- yunan basınından türkiye itirafı2
- futbol16
- italya15
- asrın soygunu21
- almancı mehdi3
- yeni parti tüzüğü yerine 20 milyar doları konuşmak9
- birinin seni hiçbir şey bilmiyor sanması3
- yavudilerde kadın2
- istanbul şu an hafif yağmurlu 18 derece5
- ihtiyacı olmadığı halde alışveriş yapan insan4
- muhallebi kıvamı3
- leblebi kurabiyesi3
- özelden küfür eden sözlük kızı4
- seni yok sayacaklar sen daha çok var olacaksın2
- damla sakızlı muhallebi3
- fon olaylarında adı geçen şahıslar4
- bu nasıl hava lan7
- allbea'ya albela diyen hadsiz3
- saçmalamak2
- geç kalmışlık hissi2
- abd'nin ırak'tan çekilmesi2
- gokyuzunun silinen rengi2
- piyangosu bile şaibeli ülkede borsa oynamak2
- asansör2
- rastgele yazarlara mesaj atıp küfretmek4
- nokia 6600 denince akla gelenler5
- sevgili6
internet'in "yeni çıktığı" sıralarda, 1997 yılında, on dört yaşında bir Amerikalı, Nathan Zohner, "sanal dünyayı" birbirine kattı.
Zohner, "dihidrojen monoksit" adlı kimyasal bileşkenin insan sağlığına çok zararlı olduğunu ileri sürüyordu.
Dihidrojen monoksit, kanserli hücrelerde en çok bulunan kimyasal madde olmakla kalmıyor, aynı zamanda yoğun terleme ve kusmaya yol açıyor, ağız yoluyla yüksek dozda alındığında boğulmaya neden oluyordu... Yalnız insan sağlığına değil madenlere de zarar veriyor, uzun süreli temasta paslanmaya ve erimeye de yol açıyordu. Bu korkunç madde aynı zamanda nükleer enerji santrallarında da kullanılıyordu.
Üstelik bu tehlikeli maddeye, Amerika'nın belli başlı bütün su kaynaklarında, yani deniz, nehir, göl ve barajlarında rastlanmıştı. Dihidrojen monoksitin özellikle suya karışması önlenmeliydi!
Zohner, bu amaçla bir imza kampanyası başlattı. Binlerce kişi bu kampanyaya imza verdi.
Sonra da işin suyu çıktı...
Evet, işin "suyu" gerçekten çıkmıştı, çünkü, imza kampanyasında DHMO koduyla geçen bu madde, gerçekten de molekülü iki hidrojen atomuyla bir oksijen atomundan oluşan ve formülü daha ziyade H2O olarak bilinen şeyin, yani bildiğimiz suyun ta kendisiydi!
Zohner'in kendi okulunda, yani hepsi kimya dersi gören Idaho eyaletinin Idaho Falls kasabasının Eagle Rock Junior High School öğrencileri arasında bile, "suyun yasaklanması ve suya su katılmasının önlenmesi" için imza verenlerin oranı, yüzde 86'yı bulmuştu!
Daha sonra da, bu kepazeliğin, insanların "usturuplu yalanlara inanma" katsayısını ölçmek isteyen bir grup Kaliforniya Üniversitesi öğrencisi, Eric Lechner, Lars Norpchen, Matthew Kaufman ve Craig Jackson tarafından olaydan yedi yıl önce tasarlanmış bir sosyalpsikoloji deneyi olduğu ortaya çıktı.
Hatta Jackson, "bakalım kaç enayi takılacak" diye, "DHMO'ya Hayır" adında uyduruk bir sivil toplum örgütü bile kurmuştu!
Zokayı yutanların bir kısmı hidrojen kelimesinden ürkmüş, bir kısmı da "monoksit"i duyunca akıllarına karbon monoksiti getirmiş olmalıydılar...
Fakat burada önemli ve ilginç olan, sürü davranışıydı... Bilimsellik kokan her hıyara elinde tuzlukla koşma yanılgısı... "Birileri imza veriyor, ben de geri kalmayayım" özentisi... Duyduğu, hele Internet'te duyduğu her şeye, anlayıp dinlemeden, üzerinde durup düşünmeden, araştırmadan inanma eğilimi...
O günden beri de bu tutuma "Zohnerizm" adı veriliyor.
Uluslararası sosyalpsikoloji camiasının haberi var mıdır bilmem ama, bizde de buna benzer bir deney, bilimsel olmamakla birlikte en azından "ampirik" düzeyde yapıldı. Bu bir "otoriteye boyun eğme" deneyi oldu.
1986'da, Ferhan Şensoy'un yönettiği "içinden Tramvay Geçen Şarkı" adlı oyunda rol alan genç oyuncular, sahnede giydikleri SS üniformalarıyla istiklal Caddesi'ne inip yol kestiler. Gelip geçenlerden kimlik sordular ve arama yaptılar.
Bir tek Allah'ın kulu itiraz etmedi! Bir tek kişi çıkıp da, "film mi çeviriliyor, ne oluyoruz, siz kimsiniz, bu nerenin üniforması, hangi devirde, hangi ülkede yaşıyoruz, zaman kaymasına mı uğradık, yoksa bizi işletiyor musunuz" demedi!
Herkes kuzu kuzu üstünü başını arattı, herkes kuzu kuzu kimliğini çıkarıp gösterdi. Üstelik arama Almanca yapılmaktaydı ve oyuncular deneklere "Halt! Papieren bitte!" demişlerdi.
Yahu şimdi benim de aklıma ne geldi... Şöyle bir fırlama velet bizde de çıksa da, Internet'te "Ergenekon'un olmadığı kesinlikle kanıtlandı... Örgüt üyesi denenler Atatürk düşmanlarının kurbanlarıymış" diye bir kıtır atsa, inanacak kaç dangalak çıkar acaba?
Hani bazı gazetelerde böyleleri var da, o bakımdan yani...
engin ardıç
Zohner, "dihidrojen monoksit" adlı kimyasal bileşkenin insan sağlığına çok zararlı olduğunu ileri sürüyordu.
Dihidrojen monoksit, kanserli hücrelerde en çok bulunan kimyasal madde olmakla kalmıyor, aynı zamanda yoğun terleme ve kusmaya yol açıyor, ağız yoluyla yüksek dozda alındığında boğulmaya neden oluyordu... Yalnız insan sağlığına değil madenlere de zarar veriyor, uzun süreli temasta paslanmaya ve erimeye de yol açıyordu. Bu korkunç madde aynı zamanda nükleer enerji santrallarında da kullanılıyordu.
Üstelik bu tehlikeli maddeye, Amerika'nın belli başlı bütün su kaynaklarında, yani deniz, nehir, göl ve barajlarında rastlanmıştı. Dihidrojen monoksitin özellikle suya karışması önlenmeliydi!
Zohner, bu amaçla bir imza kampanyası başlattı. Binlerce kişi bu kampanyaya imza verdi.
Sonra da işin suyu çıktı...
Evet, işin "suyu" gerçekten çıkmıştı, çünkü, imza kampanyasında DHMO koduyla geçen bu madde, gerçekten de molekülü iki hidrojen atomuyla bir oksijen atomundan oluşan ve formülü daha ziyade H2O olarak bilinen şeyin, yani bildiğimiz suyun ta kendisiydi!
Zohner'in kendi okulunda, yani hepsi kimya dersi gören Idaho eyaletinin Idaho Falls kasabasının Eagle Rock Junior High School öğrencileri arasında bile, "suyun yasaklanması ve suya su katılmasının önlenmesi" için imza verenlerin oranı, yüzde 86'yı bulmuştu!
Daha sonra da, bu kepazeliğin, insanların "usturuplu yalanlara inanma" katsayısını ölçmek isteyen bir grup Kaliforniya Üniversitesi öğrencisi, Eric Lechner, Lars Norpchen, Matthew Kaufman ve Craig Jackson tarafından olaydan yedi yıl önce tasarlanmış bir sosyalpsikoloji deneyi olduğu ortaya çıktı.
Hatta Jackson, "bakalım kaç enayi takılacak" diye, "DHMO'ya Hayır" adında uyduruk bir sivil toplum örgütü bile kurmuştu!
Zokayı yutanların bir kısmı hidrojen kelimesinden ürkmüş, bir kısmı da "monoksit"i duyunca akıllarına karbon monoksiti getirmiş olmalıydılar...
Fakat burada önemli ve ilginç olan, sürü davranışıydı... Bilimsellik kokan her hıyara elinde tuzlukla koşma yanılgısı... "Birileri imza veriyor, ben de geri kalmayayım" özentisi... Duyduğu, hele Internet'te duyduğu her şeye, anlayıp dinlemeden, üzerinde durup düşünmeden, araştırmadan inanma eğilimi...
O günden beri de bu tutuma "Zohnerizm" adı veriliyor.
Uluslararası sosyalpsikoloji camiasının haberi var mıdır bilmem ama, bizde de buna benzer bir deney, bilimsel olmamakla birlikte en azından "ampirik" düzeyde yapıldı. Bu bir "otoriteye boyun eğme" deneyi oldu.
1986'da, Ferhan Şensoy'un yönettiği "içinden Tramvay Geçen Şarkı" adlı oyunda rol alan genç oyuncular, sahnede giydikleri SS üniformalarıyla istiklal Caddesi'ne inip yol kestiler. Gelip geçenlerden kimlik sordular ve arama yaptılar.
Bir tek Allah'ın kulu itiraz etmedi! Bir tek kişi çıkıp da, "film mi çeviriliyor, ne oluyoruz, siz kimsiniz, bu nerenin üniforması, hangi devirde, hangi ülkede yaşıyoruz, zaman kaymasına mı uğradık, yoksa bizi işletiyor musunuz" demedi!
Herkes kuzu kuzu üstünü başını arattı, herkes kuzu kuzu kimliğini çıkarıp gösterdi. Üstelik arama Almanca yapılmaktaydı ve oyuncular deneklere "Halt! Papieren bitte!" demişlerdi.
Yahu şimdi benim de aklıma ne geldi... Şöyle bir fırlama velet bizde de çıksa da, Internet'te "Ergenekon'un olmadığı kesinlikle kanıtlandı... Örgüt üyesi denenler Atatürk düşmanlarının kurbanlarıymış" diye bir kıtır atsa, inanacak kaç dangalak çıkar acaba?
Hani bazı gazetelerde böyleleri var da, o bakımdan yani...
engin ardıç
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar