bugün
- 14 ağustos 2026 galatasaray çorumspor maçı20
- 14 ağustos 2026 galatasaray çorum fk maçı6
- chplilerin camileri ahıra çevirmesi21
- dusan vlahovic9
- damarsız tüysüz manisa yaprağı26
- lamba2
- kumburgaz plajına gidecek olan gence tavsiyeler24
- hazırız ve kararlıyız hedef 20712
- tayt giyen kevaşeyi götten sikmek8
- mansur yavaş'ın iyi parti'ye geçmesi15
- zallın 1 aylık kazancını yazarlarına dağıtma planı5
- iremga32
- sözlükte elit zevkleri olan insan olmaması34
- monica bellucci bakışı4
- mehdi saçmalığı ile kandırılan milyonlar9
- distopik film önerisi6
- aşkım sakso ne demek diye soran kız4
- mehdi nereye inecek sorunsalı10
- recep tayyip erdoğan'ın kazanmasının asıl nedeni16
- beni biraz da şu tarafa doğru sev3
- galatasaray12
- umreye gidene ve gelene ne denir7
- velvet15
- victor osimhen14
- sözlükte iki gündür dönen erkek memesi muhabbeti8
- anın görüntüsü31
- sözlükte marka olmak11
- yağmur yağdıktan sonra oluşan koku6
- kedi tekmelemek11
- aykolik'in her gün mastürbasyon yapması29
- discordçu iki arkadaşa rastlamak3
- sebahattin şirin21
- ishal olmak5
- galatahahahahahaha3
- uludağ sözlük evreni9
- z kuşağı3
- bir bela geliyor8
- biranın üstüne rakı içmek2
- yandım çavuş ayranı3
- haftanın gammazları listesi25
- dursun özbek3
- süleymancılar14
- uludağ sözlük hacc organizasyonu5
- sözlük erkeklerinin göğüsleri19
- yemek yapmayı bilmeyen kadın17
- okan buruk'un şişirilmiş bir balon olması2
- alevi kızların alev alev yanması7
- doruk madencilik işçilerinin direnişi5
- yakışıklı seri katil4
- faiz yer misiniz ya da yiyor musunuz6
internet'in "yeni çıktığı" sıralarda, 1997 yılında, on dört yaşında bir Amerikalı, Nathan Zohner, "sanal dünyayı" birbirine kattı.
Zohner, "dihidrojen monoksit" adlı kimyasal bileşkenin insan sağlığına çok zararlı olduğunu ileri sürüyordu.
Dihidrojen monoksit, kanserli hücrelerde en çok bulunan kimyasal madde olmakla kalmıyor, aynı zamanda yoğun terleme ve kusmaya yol açıyor, ağız yoluyla yüksek dozda alındığında boğulmaya neden oluyordu... Yalnız insan sağlığına değil madenlere de zarar veriyor, uzun süreli temasta paslanmaya ve erimeye de yol açıyordu. Bu korkunç madde aynı zamanda nükleer enerji santrallarında da kullanılıyordu.
Üstelik bu tehlikeli maddeye, Amerika'nın belli başlı bütün su kaynaklarında, yani deniz, nehir, göl ve barajlarında rastlanmıştı. Dihidrojen monoksitin özellikle suya karışması önlenmeliydi!
Zohner, bu amaçla bir imza kampanyası başlattı. Binlerce kişi bu kampanyaya imza verdi.
Sonra da işin suyu çıktı...
Evet, işin "suyu" gerçekten çıkmıştı, çünkü, imza kampanyasında DHMO koduyla geçen bu madde, gerçekten de molekülü iki hidrojen atomuyla bir oksijen atomundan oluşan ve formülü daha ziyade H2O olarak bilinen şeyin, yani bildiğimiz suyun ta kendisiydi!
Zohner'in kendi okulunda, yani hepsi kimya dersi gören Idaho eyaletinin Idaho Falls kasabasının Eagle Rock Junior High School öğrencileri arasında bile, "suyun yasaklanması ve suya su katılmasının önlenmesi" için imza verenlerin oranı, yüzde 86'yı bulmuştu!
Daha sonra da, bu kepazeliğin, insanların "usturuplu yalanlara inanma" katsayısını ölçmek isteyen bir grup Kaliforniya Üniversitesi öğrencisi, Eric Lechner, Lars Norpchen, Matthew Kaufman ve Craig Jackson tarafından olaydan yedi yıl önce tasarlanmış bir sosyalpsikoloji deneyi olduğu ortaya çıktı.
Hatta Jackson, "bakalım kaç enayi takılacak" diye, "DHMO'ya Hayır" adında uyduruk bir sivil toplum örgütü bile kurmuştu!
Zokayı yutanların bir kısmı hidrojen kelimesinden ürkmüş, bir kısmı da "monoksit"i duyunca akıllarına karbon monoksiti getirmiş olmalıydılar...
Fakat burada önemli ve ilginç olan, sürü davranışıydı... Bilimsellik kokan her hıyara elinde tuzlukla koşma yanılgısı... "Birileri imza veriyor, ben de geri kalmayayım" özentisi... Duyduğu, hele Internet'te duyduğu her şeye, anlayıp dinlemeden, üzerinde durup düşünmeden, araştırmadan inanma eğilimi...
O günden beri de bu tutuma "Zohnerizm" adı veriliyor.
Uluslararası sosyalpsikoloji camiasının haberi var mıdır bilmem ama, bizde de buna benzer bir deney, bilimsel olmamakla birlikte en azından "ampirik" düzeyde yapıldı. Bu bir "otoriteye boyun eğme" deneyi oldu.
1986'da, Ferhan Şensoy'un yönettiği "içinden Tramvay Geçen Şarkı" adlı oyunda rol alan genç oyuncular, sahnede giydikleri SS üniformalarıyla istiklal Caddesi'ne inip yol kestiler. Gelip geçenlerden kimlik sordular ve arama yaptılar.
Bir tek Allah'ın kulu itiraz etmedi! Bir tek kişi çıkıp da, "film mi çeviriliyor, ne oluyoruz, siz kimsiniz, bu nerenin üniforması, hangi devirde, hangi ülkede yaşıyoruz, zaman kaymasına mı uğradık, yoksa bizi işletiyor musunuz" demedi!
Herkes kuzu kuzu üstünü başını arattı, herkes kuzu kuzu kimliğini çıkarıp gösterdi. Üstelik arama Almanca yapılmaktaydı ve oyuncular deneklere "Halt! Papieren bitte!" demişlerdi.
Yahu şimdi benim de aklıma ne geldi... Şöyle bir fırlama velet bizde de çıksa da, Internet'te "Ergenekon'un olmadığı kesinlikle kanıtlandı... Örgüt üyesi denenler Atatürk düşmanlarının kurbanlarıymış" diye bir kıtır atsa, inanacak kaç dangalak çıkar acaba?
Hani bazı gazetelerde böyleleri var da, o bakımdan yani...
engin ardıç
Zohner, "dihidrojen monoksit" adlı kimyasal bileşkenin insan sağlığına çok zararlı olduğunu ileri sürüyordu.
Dihidrojen monoksit, kanserli hücrelerde en çok bulunan kimyasal madde olmakla kalmıyor, aynı zamanda yoğun terleme ve kusmaya yol açıyor, ağız yoluyla yüksek dozda alındığında boğulmaya neden oluyordu... Yalnız insan sağlığına değil madenlere de zarar veriyor, uzun süreli temasta paslanmaya ve erimeye de yol açıyordu. Bu korkunç madde aynı zamanda nükleer enerji santrallarında da kullanılıyordu.
Üstelik bu tehlikeli maddeye, Amerika'nın belli başlı bütün su kaynaklarında, yani deniz, nehir, göl ve barajlarında rastlanmıştı. Dihidrojen monoksitin özellikle suya karışması önlenmeliydi!
Zohner, bu amaçla bir imza kampanyası başlattı. Binlerce kişi bu kampanyaya imza verdi.
Sonra da işin suyu çıktı...
Evet, işin "suyu" gerçekten çıkmıştı, çünkü, imza kampanyasında DHMO koduyla geçen bu madde, gerçekten de molekülü iki hidrojen atomuyla bir oksijen atomundan oluşan ve formülü daha ziyade H2O olarak bilinen şeyin, yani bildiğimiz suyun ta kendisiydi!
Zohner'in kendi okulunda, yani hepsi kimya dersi gören Idaho eyaletinin Idaho Falls kasabasının Eagle Rock Junior High School öğrencileri arasında bile, "suyun yasaklanması ve suya su katılmasının önlenmesi" için imza verenlerin oranı, yüzde 86'yı bulmuştu!
Daha sonra da, bu kepazeliğin, insanların "usturuplu yalanlara inanma" katsayısını ölçmek isteyen bir grup Kaliforniya Üniversitesi öğrencisi, Eric Lechner, Lars Norpchen, Matthew Kaufman ve Craig Jackson tarafından olaydan yedi yıl önce tasarlanmış bir sosyalpsikoloji deneyi olduğu ortaya çıktı.
Hatta Jackson, "bakalım kaç enayi takılacak" diye, "DHMO'ya Hayır" adında uyduruk bir sivil toplum örgütü bile kurmuştu!
Zokayı yutanların bir kısmı hidrojen kelimesinden ürkmüş, bir kısmı da "monoksit"i duyunca akıllarına karbon monoksiti getirmiş olmalıydılar...
Fakat burada önemli ve ilginç olan, sürü davranışıydı... Bilimsellik kokan her hıyara elinde tuzlukla koşma yanılgısı... "Birileri imza veriyor, ben de geri kalmayayım" özentisi... Duyduğu, hele Internet'te duyduğu her şeye, anlayıp dinlemeden, üzerinde durup düşünmeden, araştırmadan inanma eğilimi...
O günden beri de bu tutuma "Zohnerizm" adı veriliyor.
Uluslararası sosyalpsikoloji camiasının haberi var mıdır bilmem ama, bizde de buna benzer bir deney, bilimsel olmamakla birlikte en azından "ampirik" düzeyde yapıldı. Bu bir "otoriteye boyun eğme" deneyi oldu.
1986'da, Ferhan Şensoy'un yönettiği "içinden Tramvay Geçen Şarkı" adlı oyunda rol alan genç oyuncular, sahnede giydikleri SS üniformalarıyla istiklal Caddesi'ne inip yol kestiler. Gelip geçenlerden kimlik sordular ve arama yaptılar.
Bir tek Allah'ın kulu itiraz etmedi! Bir tek kişi çıkıp da, "film mi çeviriliyor, ne oluyoruz, siz kimsiniz, bu nerenin üniforması, hangi devirde, hangi ülkede yaşıyoruz, zaman kaymasına mı uğradık, yoksa bizi işletiyor musunuz" demedi!
Herkes kuzu kuzu üstünü başını arattı, herkes kuzu kuzu kimliğini çıkarıp gösterdi. Üstelik arama Almanca yapılmaktaydı ve oyuncular deneklere "Halt! Papieren bitte!" demişlerdi.
Yahu şimdi benim de aklıma ne geldi... Şöyle bir fırlama velet bizde de çıksa da, Internet'te "Ergenekon'un olmadığı kesinlikle kanıtlandı... Örgüt üyesi denenler Atatürk düşmanlarının kurbanlarıymış" diye bir kıtır atsa, inanacak kaç dangalak çıkar acaba?
Hani bazı gazetelerde böyleleri var da, o bakımdan yani...
engin ardıç
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar