bugün
- hünkar beğendi vs alinazik7
- karton toplarken kafaya yıldırım düşmesi6
- iş yerinde topuklu ayakkabı giymeyen kadın9
- kova burcu erkeği akrep kadını3
- en lezzetli balık21
- bir kız true ile arkadaş olabilir mi4
- fransa'nın türkiye'ye atacağı gol sayısı3
- birikim yapmak5
- queen ravenna'nın arabasını çalmak2
- ilk buluşmaya 46 adet deveyle gelen kız3
- sifonun sızdırıyorsa kaçenzinyo2
- karton toplarken tırın altında kalmak3
- derdinizi dinlerken rakı sofrası kuran psikolog2
- ganyan bayisine cilt bakımı yaptırıp giren erkek2
- acı gerçekler2
- muhalif kızların ak partili erkeklere aşık olması5
- ellerim bos gonlum hos5
- yapay zeka mod entryde mala mal deyince siliyor2
- lise yıllarına ait bir şey söyleyin13
- ilk buluşmada 16 adet cağ kebabı yiyen kız9
- yabancı bir ülkede yabancı birinin evinde uyumak2
- nejat uygur2
- lost vs prison break2
- can holding'in 33 şirketini geri alması5
- o kişi sözlüğe girince ne yapmalı3
- arkadaşlar bi bakar mısınız6
- ne bakıyorsunuz yazsanıza3
- karınızı oto yıkamada yıkar mısınız3
- türkiye medeni bi ülkeyse neden hristiyan yok29
- true nickli yazar24
- deprem2
- israil10
- dünya2
- ayakkabının ayağa vurmasının oluşturduğu durum11
- sözlüğün kalitesinin bu aralar biraz düzelmesi3
- karşı cinsteki en itici özellik12
- sabahları nefret edilen şeyler10
- erdoğan'ın new york ta iş adamlarıyla buluşması3
- ben geldim naneler13
- dünyanın en çok ziyaret edilen şehirleri2
- çok seviyorsan birini2
- kabul görmüş fikirlere itiraz etmek7
- anın görüntüsü25
- garip bir rüya gördüm5
- gocu33
- karton toplarken cin musallat olması6
- mansur yavaş14
- bilmeyen birine ulu sözlüğü tek cümle ile anlat11
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı12
- asena keskinci3
her sabah kafa siken hede höde.
balkondan sepet sarkıtarak domates istediğinizde mahsus çürükleri dolduran arabacı.
Annemin ' sanki seyahate çıkmışlar gibi hızlı hızlı gidiyorlar.Öteberi satma peşinde değil bunlar.Bir türlü yakalayıp portakal alamadım ' dediği esnaf takımıdır.
az önce kapımızın önünden geçen bu hedönün dediklerini yazıyorum:
patates var, soğan var, patates var, domates var, soğan var, patates var, domates var, patlıcan var, patates var...
hayır duyan da sana ki adam milyonlarca farklı çeşit sebze satıyor. güldürdü bak şimdi.
patates var, soğan var, patates var, domates var, soğan var, patates var, domates var, patlıcan var, patates var...
hayır duyan da sana ki adam milyonlarca farklı çeşit sebze satıyor. güldürdü bak şimdi.
hergün, kapımızın önünden yanlari açık römörküyle birlikte geçen, çocukluğumdan beri belki de birçok kez birşeyler almaya gittigim, anonsunu her duyduğumda beni çocukluğuma döndüren arabali seyyar saticidir..
(bkz: binbir çeşit)
genellikle sokak aralarında seyyar vaziyette dolaşan ve sebze - meyve satan
perakendeci.
yani, dolaşırlardı.. artık ne görüyor, ne de denk geliyorum.
biraz içimi dökmek istiyorum:
çocukluğumun en güzel detaylarından biridir zerzevatçılar. poposunda römorkla gezen, bu römorkta muhtelif sebze ve meyve satan bi' zerzevatçı dolanırdı mahallemizde. "zerzevatçiiiiiiyavvv" diye uzatır; mahalleliye reklam ederdi kendini. elindeki kepçeyi bir hışım bırakan anne ve annelerimiz bir hışım sokağa seğirtir, römorktaki ürünleri inceler, ve ihtiyaç dahilinde olan ürünlerin pazarlığını yaparlardı. oldukça hummalı bir pazarlık söz konusu olurdu. bu esnada biz de koca traktör tekerini inceler, tekerin dişlerinin arasına kıkırdaktan hallice olan ellerimizi sokar, güya ölçü almaya çalışır ve ağız çehremizin kenarındaki ekmek arasından arta kalan peynir bakiyelerine aldırmaksızın kıkırdardık. netice olarak annelerimiz ve zerzevatçı arasında gerçekleşen hummalı pazarlık sonlanır ve bir iki kilo yeşillik alınırdı. yazın kavurucu sıcağında alnının çatından terlemiş olan zerzevatçı abimiz bir hışım kontağa parmaklarıyla tekrardan yüklenir ve oldukça gürültülü bir şekilde sokağı terk ederdi. biz çocuklar da peşinden koşar, şen kahkahalarla kendimizce uğurlama merasimi yapardık.
aradan yıllar geçtikten sonra işi daha da ilerleten pek çalışkan zerzevatçımız, iveco marka kamyonet almıştı. işin esprisi kaçmaya, tadı tuzu bozulmaya başlamıştı sanki.. mamafih, biz de büyümüştük biraz. kovalayarak gerçekleştirdiğimiz uğurlama merasimleri sonlanmış, iveco kamyonetin o tatsız sesine ve kara duman atan vaziyetine eşlik etmeyi bırakmıştık. gel zaman git zaman, seyyar sebze tüccarı da yok olmuş ve gitmişti. hep bir eksiklik, hep bir sessizlik olmuştu. her gün yaşanılan o tatlı heyecan bir anda uçtu ve gitti. geriye sadece, sokağın havlayan sakinlerinin pek ala bir telaşla kovaladığı hurdacılar kaldı. zerzevatçının tadını veremedi..
sonra mı?
büyüdük...
perakendeci.
yani, dolaşırlardı.. artık ne görüyor, ne de denk geliyorum.
biraz içimi dökmek istiyorum:
çocukluğumun en güzel detaylarından biridir zerzevatçılar. poposunda römorkla gezen, bu römorkta muhtelif sebze ve meyve satan bi' zerzevatçı dolanırdı mahallemizde. "zerzevatçiiiiiiyavvv" diye uzatır; mahalleliye reklam ederdi kendini. elindeki kepçeyi bir hışım bırakan anne ve annelerimiz bir hışım sokağa seğirtir, römorktaki ürünleri inceler, ve ihtiyaç dahilinde olan ürünlerin pazarlığını yaparlardı. oldukça hummalı bir pazarlık söz konusu olurdu. bu esnada biz de koca traktör tekerini inceler, tekerin dişlerinin arasına kıkırdaktan hallice olan ellerimizi sokar, güya ölçü almaya çalışır ve ağız çehremizin kenarındaki ekmek arasından arta kalan peynir bakiyelerine aldırmaksızın kıkırdardık. netice olarak annelerimiz ve zerzevatçı arasında gerçekleşen hummalı pazarlık sonlanır ve bir iki kilo yeşillik alınırdı. yazın kavurucu sıcağında alnının çatından terlemiş olan zerzevatçı abimiz bir hışım kontağa parmaklarıyla tekrardan yüklenir ve oldukça gürültülü bir şekilde sokağı terk ederdi. biz çocuklar da peşinden koşar, şen kahkahalarla kendimizce uğurlama merasimi yapardık.
aradan yıllar geçtikten sonra işi daha da ilerleten pek çalışkan zerzevatçımız, iveco marka kamyonet almıştı. işin esprisi kaçmaya, tadı tuzu bozulmaya başlamıştı sanki.. mamafih, biz de büyümüştük biraz. kovalayarak gerçekleştirdiğimiz uğurlama merasimleri sonlanmış, iveco kamyonetin o tatsız sesine ve kara duman atan vaziyetine eşlik etmeyi bırakmıştık. gel zaman git zaman, seyyar sebze tüccarı da yok olmuş ve gitmişti. hep bir eksiklik, hep bir sessizlik olmuştu. her gün yaşanılan o tatlı heyecan bir anda uçtu ve gitti. geriye sadece, sokağın havlayan sakinlerinin pek ala bir telaşla kovaladığı hurdacılar kaldı. zerzevatçının tadını veremedi..
sonra mı?
büyüdük...
Tarihin tozlu sayfalarına girmesine ramak kalmış meslek.
Oysa ne samimi, ne büyük konfordur...
Pazar ayağınıza gelir...
Oysa ne samimi, ne büyük konfordur...
Pazar ayağınıza gelir...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar