yokluğun, derinden bir sızı.
sen yokken anlamsız artık,
bu şehrin tüm sokakları...
yokluğun, bir piç gibi boynu bükük.
yokluğun,

cehennemin öbür adıdır
üşüyorum,
kapama gözlerini.

(bkz: ahmed arif)
yokluğun,
sırf seni görebilmek için uyuyup
rüyalarda hasret giderdiğim
sürekli bir geri sayım hali.
yokluğun,
ateşten bir ok
saplanır yüreğime.
yokluğun,
akıllara zarar bir hassasiyet sebebi.
yokluğun,
kış bahçesinin çamurlu yüzü gibi.
yokluğun,
bir kedinin sütsüz kalması,
bass gitarın, ritmleri tamamlayacak davulcu eksikliğini hissetmesi,
sıcak battaniyenin içindeki, bir çift ayak tır. o değilde neden 2 çift değil ?
hasretinle yandı gönlüm adlı şarkıyı çağrıştıran kelime.
yokluğun,
kaybolan çorabın tekinin,
diğer kaybolan çoraplarla kombine olmasıdır.
biri gri biri kahverengi biri ten rengi.

not: ten rengi ne lan. ten rengi çorap, ah saat kaç oldu ezan okundu, at kaçtı torba düştü, 05:28 ve hala kilotlu çorap fetiştiyim lan. demek ki saat fark etmiyor, hayır yeni fark etmedim tabi ama ama sı var.
Varlığınla aynı anlama geliyorsa varliginin hiçbir onemi kalmaz. Illa trollucem (sad).
Can yakar.
bir kıymık gibiydim hayatında,
gözle görülemeyecek kadar küçük,
cımbıza gelecek kadar narin,
yarın yok gibi yaşayalım demiştik oysa bir zamanlar,
tutamadım kendimi,
rahatsızlık babadan kalma kronik bir hastalık gibi,
tek ziynetim kaybettiklerimden arta kalanlar,
yokluğum, yokluğun...
© copyright 2005 - 2026