bugün
- fatma betül sayan kaya milletin nene hatunu dur7
- eğitim seviyesi azaldıkça kişide artan şey12
- polo ralph lauren vs us polo assn3
- cennet çamuru3
- keyif kaçıran şeyler4
- akp'nin kemalistleşmesi4
- kemal kılıçdaroğlu vs bülent ecevit2
- ne bu fon vurgunu5
- cenneti arzulayan örnek yaşam sürer5
- sözlüğün yeni tasarımı22
- samsak döveci9
- barbunya pilakisi seven bokkefali4
- memur olup sıradan bir hayatla geberip gitmek8
- özür dilerim ile kusura bakma arasındaki farklar7
- sözlük yazarlarının su bardakları6
- eskiden arkadaşlar genelevde aynı kadına gitmezdi10
- anın görüntüsü24
- tinto brass12
- aponun villası9
- sözlük hanımlarının bugünkü kıyafetleri40
- opel vectra b4
- masterchef 20263
- galatasaray amed operasyonu4
- italyan arabaları3
- kimseye ihtiyaç duymamak5
- paranın mutluluk getirmemesi7
- holocaust2
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı93
- pforzheim toplum mürşidi piizci ismed efendi2
- rüyada hiç gitmediğin mekanı görmek4
- kötü bir insan mıyım ben5
- yaşadım demek için ne yapmalı7
- uludede ile hacca gitmek3
- konuşurken anladın mı deyip duran tip6
- bik bik'in gerçek yüzü2
- hayal garip2
- şeriatı savunan begüm polat'ın şaplak şovu49
- sense and sensibility2
- terhis oluyorum sözlük21
- yazarların kedilerine söylemek istedikleri4
- atatürk denilince akla ilk gelen takım2
- kadınlar nasıl giyinmeli sorunsalı14
- hababam sınıfı3
- sözlüğün en ılık yazarı3
- belediye ruhsat birimi3
- royal starla kuş pazarına gitmek2
- fatma betül sayan kaya28
- küfürlü atasözleri4
- şikayet et butonunun çalışmaması2
- queen ravenna sözlüğün kraliçesidir14
ve böyle bi dünyada köylülerin birbirine anlattığı hikayelerle, ortaya çıkan büyülü gerçekliği bi düşleyin bakalım:
ilk Lanet: Çocuklukta Gelen Kurdeşen
Yedi yaşımda, Abu ayının en sıcak gecesi. Tarlada uyuyakalmışım. Uyanınca bütün vücudum kırmızı kabarcıklarla doluydu. Annem dedi ki: “Mot seni öptü.”
O gece rüyamda yeraltından bir kadın çıktı mot çırılçıplak, gözleri boş. Parmaklarımla kabarcıkları kaşıdıkça kanadı, kan toprağa aktıkça kabarcıklar büyüdü.
Rahip bir curse tableti gömdü başucuma: “Mot’un eli çekilsin!” Ama işe yaramadı. O kabarcıklar hâlâ bedenimde, sadece kışın kayboluyor Baal yağmur gönderince.
Kardeşimin Gözleri
Kışın, Araḫšamna’da, Yam sel bastığında kardeşim denize açıldı. Döndüğünde gözleri beyazlaşmıştı. Konuşmuyordu, sadece “Yam… Yam…” diye mırıldanıyordu.
Köyün büyücüsü dedi ki: “Deniz ruhu gözlerini aldı, yerine tuzlu su koydu.”
Üç gün sonra kendini Sapan Dağı’ndan attı. Cesedi parçalanmış, ağzından köpük geliyordu.
O geceden beri ben de bazen tuzlu su tadıyorum dilimde. Yam’ın laneti ailemize bulaştı.
Veba: Köyün Çocukları
Üç yaz önce, Mot tam hâkimken, köyün bütün çocukları aynı anda ateşlendi. Karnı şişenler, dili kara olanlar, gözleri sararanlar…
Rahip kurban kesti, boğazından kan boşalttı Baal tapınağına. Ama kan toprağa değdiği anda rüzgâr ters esti, kan köyün içine sıçradı.
Yedi çocuk öldü. Cesetleri gece mezarlığa taşırken, anneler bağırıyordu: “Mot onları yuttu!”
Benim küçük kızım da gitti. Adı Pdry’ydi Baal’in ışık kızı gibi. Öldüğünde gözleri hâlâ açıktı, içinde küçük bir akrep geziniyordu. Mot’un işareti.
Komşunun Karısı
Adı Anat gibiydi, ama gerçek Anat değil. Yaz ortasında, kocasını tunç bıçakla doğradı. Parçaladı, ateş yaktı, külünü tarlaya serpti.
“Mot bana fısıldadı,” dedi. “Kocamın eti bereket getirecek.”
Köyün yaşlıları onu taşladı. Ama taşlar ona değdiğinde, kadın gülüyordu. Gülüşü hâlâ kulaklarımda: “Mot beni öpmeye devam edecek.”
Uyurgezerlik: Benim Lanetim
Her Ulūlu dolunayında uyanıyorum. Ayaklarım beni mezarlığa götürüyor. Orada, Pdry’nin mezarında oturuyorum.
Bazen bir ses duyuyorum –yeraltından: “Baba, açım.”
Elimi toprağa sokuyorum, soğuk. Parmaklarım bir şeye değiyor: küçük bir kemik.
Kendi kızımın mı, yoksa Mot’un mu bilmiyorum.
Büyü ve Karşı Büyü
Rahip her sonbahar curse tabletleri gömüyor köyün dört köşesine:
“Mot çekilsin, Baal yağmur göndersin!”
Ama tabletlerden biri kırıldı geçen yıl. içinde yazan isim benimkiydi.
O geceden beri sırtımda bir ağrı: omurgamda bir yılan dolaşıyor sanki. Doktor değil, büyücü değil, kimse çıkaramıyor.
ilk Lanet: Çocuklukta Gelen Kurdeşen
Yedi yaşımda, Abu ayının en sıcak gecesi. Tarlada uyuyakalmışım. Uyanınca bütün vücudum kırmızı kabarcıklarla doluydu. Annem dedi ki: “Mot seni öptü.”
O gece rüyamda yeraltından bir kadın çıktı mot çırılçıplak, gözleri boş. Parmaklarımla kabarcıkları kaşıdıkça kanadı, kan toprağa aktıkça kabarcıklar büyüdü.
Rahip bir curse tableti gömdü başucuma: “Mot’un eli çekilsin!” Ama işe yaramadı. O kabarcıklar hâlâ bedenimde, sadece kışın kayboluyor Baal yağmur gönderince.
Kardeşimin Gözleri
Kışın, Araḫšamna’da, Yam sel bastığında kardeşim denize açıldı. Döndüğünde gözleri beyazlaşmıştı. Konuşmuyordu, sadece “Yam… Yam…” diye mırıldanıyordu.
Köyün büyücüsü dedi ki: “Deniz ruhu gözlerini aldı, yerine tuzlu su koydu.”
Üç gün sonra kendini Sapan Dağı’ndan attı. Cesedi parçalanmış, ağzından köpük geliyordu.
O geceden beri ben de bazen tuzlu su tadıyorum dilimde. Yam’ın laneti ailemize bulaştı.
Veba: Köyün Çocukları
Üç yaz önce, Mot tam hâkimken, köyün bütün çocukları aynı anda ateşlendi. Karnı şişenler, dili kara olanlar, gözleri sararanlar…
Rahip kurban kesti, boğazından kan boşalttı Baal tapınağına. Ama kan toprağa değdiği anda rüzgâr ters esti, kan köyün içine sıçradı.
Yedi çocuk öldü. Cesetleri gece mezarlığa taşırken, anneler bağırıyordu: “Mot onları yuttu!”
Benim küçük kızım da gitti. Adı Pdry’ydi Baal’in ışık kızı gibi. Öldüğünde gözleri hâlâ açıktı, içinde küçük bir akrep geziniyordu. Mot’un işareti.
Komşunun Karısı
Adı Anat gibiydi, ama gerçek Anat değil. Yaz ortasında, kocasını tunç bıçakla doğradı. Parçaladı, ateş yaktı, külünü tarlaya serpti.
“Mot bana fısıldadı,” dedi. “Kocamın eti bereket getirecek.”
Köyün yaşlıları onu taşladı. Ama taşlar ona değdiğinde, kadın gülüyordu. Gülüşü hâlâ kulaklarımda: “Mot beni öpmeye devam edecek.”
Uyurgezerlik: Benim Lanetim
Her Ulūlu dolunayında uyanıyorum. Ayaklarım beni mezarlığa götürüyor. Orada, Pdry’nin mezarında oturuyorum.
Bazen bir ses duyuyorum –yeraltından: “Baba, açım.”
Elimi toprağa sokuyorum, soğuk. Parmaklarım bir şeye değiyor: küçük bir kemik.
Kendi kızımın mı, yoksa Mot’un mu bilmiyorum.
Büyü ve Karşı Büyü
Rahip her sonbahar curse tabletleri gömüyor köyün dört köşesine:
“Mot çekilsin, Baal yağmur göndersin!”
Ama tabletlerden biri kırıldı geçen yıl. içinde yazan isim benimkiydi.
O geceden beri sırtımda bir ağrı: omurgamda bir yılan dolaşıyor sanki. Doktor değil, büyücü değil, kimse çıkaramıyor.
tüm doğa olaylarının antropomorfik büyüsel güçlere, şeytani ve ilahi ruhlara atfedildiği bi dünyada yaşamak nasıl olurdu hayal edin, hele böylesi bi şehirde uyumak, rüya görmek:
"Ayaklarım yerden kesildi.
Bedenim yoktu artık.
Ruhum yeraltına düştü.
Ereshkigal’in rahmi sonsuz rahimdi.
Her rahimde bir Inanna çırılçıplak asılıydı.
Her Inanna’da bir Anat kılıç sallıyordu.
Her kılıçta bir damla kan vardı.
Her damla kanda bir Milkarth vardı.
Bir Milkarth bağırıyordu:
“Çıkmak istiyorum!”
Ama çıkmak da içeri girmekti.
Çünkü dışarı diye bir şey yoktu."
"Elime bir şey değdi.
Bir tunç bıçak.
Ama bıçak büyüdü.
Kendi kendine büyüdü, sonsuz sayıda bıçak oldu.
Her kesikte başka bir bıçak doğdu.
Kestim neyi kestiğimi bilmiyorum.
Kestiğim şey kanadı.
Kan damlası yere düştü.
Damla zeytin ağacı oldu.
Ağaç büyüdü, gökyüzüne ulaştı.
Gökyüzü pencere oldu.
Pencereden Baal baktı.
Baal gülümsedi.
Gülümsemesi bir damla oldu.
Damla alnıma düştü."
"Ayağa kalktım.
Zeytin ağacının gövdesine dokundum.
Parmağım kabuğun içine battı.
Sanki ağaç sıvıydı.
içeri girdim.
Ağacın içinde bir mağara vardı Neolitik mağara, Halaf çanakları kırılmış, duvarlarda boynuzlu El figürleri.
Ama figürler hareket ediyordu.
El bana baktı ve dedi:
“Sen benim torunum değil misin? Bin kez doğdun, bin kez öldün.”
Sonra El’in yüzü Baal’a dönüştü.
Baal’ın yüzü Mot’a.
Mot’un yüzü Pdry’ye kızımın yüzüne.
Kızım gülümsedi"
"Ayaklarım yerden kesildi.
Bedenim yoktu artık.
Ruhum yeraltına düştü.
Ereshkigal’in rahmi sonsuz rahimdi.
Her rahimde bir Inanna çırılçıplak asılıydı.
Her Inanna’da bir Anat kılıç sallıyordu.
Her kılıçta bir damla kan vardı.
Her damla kanda bir Milkarth vardı.
Bir Milkarth bağırıyordu:
“Çıkmak istiyorum!”
Ama çıkmak da içeri girmekti.
Çünkü dışarı diye bir şey yoktu."
"Elime bir şey değdi.
Bir tunç bıçak.
Ama bıçak büyüdü.
Kendi kendine büyüdü, sonsuz sayıda bıçak oldu.
Her kesikte başka bir bıçak doğdu.
Kestim neyi kestiğimi bilmiyorum.
Kestiğim şey kanadı.
Kan damlası yere düştü.
Damla zeytin ağacı oldu.
Ağaç büyüdü, gökyüzüne ulaştı.
Gökyüzü pencere oldu.
Pencereden Baal baktı.
Baal gülümsedi.
Gülümsemesi bir damla oldu.
Damla alnıma düştü."
"Ayağa kalktım.
Zeytin ağacının gövdesine dokundum.
Parmağım kabuğun içine battı.
Sanki ağaç sıvıydı.
içeri girdim.
Ağacın içinde bir mağara vardı Neolitik mağara, Halaf çanakları kırılmış, duvarlarda boynuzlu El figürleri.
Ama figürler hareket ediyordu.
El bana baktı ve dedi:
“Sen benim torunum değil misin? Bin kez doğdun, bin kez öldün.”
Sonra El’in yüzü Baal’a dönüştü.
Baal’ın yüzü Mot’a.
Mot’un yüzü Pdry’ye kızımın yüzüne.
Kızım gülümsedi"
ugarit diyarına dair kurgusal bi şiir:
Ben Milkarth.
Ya da Milkarth’tım.
Şimdi damlanın içindeki damlayım.
Ve damla beni yuttu.
Bir saniye önce zeytin ağacının altında oturuyordum.
Bir damla yağmur alnıma düştü.
O damla düştüğü anda her şey birbirine girdi.
Damla içinde Deniz, Deniz içinde Damla
Yağmur damlası gözüme girdi.
içinde Yam’ın okyanusu vardı.
Ama okyanus benim gözümdü.
Gözüm dalga oldu, dalga gözüm oldu.
Yam’ın yılan başı kendi boynumdan çıktı.
Boynumu ısırdı.
Isırık damla oldu.
Damla yere düştü Minet el-Beida limanı oldu.
Limanın içinde Sapan Dağı duruyordu.
Dağın zirvesinde Baal’ın sarayı vardı.
Sarayın penceresi benim ağzımdı.
Ağzımdan gök gürültüsü çıktı.
Gök gürültüsü kendi kulaklarıma geri girdi.
Kulaklarım yam’ın dalgaları oldu.
Dalgalar damla oldu.
Damla alnıma geri düştü.
Zeytin Ağacı Yuttu Köyü, Köy Yuttu Dağı
Ayağa kalktım.
Zeytin ağacının gövdesine dokundum.
Gövde köyümün kapısı oldu.
Kapıdan içeri girdim Ereshkigal’in yeraltı rahmiydi.
Rahmin içinde Athirat oturuyordu, emziriyordu.
Ama emzirdiği Mottu.
Mot büyüdü, Sapan Dağı oldu.
Dağın içinde köyüm vardı.
Köyün içinde zeytin ağacı vardı.
Ağacın içinde ben vardım.
Ben damlaydım.
Damla alnıma düştü.
görsel
görsel
görsel
görsel
görsel
Ben Milkarth.
Ya da Milkarth’tım.
Şimdi damlanın içindeki damlayım.
Ve damla beni yuttu.
Bir saniye önce zeytin ağacının altında oturuyordum.
Bir damla yağmur alnıma düştü.
O damla düştüğü anda her şey birbirine girdi.
Damla içinde Deniz, Deniz içinde Damla
Yağmur damlası gözüme girdi.
içinde Yam’ın okyanusu vardı.
Ama okyanus benim gözümdü.
Gözüm dalga oldu, dalga gözüm oldu.
Yam’ın yılan başı kendi boynumdan çıktı.
Boynumu ısırdı.
Isırık damla oldu.
Damla yere düştü Minet el-Beida limanı oldu.
Limanın içinde Sapan Dağı duruyordu.
Dağın zirvesinde Baal’ın sarayı vardı.
Sarayın penceresi benim ağzımdı.
Ağzımdan gök gürültüsü çıktı.
Gök gürültüsü kendi kulaklarıma geri girdi.
Kulaklarım yam’ın dalgaları oldu.
Dalgalar damla oldu.
Damla alnıma geri düştü.
Zeytin Ağacı Yuttu Köyü, Köy Yuttu Dağı
Ayağa kalktım.
Zeytin ağacının gövdesine dokundum.
Gövde köyümün kapısı oldu.
Kapıdan içeri girdim Ereshkigal’in yeraltı rahmiydi.
Rahmin içinde Athirat oturuyordu, emziriyordu.
Ama emzirdiği Mottu.
Mot büyüdü, Sapan Dağı oldu.
Dağın içinde köyüm vardı.
Köyün içinde zeytin ağacı vardı.
Ağacın içinde ben vardım.
Ben damlaydım.
Damla alnıma düştü.
görsel
görsel
görsel
görsel
görsel
Sami ırkından bazı kavimlerin kurduğu m.ö 1450-1195 yılları arasında varlığını sürdürmüş ticaret ile uğraşan şehir devleti
Yanlış hatırlamıyorsam dor (doris) yani yunan kavimleri yıkıyor bir daha bakmam lazım.
Yanlış hatırlamıyorsam dor (doris) yani yunan kavimleri yıkıyor bir daha bakmam lazım.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar
© 2005 – 2026 uludagsozluk.com