ugaritler

tüm doğa olaylarının antropomorfik büyüsel güçlere, şeytani ve ilahi ruhlara atfedildiği bi dünyada yaşamak nasıl olurdu hayal edin, hele böylesi bi şehirde uyumak, rüya görmek:

"Ayaklarım yerden kesildi.
Bedenim yoktu artık.
Ruhum yeraltına düştü.
Ereshkigal’in rahmi sonsuz rahimdi.
Her rahimde bir Inanna çırılçıplak asılıydı.
Her Inanna’da bir Anat kılıç sallıyordu.
Her kılıçta bir damla kan vardı.
Her damla kanda bir Milkarth vardı.
Bir Milkarth bağırıyordu:
“Çıkmak istiyorum!”
Ama çıkmak da içeri girmekti.
Çünkü dışarı diye bir şey yoktu."

"Elime bir şey değdi.
Bir tunç bıçak.
Ama bıçak büyüdü.
Kendi kendine büyüdü, sonsuz sayıda bıçak oldu.
Her kesikte başka bir bıçak doğdu.
Kestim neyi kestiğimi bilmiyorum.
Kestiğim şey kanadı.
Kan damlası yere düştü.
Damla zeytin ağacı oldu.
Ağaç büyüdü, gökyüzüne ulaştı.
Gökyüzü pencere oldu.
Pencereden Baal baktı.
Baal gülümsedi.
Gülümsemesi bir damla oldu.
Damla alnıma düştü."

"Ayağa kalktım.
Zeytin ağacının gövdesine dokundum.
Parmağım kabuğun içine battı.
Sanki ağaç sıvıydı.
içeri girdim.
Ağacın içinde bir mağara vardı Neolitik mağara, Halaf çanakları kırılmış, duvarlarda boynuzlu El figürleri.
Ama figürler hareket ediyordu.
El bana baktı ve dedi:
“Sen benim torunum değil misin? Bin kez doğdun, bin kez öldün.”
Sonra El’in yüzü Baal’a dönüştü.
Baal’ın yüzü Mot’a.
Mot’un yüzü Pdry’ye kızımın yüzüne.
Kızım gülümsedi"
© copyright 2005 - 2026