bugün

Her şey 1492'de, Christoph Colombus'un Amerika ismini verdiği topraklara ayak basmasıyla başladı. Yeni bulunan kıta, hemen ardından 'Avrupa yerlilerinin' istilasına uğradı.

Önce Güney Amerika 'medenileştirildi'. Amazon'da o tarihe kadar görülmemiş kıyımlar, katliamlar yaptı 'uygar Avrupa'.

Amazon'un sık ormanlarından, yağışından ve vahşi hayvanlarından korkan Avrupalılar, salgın hastalıklarla daha fazla mücadele edecek gücü bulamadı. Altın Şehir 'El Dorado'yu bulamamanın şoku ise Güney'de yaşadıkları en büyük hayal kırıklığıydı.

Kuzey Amerika'ya doğru yelken açtılar bir süre sonra. Yaşanması daha kolay, verimli topraklara sahip Kuzey Amerika o tarihlerde Kızılderililerin anavatanıydı. Ama 'uygar Avrupa'ya karşı anavatanlarını kaybetmeleri çok uzun sürmedi.

Görülmemiş bir katliam başladı Kuzey'de. Çatışmalarda canını kurtarabilen yerliler açlıktan, soğuktan veya hastalıktan ölüyordu. Beyazlar, Kızılderilileri sindirmek ve aç bırakmak için milyonlarca yaban sığırını öldürme politikası izliyordu.

Kızılderili önderleri cesaretlerini yitirmişlerdi. General Amstrong Custer, 1860'larda 'baş temizlikçi'ydi. General için 'en iyi Kızılderili, ölü Kızılderili'ydi.

Köklerini kurutmak için dağ-bayır dolaşıp insan avlıyor, savunmasız köyleri basıp ateşe veriyor, yeni doğmuş bebekleri, yatalak ihtiyarları kılıçtan geçiriyor, 'kaçışı kurtuluş' sananları kurşuna nişangah yapıyordu.

işte tam bu dönemlerde uzaklarda, Nevada'da, geleceği görebilen, ölülerle konuşabilen bir Kızılderili'nin yaşadığı söylentisi tüm Kızılderili topluluklarına yayıldı.

Her Kızılderili reisi, bir büyük reisin gelip, kendilerini beyazların elinden kurtaracağına inanmaya başladı. Bu konunun araştırılması için tüm Kızılderili reisleri heyet gönderdi.

Heyetin dönüşünü bekleyen Kızılderililerin çoğu kendilerinden geçerek ve bu olguya kendilerini iyice vererek dans etmeye başladı. Bu dans bir uyanışın, bir dirilişin habercisi gibi tüm Kızılderili toplumlarına yayıldı.

Kızılderili önderleri ısrarla Büyük Kurtarıcı'nın geleceğini ve beyazların zulmünden kurtularak anayurtlarına kavuşacaklarını anlatmaya başladı.

Beyazların 'Hayalet Dansı Ayini' adını verdikleri bu şölenler, yerlilerde bir silkinişi ve birlikteliği doğuruyordu. Çok geçmeden tüm kıtanın Kızılderilileri bu dansı uygulamaya başladı.

Heyecan doruktaydı. Suskunluğu parçalayan çığlık giderek artıyordu. Yitirilen dağların, ovaların ağıdı koca birer yürek olup, ırmak olup akıyordu.

Dönemin hükümeti bu yeni eylemden etkilenen yerlilerin üzerine silahlı güçler göndererek püskürtmeye çalıştı. Katliamlar birbirini kovaladı. Kızılderililere karşı sürek avı arttı.

Hükümet, Hayalet Dansı ile gelen bu özgürlük kıvılcımını tehlikeli ve sakıncalı görerek, dansın yapılmasını tüm kabilelerde yasaklattı. Sioux şefi Oturan Boğa (Totanka Iyotake), Hayalet Dansı yasağına uymadığı için öldürüldü.

Hayalet Dansı ve kuralları kuşaklar boyunca gizlilik içerisinde kabileler arasında sessizce uygulandı. Kızılderili tarihinde, kardeş dayanışmasının 'yenilmez güç' olduğunu kanıtlayan ilk lider, yaşlı Oturan Boğa oldu.

http://www.cnnturk.com/YA...;HID=1&haberID=145404
(bkz: tatanka iyotake)
© copyright 2005 - 2026