bugün
- eskiden doğsak bizde mi savaşa gidecektik3
- sözlükte sizi kim tanıyor23
- ahmet telli9
- nato zirvesi nde avrupalı lidere tabanca hediyesi2
- 500 liralık çorap giymek2
- üstteki yazar hakkındaki varsayımlarınız22
- kiraz cicegi kolonyasi45
- kadınların bir erkekte aradığı kriterler18
- özgür irade yanılsaması ve günlük hayat3
- sevgili2
- bulgur pilavının kötü bir yemek olması10
- hiç fuhuş yaptınız mı9
- yapay zekanın bilinçlenip bir dini kabul etmesi6
- meyveli soda içen erkek8
- yazarların hayatlarının 1 yılını satacakları fiyat12
- şişman kızla sevgili olan erkek2
- anket türkiye de eyalet sistemine geçilsin mi17
- 35 yaşına gelip evlenmemiş erkeğin asıl amacı8
- mezun olunan okula yıllar sonra tekrar gitmek10
- 2026 dünya kupası30
- hayat kalitesini düşüren şeyler2
- 9 temmuz 2026 fransa fas maçı24
- 43 bin entry girmek2
- aylık 422 bin tl iyi para mıdır sorunsalı5
- sözlükçülerin en iyi 5 roman listesi15
- üstteki yazar hakkında fikrini söyle21
- hayatından 1 yılı kaça satarsın9
- allah olsanız yazacağınız kitabın ismi ne olurdu10
- karşı cinste hayran olunan özellik4
- mehmet okuyan12
- messi vs maradona7
- ateist6
- askeri ücretle erdoğanı savunan tip11
- kim kimin fakesi10
- melkor4
- karadedeler olayı5
- şimdiki aklım olsa4
- 14 temmuz 2026 fransa ispanya maçı3
- geri zekalı demek hakaret mi3
- sözlük erkeklerinin kurabiyeleri9
- göksel ve teoman evlenseydi ne olurdu5
- trakyalı kadın isimleri4
- abd iran ateşkesinin kalıcı olamaması10
- fıstık gibi kızın ter kokması4
- örgüt mensubu5
- sözlük yazarlarının tatlıları18
- kuran da namazın olmaması21
- çekici kadının tüm çekiciliğini götüren şeyler7
- anın görüntüsü11
- izlenilen ilk yabancı dizi12
bleeding through albümü.
http://www.bilirkisiheyet...-the-great-fire-2012.html
1999'da Orange County, california'da kurulan, altı beceriksiz adamdan müteşekkil Amerikalı metal grubu Bleeding Through -"heavy metal" dersem başım belaya girer-. 31 Ocak 2012'de yedinci stüdyo albümleri The Great Fire piyasaya sürüldü. Bu hafta yayınlanan indie albümlerinin pek iç açıcı olmamasının etkisiyle hevesle dinlemeye koyuldum albümü.
The March bize tehlikeli bir yola girdiğimizi hissettiriyor. Neyle karşı karşıya olduğumuzu bilmeden kaygıyla ilerliyoruz derinlere doğru. Yaklaştıkça hercümercin sesini duymaya başlıyoruz. Çok şükür ki beklediğimiz kadar korkunç çıkmıyor muhatabımız. Ama bir şeylere çok kızmış olduğu aşikar. Sorgusuz sualsiz, bam güm kavgaya dalacakmış gibi varıyla yoğuyla ama yürek yeterli değil bildiğimiz gibi.
ilk üç şarkı grubun idollerine saygı duruşu gibi geçiyor. Aslında albüm boyunca sırıtan Slayer, Pantera taklidi riffleri fark etmek konsantremizi bozuyor. Goodbye To Death girişindeki riff direkt "Megadeth Megadeth aguante Megadeth" olmuş. Ama aynı şarkının devamındaki tempo bizi ingiliz atlılarının hücumuna uğramış piyadeye çeviriyor, öyle bir karmaşa. The Devil And Self Doubt'in ortaları herhalde yaklaşık 40 dakika boyunca en zayıf düştükleri anları barındırıyor. Şeytanla mücadele etmek kolay değil. Adamı grindcore'dan alır nu-metal'e savurur.
Grubun diğer albümlerini dinlemedim ama okuduklarımdan anladığım, önceki işlerinde clean müziğe daha çok yer vermişler. The Great Fire'da da tamamen uzak durmuyorlar tabii ki: Trail Of Seclusion'daki çaresizce hüzünlü giriş, duygusal Joe Satriani aralığında duran solo; Entrenched'daki sakin ve temiz girişlerle ileride âlâsını gösterecekleri yavaş yavaş yaklaşan kıyamet tasviri, Back To Life'ın ortalarına doğru kıvılcım gibi parlayıp yok olan Opeth-vari brutal-clean geçişi, (Final Hours'ta da bir benzeri var ama Manga'ya bağlamışlar. Hatta biraz da Finger Eleven -iyi gruptur- olmuş) ve hatta Guy Ritchie'nin Sherlock Holmes filmlerinde duyabileceğimiz tarzda gerilim müzikleri.
Vokal iki heceden birini diğerleriyle aynı ölçüde söyleyerek zaten yaratıcılığa pek müsait olmayan alanlarını iyice daraltmış. Brandan Schieppati'nin sesi yaptıkları müziğe çok uygun ve bu da prodüksiyonun kötülüğünü az çok telafi ediyor. Duyduğumuz şeyin "harika" olduğunu söylemeyiz ama grubun göstermeyi amaçladığı öfkeyi, adam bildiğin kusuyor en yırtıcı haliyle. Gitarlar ekstrem metal dediğimizde gözümüzün önüne gelen -sinestezik miyiz lan biz?- figürden fazla uzaklaşamıyor. Zaten 2000'lerden sonra eline gitarı alıp da 20-30 yıl önce thrash metal gruplarının yapamadığı bir şeyi yapan kimse yok. Davulcunun ne yapmaya çalıştığını anlamak imkansız. insan kulağının ayırt edemeyeceği hızda çalmak istiyor da ortam müsait değilmiş gibi davranıyor en alakasız yerde tırrrrrrr yaparak. Lise yıllarında, çalmayı bilmeyen çocuğu stüdyoya davul çalmaya götüren grubun maruz kaldığı muamele -çocuğun şarkıdan bağımsız oynak ritimler çalmaya çalışması- tipinde bir amatörlükle çalıyor Derek Youngsma.
Şarkıları birbirinin kopyası tekrarlamalar olmaktan çıkaran etken tabii ki orkestral düzenlemeler. Çoğu yerde zararsız öfke gibi duran bu müziğe karanlık değil de en azından kasvet katıyor (gitarist tremolo koluna asılmak suretiyle baltalasa da). Bunlar olmasa "albümden bir şarkı seçip yaklaşık 40 dakika boyunca dinlemekle albümü baştan aşağı dinlemek arasında bir fark yok" derdim ama durum o kadar vahim değil. En uzunu 4 dakika olmak üzere kısa, hızlı, meraklısına yetecek şarkılar. Son olarak, müzik tarihinin "Black Sabbath'tan önce" ve "Black Sabbath'tan sonra" diye ikiye ayrılabileceğinin göstergelerinden biridir bu albüm.
5,1/10
http://www.bilirkisiheyet...-the-great-fire-2012.html
1999'da Orange County, california'da kurulan, altı beceriksiz adamdan müteşekkil Amerikalı metal grubu Bleeding Through -"heavy metal" dersem başım belaya girer-. 31 Ocak 2012'de yedinci stüdyo albümleri The Great Fire piyasaya sürüldü. Bu hafta yayınlanan indie albümlerinin pek iç açıcı olmamasının etkisiyle hevesle dinlemeye koyuldum albümü.
The March bize tehlikeli bir yola girdiğimizi hissettiriyor. Neyle karşı karşıya olduğumuzu bilmeden kaygıyla ilerliyoruz derinlere doğru. Yaklaştıkça hercümercin sesini duymaya başlıyoruz. Çok şükür ki beklediğimiz kadar korkunç çıkmıyor muhatabımız. Ama bir şeylere çok kızmış olduğu aşikar. Sorgusuz sualsiz, bam güm kavgaya dalacakmış gibi varıyla yoğuyla ama yürek yeterli değil bildiğimiz gibi.
ilk üç şarkı grubun idollerine saygı duruşu gibi geçiyor. Aslında albüm boyunca sırıtan Slayer, Pantera taklidi riffleri fark etmek konsantremizi bozuyor. Goodbye To Death girişindeki riff direkt "Megadeth Megadeth aguante Megadeth" olmuş. Ama aynı şarkının devamındaki tempo bizi ingiliz atlılarının hücumuna uğramış piyadeye çeviriyor, öyle bir karmaşa. The Devil And Self Doubt'in ortaları herhalde yaklaşık 40 dakika boyunca en zayıf düştükleri anları barındırıyor. Şeytanla mücadele etmek kolay değil. Adamı grindcore'dan alır nu-metal'e savurur.
Grubun diğer albümlerini dinlemedim ama okuduklarımdan anladığım, önceki işlerinde clean müziğe daha çok yer vermişler. The Great Fire'da da tamamen uzak durmuyorlar tabii ki: Trail Of Seclusion'daki çaresizce hüzünlü giriş, duygusal Joe Satriani aralığında duran solo; Entrenched'daki sakin ve temiz girişlerle ileride âlâsını gösterecekleri yavaş yavaş yaklaşan kıyamet tasviri, Back To Life'ın ortalarına doğru kıvılcım gibi parlayıp yok olan Opeth-vari brutal-clean geçişi, (Final Hours'ta da bir benzeri var ama Manga'ya bağlamışlar. Hatta biraz da Finger Eleven -iyi gruptur- olmuş) ve hatta Guy Ritchie'nin Sherlock Holmes filmlerinde duyabileceğimiz tarzda gerilim müzikleri.
Vokal iki heceden birini diğerleriyle aynı ölçüde söyleyerek zaten yaratıcılığa pek müsait olmayan alanlarını iyice daraltmış. Brandan Schieppati'nin sesi yaptıkları müziğe çok uygun ve bu da prodüksiyonun kötülüğünü az çok telafi ediyor. Duyduğumuz şeyin "harika" olduğunu söylemeyiz ama grubun göstermeyi amaçladığı öfkeyi, adam bildiğin kusuyor en yırtıcı haliyle. Gitarlar ekstrem metal dediğimizde gözümüzün önüne gelen -sinestezik miyiz lan biz?- figürden fazla uzaklaşamıyor. Zaten 2000'lerden sonra eline gitarı alıp da 20-30 yıl önce thrash metal gruplarının yapamadığı bir şeyi yapan kimse yok. Davulcunun ne yapmaya çalıştığını anlamak imkansız. insan kulağının ayırt edemeyeceği hızda çalmak istiyor da ortam müsait değilmiş gibi davranıyor en alakasız yerde tırrrrrrr yaparak. Lise yıllarında, çalmayı bilmeyen çocuğu stüdyoya davul çalmaya götüren grubun maruz kaldığı muamele -çocuğun şarkıdan bağımsız oynak ritimler çalmaya çalışması- tipinde bir amatörlükle çalıyor Derek Youngsma.
Şarkıları birbirinin kopyası tekrarlamalar olmaktan çıkaran etken tabii ki orkestral düzenlemeler. Çoğu yerde zararsız öfke gibi duran bu müziğe karanlık değil de en azından kasvet katıyor (gitarist tremolo koluna asılmak suretiyle baltalasa da). Bunlar olmasa "albümden bir şarkı seçip yaklaşık 40 dakika boyunca dinlemekle albümü baştan aşağı dinlemek arasında bir fark yok" derdim ama durum o kadar vahim değil. En uzunu 4 dakika olmak üzere kısa, hızlı, meraklısına yetecek şarkılar. Son olarak, müzik tarihinin "Black Sabbath'tan önce" ve "Black Sabbath'tan sonra" diye ikiye ayrılabileceğinin göstergelerinden biridir bu albüm.
5,1/10
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar