bugün
- abberline ın yeni hesabı13
- hepinizi yazdım bir kenara7
- arkadaşlar biraz dertleşelim mi23
- s'i l v'e r m'i s t17
- gocu'nun 2 günde unutulması6
- nasıl faydalı olunur4
- yilan hikayesindeki kursat7
- ismet dur allasen zaten ortalık karışık5
- ankara da aym önünde intihar eden emekli polis14
- silvermistin nefes kesen fotoğrafı4
- 28 eylül dünya kuduz günü5
- 2003 model seymbol alınır mı9
- bana onu sormayin6
- ortada bir yolsuzluk olmaması26
- from gold from dust5
- yağmur adına yapılmış şarkılar5
- lahmacun diyeti2
- kurban bayramının kokeni2
- akp'li birine laf anlatmak4
- almanya saati2
- futbola aykırı bir fikrini yaz8
- melih gökçek soruşturması ne oldu22
- sözlük yazarı sevgilinin yatağa sıçması5
- 28 eylül 2026 türkiye italya maçı7
- cem yılmaz vs deniz göktaş5
- sözlük yazarlarının kombinleri14
- tematik mod eski özellikleri gelsin2
- albea var mı abi düşük kilometreli10
- sözlükte olgun insan var mı4
- 0 0 79
- kavga alevlensin diye her iki tarafı açık oylamak2
- romanya53
- nörüyon nörüyüm2
- fatır suresi 37 ayet2
- bir şey söyle14
- sözlükte yükselen akp fobisi2
- fatma betül sayan kaya yalnız değildir27
- 45 gün çaylaklık cezası2
- hasım olan mafya liderlerini kim barıştırır5
- 2 gecede 40 bin iranlıyı katleden molla rejimi16
- silvermist'in bininci entrysini kutluyoruz4
- husiler2
- kedi2
- stoacılığın kişisel gelişim endüstrisine satılması4
- ismet biraderin koşturmaya başlaması4
- kolesterol6
- yağmurdan nefret etmek9
- akp nin arzu ettiği muhalif tipi6
- koca aramiyorum ki3
- erdoğan'ın wüst'ü kabulü3
bleeding through albümü.
http://www.bilirkisiheyet...-the-great-fire-2012.html
1999'da Orange County, california'da kurulan, altı beceriksiz adamdan müteşekkil Amerikalı metal grubu Bleeding Through -"heavy metal" dersem başım belaya girer-. 31 Ocak 2012'de yedinci stüdyo albümleri The Great Fire piyasaya sürüldü. Bu hafta yayınlanan indie albümlerinin pek iç açıcı olmamasının etkisiyle hevesle dinlemeye koyuldum albümü.
The March bize tehlikeli bir yola girdiğimizi hissettiriyor. Neyle karşı karşıya olduğumuzu bilmeden kaygıyla ilerliyoruz derinlere doğru. Yaklaştıkça hercümercin sesini duymaya başlıyoruz. Çok şükür ki beklediğimiz kadar korkunç çıkmıyor muhatabımız. Ama bir şeylere çok kızmış olduğu aşikar. Sorgusuz sualsiz, bam güm kavgaya dalacakmış gibi varıyla yoğuyla ama yürek yeterli değil bildiğimiz gibi.
ilk üç şarkı grubun idollerine saygı duruşu gibi geçiyor. Aslında albüm boyunca sırıtan Slayer, Pantera taklidi riffleri fark etmek konsantremizi bozuyor. Goodbye To Death girişindeki riff direkt "Megadeth Megadeth aguante Megadeth" olmuş. Ama aynı şarkının devamındaki tempo bizi ingiliz atlılarının hücumuna uğramış piyadeye çeviriyor, öyle bir karmaşa. The Devil And Self Doubt'in ortaları herhalde yaklaşık 40 dakika boyunca en zayıf düştükleri anları barındırıyor. Şeytanla mücadele etmek kolay değil. Adamı grindcore'dan alır nu-metal'e savurur.
Grubun diğer albümlerini dinlemedim ama okuduklarımdan anladığım, önceki işlerinde clean müziğe daha çok yer vermişler. The Great Fire'da da tamamen uzak durmuyorlar tabii ki: Trail Of Seclusion'daki çaresizce hüzünlü giriş, duygusal Joe Satriani aralığında duran solo; Entrenched'daki sakin ve temiz girişlerle ileride âlâsını gösterecekleri yavaş yavaş yaklaşan kıyamet tasviri, Back To Life'ın ortalarına doğru kıvılcım gibi parlayıp yok olan Opeth-vari brutal-clean geçişi, (Final Hours'ta da bir benzeri var ama Manga'ya bağlamışlar. Hatta biraz da Finger Eleven -iyi gruptur- olmuş) ve hatta Guy Ritchie'nin Sherlock Holmes filmlerinde duyabileceğimiz tarzda gerilim müzikleri.
Vokal iki heceden birini diğerleriyle aynı ölçüde söyleyerek zaten yaratıcılığa pek müsait olmayan alanlarını iyice daraltmış. Brandan Schieppati'nin sesi yaptıkları müziğe çok uygun ve bu da prodüksiyonun kötülüğünü az çok telafi ediyor. Duyduğumuz şeyin "harika" olduğunu söylemeyiz ama grubun göstermeyi amaçladığı öfkeyi, adam bildiğin kusuyor en yırtıcı haliyle. Gitarlar ekstrem metal dediğimizde gözümüzün önüne gelen -sinestezik miyiz lan biz?- figürden fazla uzaklaşamıyor. Zaten 2000'lerden sonra eline gitarı alıp da 20-30 yıl önce thrash metal gruplarının yapamadığı bir şeyi yapan kimse yok. Davulcunun ne yapmaya çalıştığını anlamak imkansız. insan kulağının ayırt edemeyeceği hızda çalmak istiyor da ortam müsait değilmiş gibi davranıyor en alakasız yerde tırrrrrrr yaparak. Lise yıllarında, çalmayı bilmeyen çocuğu stüdyoya davul çalmaya götüren grubun maruz kaldığı muamele -çocuğun şarkıdan bağımsız oynak ritimler çalmaya çalışması- tipinde bir amatörlükle çalıyor Derek Youngsma.
Şarkıları birbirinin kopyası tekrarlamalar olmaktan çıkaran etken tabii ki orkestral düzenlemeler. Çoğu yerde zararsız öfke gibi duran bu müziğe karanlık değil de en azından kasvet katıyor (gitarist tremolo koluna asılmak suretiyle baltalasa da). Bunlar olmasa "albümden bir şarkı seçip yaklaşık 40 dakika boyunca dinlemekle albümü baştan aşağı dinlemek arasında bir fark yok" derdim ama durum o kadar vahim değil. En uzunu 4 dakika olmak üzere kısa, hızlı, meraklısına yetecek şarkılar. Son olarak, müzik tarihinin "Black Sabbath'tan önce" ve "Black Sabbath'tan sonra" diye ikiye ayrılabileceğinin göstergelerinden biridir bu albüm.
5,1/10
http://www.bilirkisiheyet...-the-great-fire-2012.html
1999'da Orange County, california'da kurulan, altı beceriksiz adamdan müteşekkil Amerikalı metal grubu Bleeding Through -"heavy metal" dersem başım belaya girer-. 31 Ocak 2012'de yedinci stüdyo albümleri The Great Fire piyasaya sürüldü. Bu hafta yayınlanan indie albümlerinin pek iç açıcı olmamasının etkisiyle hevesle dinlemeye koyuldum albümü.
The March bize tehlikeli bir yola girdiğimizi hissettiriyor. Neyle karşı karşıya olduğumuzu bilmeden kaygıyla ilerliyoruz derinlere doğru. Yaklaştıkça hercümercin sesini duymaya başlıyoruz. Çok şükür ki beklediğimiz kadar korkunç çıkmıyor muhatabımız. Ama bir şeylere çok kızmış olduğu aşikar. Sorgusuz sualsiz, bam güm kavgaya dalacakmış gibi varıyla yoğuyla ama yürek yeterli değil bildiğimiz gibi.
ilk üç şarkı grubun idollerine saygı duruşu gibi geçiyor. Aslında albüm boyunca sırıtan Slayer, Pantera taklidi riffleri fark etmek konsantremizi bozuyor. Goodbye To Death girişindeki riff direkt "Megadeth Megadeth aguante Megadeth" olmuş. Ama aynı şarkının devamındaki tempo bizi ingiliz atlılarının hücumuna uğramış piyadeye çeviriyor, öyle bir karmaşa. The Devil And Self Doubt'in ortaları herhalde yaklaşık 40 dakika boyunca en zayıf düştükleri anları barındırıyor. Şeytanla mücadele etmek kolay değil. Adamı grindcore'dan alır nu-metal'e savurur.
Grubun diğer albümlerini dinlemedim ama okuduklarımdan anladığım, önceki işlerinde clean müziğe daha çok yer vermişler. The Great Fire'da da tamamen uzak durmuyorlar tabii ki: Trail Of Seclusion'daki çaresizce hüzünlü giriş, duygusal Joe Satriani aralığında duran solo; Entrenched'daki sakin ve temiz girişlerle ileride âlâsını gösterecekleri yavaş yavaş yaklaşan kıyamet tasviri, Back To Life'ın ortalarına doğru kıvılcım gibi parlayıp yok olan Opeth-vari brutal-clean geçişi, (Final Hours'ta da bir benzeri var ama Manga'ya bağlamışlar. Hatta biraz da Finger Eleven -iyi gruptur- olmuş) ve hatta Guy Ritchie'nin Sherlock Holmes filmlerinde duyabileceğimiz tarzda gerilim müzikleri.
Vokal iki heceden birini diğerleriyle aynı ölçüde söyleyerek zaten yaratıcılığa pek müsait olmayan alanlarını iyice daraltmış. Brandan Schieppati'nin sesi yaptıkları müziğe çok uygun ve bu da prodüksiyonun kötülüğünü az çok telafi ediyor. Duyduğumuz şeyin "harika" olduğunu söylemeyiz ama grubun göstermeyi amaçladığı öfkeyi, adam bildiğin kusuyor en yırtıcı haliyle. Gitarlar ekstrem metal dediğimizde gözümüzün önüne gelen -sinestezik miyiz lan biz?- figürden fazla uzaklaşamıyor. Zaten 2000'lerden sonra eline gitarı alıp da 20-30 yıl önce thrash metal gruplarının yapamadığı bir şeyi yapan kimse yok. Davulcunun ne yapmaya çalıştığını anlamak imkansız. insan kulağının ayırt edemeyeceği hızda çalmak istiyor da ortam müsait değilmiş gibi davranıyor en alakasız yerde tırrrrrrr yaparak. Lise yıllarında, çalmayı bilmeyen çocuğu stüdyoya davul çalmaya götüren grubun maruz kaldığı muamele -çocuğun şarkıdan bağımsız oynak ritimler çalmaya çalışması- tipinde bir amatörlükle çalıyor Derek Youngsma.
Şarkıları birbirinin kopyası tekrarlamalar olmaktan çıkaran etken tabii ki orkestral düzenlemeler. Çoğu yerde zararsız öfke gibi duran bu müziğe karanlık değil de en azından kasvet katıyor (gitarist tremolo koluna asılmak suretiyle baltalasa da). Bunlar olmasa "albümden bir şarkı seçip yaklaşık 40 dakika boyunca dinlemekle albümü baştan aşağı dinlemek arasında bir fark yok" derdim ama durum o kadar vahim değil. En uzunu 4 dakika olmak üzere kısa, hızlı, meraklısına yetecek şarkılar. Son olarak, müzik tarihinin "Black Sabbath'tan önce" ve "Black Sabbath'tan sonra" diye ikiye ayrılabileceğinin göstergelerinden biridir bu albüm.
5,1/10
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar