bugün
- 28 eylül 2026 türkiye italya maçı35
- trt tarafsız olmalı4
- paranın devrinin bitmesi10
- patates kızartmak3
- sevgili2
- sarma saran kaslı sözlük erkekleri13
- izmirin diğer büyükşehirlere göre çok geri olması13
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı16
- bir erkeğe saklama kabında sarma götürmek14
- ortada bir yolsuzluk olmaması28
- yasak cinsel ilişkiler15
- fatma betül sayan kaya44
- istanbul da hava durumu2
- arkadaşlar biraz dertleşelim mi21
- asrın soygunu14
- bir sözlük erkeğine yürüyüp karşılık bulamamak11
- türkiye28
- sarma saramayan kız10
- ekrem imamoğlu7
- futbol13
- romanya53
- gocu'nun 2 günde unutulması13
- kelimelik3
- filmi beğenmeyip yönetmeni vurmak3
- sözlük erkeğine cin musallat etmek7
- italya12
- spk tera holding de 37 kişi hakkında suç duyurusu2
- ankara da aym önünde intihar eden emekli polis16
- melih gökçek soruşturması ne oldu22
- yemen'in taiz kentinde husi çatışmaları2
- abberline ın yeni hesabı11
- true'nun çaylak olması7
- bir sözlük erkeğine sarma tenceresiyle saldırmak7
- çalmaşur4
- zamanda yolculuk2
- arkadaşlar bişe dicem ya7
- online listesinin yine gelmesi6
- özgürlük vs eşitlik5
- fatma betül sayan kaya yalnız değildir27
- izmir'i yönetemeyip ülkeyi yöneteceğini sanan tip6
- osmanlı'nın yıkılma sebepleri5
- ölüm2
- hayatın çok sıkıcı olması2
- eski sevgilinin saçmalıkları5
- belçika10
- dünya60
- sözlük yazarlarının kombinleri14
- bir sözlük erkeğine sarma sarmak6
- hepinizi yazdım bir kenara8
- almanya26
istanbul da bir kitap ciltleme dükkanı işleten bir ailenin başından geçenleri konu alan fatih hacıosmanoğlu filmi.
''Boğaz kıyısına yanaşan kırmızı bir sandalın burnu ve esrarengiz silah sesleriyle açılan (bu hoş sahneye geri dönülüyor) 'Taş Yastık' Amerika'dan memlekete dönen Lodos'un hikayesi. Hikaye diyorum ama tam da değil çünkü film hikayeyle menkıbe, masalla '1001 Özlü Söz' kitabı arası, Batı ve Doğu edebiyatından seçmeler karışımı birşey. Filmdeki Hamlet göndermelerinin sıklığına bakılırsa genç ve ateşin Lodos'u Danimarkalı prensin yanına koymak gerekiyor, ama tam nereye? Delikanlı Boğaz'da yaşıyor, eski istanbullu bir ailenin çocuğu, anne resim yapıyor, baba Süleymaniye'de ciltci ve bu durum Lodos'ta kendini bir biçimde edebiyata, özellikle de şiire adama arzusu uyandırmışa benziyor. Ayrıca evde Hamlet adlı bir kedi, Şehrazat adlı bir muhabbet kuşu, Poyraz adlı bir ağabey var. Film matrak başlıyor aslında, küçük yeğenler, durmadan televizyon seyreden baba; bu gizli komedi evin içinde toplu bir horon tepme sahnesinde zirveye çıkıyor, fakat film bu tür zırtapoz bir neşeden zevk almakla da ilgilenmiyor. (Egzantrik aileleri anlatan Amerikan komedilerinin Türk versiyonu gibi bir şey olabilirmiş oysa) Aksine ciddileşiyor, çok geçmeden son zamanların moda tabiriyle negatif enerjisini genç uyumsuz pozuna harcamaktan öte pek birşeyle ilgilenmeyen bir delikanlı portresiyle kalakalıyoruz. Bir köpekbalığı lafıdır gidiyor, mutlu köpekbalığı, ruhu yaralı köpekbalığı. (Bir de taşaklı lafı seviliyor.) Oradan geçiyoruz daha belirgin bir şiddete... Dünyanın daha çok meşin ceketliye gerek duyduğundan dem vuruluyor, Lodos'un illegal dövüşleri meselesi konu oluyor, Lodos giderek yerli yersiz, haklı haksız oraya buraya, televizyonculara, mafyatik tiplere kafaüstü dalar oluyor. Tabii alıntılara da; Don Kişot'dan Hemingway'e ordan Hayyam'a gezip duruyoruz... Eskiler el-mana fi batni şair' dermiş, yani 'mana şairin karnındadır'. Bu film bu deyişi sonuna kadar sömürmüşe benzer. Şairin karnından manayı çekip alabilene aşkolsun. Taş Yastık'ın deli kızın çeyizi tipi metninden (ve onun çeşitli alt metinlerinden) yorgun düştüğümüzde aslında başka bir şey düşüyor aklımıza; bu filmi bir semptom olarak ele almak mı gerekir acaba? Lodos'un kendini edebi bir pozculuk şeklinde dışavuran memnuniyetsizliği, bütün o kitapları okumuş, şu ya da bu nedenle yurtdışında bulunmuş ama hedefini bulamamış, bu nedenle enerjisi öfkeye dönüşmüş genç birilerinin izdüşümü mü? Fakat Taş Yastık'ın edebiyat paralamaktan ve arasıra macera filmlerine heves etmekten dönüp kendine bakmaya ayıracak vakti olmadığı için bunu da biz (toplamda) çıkarsadığımızla kalıyoruz.
Filmin en matrak sahnelerinden biri, anne rolündeki Suna Selen'in, türlü çeşitli biçimlerde efelenmekten başka bir halta yaramayan evin erkeklerini topluca haşladığı mükemmel sofra başı sahnesi. Yıllardır her türlü genç sinemacıya destek olmayı görev bilen Suna Selen'in adeta seyircinin çaresizliğine tercüman olan bu patlaması karşısında içimden şunu demeden edemedim: 'Ah Suna Hanım keşke yönetmeni de bir karşınıza alıp sorsaydınız, nedir, ne oluyor, bu film nereye gidiyor, diye.' Artık bir dahaki sefere.''
kaynak: fatih özgüven'in, 'Çok edebi bir Karadenizli...' başlıklı köşeyazısı.
Filmin en matrak sahnelerinden biri, anne rolündeki Suna Selen'in, türlü çeşitli biçimlerde efelenmekten başka bir halta yaramayan evin erkeklerini topluca haşladığı mükemmel sofra başı sahnesi. Yıllardır her türlü genç sinemacıya destek olmayı görev bilen Suna Selen'in adeta seyircinin çaresizliğine tercüman olan bu patlaması karşısında içimden şunu demeden edemedim: 'Ah Suna Hanım keşke yönetmeni de bir karşınıza alıp sorsaydınız, nedir, ne oluyor, bu film nereye gidiyor, diye.' Artık bir dahaki sefere.''
kaynak: fatih özgüven'in, 'Çok edebi bir Karadenizli...' başlıklı köşeyazısı.
izlerken salondakilerin yarısını kaçırtan, kalan yarısını da güldüren metaforlarla dolu sessiz sakin bir film.
dvd'de izlerken 3 dakika süren uzun metrajlı kısa film. ileri sara sara izliyor insan ne ala! sinema salonu olsa çoktan terkederdim filmi.yönetmeni kırmak doğru değildir ama bir film bu kadar mı kötü olur arkadaş. nerden bulurlar bu parayı, oyuncuları nasıl ikna ederler anlamak mümkün değil. vakit kaybı bir film.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar