bugün
- yeni parti tüzüğü yerine 20 milyar doları konuşmak9
- nokia 3310 denince akla gelenler8
- ne kadar yaşlısın11
- asrın soygunu19
- trt tarafsız olmalı9
- bu nasıl hava lan7
- koyu saç açık ten4
- sigara böreği5
- kendisiyle övünen insanlar3
- asuman krause3
- fatma betül sayan kaya47
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı20
- istanbul un havasının deli bir kadın gibi olması4
- nokia 6600 denince akla gelenler3
- zulzula cin kabilesi5
- 28 eylül 2026 türkiye italya maçı35
- kavga havasında olmak2
- motorola razr v32
- eti üç harfli portakal jöleli bisküvi2
- barış alper yılmaz8
- morkstar7
- paranın devrinin bitmesi10
- patates kızartmak4
- ortada bir yolsuzluk olmaması28
- sarma saran kaslı sözlük erkekleri13
- beyza4
- izmirin diğer büyükşehirlere göre çok geri olması13
- arkadaşlar biraz dertleşelim mi21
- yasak cinsel ilişkiler15
- bir erkeğe saklama kabında sarma götürmek14
- romanya53
- bir sözlük erkeğine yürüyüp karşılık bulamamak11
- türkiye28
- sevgili3
- gocu'nun 2 günde unutulması13
- sarma saramayan kız10
- eylül ayı2
- futbol13
- x veya exe olunca şeytanivekorkunç bir kopyaolması2
- melih gökçek soruşturması ne oldu22
- sözlük erkeğine cin musallat etmek7
- italya12
- abberline ın yeni hesabı11
- fatma betül sayan kaya yalnız değildir27
- ankara da aym önünde intihar eden emekli polis15
- dünya60
- true'nun çaylak olması7
- bir sözlük erkeğine sarma tenceresiyle saldırmak7
- kelimelik3
- arkadaşlar bişe dicem ya7
''Boğaz kıyısına yanaşan kırmızı bir sandalın burnu ve esrarengiz silah sesleriyle açılan (bu hoş sahneye geri dönülüyor) 'Taş Yastık' Amerika'dan memlekete dönen Lodos'un hikayesi. Hikaye diyorum ama tam da değil çünkü film hikayeyle menkıbe, masalla '1001 Özlü Söz' kitabı arası, Batı ve Doğu edebiyatından seçmeler karışımı birşey. Filmdeki Hamlet göndermelerinin sıklığına bakılırsa genç ve ateşin Lodos'u Danimarkalı prensin yanına koymak gerekiyor, ama tam nereye? Delikanlı Boğaz'da yaşıyor, eski istanbullu bir ailenin çocuğu, anne resim yapıyor, baba Süleymaniye'de ciltci ve bu durum Lodos'ta kendini bir biçimde edebiyata, özellikle de şiire adama arzusu uyandırmışa benziyor. Ayrıca evde Hamlet adlı bir kedi, Şehrazat adlı bir muhabbet kuşu, Poyraz adlı bir ağabey var. Film matrak başlıyor aslında, küçük yeğenler, durmadan televizyon seyreden baba; bu gizli komedi evin içinde toplu bir horon tepme sahnesinde zirveye çıkıyor, fakat film bu tür zırtapoz bir neşeden zevk almakla da ilgilenmiyor. (Egzantrik aileleri anlatan Amerikan komedilerinin Türk versiyonu gibi bir şey olabilirmiş oysa) Aksine ciddileşiyor, çok geçmeden son zamanların moda tabiriyle negatif enerjisini genç uyumsuz pozuna harcamaktan öte pek birşeyle ilgilenmeyen bir delikanlı portresiyle kalakalıyoruz. Bir köpekbalığı lafıdır gidiyor, mutlu köpekbalığı, ruhu yaralı köpekbalığı. (Bir de taşaklı lafı seviliyor.) Oradan geçiyoruz daha belirgin bir şiddete... Dünyanın daha çok meşin ceketliye gerek duyduğundan dem vuruluyor, Lodos'un illegal dövüşleri meselesi konu oluyor, Lodos giderek yerli yersiz, haklı haksız oraya buraya, televizyonculara, mafyatik tiplere kafaüstü dalar oluyor. Tabii alıntılara da; Don Kişot'dan Hemingway'e ordan Hayyam'a gezip duruyoruz... Eskiler el-mana fi batni şair' dermiş, yani 'mana şairin karnındadır'. Bu film bu deyişi sonuna kadar sömürmüşe benzer. Şairin karnından manayı çekip alabilene aşkolsun. Taş Yastık'ın deli kızın çeyizi tipi metninden (ve onun çeşitli alt metinlerinden) yorgun düştüğümüzde aslında başka bir şey düşüyor aklımıza; bu filmi bir semptom olarak ele almak mı gerekir acaba? Lodos'un kendini edebi bir pozculuk şeklinde dışavuran memnuniyetsizliği, bütün o kitapları okumuş, şu ya da bu nedenle yurtdışında bulunmuş ama hedefini bulamamış, bu nedenle enerjisi öfkeye dönüşmüş genç birilerinin izdüşümü mü? Fakat Taş Yastık'ın edebiyat paralamaktan ve arasıra macera filmlerine heves etmekten dönüp kendine bakmaya ayıracak vakti olmadığı için bunu da biz (toplamda) çıkarsadığımızla kalıyoruz.
Filmin en matrak sahnelerinden biri, anne rolündeki Suna Selen'in, türlü çeşitli biçimlerde efelenmekten başka bir halta yaramayan evin erkeklerini topluca haşladığı mükemmel sofra başı sahnesi. Yıllardır her türlü genç sinemacıya destek olmayı görev bilen Suna Selen'in adeta seyircinin çaresizliğine tercüman olan bu patlaması karşısında içimden şunu demeden edemedim: 'Ah Suna Hanım keşke yönetmeni de bir karşınıza alıp sorsaydınız, nedir, ne oluyor, bu film nereye gidiyor, diye.' Artık bir dahaki sefere.''
kaynak: fatih özgüven'in, 'Çok edebi bir Karadenizli...' başlıklı köşeyazısı.
Filmin en matrak sahnelerinden biri, anne rolündeki Suna Selen'in, türlü çeşitli biçimlerde efelenmekten başka bir halta yaramayan evin erkeklerini topluca haşladığı mükemmel sofra başı sahnesi. Yıllardır her türlü genç sinemacıya destek olmayı görev bilen Suna Selen'in adeta seyircinin çaresizliğine tercüman olan bu patlaması karşısında içimden şunu demeden edemedim: 'Ah Suna Hanım keşke yönetmeni de bir karşınıza alıp sorsaydınız, nedir, ne oluyor, bu film nereye gidiyor, diye.' Artık bir dahaki sefere.''
kaynak: fatih özgüven'in, 'Çok edebi bir Karadenizli...' başlıklı köşeyazısı.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar