bugün
- yaşadım demek için ne yapmalı6
- günaydın kızlar4
- yazarların kedilerine söylemek istedikleri2
- süvari kahvesi3
- sözlük hanımlarının bugünkü kıyafetleri40
- travis bickle a gönlünün götürdüğü yere sür demek2
- samsak döveci3
- tır kabini2
- michelin2
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı93
- eğitim seviyesi azaldıkça kişide artan şey4
- blaupunkt3
- anın görüntüsü24
- ayva reçeli2
- eskiden arkadaşlar genelevde aynı kadına gitmezdi5
- kitap okumamak3
- günaydın devasa uludağ sözlük ailesi2
- konuşurken anladın mı deyip duran tip3
- gece gelen yemek yapma isteği8
- sözlüğü ayakta tutanlar2
- belediye ruhsat birimi2
- ateşte kızartılacaksın2
- terhis oluyorum sözlük21
- kısa vadeli faydalı güdülenim araçları2
- dilencilik yasal bir iş midir2
- kadınlar nasıl giyinmeli sorunsalı14
- paranın mutluluk getirmemesi3
- fenerbahçe12
- dilenme usulleri2
- şeriatı savunan begüm polat'ın şaplak şovu49
- queen ravenna sözlüğün kraliçesidir14
- arif sefa özdemir5
- abd'nin irana atom bombası saldırısı ihtimali3
- bir erkeğin bir kadınla lahmacun yemesi14
- fatma betül sayan kaya28
- masklavi'yi ehonomi çoh eyi derken görmek20
- cumaya gitmeyen yazarlar ifşa platformu21
- bir sözlük yazarına kahve ısmarlamak12
- silik sayınız7
- aşk15
- chatgpt'nin bir erkeği mutlu etmesini bilmesi12
- karın üzerinde yürüme sesi2
- kombiler açıldı mı arkadaşlar8
- emecek bor çift göğüs bile bulamamak7
- akıllı telefon kullanan erkek9
- coca cola3
- ilk sıra arkadaşınız ne yapıyor6
- camilerdeki ayak kokusu11
- münafık11
- trafikte korna çalmanın işlevi7
Erendiz Atasü'nin Kadınlar Da Vardır kitabında gördüğümüz güzel hikaye.
sözlüğe bir başka öykü daha kazandırıyorum kıymetimi biliniz.
Buyrun:
SESSiZ ALi ERENDiZ ATASÜ
Ali gülümsemesini unutmuştu. Nişanlanmasından bir hafta sonra filan başladı bu düşünceli hali. ilk gün¬ler öyle sevinçliydi ki... Kuş olup ucası geliyordu. Nedense çabuk, koptu kanatları... Neşesi kuş olup uçmuş¬tu, Ali ise dar sokakların, yıkık dökük ahşap evlerin arasındaydı. Kötü, kötü, kara kura düşünüyordu. Gülümsemenin silindiği yüzü, sevimliliğini yitirmiş, çocuk¬ken, iyi beslenmemiş, ufacık bir bedenin kara, san, sıs¬ka ve asık suratına dönmüştü. Yumuşak bakan kara gözleri yabanıllaşmıştı. Ali'nin asabı iyice bozuktu.
Mahalle adım adım izliyordu Alinin gülümsemeyi yitirişini, adım adım ve beğeniyle, pek de gizlenmeyen bir doyumla,
- Yahu, Sessiz Ali hepten sessizleşti. Arpacık kumrusu gibi düşünüyor.
- Canım, o düşünmesin de ben mi düşüneyim. Bu sessizlikle el kızını nasıl güdecek?
- Pek de sessiz canım
- Aboo, bu gidişle kılıbıkların piri olacak.
- Bu kadar dada sessiz-olunmaz ki... Vur ensesine, al lokmasını ağzından. Erkek dediğin biraz dişli olmalı. Kız gibi oğlan
Mahalle kahvesinde çift şekerli demli çayla birlikte Alinin yaklaşan evliliğinin yorumları da içiliyor; emmi¬ler, dayılar bu yeni içkiye kanamıyorlardı. Bazen sesleri alçalıyor, şakalara açık saçıklık kokusu bulaşıyordu.
- Sahi yahu, bizim Ali nasıl kıvıracak bu işi?.. Becerebilse bari.
- Hiç denedi mi acep?
- Yok canım, ne gezer... Kız gibi oğlan... Gider mi fena yerlere...
- Eee... Öyleyse?!..
Erkekler keyifte gülüyorlardı Böyle şakaların ula¬şamayacağı yerlere erişmenin tadını çıkararak. Hepsi birçok kez baba olmuştu!
Ali aldırmıyordu baştan. işe girdiğinde de böyleydi. Mahalleli yolunu kesip akıl vermiş, iş yerinde kendini nasıl saydıracağını anlatmıştı ona. Akıl hocalarının ço¬ğu hayatlarında hiç memuriyet yapmamış kişilerdi ya, neyse.,.
- Ali, sen babasız büyüdün oğlum, bak amca sözü dinle, diye başlardı hepsi. Ali herkese teşekkür etmiş, bildiğini okumuştu. Evet. büroda o odacı, odacılar sekreter olmuştu sonuçta ama sarar yoktu.. Çalıştığı yerdeki odacılar Ali'nin kaç yıllık komşusu, memleketlisi, emmi¬si, dayısıydı. Onlara amirlik taslamak yakışık alır mıydı? Ali kalp kırmayı sevmezdi. Zamanla içinde bir burukluk duymaya başladı. Onca saygısına karşılık kendisini sü¬rekli hiçleyen odacı emmilerine kırılıyordu için için. Şim¬dilerde Ati kuşkudaydı. Yoksa Gülsüm de mi onu hiçleyecekti?.. Mahalleli onu uyarıyordu, tıpkı işe girdiği za¬manki gibi. Uyanlarına kulak verse miydi? Gülsüm'ün duru gözlerini görünce kuşkuları dağılıyordu. Öyle tattı bakıyordu ki nişanlısının gözleri sevgi, bağlılık dolu...
Ali nicedir evlenmek istiyordu, baş edemiyordu yalnızlıkla. Bir türlü anasına açamamıştı işi. Utanıyor muydu na Çekinirdi Ali annesinden, çok da severdi onu. Niye çekinirdi, bilinmez. Pek yumuşak huylu bir kadındı anası. Babasız büyütmüştü Aliyle iki ablasını. Çocukları uğruna yaptıklarıyla övünen, ya da bunlardan yakınan insanlardan değildi. Analık özverisinde doyuma ulaşan kadınlardandı. Ağabeyinin yanına sığınıp yetiştirmişti çocuklarını ama Alinin dayısı pek uzak ve seyrek bir konuk gibi uğramıştı hayatlarına, aynı avluya bakan evinden. Dayı evinin düzeni, bağırtı, dayak, tokat, Alilerin kapısından içeri girmemişti. Ablaları evleneli beri Sessiz Ali sessiz anacığıyla yalnızdı. Anası açtı konuyu köydeki tarlanın satımından sonra.
-Oğlum, elimiz bolaldı. Sana helal süt emmiş bir taze arayım mı? Dedi.
Ali çok sevinmişti. Birkaç gün sonra anası iyi haberle geldi.
-Muharrem Efendiyle anlaşabileceğiz galiba. Kızı Gülsüm, tam bize göre, sessiz iyi bir kız, dedi.
Gülsümü görür görmez Alinin kanı kaynadı. Sevgiye susuz kalbinde duygular ince ince kök saldı, gün güne boy attı, filiz verdi. Gülsüm de öyle Bağlandı Aliye. Ali öyle sessiz öyle güleçti ki Gülsüm Alinin onu hiç hırpalamayacağını biliverdi.. Babasının sertliğinden bezmişti. O yüzden sevdi Aliyi.
Nişanın ertesi günü Ali Gülsümü Gençlik Parkına götürdü, çay içirdi. Havuzu seyrettiler birlikte. Trene binerken elini tutuverdi kızın. Gülsüm çekmedi elini. Alinin kalbi küt küt attı. Çiçek göstereceğini bahane edip bir çamın arkasına götürdü Gülsümü. Çarçabuk yanağını öptü, öpüşün azıcık dudağa doğru kaymasına özen göstererek. Gülsüm kızardı. Ali çok sevindi. Mahalleli söz kesiminden beri Aliyi bir köşeye kıstırıp,
- Oğlum, senin baban yok, konuşasın böyle şeyleri Bak, evlenmeye kalktın, yani demek istiyorum ki Anlarsın ya Belki hiç gitmemişsindir, bir uğrayıver, ha filan diye bir şeyler söylüyordu. Ali içindeki sevinçle, baştan anlamıyordu bile ne dediklerini. Sonra anlamazlığa vurdu. Amma gün geçtikçe huzursuzlanıyordu. Acaba, acaba?.. Yok canım Ya beceremeyiverirse Ali Gülsümün elini tutunca güçlü hissediyordu kendini, onun eldeğmemişliğinin kendisi için yalnızca aşılması kolay tatlı bir engel olduğunu ta içinde duyumsuyordu. Ama geceleri tek başına yatarken uyku tutmuyor, Ali bunaldıkça bunalıyor, gerildikçe geriliyordu. Niyeyse tüm mahalleli onun bu işi beceremeyeceğinde birleşmişti. Ya haklı idiyseler Ali bir kez gitmişti Benideresinin oraya, bir iki yıl önce. Bir daha ayakları götürmedi onu. Antiseptik kokularıyla, çıplak ve tombul baldırların, jiklet çiğneyen yayvan bir ağızdan çıkan cak cak seslerinin birbirine karıştığı bunaltıcı, bulandırıcı silik bir anıydı bu. Giderek silikliğinden sıyrılıyor, karabasan gibi bir şey oluyordu. Ali Gülsümü her gördüğünde bu karabasanla irkiliyordu. Sessiz lakabından rahatsız olmaya o günlerde başladı.
- Oğlum Ali, efendi ol dedikse, bu kadar da alttan alma, yüz verme kadın kısmına. Başedemezsin. Maaşın kaç kuruş a oğlum.. Şunu isterim, bunu isterim, pabuç al, manto al, diye tutturursa götürsün, diyorlardı emmiler, dayılar.
Ali ayın ilk haftasında eriyen maaşına bakıp kahroluyordu;
- Kız Gülsüm, diyordu, bak para sıkıntısı çekece¬ğim, haberin olsun.
- Amaan Ali'm, düşündüğün şeye bak, ikimiz bera¬ber olalım da, varsın sıkıntı çekelim, canımız sağ olsun, diyordu Gülsüm. Ali'nin içi ısınıyordu. Ama sonra gene kuşkular sarıyordu Ali'yi. Ya Gülsüm numara yapıyor¬sa. Bunca saçlı sakallı adam yalan mı söyleyecek. Biraz sert olmalı demiyor mu hepside Gülsüm'ün gözleri dikiliyordu karşısına uykusuz karanlıklarda, o gözlerin onca sevdiği bakışı, sevgi dolu Ali kadınların gözle¬rinde böyle anlamlar okumaya alışık değildi. Ablaları kocalarına böyle bakmazdı. Nişanlıyken de böyle bakmazlardı. Saygıyla korkunun birbirine karıştığı donuk bakışlardı onlarınki Oysa Gülsüm'ün gözlerinde neşe uçuşuyordu bir uçtan bir uca... Ali bakışların duygu örgüsünü bir bir tellerine çözemiyordu ama gitgide Gül¬süm'ün sevdiği gözlerinden rahatsız olmaya başlamıştı. Yoksa Gülsüm onu saymıyor muydu?
Ali gerildikçe geriliyordu. Kurulu bir yaya dönmüş¬tü. Okunu ne zaman, nereye fırlatacağı hiç belli değildi.
Düğüne birkaç gün 'kala Gülsüm Ali'nin annesine yardıma geldi: Çamaşır yıkıyorlardı, kaynana gelin. Gülsüm köpükler arasından gülümseyip:
-Ali dedi, biliyor musun, küçük çamaşır makine¬leri var. Hani ilerde, diyorum, paramız olursa alalım... ha... Ne dersin?
Ali'nin annesi,
- Yaa, pek iyi olur; böyle leğende zor oluyor... de¬meye "kalmadı, Ali iki kadının üstüne atılıverdi, çevik bir kedi gibi. Gülsümü saçlarından sürüyerek çamaşır leğeninin başından çekip, aldı.
- Kız, sana ne oluyor? Sana mı kaldı benim cebimdekinin nasıl harcanacağını söylemek, diye kükrüyordu. Bir yandan da yerde, şaşkınlık, korku ve acıyla, beden ve ruh acısıyla debelenen kıza tekme, tokat girişiyordu. Ali vurdu, vurdu taa ki Gülsüm'ün bal rengi cıvıl cıvıl ışıyan gözleri donuklaşana dek... O bildik ba¬kış gelip de gözlerin bal rengi yumuşaklığına taş gibi çöküp, temelli yerleşene dek... Mahalledeki kadınların kocalarına bakarken gözlerini durağanlaşman o tanıdık bakış... Korku, boyun eğiş, çaresizlik, nefret, nefret ve gene nefretten oluşan o sinmiş, o intikamcı bakış... Ali Gülsüm'ün gözlerini gördü ve rahatladı. Ali ve nişanlısı mahallede ayrık otu gibi farklı olup. diken gibi mahal¬leye batmaktan kurtulmuşlardı. Ali herkes gibi birisi olmanın alabildiğine rahatlatıcı havasını soludu.
Karşı evden küçük Dursun koşarak çıktı ve haberi tüm sokağa yaydı.
- Ana, kız ana. koş... Sessiz Ali ağbim seslenmiş! Gülsüm ablamı bir dövdü ki sorma!..
Haberi duyan mahalle rahat bir soluk aldı
sözlüğe bir başka öykü daha kazandırıyorum kıymetimi biliniz.
Buyrun:
SESSiZ ALi ERENDiZ ATASÜ
Ali gülümsemesini unutmuştu. Nişanlanmasından bir hafta sonra filan başladı bu düşünceli hali. ilk gün¬ler öyle sevinçliydi ki... Kuş olup ucası geliyordu. Nedense çabuk, koptu kanatları... Neşesi kuş olup uçmuş¬tu, Ali ise dar sokakların, yıkık dökük ahşap evlerin arasındaydı. Kötü, kötü, kara kura düşünüyordu. Gülümsemenin silindiği yüzü, sevimliliğini yitirmiş, çocuk¬ken, iyi beslenmemiş, ufacık bir bedenin kara, san, sıs¬ka ve asık suratına dönmüştü. Yumuşak bakan kara gözleri yabanıllaşmıştı. Ali'nin asabı iyice bozuktu.
Mahalle adım adım izliyordu Alinin gülümsemeyi yitirişini, adım adım ve beğeniyle, pek de gizlenmeyen bir doyumla,
- Yahu, Sessiz Ali hepten sessizleşti. Arpacık kumrusu gibi düşünüyor.
- Canım, o düşünmesin de ben mi düşüneyim. Bu sessizlikle el kızını nasıl güdecek?
- Pek de sessiz canım
- Aboo, bu gidişle kılıbıkların piri olacak.
- Bu kadar dada sessiz-olunmaz ki... Vur ensesine, al lokmasını ağzından. Erkek dediğin biraz dişli olmalı. Kız gibi oğlan
Mahalle kahvesinde çift şekerli demli çayla birlikte Alinin yaklaşan evliliğinin yorumları da içiliyor; emmi¬ler, dayılar bu yeni içkiye kanamıyorlardı. Bazen sesleri alçalıyor, şakalara açık saçıklık kokusu bulaşıyordu.
- Sahi yahu, bizim Ali nasıl kıvıracak bu işi?.. Becerebilse bari.
- Hiç denedi mi acep?
- Yok canım, ne gezer... Kız gibi oğlan... Gider mi fena yerlere...
- Eee... Öyleyse?!..
Erkekler keyifte gülüyorlardı Böyle şakaların ula¬şamayacağı yerlere erişmenin tadını çıkararak. Hepsi birçok kez baba olmuştu!
Ali aldırmıyordu baştan. işe girdiğinde de böyleydi. Mahalleli yolunu kesip akıl vermiş, iş yerinde kendini nasıl saydıracağını anlatmıştı ona. Akıl hocalarının ço¬ğu hayatlarında hiç memuriyet yapmamış kişilerdi ya, neyse.,.
- Ali, sen babasız büyüdün oğlum, bak amca sözü dinle, diye başlardı hepsi. Ali herkese teşekkür etmiş, bildiğini okumuştu. Evet. büroda o odacı, odacılar sekreter olmuştu sonuçta ama sarar yoktu.. Çalıştığı yerdeki odacılar Ali'nin kaç yıllık komşusu, memleketlisi, emmi¬si, dayısıydı. Onlara amirlik taslamak yakışık alır mıydı? Ali kalp kırmayı sevmezdi. Zamanla içinde bir burukluk duymaya başladı. Onca saygısına karşılık kendisini sü¬rekli hiçleyen odacı emmilerine kırılıyordu için için. Şim¬dilerde Ati kuşkudaydı. Yoksa Gülsüm de mi onu hiçleyecekti?.. Mahalleli onu uyarıyordu, tıpkı işe girdiği za¬manki gibi. Uyanlarına kulak verse miydi? Gülsüm'ün duru gözlerini görünce kuşkuları dağılıyordu. Öyle tattı bakıyordu ki nişanlısının gözleri sevgi, bağlılık dolu...
Ali nicedir evlenmek istiyordu, baş edemiyordu yalnızlıkla. Bir türlü anasına açamamıştı işi. Utanıyor muydu na Çekinirdi Ali annesinden, çok da severdi onu. Niye çekinirdi, bilinmez. Pek yumuşak huylu bir kadındı anası. Babasız büyütmüştü Aliyle iki ablasını. Çocukları uğruna yaptıklarıyla övünen, ya da bunlardan yakınan insanlardan değildi. Analık özverisinde doyuma ulaşan kadınlardandı. Ağabeyinin yanına sığınıp yetiştirmişti çocuklarını ama Alinin dayısı pek uzak ve seyrek bir konuk gibi uğramıştı hayatlarına, aynı avluya bakan evinden. Dayı evinin düzeni, bağırtı, dayak, tokat, Alilerin kapısından içeri girmemişti. Ablaları evleneli beri Sessiz Ali sessiz anacığıyla yalnızdı. Anası açtı konuyu köydeki tarlanın satımından sonra.
-Oğlum, elimiz bolaldı. Sana helal süt emmiş bir taze arayım mı? Dedi.
Ali çok sevinmişti. Birkaç gün sonra anası iyi haberle geldi.
-Muharrem Efendiyle anlaşabileceğiz galiba. Kızı Gülsüm, tam bize göre, sessiz iyi bir kız, dedi.
Gülsümü görür görmez Alinin kanı kaynadı. Sevgiye susuz kalbinde duygular ince ince kök saldı, gün güne boy attı, filiz verdi. Gülsüm de öyle Bağlandı Aliye. Ali öyle sessiz öyle güleçti ki Gülsüm Alinin onu hiç hırpalamayacağını biliverdi.. Babasının sertliğinden bezmişti. O yüzden sevdi Aliyi.
Nişanın ertesi günü Ali Gülsümü Gençlik Parkına götürdü, çay içirdi. Havuzu seyrettiler birlikte. Trene binerken elini tutuverdi kızın. Gülsüm çekmedi elini. Alinin kalbi küt küt attı. Çiçek göstereceğini bahane edip bir çamın arkasına götürdü Gülsümü. Çarçabuk yanağını öptü, öpüşün azıcık dudağa doğru kaymasına özen göstererek. Gülsüm kızardı. Ali çok sevindi. Mahalleli söz kesiminden beri Aliyi bir köşeye kıstırıp,
- Oğlum, senin baban yok, konuşasın böyle şeyleri Bak, evlenmeye kalktın, yani demek istiyorum ki Anlarsın ya Belki hiç gitmemişsindir, bir uğrayıver, ha filan diye bir şeyler söylüyordu. Ali içindeki sevinçle, baştan anlamıyordu bile ne dediklerini. Sonra anlamazlığa vurdu. Amma gün geçtikçe huzursuzlanıyordu. Acaba, acaba?.. Yok canım Ya beceremeyiverirse Ali Gülsümün elini tutunca güçlü hissediyordu kendini, onun eldeğmemişliğinin kendisi için yalnızca aşılması kolay tatlı bir engel olduğunu ta içinde duyumsuyordu. Ama geceleri tek başına yatarken uyku tutmuyor, Ali bunaldıkça bunalıyor, gerildikçe geriliyordu. Niyeyse tüm mahalleli onun bu işi beceremeyeceğinde birleşmişti. Ya haklı idiyseler Ali bir kez gitmişti Benideresinin oraya, bir iki yıl önce. Bir daha ayakları götürmedi onu. Antiseptik kokularıyla, çıplak ve tombul baldırların, jiklet çiğneyen yayvan bir ağızdan çıkan cak cak seslerinin birbirine karıştığı bunaltıcı, bulandırıcı silik bir anıydı bu. Giderek silikliğinden sıyrılıyor, karabasan gibi bir şey oluyordu. Ali Gülsümü her gördüğünde bu karabasanla irkiliyordu. Sessiz lakabından rahatsız olmaya o günlerde başladı.
- Oğlum Ali, efendi ol dedikse, bu kadar da alttan alma, yüz verme kadın kısmına. Başedemezsin. Maaşın kaç kuruş a oğlum.. Şunu isterim, bunu isterim, pabuç al, manto al, diye tutturursa götürsün, diyorlardı emmiler, dayılar.
Ali ayın ilk haftasında eriyen maaşına bakıp kahroluyordu;
- Kız Gülsüm, diyordu, bak para sıkıntısı çekece¬ğim, haberin olsun.
- Amaan Ali'm, düşündüğün şeye bak, ikimiz bera¬ber olalım da, varsın sıkıntı çekelim, canımız sağ olsun, diyordu Gülsüm. Ali'nin içi ısınıyordu. Ama sonra gene kuşkular sarıyordu Ali'yi. Ya Gülsüm numara yapıyor¬sa. Bunca saçlı sakallı adam yalan mı söyleyecek. Biraz sert olmalı demiyor mu hepside Gülsüm'ün gözleri dikiliyordu karşısına uykusuz karanlıklarda, o gözlerin onca sevdiği bakışı, sevgi dolu Ali kadınların gözle¬rinde böyle anlamlar okumaya alışık değildi. Ablaları kocalarına böyle bakmazdı. Nişanlıyken de böyle bakmazlardı. Saygıyla korkunun birbirine karıştığı donuk bakışlardı onlarınki Oysa Gülsüm'ün gözlerinde neşe uçuşuyordu bir uçtan bir uca... Ali bakışların duygu örgüsünü bir bir tellerine çözemiyordu ama gitgide Gül¬süm'ün sevdiği gözlerinden rahatsız olmaya başlamıştı. Yoksa Gülsüm onu saymıyor muydu?
Ali gerildikçe geriliyordu. Kurulu bir yaya dönmüş¬tü. Okunu ne zaman, nereye fırlatacağı hiç belli değildi.
Düğüne birkaç gün 'kala Gülsüm Ali'nin annesine yardıma geldi: Çamaşır yıkıyorlardı, kaynana gelin. Gülsüm köpükler arasından gülümseyip:
-Ali dedi, biliyor musun, küçük çamaşır makine¬leri var. Hani ilerde, diyorum, paramız olursa alalım... ha... Ne dersin?
Ali'nin annesi,
- Yaa, pek iyi olur; böyle leğende zor oluyor... de¬meye "kalmadı, Ali iki kadının üstüne atılıverdi, çevik bir kedi gibi. Gülsümü saçlarından sürüyerek çamaşır leğeninin başından çekip, aldı.
- Kız, sana ne oluyor? Sana mı kaldı benim cebimdekinin nasıl harcanacağını söylemek, diye kükrüyordu. Bir yandan da yerde, şaşkınlık, korku ve acıyla, beden ve ruh acısıyla debelenen kıza tekme, tokat girişiyordu. Ali vurdu, vurdu taa ki Gülsüm'ün bal rengi cıvıl cıvıl ışıyan gözleri donuklaşana dek... O bildik ba¬kış gelip de gözlerin bal rengi yumuşaklığına taş gibi çöküp, temelli yerleşene dek... Mahalledeki kadınların kocalarına bakarken gözlerini durağanlaşman o tanıdık bakış... Korku, boyun eğiş, çaresizlik, nefret, nefret ve gene nefretten oluşan o sinmiş, o intikamcı bakış... Ali Gülsüm'ün gözlerini gördü ve rahatladı. Ali ve nişanlısı mahallede ayrık otu gibi farklı olup. diken gibi mahal¬leye batmaktan kurtulmuşlardı. Ali herkes gibi birisi olmanın alabildiğine rahatlatıcı havasını soludu.
Karşı evden küçük Dursun koşarak çıktı ve haberi tüm sokağa yaydı.
- Ana, kız ana. koş... Sessiz Ali ağbim seslenmiş! Gülsüm ablamı bir dövdü ki sorma!..
Haberi duyan mahalle rahat bir soluk aldı
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar
© 2005 – 2026 uludagsozluk.com