bugün
- kemaliste dokundum ne yapmalıyım3
- ahmet sezer bey köprü üstüne tamam2
- sabahın 6 sında uyanmak4
- 186 boyundaki erkek19
- velvet hanım günaydın2
- kabak yemeği vs hamburger10
- norveç futbolu2
- alevi erkek8
- bursalı erkekler9
- bu sözlükte beni herkes tanır17
- rest apilerde state yönetimi sorunsalı2
- en merak ettiğin ulu yazarı30
- gökte rızkınız ve size vaad olunan şeyler vardır10
- 32 yaşına girmek12
- nervionun merak ettiği yazar19
- erzincanlı erkekler6
- tavuk döner ısmarlayan erkek6
- 40 yaş üzeri insanlar mesajlaşıyor mu sorunsalı16
- istanbullu erkekler5
- sivaslı yiğidolar6
- sinirli kadını sakinleştirmek17
- g'i l d'e d l'i l y20
- din tartışması7
- zengin olsanız ne yapardınız9
- ahmet sezer bey9
- yalnizca deli yalnizca sair21
- antalyalı erkekler5
- sözlükteki birader adı altındaki masonik yapılanma7
- kürt erkek5
- altı ok'a ihanet edip mührü başka yere vurmak19
- adıyamanlı erkekler5
- norveçte bok olsam9
- bir meyve olsanız ne olurdunuz3
- habire1240
- ilk buluşmada hesabı kim öder7
- bugün açılacağım sözlük kızı12
- gün içinde uyuduğu için gece uykusu gelmeyen insan3
- cezayir erkekği4
- nervio'ya aşık olmak5
- arkadaşlar bakar mısınız21
- kürtler 5 yıl icerisinde türkiye yi ele gecirirler13
- katatespizartmasi17
- nickinde k harfi olan yazara olan aşkım15
- gocu27
- velvet47
- sözlük kızlarının artık yemek pişirmemesi sorunu4
- nervio23
- izmirli kızlar4
- kız arkadaşa gökyüzünü hediye etmek18
- rte'nin fethettiği topraklar6
Erendiz Atasü'nin Kadınlar Da Vardır kitabında gördüğümüz güzel hikaye.
sözlüğe bir başka öykü daha kazandırıyorum kıymetimi biliniz.
Buyrun:
SESSiZ ALi ERENDiZ ATASÜ
Ali gülümsemesini unutmuştu. Nişanlanmasından bir hafta sonra filan başladı bu düşünceli hali. ilk gün¬ler öyle sevinçliydi ki... Kuş olup ucası geliyordu. Nedense çabuk, koptu kanatları... Neşesi kuş olup uçmuş¬tu, Ali ise dar sokakların, yıkık dökük ahşap evlerin arasındaydı. Kötü, kötü, kara kura düşünüyordu. Gülümsemenin silindiği yüzü, sevimliliğini yitirmiş, çocuk¬ken, iyi beslenmemiş, ufacık bir bedenin kara, san, sıs¬ka ve asık suratına dönmüştü. Yumuşak bakan kara gözleri yabanıllaşmıştı. Ali'nin asabı iyice bozuktu.
Mahalle adım adım izliyordu Alinin gülümsemeyi yitirişini, adım adım ve beğeniyle, pek de gizlenmeyen bir doyumla,
- Yahu, Sessiz Ali hepten sessizleşti. Arpacık kumrusu gibi düşünüyor.
- Canım, o düşünmesin de ben mi düşüneyim. Bu sessizlikle el kızını nasıl güdecek?
- Pek de sessiz canım
- Aboo, bu gidişle kılıbıkların piri olacak.
- Bu kadar dada sessiz-olunmaz ki... Vur ensesine, al lokmasını ağzından. Erkek dediğin biraz dişli olmalı. Kız gibi oğlan
Mahalle kahvesinde çift şekerli demli çayla birlikte Alinin yaklaşan evliliğinin yorumları da içiliyor; emmi¬ler, dayılar bu yeni içkiye kanamıyorlardı. Bazen sesleri alçalıyor, şakalara açık saçıklık kokusu bulaşıyordu.
- Sahi yahu, bizim Ali nasıl kıvıracak bu işi?.. Becerebilse bari.
- Hiç denedi mi acep?
- Yok canım, ne gezer... Kız gibi oğlan... Gider mi fena yerlere...
- Eee... Öyleyse?!..
Erkekler keyifte gülüyorlardı Böyle şakaların ula¬şamayacağı yerlere erişmenin tadını çıkararak. Hepsi birçok kez baba olmuştu!
Ali aldırmıyordu baştan. işe girdiğinde de böyleydi. Mahalleli yolunu kesip akıl vermiş, iş yerinde kendini nasıl saydıracağını anlatmıştı ona. Akıl hocalarının ço¬ğu hayatlarında hiç memuriyet yapmamış kişilerdi ya, neyse.,.
- Ali, sen babasız büyüdün oğlum, bak amca sözü dinle, diye başlardı hepsi. Ali herkese teşekkür etmiş, bildiğini okumuştu. Evet. büroda o odacı, odacılar sekreter olmuştu sonuçta ama sarar yoktu.. Çalıştığı yerdeki odacılar Ali'nin kaç yıllık komşusu, memleketlisi, emmi¬si, dayısıydı. Onlara amirlik taslamak yakışık alır mıydı? Ali kalp kırmayı sevmezdi. Zamanla içinde bir burukluk duymaya başladı. Onca saygısına karşılık kendisini sü¬rekli hiçleyen odacı emmilerine kırılıyordu için için. Şim¬dilerde Ati kuşkudaydı. Yoksa Gülsüm de mi onu hiçleyecekti?.. Mahalleli onu uyarıyordu, tıpkı işe girdiği za¬manki gibi. Uyanlarına kulak verse miydi? Gülsüm'ün duru gözlerini görünce kuşkuları dağılıyordu. Öyle tattı bakıyordu ki nişanlısının gözleri sevgi, bağlılık dolu...
Ali nicedir evlenmek istiyordu, baş edemiyordu yalnızlıkla. Bir türlü anasına açamamıştı işi. Utanıyor muydu na Çekinirdi Ali annesinden, çok da severdi onu. Niye çekinirdi, bilinmez. Pek yumuşak huylu bir kadındı anası. Babasız büyütmüştü Aliyle iki ablasını. Çocukları uğruna yaptıklarıyla övünen, ya da bunlardan yakınan insanlardan değildi. Analık özverisinde doyuma ulaşan kadınlardandı. Ağabeyinin yanına sığınıp yetiştirmişti çocuklarını ama Alinin dayısı pek uzak ve seyrek bir konuk gibi uğramıştı hayatlarına, aynı avluya bakan evinden. Dayı evinin düzeni, bağırtı, dayak, tokat, Alilerin kapısından içeri girmemişti. Ablaları evleneli beri Sessiz Ali sessiz anacığıyla yalnızdı. Anası açtı konuyu köydeki tarlanın satımından sonra.
-Oğlum, elimiz bolaldı. Sana helal süt emmiş bir taze arayım mı? Dedi.
Ali çok sevinmişti. Birkaç gün sonra anası iyi haberle geldi.
-Muharrem Efendiyle anlaşabileceğiz galiba. Kızı Gülsüm, tam bize göre, sessiz iyi bir kız, dedi.
Gülsümü görür görmez Alinin kanı kaynadı. Sevgiye susuz kalbinde duygular ince ince kök saldı, gün güne boy attı, filiz verdi. Gülsüm de öyle Bağlandı Aliye. Ali öyle sessiz öyle güleçti ki Gülsüm Alinin onu hiç hırpalamayacağını biliverdi.. Babasının sertliğinden bezmişti. O yüzden sevdi Aliyi.
Nişanın ertesi günü Ali Gülsümü Gençlik Parkına götürdü, çay içirdi. Havuzu seyrettiler birlikte. Trene binerken elini tutuverdi kızın. Gülsüm çekmedi elini. Alinin kalbi küt küt attı. Çiçek göstereceğini bahane edip bir çamın arkasına götürdü Gülsümü. Çarçabuk yanağını öptü, öpüşün azıcık dudağa doğru kaymasına özen göstererek. Gülsüm kızardı. Ali çok sevindi. Mahalleli söz kesiminden beri Aliyi bir köşeye kıstırıp,
- Oğlum, senin baban yok, konuşasın böyle şeyleri Bak, evlenmeye kalktın, yani demek istiyorum ki Anlarsın ya Belki hiç gitmemişsindir, bir uğrayıver, ha filan diye bir şeyler söylüyordu. Ali içindeki sevinçle, baştan anlamıyordu bile ne dediklerini. Sonra anlamazlığa vurdu. Amma gün geçtikçe huzursuzlanıyordu. Acaba, acaba?.. Yok canım Ya beceremeyiverirse Ali Gülsümün elini tutunca güçlü hissediyordu kendini, onun eldeğmemişliğinin kendisi için yalnızca aşılması kolay tatlı bir engel olduğunu ta içinde duyumsuyordu. Ama geceleri tek başına yatarken uyku tutmuyor, Ali bunaldıkça bunalıyor, gerildikçe geriliyordu. Niyeyse tüm mahalleli onun bu işi beceremeyeceğinde birleşmişti. Ya haklı idiyseler Ali bir kez gitmişti Benideresinin oraya, bir iki yıl önce. Bir daha ayakları götürmedi onu. Antiseptik kokularıyla, çıplak ve tombul baldırların, jiklet çiğneyen yayvan bir ağızdan çıkan cak cak seslerinin birbirine karıştığı bunaltıcı, bulandırıcı silik bir anıydı bu. Giderek silikliğinden sıyrılıyor, karabasan gibi bir şey oluyordu. Ali Gülsümü her gördüğünde bu karabasanla irkiliyordu. Sessiz lakabından rahatsız olmaya o günlerde başladı.
- Oğlum Ali, efendi ol dedikse, bu kadar da alttan alma, yüz verme kadın kısmına. Başedemezsin. Maaşın kaç kuruş a oğlum.. Şunu isterim, bunu isterim, pabuç al, manto al, diye tutturursa götürsün, diyorlardı emmiler, dayılar.
Ali ayın ilk haftasında eriyen maaşına bakıp kahroluyordu;
- Kız Gülsüm, diyordu, bak para sıkıntısı çekece¬ğim, haberin olsun.
- Amaan Ali'm, düşündüğün şeye bak, ikimiz bera¬ber olalım da, varsın sıkıntı çekelim, canımız sağ olsun, diyordu Gülsüm. Ali'nin içi ısınıyordu. Ama sonra gene kuşkular sarıyordu Ali'yi. Ya Gülsüm numara yapıyor¬sa. Bunca saçlı sakallı adam yalan mı söyleyecek. Biraz sert olmalı demiyor mu hepside Gülsüm'ün gözleri dikiliyordu karşısına uykusuz karanlıklarda, o gözlerin onca sevdiği bakışı, sevgi dolu Ali kadınların gözle¬rinde böyle anlamlar okumaya alışık değildi. Ablaları kocalarına böyle bakmazdı. Nişanlıyken de böyle bakmazlardı. Saygıyla korkunun birbirine karıştığı donuk bakışlardı onlarınki Oysa Gülsüm'ün gözlerinde neşe uçuşuyordu bir uçtan bir uca... Ali bakışların duygu örgüsünü bir bir tellerine çözemiyordu ama gitgide Gül¬süm'ün sevdiği gözlerinden rahatsız olmaya başlamıştı. Yoksa Gülsüm onu saymıyor muydu?
Ali gerildikçe geriliyordu. Kurulu bir yaya dönmüş¬tü. Okunu ne zaman, nereye fırlatacağı hiç belli değildi.
Düğüne birkaç gün 'kala Gülsüm Ali'nin annesine yardıma geldi: Çamaşır yıkıyorlardı, kaynana gelin. Gülsüm köpükler arasından gülümseyip:
-Ali dedi, biliyor musun, küçük çamaşır makine¬leri var. Hani ilerde, diyorum, paramız olursa alalım... ha... Ne dersin?
Ali'nin annesi,
- Yaa, pek iyi olur; böyle leğende zor oluyor... de¬meye "kalmadı, Ali iki kadının üstüne atılıverdi, çevik bir kedi gibi. Gülsümü saçlarından sürüyerek çamaşır leğeninin başından çekip, aldı.
- Kız, sana ne oluyor? Sana mı kaldı benim cebimdekinin nasıl harcanacağını söylemek, diye kükrüyordu. Bir yandan da yerde, şaşkınlık, korku ve acıyla, beden ve ruh acısıyla debelenen kıza tekme, tokat girişiyordu. Ali vurdu, vurdu taa ki Gülsüm'ün bal rengi cıvıl cıvıl ışıyan gözleri donuklaşana dek... O bildik ba¬kış gelip de gözlerin bal rengi yumuşaklığına taş gibi çöküp, temelli yerleşene dek... Mahalledeki kadınların kocalarına bakarken gözlerini durağanlaşman o tanıdık bakış... Korku, boyun eğiş, çaresizlik, nefret, nefret ve gene nefretten oluşan o sinmiş, o intikamcı bakış... Ali Gülsüm'ün gözlerini gördü ve rahatladı. Ali ve nişanlısı mahallede ayrık otu gibi farklı olup. diken gibi mahal¬leye batmaktan kurtulmuşlardı. Ali herkes gibi birisi olmanın alabildiğine rahatlatıcı havasını soludu.
Karşı evden küçük Dursun koşarak çıktı ve haberi tüm sokağa yaydı.
- Ana, kız ana. koş... Sessiz Ali ağbim seslenmiş! Gülsüm ablamı bir dövdü ki sorma!..
Haberi duyan mahalle rahat bir soluk aldı
sözlüğe bir başka öykü daha kazandırıyorum kıymetimi biliniz.
Buyrun:
SESSiZ ALi ERENDiZ ATASÜ
Ali gülümsemesini unutmuştu. Nişanlanmasından bir hafta sonra filan başladı bu düşünceli hali. ilk gün¬ler öyle sevinçliydi ki... Kuş olup ucası geliyordu. Nedense çabuk, koptu kanatları... Neşesi kuş olup uçmuş¬tu, Ali ise dar sokakların, yıkık dökük ahşap evlerin arasındaydı. Kötü, kötü, kara kura düşünüyordu. Gülümsemenin silindiği yüzü, sevimliliğini yitirmiş, çocuk¬ken, iyi beslenmemiş, ufacık bir bedenin kara, san, sıs¬ka ve asık suratına dönmüştü. Yumuşak bakan kara gözleri yabanıllaşmıştı. Ali'nin asabı iyice bozuktu.
Mahalle adım adım izliyordu Alinin gülümsemeyi yitirişini, adım adım ve beğeniyle, pek de gizlenmeyen bir doyumla,
- Yahu, Sessiz Ali hepten sessizleşti. Arpacık kumrusu gibi düşünüyor.
- Canım, o düşünmesin de ben mi düşüneyim. Bu sessizlikle el kızını nasıl güdecek?
- Pek de sessiz canım
- Aboo, bu gidişle kılıbıkların piri olacak.
- Bu kadar dada sessiz-olunmaz ki... Vur ensesine, al lokmasını ağzından. Erkek dediğin biraz dişli olmalı. Kız gibi oğlan
Mahalle kahvesinde çift şekerli demli çayla birlikte Alinin yaklaşan evliliğinin yorumları da içiliyor; emmi¬ler, dayılar bu yeni içkiye kanamıyorlardı. Bazen sesleri alçalıyor, şakalara açık saçıklık kokusu bulaşıyordu.
- Sahi yahu, bizim Ali nasıl kıvıracak bu işi?.. Becerebilse bari.
- Hiç denedi mi acep?
- Yok canım, ne gezer... Kız gibi oğlan... Gider mi fena yerlere...
- Eee... Öyleyse?!..
Erkekler keyifte gülüyorlardı Böyle şakaların ula¬şamayacağı yerlere erişmenin tadını çıkararak. Hepsi birçok kez baba olmuştu!
Ali aldırmıyordu baştan. işe girdiğinde de böyleydi. Mahalleli yolunu kesip akıl vermiş, iş yerinde kendini nasıl saydıracağını anlatmıştı ona. Akıl hocalarının ço¬ğu hayatlarında hiç memuriyet yapmamış kişilerdi ya, neyse.,.
- Ali, sen babasız büyüdün oğlum, bak amca sözü dinle, diye başlardı hepsi. Ali herkese teşekkür etmiş, bildiğini okumuştu. Evet. büroda o odacı, odacılar sekreter olmuştu sonuçta ama sarar yoktu.. Çalıştığı yerdeki odacılar Ali'nin kaç yıllık komşusu, memleketlisi, emmi¬si, dayısıydı. Onlara amirlik taslamak yakışık alır mıydı? Ali kalp kırmayı sevmezdi. Zamanla içinde bir burukluk duymaya başladı. Onca saygısına karşılık kendisini sü¬rekli hiçleyen odacı emmilerine kırılıyordu için için. Şim¬dilerde Ati kuşkudaydı. Yoksa Gülsüm de mi onu hiçleyecekti?.. Mahalleli onu uyarıyordu, tıpkı işe girdiği za¬manki gibi. Uyanlarına kulak verse miydi? Gülsüm'ün duru gözlerini görünce kuşkuları dağılıyordu. Öyle tattı bakıyordu ki nişanlısının gözleri sevgi, bağlılık dolu...
Ali nicedir evlenmek istiyordu, baş edemiyordu yalnızlıkla. Bir türlü anasına açamamıştı işi. Utanıyor muydu na Çekinirdi Ali annesinden, çok da severdi onu. Niye çekinirdi, bilinmez. Pek yumuşak huylu bir kadındı anası. Babasız büyütmüştü Aliyle iki ablasını. Çocukları uğruna yaptıklarıyla övünen, ya da bunlardan yakınan insanlardan değildi. Analık özverisinde doyuma ulaşan kadınlardandı. Ağabeyinin yanına sığınıp yetiştirmişti çocuklarını ama Alinin dayısı pek uzak ve seyrek bir konuk gibi uğramıştı hayatlarına, aynı avluya bakan evinden. Dayı evinin düzeni, bağırtı, dayak, tokat, Alilerin kapısından içeri girmemişti. Ablaları evleneli beri Sessiz Ali sessiz anacığıyla yalnızdı. Anası açtı konuyu köydeki tarlanın satımından sonra.
-Oğlum, elimiz bolaldı. Sana helal süt emmiş bir taze arayım mı? Dedi.
Ali çok sevinmişti. Birkaç gün sonra anası iyi haberle geldi.
-Muharrem Efendiyle anlaşabileceğiz galiba. Kızı Gülsüm, tam bize göre, sessiz iyi bir kız, dedi.
Gülsümü görür görmez Alinin kanı kaynadı. Sevgiye susuz kalbinde duygular ince ince kök saldı, gün güne boy attı, filiz verdi. Gülsüm de öyle Bağlandı Aliye. Ali öyle sessiz öyle güleçti ki Gülsüm Alinin onu hiç hırpalamayacağını biliverdi.. Babasının sertliğinden bezmişti. O yüzden sevdi Aliyi.
Nişanın ertesi günü Ali Gülsümü Gençlik Parkına götürdü, çay içirdi. Havuzu seyrettiler birlikte. Trene binerken elini tutuverdi kızın. Gülsüm çekmedi elini. Alinin kalbi küt küt attı. Çiçek göstereceğini bahane edip bir çamın arkasına götürdü Gülsümü. Çarçabuk yanağını öptü, öpüşün azıcık dudağa doğru kaymasına özen göstererek. Gülsüm kızardı. Ali çok sevindi. Mahalleli söz kesiminden beri Aliyi bir köşeye kıstırıp,
- Oğlum, senin baban yok, konuşasın böyle şeyleri Bak, evlenmeye kalktın, yani demek istiyorum ki Anlarsın ya Belki hiç gitmemişsindir, bir uğrayıver, ha filan diye bir şeyler söylüyordu. Ali içindeki sevinçle, baştan anlamıyordu bile ne dediklerini. Sonra anlamazlığa vurdu. Amma gün geçtikçe huzursuzlanıyordu. Acaba, acaba?.. Yok canım Ya beceremeyiverirse Ali Gülsümün elini tutunca güçlü hissediyordu kendini, onun eldeğmemişliğinin kendisi için yalnızca aşılması kolay tatlı bir engel olduğunu ta içinde duyumsuyordu. Ama geceleri tek başına yatarken uyku tutmuyor, Ali bunaldıkça bunalıyor, gerildikçe geriliyordu. Niyeyse tüm mahalleli onun bu işi beceremeyeceğinde birleşmişti. Ya haklı idiyseler Ali bir kez gitmişti Benideresinin oraya, bir iki yıl önce. Bir daha ayakları götürmedi onu. Antiseptik kokularıyla, çıplak ve tombul baldırların, jiklet çiğneyen yayvan bir ağızdan çıkan cak cak seslerinin birbirine karıştığı bunaltıcı, bulandırıcı silik bir anıydı bu. Giderek silikliğinden sıyrılıyor, karabasan gibi bir şey oluyordu. Ali Gülsümü her gördüğünde bu karabasanla irkiliyordu. Sessiz lakabından rahatsız olmaya o günlerde başladı.
- Oğlum Ali, efendi ol dedikse, bu kadar da alttan alma, yüz verme kadın kısmına. Başedemezsin. Maaşın kaç kuruş a oğlum.. Şunu isterim, bunu isterim, pabuç al, manto al, diye tutturursa götürsün, diyorlardı emmiler, dayılar.
Ali ayın ilk haftasında eriyen maaşına bakıp kahroluyordu;
- Kız Gülsüm, diyordu, bak para sıkıntısı çekece¬ğim, haberin olsun.
- Amaan Ali'm, düşündüğün şeye bak, ikimiz bera¬ber olalım da, varsın sıkıntı çekelim, canımız sağ olsun, diyordu Gülsüm. Ali'nin içi ısınıyordu. Ama sonra gene kuşkular sarıyordu Ali'yi. Ya Gülsüm numara yapıyor¬sa. Bunca saçlı sakallı adam yalan mı söyleyecek. Biraz sert olmalı demiyor mu hepside Gülsüm'ün gözleri dikiliyordu karşısına uykusuz karanlıklarda, o gözlerin onca sevdiği bakışı, sevgi dolu Ali kadınların gözle¬rinde böyle anlamlar okumaya alışık değildi. Ablaları kocalarına böyle bakmazdı. Nişanlıyken de böyle bakmazlardı. Saygıyla korkunun birbirine karıştığı donuk bakışlardı onlarınki Oysa Gülsüm'ün gözlerinde neşe uçuşuyordu bir uçtan bir uca... Ali bakışların duygu örgüsünü bir bir tellerine çözemiyordu ama gitgide Gül¬süm'ün sevdiği gözlerinden rahatsız olmaya başlamıştı. Yoksa Gülsüm onu saymıyor muydu?
Ali gerildikçe geriliyordu. Kurulu bir yaya dönmüş¬tü. Okunu ne zaman, nereye fırlatacağı hiç belli değildi.
Düğüne birkaç gün 'kala Gülsüm Ali'nin annesine yardıma geldi: Çamaşır yıkıyorlardı, kaynana gelin. Gülsüm köpükler arasından gülümseyip:
-Ali dedi, biliyor musun, küçük çamaşır makine¬leri var. Hani ilerde, diyorum, paramız olursa alalım... ha... Ne dersin?
Ali'nin annesi,
- Yaa, pek iyi olur; böyle leğende zor oluyor... de¬meye "kalmadı, Ali iki kadının üstüne atılıverdi, çevik bir kedi gibi. Gülsümü saçlarından sürüyerek çamaşır leğeninin başından çekip, aldı.
- Kız, sana ne oluyor? Sana mı kaldı benim cebimdekinin nasıl harcanacağını söylemek, diye kükrüyordu. Bir yandan da yerde, şaşkınlık, korku ve acıyla, beden ve ruh acısıyla debelenen kıza tekme, tokat girişiyordu. Ali vurdu, vurdu taa ki Gülsüm'ün bal rengi cıvıl cıvıl ışıyan gözleri donuklaşana dek... O bildik ba¬kış gelip de gözlerin bal rengi yumuşaklığına taş gibi çöküp, temelli yerleşene dek... Mahalledeki kadınların kocalarına bakarken gözlerini durağanlaşman o tanıdık bakış... Korku, boyun eğiş, çaresizlik, nefret, nefret ve gene nefretten oluşan o sinmiş, o intikamcı bakış... Ali Gülsüm'ün gözlerini gördü ve rahatladı. Ali ve nişanlısı mahallede ayrık otu gibi farklı olup. diken gibi mahal¬leye batmaktan kurtulmuşlardı. Ali herkes gibi birisi olmanın alabildiğine rahatlatıcı havasını soludu.
Karşı evden küçük Dursun koşarak çıktı ve haberi tüm sokağa yaydı.
- Ana, kız ana. koş... Sessiz Ali ağbim seslenmiş! Gülsüm ablamı bir dövdü ki sorma!..
Haberi duyan mahalle rahat bir soluk aldı
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar