bugün
- izmir'in mis gibi kokması8
- salat namaz değildir12
- eski sevgilisine dönenlerden tavsiyeler5
- sözlük yazarlarının seksi kombinleri14
- dudak dolgusu yaptıran kadınların ördeğe dönüşmesi7
- silkmeye çalışan erkek ilgisi3
- cemil tugay7
- kuran allah kelamı olarak ezeli mi5
- meksika açmazı macerası14
- tombik döner dünyanın en iyi sandviçi4
- anın görüntüsü31
- demokrasi3
- tekrar izlenebilecek diziler3
- özelden alet fotosu atan erkek yazar2
- kudüs üç semavi din için önemlidir3
- kelam allahla beraberdi beden aldı ve yaşadı2
- denize düşsen nervio'ya mı sarılırsın bik bik'e mi4
- enayimiknatisi9
- izmire ilk hizmetin 30 sene sonra ulaşması9
- iranlı kızlar3
- 40 yaşında bekar erkek5
- bu durumda ne yapardınız9
- game of thrones taki kerhaneci24
- bir gün herkes ak partili olacak14
- okul saldırısı5
- arkadaşlar çüş3
- salah namazdır2
- ak partiye geçen herkesin mutlu olması6
- yok çok sevişmenin hiç zararı yok11
- oytunkaran nerde sorunsalı4
- hiçbir şey yapası olmamak2
- mezut barzani nin yahudi olması18
- televole kültürünün dilimize kazandırdığı terimler9
- iltica ve mel'in birlikte sunduğu radyo programı14
- çarşamba akşamı evde oturmak2
- cedidacer8
- 7 ekim 2026 cemil tugay'ın akp'ye katılması10
- 5 yıl önceye geri gitmek4
- ak partinin chp'ye diz çöktürmesi11
- çocuğa israil diye isim koymak17
- bursa da kadın katiline sosyal medya ilgisi14
- nokia2
- ak parti'nin cemil tugay paylaşımı17
- gina abi2
- bik bik'in çıkartıp masaya vurması4
- sözlük kavgasını en iyi anlatacak yönetmen19
- gavur izmir den mümin izmir e7
- bir kızın size aşık olduğunu gösteren detaylar3
- cesete hakaret13
- karasburg2
bejan matur şiiri. 2002 de çıkardığı şiir kitabının da adıdır.
"onun çölüne gittim. konuğum,
duvardaki kan pıhtısında.
onun bulduğu damar beni çağırdı.
ve ruhum eski bir kanla yıkandı.
onun çölüne düştüm, oturdum çadırında.
eski bir kavmin buluşması ve töreni.
bir yaban kuş gibi tüneyip kıyıya
dedi ki bana "ölümsün sen"
mutlak
mutlak olan.
onun çölünde gece kımıldar.
yılan ve akrep karanlığıyla.
hayat bir zehre gizlenir
çoğalır sabırla.
o bıraktı beni.
çöldeki kızıl sularda
balıklara bakacak
nefesimi tutarak uyuyacağım.
onun çölünde her gece
fısıldadım kumlara.
sordum nasıl yaptıklarını çölü,
boğmadan koyun koyuna.
onun çölünde ölüyüm ben.
gelin ve kaldırın beni.
gittiği yolda bulutlara değen bir gölge bırakılmış sanki.
bir sesle uyandıracak beni
kahra kan olan bir aldanışla yakaracak.
tanrıya söylendim.
nasıl da zalim gövdede varlığı onun.
güzellik acıya kavuştuğunda yorulur ve
hep yaşlı kalacak bir gözün ışığıyla bakar;
her yüz bir işarettir tanrıdan.
bunu yaşlı bir adam söylediğinde
gözleri yoktu.
annem öyle inanmış olmalı ki ona,
yüzümü kederli çizdi.
ve uzatıp tanrıya
"işte" dedi
"benim annem yeniden doğdu
annem varlığıma döndü"
gece paslı bir kafesle durdu önümde
dua için zaman istedim tanrıdan.
onun varlığına adanacak hiçlik
düş için,
o büyüde kalbime saplanan acıyla
bağırdım;
başka adamlar, başka dillerde dua etsinler. bizim için.
ölümü tanıdığımız ve sessiz olduğumuz için
kutsasınlar.
ölü bir yaprağın sürüklenişi gibi rüzgarda
gövdem yitirdi yerini.
ağır bir uykuyla gizlendi tohuma varlık.
ağır bir istekle.
kızıl kan pıhtısı. tül sabah. ört üstümü.
koyu gücünü yüzünün nasıl çizdiyse tanrı
ve ne gizlediyse kıvrımına gülüşünün.
gördüm ben.
tüllere sarınmış bir çölde ölümümü bekliyorum. sakinim.
yok bir gece bu.
sabah uyanacak aşkı konuşacağız.
ne çok sürdü diyecek bana.
ne uzun sürdü hayat.
o uzun günün sabahında
sesini duydum gün ve gecenin çakışmasının.
bir tül işleniyormuş gibi aralarında
kavuştular usulca.
uyu ağır uykunu
taşların altında ve su isteğinle kal.
geniş bir avluda gece kapanan kapıların ağırlığı.
sürecek olan dilsizlik.
rüzgar tırmalıyor kapını
aşk uzakta.
ne tuhaf inanmaman.
sırtıma dokundun ve orada ayla ışıyan çizgilerin
bir acıdan artan masumiyet olduğuna şaşırdın.
gideceğini söyledin
inanmadım sana.
oysa ben daha doğmadan biliyordum.
acılı bir ruhta oyalanan bir gövde bu.
saf ve çocukça bir düşün yatağında.
kan ve susuşla dinlenen ten kabullenir.
beyaz tül yatağında başucuma
camdan bir göz bırakıp gittin.
ona fısıldanan sözlerin
aşk olan varlığı
o gidince karardı.
yüzeyinde göğün
beyaz ve kıpırtısızım.
acıdan bir okla çıktım
bekleyiş yatağından.
içimde siyah bir taş.
atları gördüm.
kapı önlerinde oturan insanı, sözü.
çok yaşanmış bir çığlıkla hayat.
bir sırrın bana verilmediği yerden
sordum ona
bana ne söyleyeceksin?
çölün söylemediği ne?
ruhumu orada tutan ağırlıkla
geceye ilendi tenim.
ve çağırmadı çölü varlığım
ondan sonra.
aynaya dönüyorum
değişmiş gözlerim.
çölde kumlara bakan kadın
kadere bakan
artık benim.
gördüm çizgilerini avuçlarının
çöl her şeyi söyledi bana.
anladım nerede bitti aşk
kan pıhtılı odanda uyanan gövdem
neden sığmadı varlığa.
seni yaprakların gölgeli yalnızlığına bırakıyorum.
gün doğumunda uyanan nefese ve sana dönen gözlerin
yakaran çizgisine.
çölden aldığını çöle ver
hayattan aldığını hayata.
artık beklemiyorum
kal orada.
geride, tepelerin art arda dizilmekle
var ettikleri dünya bir hiçlik ahtı gibi.
bir hiç ve gölge.
gece ay
gece tül ve yokluk.
yok gece
çölden aldığını çöle ver
hayattan aldığını hayata."
"onun çölüne gittim. konuğum,
duvardaki kan pıhtısında.
onun bulduğu damar beni çağırdı.
ve ruhum eski bir kanla yıkandı.
onun çölüne düştüm, oturdum çadırında.
eski bir kavmin buluşması ve töreni.
bir yaban kuş gibi tüneyip kıyıya
dedi ki bana "ölümsün sen"
mutlak
mutlak olan.
onun çölünde gece kımıldar.
yılan ve akrep karanlığıyla.
hayat bir zehre gizlenir
çoğalır sabırla.
o bıraktı beni.
çöldeki kızıl sularda
balıklara bakacak
nefesimi tutarak uyuyacağım.
onun çölünde her gece
fısıldadım kumlara.
sordum nasıl yaptıklarını çölü,
boğmadan koyun koyuna.
onun çölünde ölüyüm ben.
gelin ve kaldırın beni.
gittiği yolda bulutlara değen bir gölge bırakılmış sanki.
bir sesle uyandıracak beni
kahra kan olan bir aldanışla yakaracak.
tanrıya söylendim.
nasıl da zalim gövdede varlığı onun.
güzellik acıya kavuştuğunda yorulur ve
hep yaşlı kalacak bir gözün ışığıyla bakar;
her yüz bir işarettir tanrıdan.
bunu yaşlı bir adam söylediğinde
gözleri yoktu.
annem öyle inanmış olmalı ki ona,
yüzümü kederli çizdi.
ve uzatıp tanrıya
"işte" dedi
"benim annem yeniden doğdu
annem varlığıma döndü"
gece paslı bir kafesle durdu önümde
dua için zaman istedim tanrıdan.
onun varlığına adanacak hiçlik
düş için,
o büyüde kalbime saplanan acıyla
bağırdım;
başka adamlar, başka dillerde dua etsinler. bizim için.
ölümü tanıdığımız ve sessiz olduğumuz için
kutsasınlar.
ölü bir yaprağın sürüklenişi gibi rüzgarda
gövdem yitirdi yerini.
ağır bir uykuyla gizlendi tohuma varlık.
ağır bir istekle.
kızıl kan pıhtısı. tül sabah. ört üstümü.
koyu gücünü yüzünün nasıl çizdiyse tanrı
ve ne gizlediyse kıvrımına gülüşünün.
gördüm ben.
tüllere sarınmış bir çölde ölümümü bekliyorum. sakinim.
yok bir gece bu.
sabah uyanacak aşkı konuşacağız.
ne çok sürdü diyecek bana.
ne uzun sürdü hayat.
o uzun günün sabahında
sesini duydum gün ve gecenin çakışmasının.
bir tül işleniyormuş gibi aralarında
kavuştular usulca.
uyu ağır uykunu
taşların altında ve su isteğinle kal.
geniş bir avluda gece kapanan kapıların ağırlığı.
sürecek olan dilsizlik.
rüzgar tırmalıyor kapını
aşk uzakta.
ne tuhaf inanmaman.
sırtıma dokundun ve orada ayla ışıyan çizgilerin
bir acıdan artan masumiyet olduğuna şaşırdın.
gideceğini söyledin
inanmadım sana.
oysa ben daha doğmadan biliyordum.
acılı bir ruhta oyalanan bir gövde bu.
saf ve çocukça bir düşün yatağında.
kan ve susuşla dinlenen ten kabullenir.
beyaz tül yatağında başucuma
camdan bir göz bırakıp gittin.
ona fısıldanan sözlerin
aşk olan varlığı
o gidince karardı.
yüzeyinde göğün
beyaz ve kıpırtısızım.
acıdan bir okla çıktım
bekleyiş yatağından.
içimde siyah bir taş.
atları gördüm.
kapı önlerinde oturan insanı, sözü.
çok yaşanmış bir çığlıkla hayat.
bir sırrın bana verilmediği yerden
sordum ona
bana ne söyleyeceksin?
çölün söylemediği ne?
ruhumu orada tutan ağırlıkla
geceye ilendi tenim.
ve çağırmadı çölü varlığım
ondan sonra.
aynaya dönüyorum
değişmiş gözlerim.
çölde kumlara bakan kadın
kadere bakan
artık benim.
gördüm çizgilerini avuçlarının
çöl her şeyi söyledi bana.
anladım nerede bitti aşk
kan pıhtılı odanda uyanan gövdem
neden sığmadı varlığa.
seni yaprakların gölgeli yalnızlığına bırakıyorum.
gün doğumunda uyanan nefese ve sana dönen gözlerin
yakaran çizgisine.
çölden aldığını çöle ver
hayattan aldığını hayata.
artık beklemiyorum
kal orada.
geride, tepelerin art arda dizilmekle
var ettikleri dünya bir hiçlik ahtı gibi.
bir hiç ve gölge.
gece ay
gece tül ve yokluk.
yok gece
çölden aldığını çöle ver
hayattan aldığını hayata."
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar