bugün
- 40 yaş altı sözlük bebeleri7
- sözlük kızlarının 30 luk teyzeler olması6
- fırından alınan ekmeği dilimletmek4
- reşit olmadan sözlük yazarı olmak4
- merhaba arkadaşlar beni hatırladınız mı5
- bir erkeği markete yollamak3
- zayıf erkeklerin agresif olması5
- şişman kızların çok neşeli olması7
- bir kadını kaybetmenin en kısa yolu4
- günün şiiri23
- fransızcadan türkçeye geçmiş kelimeler5
- mutfağa su içmeye gidip tostla dönmek2
- klima açıp yorgan altında uyumak3
- kadir inanır'ın kürt olması4
- beyaz ekmek yiyen vatan hainleri2
- neşemizi öldürdüler4
- istanbulda hava durumu5
- 7 temmuz 2026 abd belçika maçı8
- küresel affetme günü3
- sözlük kızları toplansın bir şey diyeceğim3
- arzu edilene ulaşıldığında anlam ifade etmemesi4
- kadınların piç erkek tercihi17
- elle yemek yemek4
- erkek adamın erkek sevgilisi olur3
- ona bir şey söyle12
- elle yiyip şişeden içenler5
- karı kıza para yedirir misiniz17
- dinozorların gerçekten yaşadığını sanan cahiller10
- en çok hoşa giden doğa olayı11
- herkesin bir felsefesi varmış gibi yapması2
- izmir'de başörtülü kadını sahilden kovan seküler21
- kurtuluş savaşı'nın müfredattan kaldırılması26
- primo levi2
- ben kararımı verdim2
- gianni infantino2
- hayata tutunamamak2
- 7 temmuz 2026 dünya kupası maçları2
- osururken götten alev çıkması12
- bir kadınla bir erkeğin yakın arkadaş olması13
- diamond bosphorus17
- imamoğlu'nun 1 günde 3 davaya girmesi20
- lahmacunu elle yiyen kız2
- günün sözü2
- besle kargayı5
- uzun yol araba yolculuğunu çekilir yapacak şey14
- evlenilmeyecek kız tipi11
- ragnar rockefeller38
- bıcır bıcır sözlük kızı vs maymun sözlük erkeği12
- 6 temmuz 2026 portekiz ispanya maçı12
- erkeklerin zayıf kız sevdiğini sanmak4
kotu bir espri yapan/yapmaya calisan veya absurt bir davranis sergileyen kisilere soylenen cumle. sukunetinizi bozmadan sakin bir sekilde soylediginizde daha etkili olur.
mevcut "yapılan"daki bilgi/beceri katsayısının düşüklüğünü belirten.. eee.. belirten.. işaret eden.. eee.. ööö.. durum!
evet.
evet.
Endüstri meslek lisesi. 1. sınıf, 1.dönem. ders atelye...
ilk gün... Önce atelye gezdirilir, makinelerin çevresinde u şeklinde dizilen geleceğin mühendis (!) adaylarına tanıtım yapılır: "işte bu torna, şu freze, şu vargel. oğlum geriden bakma, biraz öne gel." soğuk, yağ ve demir kokusu eşliğinde bir eylül günü bulunulması gereken en son yerlerden biridir atelye. ama el kadar sabisindir, okula kaydolmuşsundur artık, kaderine razı gelir atalarından kalma teknolojiye sahip makineleri incelersin. bir bok varmış gibi hayret edersin.
ertesi haftaya önlükler alınır, sol üst cebine ismin baş harfi, soyisim ve okul numarası yazdırılır. bu yazım işini anneler yapar elbette. böylelikle dönem boyunca türlü annenin elinden çıkmış "dikiş fontları" yla dolaşır öğrenciler, beyaz yazı yağ olur, kir olur, dikiş kopar, iplik atar okunmaz. önemli değildir, zaten o yazıdan tanımaz kimse birbirini.
aynı hafta eğe denen törpümsü edevat tanıtılır hocalar tarafından. Metal parçalar üzerinde sürtünme yoluyla talaş kaldıran ve bu şekilde parçalara biçim veren primitif bir alettir aslında. kendisi bir sap ve gövdeden ibarettir. fakat ne akla hizmetse yıl boyu en yakın dostunuz olacaktır. avuç içlerinizi şişirecek, parmaklarınız nasır tutacaktır.
ertesi hafta nalburdan edindiğiniz plastik saplı ve baklava dilimli gıcır gıcır çapraz eğenizle okula gelirsiniz. elinize yamuk yumuk metal bir küp tutuştururlar. bir de teknik resim, altında da aynen şöyle yazar:
temrin: küpün tüm yüzeyleri resimdeki ölçülerde ve 90 derece gönyede olacak şekilde eğelenecek.
o güne kadar öğretilen ölçme bilgileri burada işinize yarar. küpü ölçersiniz, istenen ölçüyle elinizdeki arasında her yüzeyde 5 mm fark vardır. parçayı mengeneye bağlar, önlüğün kollarını sıyırıp işe başlarsınız.
Eğe bir sürtünmede 0.001 mm talaş kaldırır. yani parçadan 5 mm eksiltmek için 5/0.001 defa eğeyi sürtmeniz gerekir. tüm yüzeyler için düşünürsek bu sayıyı bir de altı ile çarpmak gerekir. üstelik her seferinde aynı baskıyı ve yüzeyselliği uygulayamayacağınızdan bazı sürtünmelerde talaş da kalkmayabilir. aynı nedenden ötürü de parçanın gönyesini yakalamak zordur, yani birbirine dik iki yüzey arasında 90 derece açıyı tutturmak pek mümkün değildir.
amma velakin hoca kısmısı en güzelini ister, mükemmeli arar. sürtünmeyle ısınan, hatta yanmak üzere olan parçayı çıkarır ölçersiniz. heh tamamdır. gönyeyle bakarsınız, yüzeyden ışık sızmaz, doksana takmışsınızdır. iş bu ya, büyük gururla hocanızın odasına gidersiniz:
- hocam bi bakar mısınız, olmuş mu parça?
- hüüüüp... (hoca bardakdaki son damla sıcak çayı hızla çeker, eliyle de kapıyı kapat işareti yapar, sıcak gitmesin. o esnada atelyedeki öğrencilerin soğuktan götleri donmaktadır tabi ki.) Getir bakalım.
Büyük ihtimalle hocanın misafiriyle olan muhabbetini bölmüşsünüzdür. misafir çaya verir kendini, eğitim adamı keyifsiz bir tavır takınır. "her öğrenci böyle odaya dalarsa o-hooo" der içinden. parçayı alır ölçer. sonra tak diye oturtur gönyeyi.
- Gel bakiyim yanıma.
- Geldim hocam.
- Aradan ışık sızıyor bak gördün mü, bi tarafı yüksek olmuş bunun, gönyeye gelmemiş.
- Ama hocam ben masadaki gönyeyle...
- Bak ramazan, ışığı görüyosun de mi, bak pencereye doğru da tutayım, aradan böyle bi ışın demeti...
- Hmm evet hocam.
- Olmamış bu. şuralardan biraz daha eğele.
Hocanın şuralardan diye gösterdiği noktada değen parmak bir yağ tabakası bırakır ve o noktadan da talaş kalkmaz. zira eğe ancak kuru yüzeylerde talaş kaldırabilmektedir. boşa giden yüzlerce sürtünmeden sonra nihayet talaş kalkar, hırslanır abanırsınız, cillop gibi yüzey yakalarsınız. Hoca atelyede geziniyorken yanına koşarsınız.
- Hocam hocam! bakar mısınız nasıl gönye?
- (Tık)*. Hmm iyi gibi. şurası olmamış yalnız, az kalmış oradan da al. bi de keskin köşe bırakma çapakları temizle.
- Peki hocam.
*** bir saat sonra ***
- Hocam hocam! Parça?
- Bakalım. Olmamış ramazan yan yüzeye tam dik değil. O yüzeyi de eğele öyle gel.
- Tamam hocam.
*** yarım saat sonra ***
- hocam bi kez daha baksak.
- işim var ramazan gelicem birazdan.
*** kırk beş dakika sonra ***
- Hocam geldiniz mi?
- Geldim. Referans yüzeyini eğeledin mi?
- Eğelemedim hocam.
- Olmaz o zaman. Eğele de öyle bakalım.
*** öğle arasından sonra ***
- Hocam afiyet olsun.
- Sağol yavrum. Getir bakalım parçana.
- Buyrun hocam.
- (Tık)*. Hmm güzel, bi de ölçüsüne bakalım.
- Bakalım hocam.**
- Ramazan bu ne, ölçüden düşürmüşsün?
- Hocam gönye şey olunca ben demek ki ehe... fazla eğelemişim galiba...
- Olmamış bu parça. Git yeni parça al baştan başla.
- ne yeni parça mı?
- evet.
- laaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaağğğnnnn parçanı da zkerim seni deee!!!
tabi ki iç ses bunlar, doğrusu ise şöyle:
(...)
- Olmamış bu parça. Git yeni parça al baştan başla.
- Alayım hocam nerede parçalar? *
ilk gün... Önce atelye gezdirilir, makinelerin çevresinde u şeklinde dizilen geleceğin mühendis (!) adaylarına tanıtım yapılır: "işte bu torna, şu freze, şu vargel. oğlum geriden bakma, biraz öne gel." soğuk, yağ ve demir kokusu eşliğinde bir eylül günü bulunulması gereken en son yerlerden biridir atelye. ama el kadar sabisindir, okula kaydolmuşsundur artık, kaderine razı gelir atalarından kalma teknolojiye sahip makineleri incelersin. bir bok varmış gibi hayret edersin.
ertesi haftaya önlükler alınır, sol üst cebine ismin baş harfi, soyisim ve okul numarası yazdırılır. bu yazım işini anneler yapar elbette. böylelikle dönem boyunca türlü annenin elinden çıkmış "dikiş fontları" yla dolaşır öğrenciler, beyaz yazı yağ olur, kir olur, dikiş kopar, iplik atar okunmaz. önemli değildir, zaten o yazıdan tanımaz kimse birbirini.
aynı hafta eğe denen törpümsü edevat tanıtılır hocalar tarafından. Metal parçalar üzerinde sürtünme yoluyla talaş kaldıran ve bu şekilde parçalara biçim veren primitif bir alettir aslında. kendisi bir sap ve gövdeden ibarettir. fakat ne akla hizmetse yıl boyu en yakın dostunuz olacaktır. avuç içlerinizi şişirecek, parmaklarınız nasır tutacaktır.
ertesi hafta nalburdan edindiğiniz plastik saplı ve baklava dilimli gıcır gıcır çapraz eğenizle okula gelirsiniz. elinize yamuk yumuk metal bir küp tutuştururlar. bir de teknik resim, altında da aynen şöyle yazar:
temrin: küpün tüm yüzeyleri resimdeki ölçülerde ve 90 derece gönyede olacak şekilde eğelenecek.
o güne kadar öğretilen ölçme bilgileri burada işinize yarar. küpü ölçersiniz, istenen ölçüyle elinizdeki arasında her yüzeyde 5 mm fark vardır. parçayı mengeneye bağlar, önlüğün kollarını sıyırıp işe başlarsınız.
Eğe bir sürtünmede 0.001 mm talaş kaldırır. yani parçadan 5 mm eksiltmek için 5/0.001 defa eğeyi sürtmeniz gerekir. tüm yüzeyler için düşünürsek bu sayıyı bir de altı ile çarpmak gerekir. üstelik her seferinde aynı baskıyı ve yüzeyselliği uygulayamayacağınızdan bazı sürtünmelerde talaş da kalkmayabilir. aynı nedenden ötürü de parçanın gönyesini yakalamak zordur, yani birbirine dik iki yüzey arasında 90 derece açıyı tutturmak pek mümkün değildir.
amma velakin hoca kısmısı en güzelini ister, mükemmeli arar. sürtünmeyle ısınan, hatta yanmak üzere olan parçayı çıkarır ölçersiniz. heh tamamdır. gönyeyle bakarsınız, yüzeyden ışık sızmaz, doksana takmışsınızdır. iş bu ya, büyük gururla hocanızın odasına gidersiniz:
- hocam bi bakar mısınız, olmuş mu parça?
- hüüüüp... (hoca bardakdaki son damla sıcak çayı hızla çeker, eliyle de kapıyı kapat işareti yapar, sıcak gitmesin. o esnada atelyedeki öğrencilerin soğuktan götleri donmaktadır tabi ki.) Getir bakalım.
Büyük ihtimalle hocanın misafiriyle olan muhabbetini bölmüşsünüzdür. misafir çaya verir kendini, eğitim adamı keyifsiz bir tavır takınır. "her öğrenci böyle odaya dalarsa o-hooo" der içinden. parçayı alır ölçer. sonra tak diye oturtur gönyeyi.
- Gel bakiyim yanıma.
- Geldim hocam.
- Aradan ışık sızıyor bak gördün mü, bi tarafı yüksek olmuş bunun, gönyeye gelmemiş.
- Ama hocam ben masadaki gönyeyle...
- Bak ramazan, ışığı görüyosun de mi, bak pencereye doğru da tutayım, aradan böyle bi ışın demeti...
- Hmm evet hocam.
- Olmamış bu. şuralardan biraz daha eğele.
Hocanın şuralardan diye gösterdiği noktada değen parmak bir yağ tabakası bırakır ve o noktadan da talaş kalkmaz. zira eğe ancak kuru yüzeylerde talaş kaldırabilmektedir. boşa giden yüzlerce sürtünmeden sonra nihayet talaş kalkar, hırslanır abanırsınız, cillop gibi yüzey yakalarsınız. Hoca atelyede geziniyorken yanına koşarsınız.
- Hocam hocam! bakar mısınız nasıl gönye?
- (Tık)*. Hmm iyi gibi. şurası olmamış yalnız, az kalmış oradan da al. bi de keskin köşe bırakma çapakları temizle.
- Peki hocam.
*** bir saat sonra ***
- Hocam hocam! Parça?
- Bakalım. Olmamış ramazan yan yüzeye tam dik değil. O yüzeyi de eğele öyle gel.
- Tamam hocam.
*** yarım saat sonra ***
- hocam bi kez daha baksak.
- işim var ramazan gelicem birazdan.
*** kırk beş dakika sonra ***
- Hocam geldiniz mi?
- Geldim. Referans yüzeyini eğeledin mi?
- Eğelemedim hocam.
- Olmaz o zaman. Eğele de öyle bakalım.
*** öğle arasından sonra ***
- Hocam afiyet olsun.
- Sağol yavrum. Getir bakalım parçana.
- Buyrun hocam.
- (Tık)*. Hmm güzel, bi de ölçüsüne bakalım.
- Bakalım hocam.**
- Ramazan bu ne, ölçüden düşürmüşsün?
- Hocam gönye şey olunca ben demek ki ehe... fazla eğelemişim galiba...
- Olmamış bu parça. Git yeni parça al baştan başla.
- ne yeni parça mı?
- evet.
- laaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaağğğnnnn parçanı da zkerim seni deee!!!
tabi ki iç ses bunlar, doğrusu ise şöyle:
(...)
- Olmamış bu parça. Git yeni parça al baştan başla.
- Alayım hocam nerede parçalar? *
(bkz: otur sıfır)
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar