bugün
- kabak tatlısını sevenler14
- taksim delisi cenk7
- nervio'nun asıl benzediği ünlü10
- anın görüntüsü25
- pazar akşamları3
- evi arsayı satıp faizle her ay 120 gr altın alıyom6
- 8 kasım 2026 çorum fk fenerbahçe maçı15
- pirizade ismed molla balizade kafadumanevi5
- allah vardır diyenlerin hiçbir kanıt gösterememesi15
- elmas bey birader'in online olmaması2
- göksel'in memeleri4
- nat rothschild4
- dizi sektöründeki maliyet krizi16
- kafanın çok büyük olması8
- gazze de evlenen çiftin düğün fotoğrafı3
- 8 kasım 2026 alanyaspor trabzonspor maçı3
- ismet gurbuz 20244
- erecto kral reyiz3
- hoşlanılan kızın ayağınızı yalamak istemesi7
- bir sözlük yazarını kerhaneye götürmek3
- 20043
- 1 doların 50 tl olması3
- nervio'nun gerçek yüzü4
- fenerbahçe11
- boyun ağrısı2
- oğuz tezmen2
- nervio34
- ismed ibni semiz cincihocaevi efendi2
- hoca4
- ismet gürbüz sözlüğü nasıl keşfetti6
- android için televizyon uygulaması yapılmalı2
- ülkücü erkek ermeni kız aşkı10
- en sevilen ibrahim tatlıses sözleri6
- barış alper yılmaz4
- kimse beslenmesine dikkat etmiyor2
- anelka alex tuncay hooijdonk dörtlüsü6
- 8 kasım 2026 rizespor erzurumspor maçı4
- allah vardır diyenlerin kanıtları2
- elektrik2
- askerde cinsel ihtiyaçlar nasıl gideriliyor6
- yalnız çirkin asosyal erkek5
- elmas bey birader dönsün2
- bafra pidesi3
- bırak kolumu acıtıyorsun4
- 7 kasım 2026 galatasaray amed maçı23
- duygu özaslan6
- 2019 tasarımı4
- otomobilin üstünde uyuyakalan adam6
- halef dizisinin final yapması2
- birçok kadın evliliğini eskort hizmeti gibi yapıyo3
isveçli yazar ketil bjornstad'in iskandinav ülkelerindeki yabancılaşmayı ve yalnızlığı arka plana koyarak genç bir piyanistin ve bir grup piyanist arkadaşının hayallerini izleme hikayesini anlattığı romandır. fonda bol bol schumann, bach dinlersiniz.
beril yalçın'In kritik yazısı şöyledir:
Piyanonun tuşları insanı büyüleyebilir. Hiç dokunmamış biri için, o beyaz-siyah, kusursuz bir düzene sahipmiş gibi duran tuşlar çok çekici gelebilir. Onlara elinizi sürmek; sessizce varoldukları ve sabırla piyanistlerini bekledikleri kaderlerinde sizin için de bir yer var mı diye fal bakmak istersiniz. Siz müziği çok sevseniz de, müzik sizi sevecek mi, o büyüleyici dünyasının içine alacak mı diye merak edersiniz. Yeterince iyi misiniz, yeterince güçlü müsünüz, yeterince istekli misiniz? Norveçli müzisyen ve yazar Ketil Bjørnstad'ın yazdığı Müzik Uğruna, hayatlarında müziğin önemli bir rol üstlendiği bir grup genç insanın öyküsünü anlatırken, müzik sevgisinin ne olduğu, ne anlama geldiği ve aslında ne anlama gelmesi gerektiğine dair soruları da akla getiriyor.
Bir hırs mıdır müzik? Belkilere, şansa, tesadüflere bırakılabilecek bir şey midir? Çok çalışmak insanı müzisyen mi yapar yoksa 'icracı' mı? Aradaki farkı kim belirler, kim hisseder? Ve neden bazı aileler, anne-babalar, öğretmenler ya da organizatörler, on sekiz yaşına bile basmamış gençlerin hayatlarına, müziğin güzelliğini değil de seyircilerin takdirini yakıştırırlar? Kitapta söz konusu olan, konserlere eğlenmek için giden bir izleyici kitlesi değil. Onların dünyasında, 'hep beraber çalalım, söyleyelim, hatalı çalıp söylesek bile hep birlikte müziğin keyfine varalım' gibi bir duygu yok ne yazık ki. Gencecik piyanistleri bekleyen 'kader', şöyle bir topluluğun insafına kalmış: Hepsi de koltuklarında oturan ve saatler boyu da oturacak olan, verecekleri iyi-kötü herhangi bir tepkiyi en sondaki güçlü veya 'lütfen sunulacak' alkışlara saklayan bir izleyici kitlesi... Kitapta 'canavar' olarak da anılan kitle... Bugün de varolmaya devam eden, 'klasik müzikte çıt çıkmaz, konsantrasyon bozulursa her şey mahvolur' düşüncesine sımsıkı sarılmış, bu insafsız kaderi sorgusuz sualsiz kabul etmiş ve müzisyeni bir gün, bir gecede yargılayıverme gücünü elinde tutan kitle...
beril yalçın'In kritik yazısı şöyledir:
Piyanonun tuşları insanı büyüleyebilir. Hiç dokunmamış biri için, o beyaz-siyah, kusursuz bir düzene sahipmiş gibi duran tuşlar çok çekici gelebilir. Onlara elinizi sürmek; sessizce varoldukları ve sabırla piyanistlerini bekledikleri kaderlerinde sizin için de bir yer var mı diye fal bakmak istersiniz. Siz müziği çok sevseniz de, müzik sizi sevecek mi, o büyüleyici dünyasının içine alacak mı diye merak edersiniz. Yeterince iyi misiniz, yeterince güçlü müsünüz, yeterince istekli misiniz? Norveçli müzisyen ve yazar Ketil Bjørnstad'ın yazdığı Müzik Uğruna, hayatlarında müziğin önemli bir rol üstlendiği bir grup genç insanın öyküsünü anlatırken, müzik sevgisinin ne olduğu, ne anlama geldiği ve aslında ne anlama gelmesi gerektiğine dair soruları da akla getiriyor.
Bir hırs mıdır müzik? Belkilere, şansa, tesadüflere bırakılabilecek bir şey midir? Çok çalışmak insanı müzisyen mi yapar yoksa 'icracı' mı? Aradaki farkı kim belirler, kim hisseder? Ve neden bazı aileler, anne-babalar, öğretmenler ya da organizatörler, on sekiz yaşına bile basmamış gençlerin hayatlarına, müziğin güzelliğini değil de seyircilerin takdirini yakıştırırlar? Kitapta söz konusu olan, konserlere eğlenmek için giden bir izleyici kitlesi değil. Onların dünyasında, 'hep beraber çalalım, söyleyelim, hatalı çalıp söylesek bile hep birlikte müziğin keyfine varalım' gibi bir duygu yok ne yazık ki. Gencecik piyanistleri bekleyen 'kader', şöyle bir topluluğun insafına kalmış: Hepsi de koltuklarında oturan ve saatler boyu da oturacak olan, verecekleri iyi-kötü herhangi bir tepkiyi en sondaki güçlü veya 'lütfen sunulacak' alkışlara saklayan bir izleyici kitlesi... Kitapta 'canavar' olarak da anılan kitle... Bugün de varolmaya devam eden, 'klasik müzikte çıt çıkmaz, konsantrasyon bozulursa her şey mahvolur' düşüncesine sımsıkı sarılmış, bu insafsız kaderi sorgusuz sualsiz kabul etmiş ve müzisyeni bir gün, bir gecede yargılayıverme gücünü elinde tutan kitle...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar
© 2005 – 2026 uludagsozluk.com