bugün
- kendin hakkında gereksiz bir bilgi bırak10
- özel bir şey konuşuyoruz git diyen arkadaş7
- bacakları yukarı kaldırarak oturmak12
- azrail'in hergün her insana 366 kere bakması8
- uludede'nin cenaze eventi8
- göz kanlanması6
- çirkinsin mesajına verilebilecek cevaplar11
- 3 kere üst üste 31 çekmek9
- uludede'yi karıya götürmek7
- gece uyurken bacağa kramp girmesi6
- gece eve atılan kızın ayaklarının ters çıkması7
- en kısa sürede göbek eritme teknikleri7
- ilk adımı kızdan bekleyen erkek7
- ekmeğe çikolata sürmek7
- pick me girl5
- gecenin köründe aniden gelen türklük atakları6
- arkadaşlar sizce bu çocuk yakışıklı mı20
- mini şortla kapıya gelen hanım komşu6
- gunluklerim aylik olmus4
- gece kapıya dayanan 12 cin 8 ifrit 17 zombi5
- yaygın olmayan bir isme sahip olmak5
- sürekli özür dileyen insan5
- avare be3
- akşam akşam kahveye davet eden seksi komşu kızı5
- uludede nim mirası4
- queen ravenna adlı yazarı kurt ısırması12
- eyeliner çekme yöntemleri7
- yunan adalarına gitmek20
- dinci ahlaksızlığı19
- fatma betül sayan kaya64
- söylenilen pembe yalanlar3
- bana ayrılan sürenin sonuna geldik4
- gece gece nervioyu düşünüp efkarlanmak3
- ciğer yiyen midesizler10
- gece kapıya dayanan zombilere lahmacun ısmarlamak4
- kızlar başlığa gelin bi sorum olacak5
- kömbe6
- hiç edirne ciğer tavası yediniz mi12
- kahverengi göz kalemi6
- robotların insanlara baş kaldırması5
- sarma3
- yunan aşığı tip15
- ciğer vs kokoreç8
- sözlük yazarlarının ruh hali14
- dolar 50 tl de olsa oyum ak parti ye43
- zengin koca bulup evinin hanımı olmak15
- bir sözlük kızını sözlükten çekip çıkartmak15
- ortaçağda cadı avlamak3
- nervio isimli yazarin tam olarak neye yaramasi24
- makyajın ciltte pütür durması5
--spoiler--
bu bayram dilimizin bir kelime kaybettiğine iyice inandım. "tandır" gibi, "kağnı" gibi artık yaşanan hayatta, yeri kalmamış, şöyle böyle bir kelime değil; zarif, ince, medeni bir kelime.
kapıyı çalan çöpçünün pos bıyıkları arasında onu aradım. Yok!... bahşişini alan bekçinin kavlak dudaklarından onu bekledim. yok!... bakkalın çırağından, sebzecinin yamağından, kasabın oğlundan onu işitmek istedim. yok!...
ipek mendilini alan oğlan, eşarbını kıvıran kız, iki buçukluğu cebine indiren manav, üç gün kapımızı kim çaldıysa hediyesini aldı kim aldıysa bana o beklediğim kelimeyi vermeden gitti!
iki yüz kuruş yazan taksinin şoförüne iki yüz elli kuruş veriyorsunuz. Taş gibi bir sükut!
Kitabından sevgiye bahsettiğiniz genç adamla karşılaşıyorsunuz. Hakerete benzer hissiz bir selam!
Tramvayda, ayakta kalmış bir kadına yerinizi veriyorsunuz. Yüzünüze, burun delikleriyle yüksekten bir bakış!
Ve hiçbirinin dilince aradığınız o ince, o kibar, o insanı insan yapan güzel kelime yok!
Geçen yıl, Atina'da bindiğim bir otomobilin şoförü, bana bu kelimeyi on kuruşluk bahşiş için söylemişti: Hem başından kasketini çıkararak hem de kelimenin başına bir "çok" ilave ederek.
Roma'nın en büyük otelinde oda hizmetçisi kız, yine küçük bir hediye karşılığı zarif vücudunu nezaketle kırarak bu kelimeyi dudaklarında tebessümle süslemişti.
Bir kelime deyip geçmeyiniz. Cemiyet hayatımızdaki birçok şikayetleri bu kelimenin yokluğuna bağlamak bile mümkündür.
Düşünüyorum: Artık lügat kitaplarında beyaz kağıdın kefenlediği bu ölü kelimeyi nasıl diriltsek? Acaba belediye bu kelime için fiyat listesi yapamaz mı?
Hiç olmazsa çarşıda, pazarda, iş hayatında canımız istediği zaman listeye bakar, parasını verir ve içimizin özlediği bu üç heceli sözü duyarız!
Haaa! Affedersiniz, deminden beri, yana yakıla hasretini çektiğim bu kelimenin ne olduğunu söylemedim değil mi?
Teşekkür!
--spoiler--
*
yusuf ziya ortaç'ın kaleminden güzel bir yazı. ne güzel de anlatmış.
bu bayram dilimizin bir kelime kaybettiğine iyice inandım. "tandır" gibi, "kağnı" gibi artık yaşanan hayatta, yeri kalmamış, şöyle böyle bir kelime değil; zarif, ince, medeni bir kelime.
kapıyı çalan çöpçünün pos bıyıkları arasında onu aradım. Yok!... bahşişini alan bekçinin kavlak dudaklarından onu bekledim. yok!... bakkalın çırağından, sebzecinin yamağından, kasabın oğlundan onu işitmek istedim. yok!...
ipek mendilini alan oğlan, eşarbını kıvıran kız, iki buçukluğu cebine indiren manav, üç gün kapımızı kim çaldıysa hediyesini aldı kim aldıysa bana o beklediğim kelimeyi vermeden gitti!
iki yüz kuruş yazan taksinin şoförüne iki yüz elli kuruş veriyorsunuz. Taş gibi bir sükut!
Kitabından sevgiye bahsettiğiniz genç adamla karşılaşıyorsunuz. Hakerete benzer hissiz bir selam!
Tramvayda, ayakta kalmış bir kadına yerinizi veriyorsunuz. Yüzünüze, burun delikleriyle yüksekten bir bakış!
Ve hiçbirinin dilince aradığınız o ince, o kibar, o insanı insan yapan güzel kelime yok!
Geçen yıl, Atina'da bindiğim bir otomobilin şoförü, bana bu kelimeyi on kuruşluk bahşiş için söylemişti: Hem başından kasketini çıkararak hem de kelimenin başına bir "çok" ilave ederek.
Roma'nın en büyük otelinde oda hizmetçisi kız, yine küçük bir hediye karşılığı zarif vücudunu nezaketle kırarak bu kelimeyi dudaklarında tebessümle süslemişti.
Bir kelime deyip geçmeyiniz. Cemiyet hayatımızdaki birçok şikayetleri bu kelimenin yokluğuna bağlamak bile mümkündür.
Düşünüyorum: Artık lügat kitaplarında beyaz kağıdın kefenlediği bu ölü kelimeyi nasıl diriltsek? Acaba belediye bu kelime için fiyat listesi yapamaz mı?
Hiç olmazsa çarşıda, pazarda, iş hayatında canımız istediği zaman listeye bakar, parasını verir ve içimizin özlediği bu üç heceli sözü duyarız!
Haaa! Affedersiniz, deminden beri, yana yakıla hasretini çektiğim bu kelimenin ne olduğunu söylemedim değil mi?
Teşekkür!
--spoiler--
*
yusuf ziya ortaç'ın kaleminden güzel bir yazı. ne güzel de anlatmış.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar