bugün
- türbede dua etmenin şirk olması12
- azrail gelse ona ne derdiniz12
- sözlükte kavga edilen kızın true çıkması4
- satürnün halkasına imam hatip açmak5
- arkadaşlar nick altılarda kavga etmeyiniz5
- hızır aleyhisselam ile görüşülebilir mi4
- askeri imam hatip lisesi5
- sözlük kızı ile kavga etmek13
- asılmış şeyh4
- g i l d e d l i l y10
- evde fare görmek5
- benkimki6
- nakşibendi tarikatının halidi kolundanım4
- ümmetçilerin apo sevgisi6
- 18 ağustos 2026 fenerbahçe lyon maçı10
- yurt dışı çıkış harcı3
- gece sokakta boynunda iple gezen şeyh görmek3
- ölülere kuran okumak3
- sözlüğün dili olsa da konuşsa3
- hangi üye hangisiydi hepsi karıştı6
- bana onu sormayin6
- hiçbir servet zamanı satın alamaz20
- ethem dede2
- john hinckley jr'ın jodie foster'a mesajı2
- silinen hesap 0145677
- sevdiğine şiir yazabilen kaslı ve yakışıklı erkek3
- turhan çömez3
- özgür özel14
- hasta bir yakınına yemek götürmek2
- ebeveynlerin evdeki oyun konsoluna çökmesi2
- ayran fetişisti3
- köfteci yusuf3
- caminin içinde mezar olması2
- altındaki 45 tl zararımı kim ödeyecek sorunsalı7
- aç karnına kahve içmek6
- prezervatif içimde kaldı2
- böbrek taşından tespih yaptırmak2
- arabada sigara içilir mi6
- muslettin amca2
- kemal kılıçdaroğlu2
- duygusal yerine fiziksel ilişki tercih etmek2
- arkadaşlar zall gitti3
- yengeç burcu erkeklerinin yengeç gibi olması2
- gratisin içini merak etmek10
- 12 ağustos 20263
- sakal erkeğin peçesidir2
- gammazlık3
- uludağ sözlük te kaç hesabınız var4
- insan sevmemek7
- kaçan kovalanır mı sizce4
--spoiler--
bu bayram dilimizin bir kelime kaybettiğine iyice inandım. "tandır" gibi, "kağnı" gibi artık yaşanan hayatta, yeri kalmamış, şöyle böyle bir kelime değil; zarif, ince, medeni bir kelime.
kapıyı çalan çöpçünün pos bıyıkları arasında onu aradım. Yok!... bahşişini alan bekçinin kavlak dudaklarından onu bekledim. yok!... bakkalın çırağından, sebzecinin yamağından, kasabın oğlundan onu işitmek istedim. yok!...
ipek mendilini alan oğlan, eşarbını kıvıran kız, iki buçukluğu cebine indiren manav, üç gün kapımızı kim çaldıysa hediyesini aldı kim aldıysa bana o beklediğim kelimeyi vermeden gitti!
iki yüz kuruş yazan taksinin şoförüne iki yüz elli kuruş veriyorsunuz. Taş gibi bir sükut!
Kitabından sevgiye bahsettiğiniz genç adamla karşılaşıyorsunuz. Hakerete benzer hissiz bir selam!
Tramvayda, ayakta kalmış bir kadına yerinizi veriyorsunuz. Yüzünüze, burun delikleriyle yüksekten bir bakış!
Ve hiçbirinin dilince aradığınız o ince, o kibar, o insanı insan yapan güzel kelime yok!
Geçen yıl, Atina'da bindiğim bir otomobilin şoförü, bana bu kelimeyi on kuruşluk bahşiş için söylemişti: Hem başından kasketini çıkararak hem de kelimenin başına bir "çok" ilave ederek.
Roma'nın en büyük otelinde oda hizmetçisi kız, yine küçük bir hediye karşılığı zarif vücudunu nezaketle kırarak bu kelimeyi dudaklarında tebessümle süslemişti.
Bir kelime deyip geçmeyiniz. Cemiyet hayatımızdaki birçok şikayetleri bu kelimenin yokluğuna bağlamak bile mümkündür.
Düşünüyorum: Artık lügat kitaplarında beyaz kağıdın kefenlediği bu ölü kelimeyi nasıl diriltsek? Acaba belediye bu kelime için fiyat listesi yapamaz mı?
Hiç olmazsa çarşıda, pazarda, iş hayatında canımız istediği zaman listeye bakar, parasını verir ve içimizin özlediği bu üç heceli sözü duyarız!
Haaa! Affedersiniz, deminden beri, yana yakıla hasretini çektiğim bu kelimenin ne olduğunu söylemedim değil mi?
Teşekkür!
--spoiler--
*
yusuf ziya ortaç'ın kaleminden güzel bir yazı. ne güzel de anlatmış.
bu bayram dilimizin bir kelime kaybettiğine iyice inandım. "tandır" gibi, "kağnı" gibi artık yaşanan hayatta, yeri kalmamış, şöyle böyle bir kelime değil; zarif, ince, medeni bir kelime.
kapıyı çalan çöpçünün pos bıyıkları arasında onu aradım. Yok!... bahşişini alan bekçinin kavlak dudaklarından onu bekledim. yok!... bakkalın çırağından, sebzecinin yamağından, kasabın oğlundan onu işitmek istedim. yok!...
ipek mendilini alan oğlan, eşarbını kıvıran kız, iki buçukluğu cebine indiren manav, üç gün kapımızı kim çaldıysa hediyesini aldı kim aldıysa bana o beklediğim kelimeyi vermeden gitti!
iki yüz kuruş yazan taksinin şoförüne iki yüz elli kuruş veriyorsunuz. Taş gibi bir sükut!
Kitabından sevgiye bahsettiğiniz genç adamla karşılaşıyorsunuz. Hakerete benzer hissiz bir selam!
Tramvayda, ayakta kalmış bir kadına yerinizi veriyorsunuz. Yüzünüze, burun delikleriyle yüksekten bir bakış!
Ve hiçbirinin dilince aradığınız o ince, o kibar, o insanı insan yapan güzel kelime yok!
Geçen yıl, Atina'da bindiğim bir otomobilin şoförü, bana bu kelimeyi on kuruşluk bahşiş için söylemişti: Hem başından kasketini çıkararak hem de kelimenin başına bir "çok" ilave ederek.
Roma'nın en büyük otelinde oda hizmetçisi kız, yine küçük bir hediye karşılığı zarif vücudunu nezaketle kırarak bu kelimeyi dudaklarında tebessümle süslemişti.
Bir kelime deyip geçmeyiniz. Cemiyet hayatımızdaki birçok şikayetleri bu kelimenin yokluğuna bağlamak bile mümkündür.
Düşünüyorum: Artık lügat kitaplarında beyaz kağıdın kefenlediği bu ölü kelimeyi nasıl diriltsek? Acaba belediye bu kelime için fiyat listesi yapamaz mı?
Hiç olmazsa çarşıda, pazarda, iş hayatında canımız istediği zaman listeye bakar, parasını verir ve içimizin özlediği bu üç heceli sözü duyarız!
Haaa! Affedersiniz, deminden beri, yana yakıla hasretini çektiğim bu kelimenin ne olduğunu söylemedim değil mi?
Teşekkür!
--spoiler--
*
yusuf ziya ortaç'ın kaleminden güzel bir yazı. ne güzel de anlatmış.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar