bugün
- akepe neden kültürel hegemonyayı ele geçiremedi19
- öldükten sonra bana ne olacak5
- sözlüğe kız girince telefona bildirim gelmesi2
- sözlüğün kırbacı3
- imamoğlu sağcıların kendini solcu diye satmasıdır2
- tamar tanrıyar'ın berat albayrak'ı tehdit etmesi3
- giresun da otobüs durağında bekleyen turist kız7
- arşivlenmesi gereken resimler2
- 4 temmuz 2026 arjantin yeşil burun adaları maçı3
- cristiano ronaldo'nun gençleşmesi2
- herkes eski nikini yazsın bitsin bu eziyet19
- erkekler neden erken ölür4
- anın görüntüsü22
- sözlükteki gizli düşmanım10
- drone uçurmanın yasak olduğu ülke2
- insanın geçmişinin karanlık olması9
- içtim şarabı13
- sophia osako3
- sözlük kızlarını harika yapan detaylar9
- tamar tanrıyar2
- türbanlı kızların diğerlerinden güzel olması4
- kadir inanır22
- şafak çak4
- her insanın bir cini olması8
- 1 kilometrelik gökdelen2
- ilişkilerde fizik mi kimya mı önemlidir sorgusu6
- bik bik'in mutfağına konuk olmak7
- owner of a lonely heart2
- rakı sevmemek7
- enjoy im vaccinated3
- her kadın güzeldir3
- günün şiiri6
- kemalist dünya24
- uzun zaman sonra sözlüğe girmek3
- aşure yapan sözlük kızları7
- cilveli dişi yazar botu2
- ellerim bos gonlum hos2
- genç görünmeye çalışmak3
- 7 aydır berlinde yaşıyorum soruları alayım7
- true'nun çaylak olması16
- hayalet gibi bir insan olmak3
- üniversitelerin gereksiz olması16
- düşün ki o bunu okuyor16
- muhtarlıkların kapatılması gerekliliği3
- çift katlı otobüs3
- uzun bir süre sonra entry girmek2
- venezuella depremi3
- çok güzel ama manyak kadın7
- tas kafa traşlı hırt sorunu5
- mustafa kemal atatürk7
--spoiler--
bu bayram dilimizin bir kelime kaybettiğine iyice inandım. "tandır" gibi, "kağnı" gibi artık yaşanan hayatta, yeri kalmamış, şöyle böyle bir kelime değil; zarif, ince, medeni bir kelime.
kapıyı çalan çöpçünün pos bıyıkları arasında onu aradım. Yok!... bahşişini alan bekçinin kavlak dudaklarından onu bekledim. yok!... bakkalın çırağından, sebzecinin yamağından, kasabın oğlundan onu işitmek istedim. yok!...
ipek mendilini alan oğlan, eşarbını kıvıran kız, iki buçukluğu cebine indiren manav, üç gün kapımızı kim çaldıysa hediyesini aldı kim aldıysa bana o beklediğim kelimeyi vermeden gitti!
iki yüz kuruş yazan taksinin şoförüne iki yüz elli kuruş veriyorsunuz. Taş gibi bir sükut!
Kitabından sevgiye bahsettiğiniz genç adamla karşılaşıyorsunuz. Hakerete benzer hissiz bir selam!
Tramvayda, ayakta kalmış bir kadına yerinizi veriyorsunuz. Yüzünüze, burun delikleriyle yüksekten bir bakış!
Ve hiçbirinin dilince aradığınız o ince, o kibar, o insanı insan yapan güzel kelime yok!
Geçen yıl, Atina'da bindiğim bir otomobilin şoförü, bana bu kelimeyi on kuruşluk bahşiş için söylemişti: Hem başından kasketini çıkararak hem de kelimenin başına bir "çok" ilave ederek.
Roma'nın en büyük otelinde oda hizmetçisi kız, yine küçük bir hediye karşılığı zarif vücudunu nezaketle kırarak bu kelimeyi dudaklarında tebessümle süslemişti.
Bir kelime deyip geçmeyiniz. Cemiyet hayatımızdaki birçok şikayetleri bu kelimenin yokluğuna bağlamak bile mümkündür.
Düşünüyorum: Artık lügat kitaplarında beyaz kağıdın kefenlediği bu ölü kelimeyi nasıl diriltsek? Acaba belediye bu kelime için fiyat listesi yapamaz mı?
Hiç olmazsa çarşıda, pazarda, iş hayatında canımız istediği zaman listeye bakar, parasını verir ve içimizin özlediği bu üç heceli sözü duyarız!
Haaa! Affedersiniz, deminden beri, yana yakıla hasretini çektiğim bu kelimenin ne olduğunu söylemedim değil mi?
Teşekkür!
--spoiler--
*
yusuf ziya ortaç'ın kaleminden güzel bir yazı. ne güzel de anlatmış.
bu bayram dilimizin bir kelime kaybettiğine iyice inandım. "tandır" gibi, "kağnı" gibi artık yaşanan hayatta, yeri kalmamış, şöyle böyle bir kelime değil; zarif, ince, medeni bir kelime.
kapıyı çalan çöpçünün pos bıyıkları arasında onu aradım. Yok!... bahşişini alan bekçinin kavlak dudaklarından onu bekledim. yok!... bakkalın çırağından, sebzecinin yamağından, kasabın oğlundan onu işitmek istedim. yok!...
ipek mendilini alan oğlan, eşarbını kıvıran kız, iki buçukluğu cebine indiren manav, üç gün kapımızı kim çaldıysa hediyesini aldı kim aldıysa bana o beklediğim kelimeyi vermeden gitti!
iki yüz kuruş yazan taksinin şoförüne iki yüz elli kuruş veriyorsunuz. Taş gibi bir sükut!
Kitabından sevgiye bahsettiğiniz genç adamla karşılaşıyorsunuz. Hakerete benzer hissiz bir selam!
Tramvayda, ayakta kalmış bir kadına yerinizi veriyorsunuz. Yüzünüze, burun delikleriyle yüksekten bir bakış!
Ve hiçbirinin dilince aradığınız o ince, o kibar, o insanı insan yapan güzel kelime yok!
Geçen yıl, Atina'da bindiğim bir otomobilin şoförü, bana bu kelimeyi on kuruşluk bahşiş için söylemişti: Hem başından kasketini çıkararak hem de kelimenin başına bir "çok" ilave ederek.
Roma'nın en büyük otelinde oda hizmetçisi kız, yine küçük bir hediye karşılığı zarif vücudunu nezaketle kırarak bu kelimeyi dudaklarında tebessümle süslemişti.
Bir kelime deyip geçmeyiniz. Cemiyet hayatımızdaki birçok şikayetleri bu kelimenin yokluğuna bağlamak bile mümkündür.
Düşünüyorum: Artık lügat kitaplarında beyaz kağıdın kefenlediği bu ölü kelimeyi nasıl diriltsek? Acaba belediye bu kelime için fiyat listesi yapamaz mı?
Hiç olmazsa çarşıda, pazarda, iş hayatında canımız istediği zaman listeye bakar, parasını verir ve içimizin özlediği bu üç heceli sözü duyarız!
Haaa! Affedersiniz, deminden beri, yana yakıla hasretini çektiğim bu kelimenin ne olduğunu söylemedim değil mi?
Teşekkür!
--spoiler--
*
yusuf ziya ortaç'ın kaleminden güzel bir yazı. ne güzel de anlatmış.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar