bugün
- çalışmak özgürlük müdür5
- cıvık çift5
- üstteki yazar hakkında fikrini söyle17
- bir erkeği yakışıklı gösteren 3 şey6
- bu saatte yemek yemek4
- sözlük prenseslerinin fotoğrafları4
- blackberry7
- evleneceğiniz yazarı neye göre seçersiniz4
- sözlükte kadın yazar olması5
- 1 milyon dolar ama sözlükte nude'un dolaşacak6
- canınız sıkılınca ne yapıyorsunuz4
- sebahattin şirin14
- beşer esad kardeşi ve kuzeninin ölüm cezası3
- vize dolandırıcılarına 6 ilde operasyon2
- arkadaşlar ben şişman miyim4
- sözlüğün en tipsiz kız yazarı8
- renault 92
- mony tontana3
- ırkınızı seçme şansınız olsaydı7
- çerçeve yasa23
- tenis oynayan erkek4
- ekşi sözlük referans18
- kumburgaz plajına gidecek olan gence tavsiyeler8
- esrar içip müzik eşliğinde sevişmek8
- su tabancasından su içen çocuk4
- hiçbir servet zamanı satın alamaz11
- sözlüğün kapanması4
- dümbük2
- kalp krizi8
- anın görüntüsü15
- sözlük yakışıklıların fotoğrafları9
- apo piçtir piç kalacak12
- pipisiyle düşünenler buraya2
- evleneceği kadının geçmişini merak etmeyen erkek2
- havanın bir milyon derece olması2
- estetik ameliyat olan kişiyi ziyaret etmek3
- sanayi devrimi olmayaydı daha iyiydi aga2
- burçlara inanmak3
- nokia 32102
- romelu lukaku7
- milliyetçi faşistlerin pkk biter korkusu12
- malum takımın azalarak bitecek olması6
- profilini gizli tutma nedeni9
- beyaz atletle balkonda çay içme sezonunun açılması2
- eski türkiye5
- karpuz yiyen erkek2
- türk milletine kurulan pusu7
- z jenerasyonunun önceki nesilden az zekalı olması4
- bir bela geliyor3
- yakışıklı erkek görünce verilen tepkiler2
ayşe tütüncü piyano ve perküsyon grubu'nun çeşitlemeler isimli albümünün onbirinci parçasıdır. türkçe kürtçe ermenice rumca sözlerden oluşan parça için "dilimiz döndüğünce ülkemizin çok dillilini telaffuz etmeye çalıştık" denmiştir.
sözleri aşagıdaki gibidir:
kero el reposo (huzur istiyorum)
kero la pas (barış istiyorum)
kero la tranquilidad (sükunet istiyorum)
ke se avran las puertas (kapılar açılsın)
birliktelik
sevinç
kardeşlik
bütünleşmek istiyorum
kapılar açılsın
(bu kısım ermenice söylenmektedir)
dilxweşiye dixwazim (huzur istiyoru)
aşitiye dixwazim (barış istiyorum)
aramiye dixwazim (sükunet istiyorum)
bila der vebin (kapılar açılsın)
birliktelik
sevinç
kardeşlik
bütünleşmek istiyorum
kapılar açılsın
(bu kısım rumca söylenmektedir)
kapılar
kapılar
kapılar
kapılar açılsın
ayrıca
(bkz: ayşe tütüncü)
(bkz: çeşitlemeler)
(bkz: netekim)
sözleri aşagıdaki gibidir:
kero el reposo (huzur istiyorum)
kero la pas (barış istiyorum)
kero la tranquilidad (sükunet istiyorum)
ke se avran las puertas (kapılar açılsın)
birliktelik
sevinç
kardeşlik
bütünleşmek istiyorum
kapılar açılsın
(bu kısım ermenice söylenmektedir)
dilxweşiye dixwazim (huzur istiyoru)
aşitiye dixwazim (barış istiyorum)
aramiye dixwazim (sükunet istiyorum)
bila der vebin (kapılar açılsın)
birliktelik
sevinç
kardeşlik
bütünleşmek istiyorum
kapılar açılsın
(bu kısım rumca söylenmektedir)
kapılar
kapılar
kapılar
kapılar açılsın
ayrıca
(bkz: ayşe tütüncü)
(bkz: çeşitlemeler)
(bkz: netekim)
Şarkılarla korkuların yarattığı geçmişe dönük çağrışımlar...
Ya kapıların elini uzattığı anılar...
Şu beyaz boyalı, siyah anahtar delikli sokak kapısı, belleğimin derinliklerindeki bir kapıyla bütünleşiyor.
Edirne'deki evimizin, önü çift merdivenli kapısı.
Onun üstünde bir de siyah demirden küçük bir Arap eli vardı. Top tutan küçük bir Arap eli... Yine siyah demirden yuvarlak bir madalyonun üstünde dururdu. Misafirliğe gelenler, kapıyı o Arap eliyle çalarlardı...
O yaşlarda beni "Arap"la korkuttukları için, kapıdaki siyah el, ne kadar ufak olursa olsun, gözüme ürkütücü görünürdü.
***
Yağmurlar, rüzgârlar, karlar ve güneşlerle kırmızı boyası iyice aşınmış, tahta parmaklıklı bahçe kapısı...
Kapı açılıp kapanırken üstündeki yaylı bir demirin ucunda sallanan çıngırağı da, tın tın çalardı.
Balkondan kimin geldiğine bakardık...
Sonra o kapı, yeşil boyalı demir bir kapıyla değiştirilmişti. Onun da üstünde yine yaylı bir çıngırak vardı. Kapının her açılıp kapanışında, o da tın tın çalardı.
Kapı geceleri kilitlendiği için, delikanlılık gecikmelerinde üstünden atlardım.
Tıpkı dayımın, aynı yaşlarda daha önceki tahta kapının üstünden atladığı gibi...
***
Yorgun boyalı, çift kanatlı, arkası kol demirli, kalın köşk kapıları...
Yarı beline kadar camlı, espanyoletli balkon kapıları...
Uydurmadan yapılmış; tam kapanmayan alçak bodrum kapıları...
***
Okulun demirden dev kapıları...
Upuzun boylu, camekânlı, sevimsiz sınıf kapıları...
Beyoğlu kışlarında, açılıp kapandıkça, dışarıya sucuklu, sosisli sıcak yumurta kokuları salan; içi yüksek mermer masalı, sandviççi dükkânlarının kapıları...
***
Üstü tahta oymalarla süslenmiş ve yüzyılların ağırlığıyla hafif bel vermiş koskocaman cami kapıları...
Eskiliği rezelerine, hiçbir eğikliğe uğramadan sadece pas olarak yansımış, dört metrelik katedral kapıları...
***
Tahtalarında, bilinmez anılarından süzülmüş tatsız kaygılarla, keyifli günahların; kimseye görünmeden uyuduğu, otel odası kapıları...
***
Basıldığı yerleri hafif oyulmuş tahta dik merdivenleriyle, eski Paris evlerinin; usta marangoz elinden çıktığı milimi milimine kapanmasından belli, nefti boyası çoktan cilasını yitirmiş kat kapıları...
***
Öne arkaya değil, sürülerek yana açılan; ortası dört köşe küçük delikli, blok çelikten, cezaevlerindeki koğuş kapıları...
Meclis'teki genel toplantı salonunun, her dem taze, cakalı kapıları...
Çamlıca'da Selami hazretlerinin yattığı bir avuçluk mezarlığın kırık dökük parmaklıklı kapısı...
***
Hangi kapıya baksan; bazen bir başka kapının, sisler ardında kalmış görüntüsü belirir arkasında...
Kimi kol demirli, kimi entipüften, kimi küçücük anahtarlı, kimi taze boyanmış, kimi yüzyıllık...
Bir yaşamda içlerinden geçtiğimiz kapıları oturup da kim hesaplamıştır ki...
***
Bir de Belçikalı ressam Magritte'in bir kapısı var.
Deniz kıyısına benzer mavimsi bir boşlukta, yarısı açık bir kapı... içinden beyaz bulutlar geçiyor. Adı da "Zafer".
Yaşam boyu geçtiğimiz binlerce kapının ardında, durmadan aradığımız kapı da o olmalı...
çetin altan
Ya kapıların elini uzattığı anılar...
Şu beyaz boyalı, siyah anahtar delikli sokak kapısı, belleğimin derinliklerindeki bir kapıyla bütünleşiyor.
Edirne'deki evimizin, önü çift merdivenli kapısı.
Onun üstünde bir de siyah demirden küçük bir Arap eli vardı. Top tutan küçük bir Arap eli... Yine siyah demirden yuvarlak bir madalyonun üstünde dururdu. Misafirliğe gelenler, kapıyı o Arap eliyle çalarlardı...
O yaşlarda beni "Arap"la korkuttukları için, kapıdaki siyah el, ne kadar ufak olursa olsun, gözüme ürkütücü görünürdü.
***
Yağmurlar, rüzgârlar, karlar ve güneşlerle kırmızı boyası iyice aşınmış, tahta parmaklıklı bahçe kapısı...
Kapı açılıp kapanırken üstündeki yaylı bir demirin ucunda sallanan çıngırağı da, tın tın çalardı.
Balkondan kimin geldiğine bakardık...
Sonra o kapı, yeşil boyalı demir bir kapıyla değiştirilmişti. Onun da üstünde yine yaylı bir çıngırak vardı. Kapının her açılıp kapanışında, o da tın tın çalardı.
Kapı geceleri kilitlendiği için, delikanlılık gecikmelerinde üstünden atlardım.
Tıpkı dayımın, aynı yaşlarda daha önceki tahta kapının üstünden atladığı gibi...
***
Yorgun boyalı, çift kanatlı, arkası kol demirli, kalın köşk kapıları...
Yarı beline kadar camlı, espanyoletli balkon kapıları...
Uydurmadan yapılmış; tam kapanmayan alçak bodrum kapıları...
***
Okulun demirden dev kapıları...
Upuzun boylu, camekânlı, sevimsiz sınıf kapıları...
Beyoğlu kışlarında, açılıp kapandıkça, dışarıya sucuklu, sosisli sıcak yumurta kokuları salan; içi yüksek mermer masalı, sandviççi dükkânlarının kapıları...
***
Üstü tahta oymalarla süslenmiş ve yüzyılların ağırlığıyla hafif bel vermiş koskocaman cami kapıları...
Eskiliği rezelerine, hiçbir eğikliğe uğramadan sadece pas olarak yansımış, dört metrelik katedral kapıları...
***
Tahtalarında, bilinmez anılarından süzülmüş tatsız kaygılarla, keyifli günahların; kimseye görünmeden uyuduğu, otel odası kapıları...
***
Basıldığı yerleri hafif oyulmuş tahta dik merdivenleriyle, eski Paris evlerinin; usta marangoz elinden çıktığı milimi milimine kapanmasından belli, nefti boyası çoktan cilasını yitirmiş kat kapıları...
***
Öne arkaya değil, sürülerek yana açılan; ortası dört köşe küçük delikli, blok çelikten, cezaevlerindeki koğuş kapıları...
Meclis'teki genel toplantı salonunun, her dem taze, cakalı kapıları...
Çamlıca'da Selami hazretlerinin yattığı bir avuçluk mezarlığın kırık dökük parmaklıklı kapısı...
***
Hangi kapıya baksan; bazen bir başka kapının, sisler ardında kalmış görüntüsü belirir arkasında...
Kimi kol demirli, kimi entipüften, kimi küçücük anahtarlı, kimi taze boyanmış, kimi yüzyıllık...
Bir yaşamda içlerinden geçtiğimiz kapıları oturup da kim hesaplamıştır ki...
***
Bir de Belçikalı ressam Magritte'in bir kapısı var.
Deniz kıyısına benzer mavimsi bir boşlukta, yarısı açık bir kapı... içinden beyaz bulutlar geçiyor. Adı da "Zafer".
Yaşam boyu geçtiğimiz binlerce kapının ardında, durmadan aradığımız kapı da o olmalı...
çetin altan
(bkz: the doors)
Orhan Asena'nın oyununun ismidir. Ezilen ve ezen arasında oluşan ilişkileri anlatan oyundur.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar