1. 1.
    Güney Amerika da tüm diğer anakaralarda olduğu gibi kozmopolit bir etno-kültürel yapıya sahiptir. Bunların hem kendilerine has, diğer topluluklardan bağımsız özellikleri, hem de kimi ortak yanları mevcuttur. Güney Amerika’da önemli uygarlıklar kuran ve hayatın bir çok alanında ilerlemeler sağlayan toplumların başında inkalar gelmektedir. Tabi toplumsal ilerleme ve şehirciliğin gelişmesi; savaş ve talanlar aracılığıyla sağlanan ganimetler ile köle emeğinin sömürülmesinden bağımsız ele alınamaz. inkalar’ın tarihsel geçmişleri hakkında net bilgilerimiz yok. Bunun en önemli sebeplerinden bir tanesi, ispanyollar’ın bölgeyi işgal etmelerinden sonra yerli halka ait hemen hemen tüm yazılı belgeleri yakmış olmalarıdır. Onların hasır üzerine kendilerine özgü işaretlerden oluşan bir alfabeyle yazılmış çok sayıda yazıtları yakılarak imha edilmiş ve böylece bu bölgede yaşayan halkların geçmiş tarihleri önemli oranda karanlığa bürünmüştür.

    Tarihte her sömürgeci işgal, beraberinde kültür ve inanç tahribatını da getirmiştir. ispanyollar Amerika’nın gerçek sahiplerinin iradesini kırıp, daha kolay boyunduruk altına almak için, ilk iş olarak onların tarihsel hafızalarını silmeye koyuldular. Bu amaçla, hıristiyanlığı yaymak için çok çaba sarfettiler örneğin. Ancak halkların kafalarında yer edinmiş köklü inanç sisteminin hıristiyanlığın yayılmasına engel olduğunu fark eden ispanyol misyonerler, çareyi söz konusu halkların dinsel ve mitolojik inançlarının kayıtlı olduğu binlerce yazılı eseri yakmakta bulmuşlardır.

    Günümüze kadar ulaşabilen bilgiler ise, toplumsal hafıza ile, bu toplumların ileri gelen din adamlarının bireysel hafızalarında kalıp, dilden dile, kuşaktan kuşağa aktarabildikleri bilgi kırıntılarından derlenebilmiştir. Ki bunlar da, baskıdan kurtulmak için, hıristiyanlık efsaneleriyle karıştırılıp, yer yer karma düşünce ve inanç sistemi haline getirilmişlerdir. Bu yüzden, kimi yerde hıristiyanlıkla benzer yönlerin ortaya çıktığına rastlanılmaktadır.

    Bununla birlikte, kimi araştırmacılar, ortaya çıkan tüm benzerliklerin direkt hıristiyanlıktan etkilenmenin bir sonucu olmayabileceği üzerinde durmaktadırlar. Bazı inanışların, hıristiyanlık öncesi döneme ait olabileceği inancı da mevcuttur.

    Döngüsel yaratılış
    inkalar da ardarda gelip, tekrar çöken evrenlerden yola çıkarlar. Zaman ve mekanın döngüsel tarzda geri gelişi inancı hakim. Yani belli zamansal ve mekansal periyotlar çerçevesinde dünya ve onunla birlikte yeryüzündeki tüm varlıklar teker teker oluşturulur, zamanı dolan bu dünya ve üzerindeki varlıklar yok edilir, yerlerine ise yeni bir dünya kurulur.

    Aynı şey insanın oluşum süreci için de geçerlidir. Her oluşumla birlikte yaratılan insan türü, dünyanın sona ermesiyle birlikte varlığını yitirir ve yeni oluşumla da yeni bir insan türü peyda olur.

    Ortaamerika mitoslarında olduğu gibi, inka anlatımlarına göre de ard arda gelen beş dünya mevcuttur. Her bir dünya aynı zamanda ayrı, yeni bir Güneşe tekabül etmekte ve her biri bin yıl sürmektedir.

    Guamon Pomas isimli eski inka kaynak efsanesine göre her dönemin temel karakteristik özellikleri şunlardır: ilk dünya döneminde insanların elinde az gelişmiş, derme çatma aletler mevcuttur. Elbise olarak, yapraklar veya işleme tabi tutulmamış bitkisel nesnelerden yararlanılmıştır. Bu dönemin nasıl sona erdiğine ilişkin kaynakta herhangi bir veri yok.

    ikinci dünyanın insanları ilkine nazaran daha bir gelişkindirler. Elbise olarak da hayvan postu taşırlar. Az gelişmiş bir tarım hayatları vardır ve barışçıl bir tarzda yaşarlar. Bu dünya gerçekleşen bir sel taşkınıyla sona ermiştir.

    Üçüncü dünya insanı, uygarlıkta epey bir ilerleme sağlamıştır. Artık kaba tarzda hayvan postu taşıma yerine, yünden örülmüş ve renklendirilmiş elbiseler giymektedirler. Tarımcılık yapmakta ve üzüm bağcılığıyla uğraşmaktadırlar. En önemlisi de mücevher, takı işlemeciliği başlamıştır. Nufus oranında aşırı bir patlamadan ötürü insan toplulukları artık geleneksel yerleşim yerlerine sığamaz olup, en ücra vadilere kadar yayılmak durumunda kalmışlardır. Tabi bu türden gelişmeler toplum içinde ve değişik topluluklar arasında sorunların artmasına, çelişkilerin derinleşmesine yol açmıştır. Her şehir bir kral tarafından idare edilmektedir.

    Dördüncü dünyayla birlikte, çelişkiler sık sık yaşanan savaşlara dönüştüğünden, insan toplulukları ya vadilerden dağların doruklarına taşınmak zorunda kalmışlardır, yada içinde yaşadıkları şehirlerin etrafında savunma mekanizmaları inşa etmişlerdir. Tabi insan ihtiyacı ve buna paralel teknolojik gelişmeler de, bir önceki dünyalara nazaran gözle görülür bir gelişim katetmiştir.

    Beşinci dünsa ise özellikle sınıflaşma ve buna uygun olarak toplumun ve toplumsal ilişkilerin bu sınıfsal kategorilere göre yeniden örgütlendirilmesi aşamasıdır. inkalar, beşinci dünyanın başlangıcı ile inka halkının başlangıç döneminin çakıştığına inanırlar. Bu demektir ki kendilerini diğer toplumlara nazaran en gelişkin ve biraz da üstün görürler. Bu beşinci dönem, diğerlerinde olduğu gibi doğal sebeplerden ötürü değil, ispanyol işgali ve yaşanan toplumsal kültürel katliamlardan ötürü
    sona ermiştir.

    Koruyucu tanrı Huiracocha
    Evreni yaratan en büyük tanrı Huiracocha’dır. Önce yeryüzünü, toprağı yarattı. Ardından da suyu yarattı. Suya can katıp akıttı. Akabinde dağları, ormanları yarattı. Hayat için gerekli ortam yaratıldıktan sonra da hayvanı, insanı yarattı. insan toplumuna bir düzen verdi, yasalara göre işlemesini sağladı. (işin aslı, inka kralları, kendi yasalarını tanrısal düzenin koruculuğunu sağlayan önlemler olarak lanse ettiler. Bu yasalara karşı gelenler cezalandırıldılar.)
    Krallarca tanrılara adaklar adanmasını sağlayan törenlerin, merasimlerin gerçekleştirilmesi sağlandı. En büyük tanrı olan Huiracocha’nın aynı zamanda kötü ruhlu bir refakatçisi daha vardı. O da kötülük tanrısıydı. iyilik tanrısı ne tür güzellikler yaratsa, ötekisi hemen tahrip ederdi. Ya da yaratılan her iyi insana karşılık, kötü ruhlu insanı yaratırdı.

    Rivayete göre, iyilik tanrısı bir gün akşam üzeri güneşin batacağı bir zamanda, denizin üstüne bir kürk serer, ondan kendisine bir kayık yaparak Güneşe kadar yüzer. Ardından da Güneşle birlikte ortalıktan kaybolur. Bu yüzden insan hayatının içinde karşıtlıkları taşıdığına inanılır. Bazen hayat iyi, bazen de kötü yürür. Bunun böyle olmasını tanrılar istediği için de bu kadere razı gelmek gerek.

    Doğal tanrılar
    inkaların en önemli tanrılarından biri Güneş Tanrısı ‘’inti’’dir. insanoğluna ve diğer canlı varlıklara yaşam gücü bağışlar. Güneş Tanrısının yanında bir de Fırtına Tanrısı mevcuttur. Keyfi yerindeyse yağmur olur tüm canlılara yaşamaları için gerekli olan suyu bağışlar, kızdığında ise dolu olur ortalığı darmadağın ederdi. Bunların haricinde çiftçilere ürün veren ve Toprak Ana diye isimlendirilen bir tanrıça daha vardır. Toprak Ana aynı zamanda kendisine dua eden, adak adayanlara çoçuk bağışlar. Ürünün bol gelmesi için iş şamanlara düşer. Şamanlar, tütün suyunu içerek, adeta sarhoş olup, kendilerinden geçerler. Böylece trans halinde toprak Anayla birleşerek ürünün artmasını sağlarlar.

    insanın kökeni
    Bu konuda üç rivayet vardır. Birincisine göre, insanoğlu vakti zamanında dağın bir mağarasında yaşamaktaydı. insanları dağın içine hapseden de yaratıcı tanrı Huiracocha’nın ta kendisidir. Ama zamanı geldiğinde onları dış dünyaya saldı.

    Diğer rivayete göre ise, insanlar ilkin gök yüzünde yaratıldılar. Ancak yeryüzendeki hayvanları avlamak için, yeryüzüne sarkıtılan bir iple aşağıya inmişlerdir. Önce erkekler iner, hayvanları, balıkları avlarlar. Ardından da bunların toplanıp taşınması için kadınlar da iple aşağıya inerler. Ne var ki, bu arada şahinin biri keskin gagasıyla ipi kopartır. Bu yüzden insanlar bir daha gökyüzüne çıkamaz olmuşlar ve hayatlarını da mecburen yeryüzünde devam ettirmişler.

    Üçüncü rivayete göre ise, insanlar üç değişik yumurtadan çıkmışlardır. Bunlar sırasıyla altın, gümüş ve bakırdan yumurtalardır. Tanrısal bir kuş gelir bunların üstünde kuluçkaya yatar. Her biri ayrı cins yumurtadan çıktığndan, dilleri, gelenek ve yaşam tarzları da başka başka olmuştur.
    Bir kısmı avcı-toplayıcı, bir kısmı hayvan yetiştiricisi, bir kısmı ise tarım ve bahçecilikle uğraşmışlardır.

    Bakire kızlar
    inkalarda gerek kutsal, tanrısal güçlerle olsun, gerekse de kötü ruh ve cinlerle olsun, bağlantı kurup konuşmaktan şamanlar sorumluydular. Tanrılar, belli kutsal işaretler vasıtasıyla onlara kendi isteklerini bildirirlerdi. Onlar da bu istekleri topluma iletip, ona göre adaklar adanır, kurbanlar kesilirdi.
    ibadetler kutsal mekanlar olan tapınaklarda yapılırdı. Bu tapınaklarda hizmet yürüten çok sayıda bakıre kız mevcuttu. Onlar rahibe analar tarafından sıkı bir gözetim
    altında tutulurlardı ve cinsel ilişkiye girmeleri kesinlikle yasaktı.
    En önemli görevlerinden bir tanesi de, ayin ve seramonilerde içilmek üzere bol miktarda mısırı mayalandırıp, onlardan şarap üretmekti. Diğer görevleri de bu tür etkinliklerde giyilmek üzere rahipler için özel elbiseler örmekti. Ancak, yıllık ayinlerde tanrılara kurban edileni de vardı.
    Belli bir zaman dilimi içinde tapınaklarda hizmet edipte kurban edilmekten paçayı sıyıran bakire kızlar, serbest bırakılırdı. O zaman gönüllerince evlenmeleri de serbest bırakılıyordu.

    Günah yıkayan dere
    Yukarıda da belirttiğimiz gibi toplumda çiğnenmemesi gereken çeşitli yasalar ile tabular mevcuttu. Bunların çiğnenmesi ise suçtu ve cezalandırılırdı. En büyük ceza da dini ayinlerden dıştalanmaydı.
    Yalan, hırsızlık, dolandırıcılık, insan öldürme en büyük suçlardan sayılırdı. Aldatma ve başkalarına karşı kem büyü yapmak da yine suç sayılırdı. Bu suçlardan kurtulmak isteyen kişinin, rahiplere gidip itirafta bulunması gerekirdi. Rahipler de buna göre arındırma ayiniyle onları suçlarından paklardı. Hıristiyanlıktaki ‘’günah çıkartma’’ ayiniyle benzer yönleri vardır bunun.
    inka inanışına göre bir insan suç işlerse, tanrılar tarafından hastalıkla cezalandırılır. Ya da eğer kişi hastalanmışsa, mutlaka gizli bir suç işlediğine inanılırdı. Rahiplere giden suçlu, yüksek sesle tanrılara yakarır ve ‘’sizler benim günahlarımı biliyorsunuz, nasıl bir hastalıkla yüz yüze geleceğimi bana bildirin’’ diye yalvarmaya başlardı.
    Hasta insanlarsa şamanlara baş vururlardı. Beraberlerinde de bir avuç saman götürürlerdi. Şaman trans aracılığıyla tanrılarla bağlantı kurar, kişinin ne tür suç işlediğini ve buna göre ne tür hastalıklara maruz kalacağını öğrenirdi. Daha sonra da o suçları temsilen samanın üstüne tükürürdü. Hasta kişi de avucundaki samanı götürür dereye boşaltırdı. Dere de o suçları yıkar ve kişiyi tekrar günahlarından, hastalıklarından arındırıp, temize çıkartırdı.
    Bu durum bize yahudilerdeki, tüm günahların bir keçiye bindirilerek toplumdan uzaklaştırılması, böylelikle de toplumun tekrar saf ve temiz hale gelmesini sağlayan geleneksel inancını andırmaktadır.
    ... nicke lan jello