bugün

/129
Seneler geçsin, sen beni bil, ben seni bileyim istiyorum.
Benim olduğu kadar dostlarının,
dostlarının olduğu kadar benim ol istiyorum.
Nice sıkıntı ve zorluk yaşayıp anlatalım.
Yaşayalım ki, öğrenelim hayatı ve destek çıkmayı.
Birbirimizin omuzlarında ağlamalıyız.
Paylaşmalı ve beraber sıkılmalıyız.
Öyle ki, yalnız sıkılmak sıkmalı bizi.
Güzel günlerimizi, evimizde bir şişe şarap ve pijamalarımızla kutlamalıyız.
Yada bazen dostlarla ucuz biralar içerek...
Böylece yaşamalıyız işte.
Sonra çocuğumuz olmalı,
Düşünsene senin ve benim olan bir canlı.
Geceleri ağladıkça sırayla susturmalıyız.
Sen arada mızıkçılık yapmalısın ve ben söylenerek almalıyım sıranı.
Yorgun olduğum için yemek yapmamalıyım, söylenerek yumurta kırmalısın.
Hava soğukken birbirimize sıkıca sarılıp yatmalıyız.
Zaman su gibi akıp giderken, herşey yaşanmış bir hayatımız olmalı.
Herşeye rağmen hiç bıkmamalıyız birbirimizden Mutluda olsa, kötüde olsa, yaşadığımız günler bizim günlerimiz olmalı.
Saçlara düşünce aklar, yada gidince aklar, çocukları güvence altına alıp gitmeli bu şehirden.
Kavgasız, her sabah cinayetle uyanılmayan, sessiz bir yere gitmeliyiz.
Geceleri balkonda denizi seyredip, sandalyelerimizde sallanmalıyız.
Eve gelip benden kahve istemelisin.
Çocuklar gelmeli ziyaretimize, geçmişteki hareketli günlerimizi anımsamalıyız.
Ben, 'Bey' demeliyim sana, sende 'Hanım'.
Öyle sevmelisin ki beni bu yazdıklarım korkutmamalı seni.
Tebessümler açtırmalı yüzünde.
Birgün bu hayatı bırakıp giderken, sadece mutluluk olmalı yüzümüzde.
Birbirimizi sevmenin gururu olmalı her şeyde....
http://www.youtube.com/wa...=LL9bDSH-ZtEboAKFYKcxESIA
Bir çift güvercin havalansa
Yanık yanık koksa karanfil
Değil bu anılacak şey değil
Apansız geliyor aklıma
Neredeyse gün doğacaktı
Herkes gibi kalkacaktınız
Belki daha uykunuz da vardı
Geceniz geliyor aklıma
Sevdiğim çiçek adları gibi
Sevdiğim sokak adları gibi
Bütün sevdiklerimin adları gibi
Adınız geliyor aklıma
Rahat döşeklerin utanması bundan
Öpüşürken bu dalgınlık bundan
Tel örgünün deliğinde buluşan
Parmaklarınız geliyor aklıma
Nice aşklar arkadaşlıklar gördüm
Kahramanlıklar okudum tarihte
Çağımıza yakışan vakur, sade
Davranışınız geliyor aklıma
Bir çift güvercin havalansa
Yanık yanık koksa karanfil
Değil unutulur şey değil
Çaresiz geliyor aklıma.
Aşk acısı çekmekle suçluyorlar beni,
Oysa acıyı aynada görmeyi göze aldım ben seni severken zaten.
O hüznü büyütemeyenin ne işi var ki aşk'la
Benim derdim başka.
Sen neşemi aldın giderken
Kahkaha ne demekse
Yükleyince adının anlamına,
Yaz olunca güneş
Sonbahar olunca yağmur
Şimdi gidiyor ağrıma.
'Kelebek demeseydim sana' mesela diyorum!
Şimdi ne zaman görsem
Onu da sevmiyorum
Öksüzlügüme tokat çırpıyor.
Sana nasil düşmanım bir bilsen!
Sevgiye aşk'a hürmet etmedin
Ben sevgimi saklarken
Sen üşüme diye!
Başka'ların hikayesini serdin üzerime
Seni üzüp ağlatanda kaldın da,
Yarım mevsim durmadın yanımda!
inandığım herşeye sarılıyorum
Senden daha kötü biri olmamak için
Nasıl nefret ediyorum ellerinden
Yüzünden, hüznünden,
Aynalardan utandırdın
"Ben" diye anlattığımı çırılçıplak kalabalıklarda biraktın
Sen ki? bu kadar yemini bana yediren.
Bana da yazıklar olsun
O kadar iyi biliyorum ki
Şimdi çağırsan...
Yine geleceğim!..

Ceyhun Yılmaz.
Çok yaşlanmış bir resmimi gördüm derginin birinde
Saçlarım bembeyaz olmuştu
Yaşım yetmişi geçkin
Bir şapka vardı hala kafamda
Yan durmuştu fötr şapka
Biraz yüzüme baktım
Baya sevmişim, sevilmişim belli
Sevindim çöktüğüme
Yorulmuşum, yaşamışım
Yaşanmışlığım mutlu etti beni
Gözlerime baktım
Çocuk duruyo hala tamam
Dudaklarıma baktım, gülümsüyorum
Demek ki hala sen varsın cümlelerimde
Böyle hayaller kuruyorum
Gündüzleri pek konuşmuyorum artık kimseyle
Yağmur olmasa bile
Dudaklarımda hep şemsiye
Gözlerime söz geçiremiyor mevsimler
Her yaz artık biraz daha eylül kalbim
Güneşe karanlığım yetmiyor
Bir tek akşam olunca geliyorsun aklıma
Bir tek akşam olunca geliyorsun alnıma
Güzel bir günün hatrı var akşamlarda
Gecenin mutlu olacağının müjdesi belki
Mutlu olamayacağımızı kim diyebilirki
Akşam olunca geliyorsun aklıma
Akşam aynı sen gibi
Hem olacak belli
Hem de o kadar kısa sürüyor ki...

Ceyhun Yılmaz.
Biliyorum sana giden yollar kapalı
Üstelik sen de hiç bir zaman sevmedin beni

Ne kadar yakından ve arada uçurum;
insanlar, evler, aramızda duvarlar gibi

Uyandım uyandım, hep seni düşündüm
Yalnız seni, yalnız senin gözlerini

Sen Bayan Nihayet, sen ölümüm kalımım
Ben artık adam olmam bu derde düşeli

Şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan oraya
Yoksa gururlu bir kişiyim aslında, inan ki

Anımsamıyorum yarı dolu bir bardaktan su içtiğimi
Ve içim götürmez kenarından kesilmiş ekmeği

Kaç kez sana uzaktan baktım 5.45 vapurunda;
Hangi şarkıyı duysam, bizim için söylenmiş sanki

Tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor
Nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini

Çocukça ve seni üzen girişimlerim oldu;
Bağışla bir daha tekrarlanmaz hiçbiri

Rastlaşmamak için elimden geleni yaparım
Bu böyle pek de kolay değil gerçi…

Alışırım seni yalnız düşlerde okşamaya;
Bunun verdiği mutluluk da az değil ki

Çıkar giderim bu kentten daha olmazsa,
Sensizliğin bir adı olur, bir anlamı olur belki

inan belli etmem, seni hiç rahatsız etmem,
Son isteğimi de söyleyebilirim şimdi:

Bir geceyarısı yazıyorum bu mektubu
Yalvarırım onu okuma çarşamba günleri.
ÜÇÜNCÜ ŞAHSIN ŞiiRi

gözlerin gözlerime değince
felâketim olurdu ağlardım
beni sevmiyordun bilirdim
bir sevdiğin vardı duyardım
çöp gibi bir oğlan ipince
hayırsızın biriydi fikrimce
ne vakit karşımda görsem
öldüreceğimden korkardım
felâketim olurdu ağlardım

ne vakit maçka'dan geçsem
limanda hep gemiler olurdu
ağaçlar kuş gibi gülerdi
bir rüzgâr aklımı alırdı
sessizce bir cıgara yakardın
parmaklarımın ucunu yakardın
kirpiklerini eğerdin bakardın
üşürdüm içim ürperirdi
felâketim olurdu ağlardım

akşamlar bir roman gibi biterdi
jezabel kan içinde yatardı
limandan bir gemi giderdi
sen kalkıp ona giderdin
benzin mum gibi giderdin
sabaha kadar kalırdın
hayırsızın biriydi fikrimce
güldü mü cenazeye benzerdi
hele seni kollarına aldı mı
felâketim olurdu ağlardım

Attila iLHAN...
Şubat Kimseye Çekmedi

Elleri vardı, siz bilmezsiniz
Ben tek başımaydım, onlar ise yalnızdı
Şubattan kalan bir gece yarısıydı sanki bütün caddeler
Yine yenik ve gazetesiz ayrılıyorduk bir çağdan
Çağın canı cehenneme
Cennet nereye düşer şimdi
Annesinden dayak yerken sorunca çocuk

Ellerin vardı, sen de bilmezdin
Hatırı sayılmak kimsenin aklına gelmeyen bir yoksul gibi
Karşında duruyordum
Senin için ıslak mendilleri kurumuş evlerin önemi yoktu
Patrona Halil, ilk posta teşkilatı ve
Çekinerek kızının evinde ayaklarını uzatan babaların
Kaldım, bir yanım alacaklı tarih diğeri aşk.
Radyoların canı cehenneme
Ben birşey demesem Allah yine de anlıyordu

Elleri vardı, demedim kimseye
Başına ne gelirse hepsi yaşamaktan
Ve bir çocuğun oyuncağının ardında yitip giden elleri
iki keder arasında gülmek doğru sayılmaz
Bir parkın yoldaşıydım sanki
Hiçbir Richter tespit edemese de
Richter’in canı cehenneme
Titriyordu elleri

Elleri vardı, siz bilmezsiniz
Bir gülse kansere ve bana
Yani durmadan çocukluğundan bahseden bana çare bulunacaktı
Birkaç damla kan sızardı gözlerinden
Bolşevikler tövbeye dururdu
Aylardan şubat
Güneşini avuçlarında saklayan bir uçurum gibi sessiz
Yaşamın canı cehenneme
Gözlerin doluyordu

(Bülent Parlak)
bulunduğun yerden, bulunmak istediğin yere bakmaktır
sökmemiş şafağı, ufuk noktasında görebilmek.
esmeyen rüzgar ile salınması vücudunun
doğmamış güneşin, bedeninin gölgesini üzeri çiğ dolu yapraklara düşürmesi
soğuğu kar, hasatı yağmur olan bir havada
tam da nefes aldığın kişisin.

şimdi doğaçladım, belki bugünün belki yarının şiiri olabilir.
Farkında Olmalı insan…
Kendisinin, Hayatın Olayların, Gidişatın Farkında Olmalı.
Farkı Fark Etmeli, Fark Ettiğini De Fark Ettirmemeli Bazen…
Bir Damlacık Sudan Nasıl Yaratıldığını
Fark Etmeli.
Anne Karnına Sığarken Dünyaya Neden Sığmadığını
Ve En Sonunda Bir Metre Karelik Yere Nasıl Sığmak Zorunda Kalacağını
Fark Etmeli.
Şu Çok Geniş Görünen Dünyanın, Ahirete Nispetle Anne Karnı Gibi Olduğunu
Fark Etmeli.
Henüz Bebekken ‘Dünya Benim!’ Dercesine Avuçlarının Sımsıkı Kapalı
Olduğunu, Ölürken De Aynı Avuçların ‘Her Şeyi Bırakıp Gidiyorum
işte!’ Dercesine Apaçık Kaldığını
Fark Etmeli.
Ve Kefenin Cebinin Bulunmadığını Fark Etmeli.
Baskın Yeteneğini
Fark Etmeli Sonra.
Azraillin Her An Sürpriz Yapabileceğini,
Nasıl Yaşarsa Öyle Öleceğini
Fark Etmeli insan
Ve Ölmeden E vvel Ölebilmeli.
Hayvanların Yolda Kaldırımda Çöplükte
Ama Kendisinin Güzel Hazırlanmış Mükellef Bir Sofrada Yemek Yediğini
Fark Etmeli.
Eşref-i Mahlukat (Yaratılmışların En Güzeli) Olduğunu
Fark Etmeli.
Ve Ona Göre Yaşamalı.
Gülün Hemen Dibindeki Dikeni, Dikenin Hemen Yanı Başındaki Gülü
Fark Etmeli.
Evinde 4 Kedi 2 Köpek Beslediği Halde
Çocuk Sahibi Olmaktan Korkmanın Mantıksızlığını
Fark Etmeli.
Eşine ‘Seni Çok Seviyorum!’ Demenin Mutluluk Yolundaki Müthiş Gücünü
Fark Etmeli.
Dolabında Asılı 25 Gömleğinin Sadece Üçünü Giydiğini, Ama Arka
Sokaktaki Komşusunun O Beğenilmeyen Gömleklere Muhtaç Olduğunu
Fark Etmeli.
Zenginliğin Ve Bereketin, Sofradayken Önünde Biriken Ekmek
Kırıntılarını Yemekte Gizlendiğini
Fark Etmeli.
FARK ETMELi.
Ömür Dediğin Üç Gündür,
Dün Geldi Geçti Yarın Meçhuldür,
O Halde Ömür Dediğin Bir Gündür,O Da Bugündür.
Şimdi burada siyah
Şimdi burada kör oldum
Bir hayret sesi buldum çabucak
Sonra suya ve suça batmış ıslıkları duyacaktım.

Sırtını bırakmış gölgeye
Görünmeyen bir meyveye hunharca
Omurgası orada kuruyup dökülecek dediler
Mutantan bir yürüyüş aradım
Bir gidiş geliş haritası
ve esnek acılar aradım
Aklımı çeldim, çelmeledim
Burası uzun zaman önceydi
Süresini sürmeyen vakitler gibi
Tekrarlanıyordu körleşme
Zaman mekândan ayrılıyordu gizlice

Sesimin içi söyledi
Öl şimdi
Öl şimdi
Sadece ölürken öğreneceksin ölmeyi.
ne olur kim olduğunu bilsem pia'nın
ellerini bir tutsam ölsem
böyle uzak uzak seslenmese
ben bir şehre geldiğim vakit
o başka bir şehre gitmese
otelleri bomboş bulmasam
içlenip buzlu bir kadeh gibi
buğulanıp buğulanıp durmasam
ne olur sabaha karşı rıhtımda
çocuklar pia'yı görseler
bana haber salsalar bilsem
içimi büsbütün yıldız basar
bir hançer gibi çıkıp giderdim

ben bir şehre geldiğim vakit
o başka bir şehre gitmese
singapur yolunda demeseler
bana bunu yapmasalar yorgunum
üstelik parasızım pasaportsuzum
ne olur sabaha karşı rıhtımda
seslendiğini duysam pia'nın
sırtında yoksul bir yağmurluk
çocuk gözleri büyük büyük
üşümüş ürpermiş soluk
ellerini tutabilsem pia'nın
ölsem eksiksiz ölürdüm

Attila ilhan.
başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız
bakıp başkasının başkayla kurduğu bağlantıya
aşka dair diyoruz ilk anı bu olmalı
ilk önce damarlarımızda duyuyor çağıltısını
uzak iklimlerin
kokusu gitmediğimiz şehirlerin önceden
bir baş dönmesiyle kabarıyor hafızamızda
sonra ayrılıklar düşüne dalıyoruz
bize ait olan ne kadar uzakta!

ismet özel.
hep yanıldı ve yenilgilere uğradı
ama atıldı yine de serüvenlere
vakti olmadı acıların hesabını tutmaya
durup beklemeye, geri dönmelere vakti olmadı

yangınlarla geçti ömrü ve hep yalnızdı
-ki onlar daima birer yalnızdırlar
nerde doğmuştu ve ne zaman kopup
gitmişti o kentten anımsamıyor artık
hangi sokaktaydı ilk sevgili ve hala
sürüp gider mi ilk öpüşmenin esrikliği

üşüten bir acıydı belki her ayrılık
her yolculuk yangınların başladığı yereydi
ama vakti olmadı hesabını tutmaya
aşkların, ayrılıkların ve anıların

biraz da serüvendi yaşamak
belki yatkındı büyük yolculuklara
ki serüvenler daima büyük aşklar
ve büyük yolculuklarla başlar

ahmet telli.

edit: kısaltılmıştır.
BÜTÜN iYi KiTAPLARIN SONUNDA
BÜTÜN GÜNDÜZLERiN, BÜTÜN GECELERiN SONUNDA
MELTEMi SENDEN ESEN
SOLUĞU SENDE OLAN
YENi BiR BAŞLANGIÇ VARDIR

PARMAĞINI SÜRSEN DÜNYAYA, RENGiNi ANLARSIN
GÖZÜNLE GÖRSEN ELMAYI, SESiNi DUYARSIN
ONU iŞiTSEN, YUVARLAĞI SENDE KALIR
HER BAŞLANGIÇTA YENi BiR ANLAM VARDIR.

NEDENSiZ BiR ÇOCUK AĞLAMASI BiLE
ÇOK SONRAKi BiR GÜLÜŞÜN BAŞLANGICIDIR.

Edip cansever.

Yeni yılda yeni ve güzel bir başlangıca...
Alengirli Şiir

Ben seni severim sevmesine de toplum buna hazır değil
Nükleer denemeler kyoto sözleşmesi küresel ısınma falan.
Belki sen çok küçüksün belki benim ruhum ölü
Biraz Nietzsche biraz Kant kafan karışmış belki
Parlıamanet'i de bozdular tutunacak dalımız mı kaldı?
Pavyonda tanıdığım bilge bir pezevenk vardı!
Kötü kitaplar okumak kötü yaşamak gibidir derdi.
iyi kitaplar okudum bir boka yaramadı..

Ben seni severim aslında da düzenim bozulur diye korkuyorum
Durduk yere başımıza saçma sapan bir aşk çıkar
Sinemaya gitmeye ele ele tutuşmaya falan kalkarız
işin yoksa çiçek al,saç tara, parfüm sık.
Küsmesi,barışması,ayılması,bayılması

Hatta eninde sonunda kaçınılmaz ayrılması
Meyhanede tanıdığım gerzek bir filozof vardı!
Güzel kadınlar insanın ömrünü uzatır derdi.
Bir sürü güzel kadın girdi hayatıma
Hepsi ağzıma sıçtı..

Ben seni severim belki de rabbim buna hazır değil.
Her şeyin güzelini sever o ideal birliktelikler ister
Seninle benim yan yana oturacağımız çekyata
Ne ilahi adalet sığar ne de diyalektik..
içime çöreklenmiş sığ bir sığır var benim.
Ben seni severim sevmesine de
iş çıkarmasana şimdi ne gerek var güzelim..

ali lidar
Kardır yağan üstümüze geceden,
Yağmurlu, karanlık bir düşünceden,
Ormanın uğultusuyla birlikte
Ve dörtnala dümdüz bir mavilikte
Kar yağıyor üstümüze, inceden.

Sesin nerde kaldı, her günkü sesin,
Unutulmuş güzel şarkılar için
Bu kar gecesinde uzaktan, yoldan,
Rüzgâr gibi tâ eski Anadolu'dan
Sesin nerde kaldı? kar içindesin!

Ne sabahtır bu mavilik, ne akşam!
Uyandırmayın beni, uyanamam.
Kaybolmuş sevdiklerimiz aşkına,
Allah aşkına, gök, deniz aşkına
Yağsın kar üstümüze buram buram...
Buğulandıkça yüzü her aynanın
Beyaz dokusunda bu saf rüyanın
Göğe uzanır - tek, tenha - bir kamış
Sırf unutmak için, unutmak ey kış!
Büyük yalnızlığını dünyanın.

Ahmet Muhip DIRANAS.
ismail camdan atladı

Taşaklari pataldi

Taşaklari gidince

Göt vermeye başladı

Onlar bunlar bahane

ismail götün şahane

Göt vermeye devam et

Batmaz sizin kerhane.

(bkz: alıntıdır)
Herkese selam ,sana hasret...der nazim.
ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden?
bilmem, bu yanardağ ne biçim korla tutuştu?
pervane olan kendini gizler mi alevden;
sen istedin, ondan bu gönül zorla tutuştu...

gün senden ışık alsa da bir renge bürünse;
ay secde edip çehrene yerlerde sürünse;
her şey silinip kayboluyorken nazarımdan
yalnız o yeşil gözlerinin nuru görünse...

ey sen ki kül ettin beni onmaz yakışınla,
ey sen ki gönüller tutusur her bakışınla!
hançer gibi keskin ve çiçekler gibi ince
çehren bana uğrunda ölüm hazzı verince

gönlümdeki azgın devi rüzgarlara attım;
gözlerle günah işlemenin zevkini tattım.
gözler ki birer parçasıdır sende ilahın,
gözler ki senin en katı zulmün ve silahın,

vur şanlı silahınla gönül mülkü düzelsin;
sen öldürüyorken de, vururken de güzelsin!
bir başka füsun fışkırıyor sanki yüzünden,
bir yüz ki yapılmış dişi kaplanla hüzünden...

hasret sana ey yirmi yılın taze baharı,
vaslınla da dinmez yine bağrımdaki ağrı.
dinmez! gönlün, tapmanın, aşkın sesidir bu!
dinmez! ebedi özleyişin bestesidir bu!

hasret çekerek uğruna ölmek de kolaydı,
görmek seni ukbadan eğer mümkün olsaydı.
dünyayı boğup mahşere döndürse denizler,
tek bendeki volkanları söndürse denizler...

hala yaşıyor gizlenerek ruhuma kaabil ;
imkanı bulunsaydı, bütün ömre mukabil
sırretmeye elden seni bir perde olurdum.
toprak gibi her çiğnediğin yerde olurdum.

mehtaplı yüzün tanrı'yı kıskandırıyordur.
en hisli şiirden de örülmez bu güzellik.
yaklaşması güç, senden uzaklaşması zordur,
kalbin işidir, gözle görülmez bu güzellik.

hüseyin nihal atsız - geri gelen mektup
Hangi sabah uyansam
Aynı yara sinemi deşer
Aynalar uzaklarda
Gölgeleri önüme düşer

***

Saplanıp ciğerine
Sırtından çıkınca kurşun
Göçmen bir kuşun özgürlüğü
irtihal

***

Yüzde sıfır ben yüzde yüz hasret
Tek satırlık arzuhal

***

Öldür beni nefret!
Verdiğin perhize budur gayratım,
Bundan başka uyameyom dohtur bey!
Üç sepet yumurta sabah kahvaltım,
Teker teker sayameyom dohtur bey!
iki leğen pilav bir yayık ayran,
i ster yaşlı olsun isterse yavan,
Yanına kesiyom beş kilo sovan,
Yeyom yeyom doyameyom dohtur bey!

Üç tencere bamya yerim birinci,
Yirmi tas su içip biraz koşinci,
Her yanım sökülür karnım şişinci,
Sağlam göynek giyemeyom dohtur bey!

Şinciye acımdan çoktan ölürdüm,
Sağolsun komşular gönderir dürüm,
Bir guzudan çok yiyemem, var sözüm,
Ayıp olur cayameyom dohtur bey!

Bazı az geliyo beş kasa hurma,
Yedi lahanadan yapıyoz sarma,
Onuda mı yedin diye hiç sorma,
Utanıyom deyemeyom dohtur bey!

Günde iki çuval unum gidiyo,
Avradım her sabah ekmek ediyo,
Bir gazan fasille gönül ye deyo,
Artırmaya gıyameyom dohtur bey!

Senede gırk dönüm bostan ekerim,
Benden başka kimse yemesin derim,
Gavunu, garpuzu gabuklu yerim,
Aceleden soyameyom dohtur bey!

Bilmem bu işin sonu nere gider,
Buyumuş gısmetim, buyumuş gader,
Bir günde yediğim işte bu gader,
Daha fazla yiyemeyom dohtur bey!
Gülleri sarı severim, toprağı ıslak.
Türküleri yanık, şiirleri hoyrat!
Havayı nemsiz, çayı demsiz ..
Bir seni olduğun gibi,
bir seni herşeye rağmen.
Bir seni, hala...
 
Ümit Yaşar.
Esrar kokusu sızıyor odaya fondaki adamın sesindeki
çatlaklardan,
Gecenin keskin ve parlak yüzeyinde seni
düşünüyorum,
Orospuları istemiyorum Allah'ım!
Ama öyle yalnızım ki, tuttum az önce elimi siktim
Aşka sikim kalkmadığı için

Matematik bilmediğimden gittim aşık oldum,
Felsefeden çaksam belki mutlu da olacaktım
67 model bir Chevroletin içinde,
Ben, ben ve bir de ben ile.

Orospuları istemiyorum tanrım,
Ama sen yine de -kandırıldığımı bile bile-
bir kadını bana isa diye yuttur.
Öyle yalnızım ki burada isa,
Öyle yalnızım bu insanların arasında,
Al bu ıstırabı çarmıhta giyersin

Koskoca piyanoda akordu kopmuş tek tuşum!

Sanat sandım aşık olmayı,
Oturup boktan satırlar karalamayı bir iş

Kayıtsız kalan bir tanrı tarafından kuşatıldım,
Damarlarımda hayatımı ele geçiren bir sihir,

-Beşir Fuad okumak göt siker, eğlenceli değildir.
"Rüzgâr nereden eserse essin güzeldir
Alevler bir ayrı alemdir
Dirlik sevinçtir - göç içimizedir."

Cahit Zarifoğlu.
© copyright 2005 - 2026