bugün
- ben bu çocukla ilgili evlencem ya9
- sözlük yazarlarının kudurtan kombinleri11
- mesajlara sürekli geç cevap veren erkek10
- kiraz cicegi kolonyasi40
- mal mıyım sorunsalı6
- kendine yalan söyleme eğilimi9
- küt saçlı hatun8
- takibe anında takip4
- ilk buluşmada esnaf lokantasına gitmek14
- mutsuzken çirkin olmak8
- mesih gelseydi4
- türk töresinde zina edenin parçalara ayrılması4
- seninle esnaf lokantasına bile gelirim diyen kadın9
- rahmi koç'un balığın kalanından çorba yapması10
- aydınlanmak3
- iskender10
- güne bir şiir dizesi bırak5
- bu gün sözlük ne tatlı lan12
- frankyfourfingers3
- esnaf lokantasında hepiniz topsunuz diye bağırmak2
- insan iyiyi kötüyü bilme iradesine aden de kavuştu7
- friedrich hegel la bi cay icek13
- güzel bir kazın yalnız olmasının nedenleri11
- sözlükteki israil sempatizyanları4
- arkadaşlar çabuk buraya bakın5
- sovyetlerin çöküşü usame ve nükleer bavullar2
- seninle salam ekmek bile yerim diyen kız6
- kızılcık şerbeti dizisi2
- esnaf lokantasında çorba içerken hayatı sorgulamak10
- türk erkeğinde olması gereken meziyetler13
- ona bir şey söyle7
- seni severken valizini hazır tutan kadın10
- etli biber dolması yapan erkek9
- yeralti edebiyatcisi10
- allah savaşa davet etmez vaatlerinden vazgeçmez3
- arkadaşlar ya3
- 10 eylül 2026 fenerbahçe roma maçı51
- musa allah'ın varlığını sorgulayabiliyordu2
- insanları kölelikten kurtaran tanrı olan allah2
- platon un mağara alegorisi15
- ismail kartal31
- erkekler tuvaletinde gizli kamera bulunması5
- true silik olsun10
- saygının ve ahlakın yeni nesli olmaz3
- filistin kurtuluş örgütü ve terörü desteklemek2
- ice latte ısmarlanacak sözlük yazarları6
- ağır müslüm gürses sözleri10
- özgürlük nedir sorunsalı7
- sardalya4
- karınız için market poşetlerini taşır mısınız9
james joyce abimizin en kısa eserlerinden biridir. bir nevi özgeçmişidir.
james joyce' un ders verdiği bir genç kıza aşık olup ona yazdığı düşünülen kısa hikaye. joyce, ailevi sorunlara neden olmaması için eseri hayatının sonuna kadar gizlemiştir. ayrıca isminin italyancasıdır.
--spoiler--
koridor boyunca önümden yürüyor ve yürürken saçının kara bir büklümü usulca çözülüp düşüyor. usulca çözülen, düşen, büklüm büklüm saçlar. farkında değil, önüm sıra yürüyor, yalın ve onurlu. dante 'nin yanı sıra da böyle yalın ve dimdik yürümüştü; cenci'nin kızı beatrice'nin kansız ve lekesiz ölümüne yürüyüşü gibi.
... bağla
şu ilmeği benim için ve topla şu saçı yukarı
sıradan bir düğüm atıver
--spoiler--
--spoiler--
ayaklarımın altına insanoğlu için halılar seriyorlar. geçişimi bekliyorlar. holün sarı gölgelerinde o duruyor; çökük omuzlarını serinliğe karşı bir şal koruyor: ben şaşkın, duraklayıp çevreme bakınıyorken buz gibi selamlıyor beni ve yanımdan geçip merdivenlere giderken kıpırtısız göz uçlarından bana doğru ok gibi, sefih bir zehir fışkırtır gibi bir bakış fırlatıyor.
--spoiler--
--spoiler--
divanın üstüne yumuşak, buruşuk, açık yeşil bir örtü serilmiş. daracık bir paris odası. demin kadın berber burada yatıyordu. tozlu, kapkara eteğinin kıvrımlarını, çorabını öptüm. bu öteki. o. gogarty geldi dün, tanıştırılmak için. nedeni ulysses. aydın bilincinin simgesi. öyleyse irlanda? ya koca? ayaklarını yere vura vura koridor arşınlamak ya da kendi kendine satranç oynamak. niye buralarda bırakıldık biz? demin kadın berber burada yatıyordu, kafamı yamru yumru dizlerinin arasına sıkıştırarak... ırkımın aydınca simgesi. dinle! o iç burkucu bungunluk çöktü! dinle! -aklın ya da gövdenin böylesine eylemlerine sağlıksız denebileceğine inanmıyorum. -konuşuyor o. soğuk yıldızların ötesinden gelen cılız bir ses. sağduyunun sesi. konuş bakalım! aman, konuş yine, aydınlat beni! bu sesi hiç duymamıştım.
kırışık divanın üstünden bana doğru kıvrılıp bükülüyor. ne kımıldayabiliyorum ne konuşabiliyorum. yıldızlardan düşen bir gövdenin kıvrılıp bükülerek yaklşması. sağduyumun boynuzlaması. hayır, gideceğim. gideceğim.
- jim, sevgilim!-
sol koltuk altımı yumuşak dudaklar emer gibi öpüyor. onbinlerce kılcal damar üstüne burucu bir öpücük. yanıyorum. tutuşan yapraklar gibi buruşuyorum. sağ koltuk altımdan bir alevin köpekdişi fırlayıveriyor. yıldızlı bir yılan öptü beni! soğuk bir gece yılanı. yitiğim ben!
-nora!-*
--spoiler--
--spoiler--
jan pieters sweelink. hollandalı kadim müzikçinin o tuhaf adını anımsayınca tüm güzellikler tuhaflaşmış, uzaklaşmış geliyor. onun eski bir ezgi üstüne klavikord için bestelediği çeşitlemelerini dinliyorum: gençliğin de sonu vardır. eski seslerin belli belirsiz pusu içinden cılız bir ışık parıldıyor: ruhun söylevi duyulacaktır neredeyse. gençliğin de sonu vardır: işte son geldi. asla olmayacak. iyi biliyorsun bunu. ee, o zaman? yaz allahın belası, yaz şunları! başka ne işe yararsın?
''niçin?''
''çünkü başka türlü sizi göremezdim.''
kayarak - boşluk - çağlar - yıldızların bitki örtüsü - ve soluklaşan cennet - kıpırtısızlık - ve daha koyu kıpırtısızlık - hiçleştirilmenin kıpırtısızlığı - ve onun sesi.
non hunc sed barabbam!***
hazırlıksızlık. çıplak bir apartman dairesi. ölgün gün ışığı. uzun kara bir piyano: müziğin kefeni. ucuna bir kadın şapkası konuvermiş, kızıl çiçekli ve bir şemsiye, kılıfında. o'nun silahları: bir miğfer, soyluluk armalarının kırmızısı, savaş alanında kör bir mızrak, yas karası.
sonsöz: sev beni, sev şemsiyemi.
--spoiler--
not: böylesi bir ruh böylesi bir yazar nasıl sevilmez, james joyce sen ulysses'ten ulusun...
koridor boyunca önümden yürüyor ve yürürken saçının kara bir büklümü usulca çözülüp düşüyor. usulca çözülen, düşen, büklüm büklüm saçlar. farkında değil, önüm sıra yürüyor, yalın ve onurlu. dante 'nin yanı sıra da böyle yalın ve dimdik yürümüştü; cenci'nin kızı beatrice'nin kansız ve lekesiz ölümüne yürüyüşü gibi.
... bağla
şu ilmeği benim için ve topla şu saçı yukarı
sıradan bir düğüm atıver
--spoiler--
--spoiler--
ayaklarımın altına insanoğlu için halılar seriyorlar. geçişimi bekliyorlar. holün sarı gölgelerinde o duruyor; çökük omuzlarını serinliğe karşı bir şal koruyor: ben şaşkın, duraklayıp çevreme bakınıyorken buz gibi selamlıyor beni ve yanımdan geçip merdivenlere giderken kıpırtısız göz uçlarından bana doğru ok gibi, sefih bir zehir fışkırtır gibi bir bakış fırlatıyor.
--spoiler--
--spoiler--
divanın üstüne yumuşak, buruşuk, açık yeşil bir örtü serilmiş. daracık bir paris odası. demin kadın berber burada yatıyordu. tozlu, kapkara eteğinin kıvrımlarını, çorabını öptüm. bu öteki. o. gogarty geldi dün, tanıştırılmak için. nedeni ulysses. aydın bilincinin simgesi. öyleyse irlanda? ya koca? ayaklarını yere vura vura koridor arşınlamak ya da kendi kendine satranç oynamak. niye buralarda bırakıldık biz? demin kadın berber burada yatıyordu, kafamı yamru yumru dizlerinin arasına sıkıştırarak... ırkımın aydınca simgesi. dinle! o iç burkucu bungunluk çöktü! dinle! -aklın ya da gövdenin böylesine eylemlerine sağlıksız denebileceğine inanmıyorum. -konuşuyor o. soğuk yıldızların ötesinden gelen cılız bir ses. sağduyunun sesi. konuş bakalım! aman, konuş yine, aydınlat beni! bu sesi hiç duymamıştım.
kırışık divanın üstünden bana doğru kıvrılıp bükülüyor. ne kımıldayabiliyorum ne konuşabiliyorum. yıldızlardan düşen bir gövdenin kıvrılıp bükülerek yaklşması. sağduyumun boynuzlaması. hayır, gideceğim. gideceğim.
- jim, sevgilim!-
sol koltuk altımı yumuşak dudaklar emer gibi öpüyor. onbinlerce kılcal damar üstüne burucu bir öpücük. yanıyorum. tutuşan yapraklar gibi buruşuyorum. sağ koltuk altımdan bir alevin köpekdişi fırlayıveriyor. yıldızlı bir yılan öptü beni! soğuk bir gece yılanı. yitiğim ben!
-nora!-*
--spoiler--
--spoiler--
jan pieters sweelink. hollandalı kadim müzikçinin o tuhaf adını anımsayınca tüm güzellikler tuhaflaşmış, uzaklaşmış geliyor. onun eski bir ezgi üstüne klavikord için bestelediği çeşitlemelerini dinliyorum: gençliğin de sonu vardır. eski seslerin belli belirsiz pusu içinden cılız bir ışık parıldıyor: ruhun söylevi duyulacaktır neredeyse. gençliğin de sonu vardır: işte son geldi. asla olmayacak. iyi biliyorsun bunu. ee, o zaman? yaz allahın belası, yaz şunları! başka ne işe yararsın?
''niçin?''
''çünkü başka türlü sizi göremezdim.''
kayarak - boşluk - çağlar - yıldızların bitki örtüsü - ve soluklaşan cennet - kıpırtısızlık - ve daha koyu kıpırtısızlık - hiçleştirilmenin kıpırtısızlığı - ve onun sesi.
non hunc sed barabbam!***
hazırlıksızlık. çıplak bir apartman dairesi. ölgün gün ışığı. uzun kara bir piyano: müziğin kefeni. ucuna bir kadın şapkası konuvermiş, kızıl çiçekli ve bir şemsiye, kılıfında. o'nun silahları: bir miğfer, soyluluk armalarının kırmızısı, savaş alanında kör bir mızrak, yas karası.
sonsöz: sev beni, sev şemsiyemi.
--spoiler--
not: böylesi bir ruh böylesi bir yazar nasıl sevilmez, james joyce sen ulysses'ten ulusun...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar