bugün
- sözlükte yasak aşk yaşadığına inandığımız yazarlar12
- akplilerin akp yi hiç eleştirmemesi6
- ithal kürtler6
- yağmurdan nefret etmeye başlamak6
- akrabaların içindeki en zengin insan15
- uludağ sözlük acil ilgi hattı15
- nervionun beni reddetmesi6
- eski ilişkilerinden bahseden insan4
- sözlükte takılan evli barklı yazarların amacı28
- 14 ekim 2026 istanbul yağmuru6
- 13 ekim 2026 galatasaray barcelona maçı86
- açık ilişki8
- belinde kobra dövmesi olan kadınla evlenilir mi3
- yeni parti'nin halk tv protestosu9
- metis yayınları3
- ankara abisi iyilik derneği9
- halk tv'ye kayyum atanması4
- enayimiknatisii25
- din gerekli midir sorunsalı2
- ilkokul bebesine türbanı savunmak33
- nişanlı biriyle öpüşmek5
- erkeği karizmatik gösteren şeyler25
- ketum olmayan erkek3
- yağmurlu havada beyaz pantolon giyen insan3
- biz kadınlar neden bu kadar masumuz10
- moğolların araplara saldırma nedeni13
- akp'nin kadrolu kayyumu ibrahim paşalı2
- laptopun su çekmesi6
- tutuklandı kayyum atandı gözaltına alındı5
- 14 ekim 202610
- yağmur kahve battaniye üçlüsü6
- sözlükteki seks tarikatı10
- ormana sıçmak3
- birisi bakarken işeyememek9
- sözlükte heyecanlanmak2
- 14 ekim 2026 halk tv polis baskını27
- seks neden ayıptır11
- husiler'in balistik füze geliştirmesi2
- uludağ sözlükte yakışıklı erkek olmaması3
- insanı cinsel açıdan çekici yapan tuhaf ayrıntılar3
- 007 dayı12
- dün gece intihar eden sözlük yazarı13
- selena dizisi aslı karakteri3
- arkadaşlar size bi soru sorucam45
- komünizm geldiğinde villalarda kim oturacak5
- yogartiksen17
- israilin husilere karşı suudilere katılması11
- yazılımcıların ilk buluşmada kod konuşması3
- alpay4
- dem terör partisi22
mekanı cennet olsun. haksız yere canına kıyan caniler hesabını allah'a verecek.
şehadetinin 30.yılında rahmet ve şükranla andığımız ülkü şehididir.
--spoiler--
Sanki burnum, değdi burnuna yokun,
Kustum, öz ağzımdan kafatasım
Necip Fazıl
Altı da bir, üstü de birdir yerin
Diyordu hücre arkadaşım. Yani, ha hücredeyiz, ha sarayda.
Volta atarken bir taraftan söyleniyor, üç adımda yol biterken, geri dönüp bir üç adım daha atıyor ancak duvar yine yolunu kesiyordu. Ben ranzamda uzanmış onun şiir gibi estetik olan yürüyüşünü seyrederken bir taraftan da, böyle lânetlik hücreyi, ihtişamlı bir sarayla mukayese edecek kadar güçlü olan bu müthiş iradeyi hayranlıkla izliyordum. Bu arkadaşım, Ülkücü camia içinde idama en yakın olanıydı. Beş idam cezası Yargıtayda onay beklerken, bir çok mahkeme de son aşamadaydı. MHP davası, Adana olaylarının 151 numaralı sanığı olarak Mamak Cezaevine getirilmişti.
O Yunus Uzundu O bir destandı Kartalları kıskandıran keskin gözleri hangi örgütçünün üzerinde çakılsa, o militan bir daha güneşin doğacağına olan inancını yitirirdi. Hayatı sevenler, Yunus gözlerine bakmasın diye başlarını eğip geçerlerdi.
O gün biraz sıkıntılıydık. Fikri Arıkan isimli arkadaşımız mahkemeye gitmişti ve onu sabırsızlıkla bekliyorduk. Zaman ise sanki durmuş, bize sabır eğitimi yaptırıyordu. Bu arkadaşımız daha önce iki kez idam cezası almış, Yargıtay ikisinde de cezayı esastan bozmuştu. Evet bu son mahkemeydi ve onaylanan idam cezaları üç günde infaz ediliyordu. 4 numaralı hücrede kalan Fikri Arıkanı sabah sekizde mahkemeye götürmüşler ve saat neredeyse 15.30 civarıydı hâlâ ortalıkta yoktu. Bir müddet sonra askerlerin ayak seslerinden Fikrinin geldiğini anladık. Hücrelerimizin kapısı demir mazgallardan oluştuğu için dışarıyı rahatlıkla görebiliyorduk.
ilk hücre olduğumuzdan Fikri bizim önümüzden geçecekti. Nihayet geldi ve tebessüm ederek bizi selâmladı. Onu böyle neşeli görünce büyük bir ümide kapıldık ve Yunusla sevinç içerisinde birbirimize sarıldık. Hücreler arası konuşmak yasaktı aksi takdirde ağır cezaî müeyyideler vardı. Ama biz bir yolunu bulmuş ve her türlü haberleşmeyi herkesin önünde rahatlıkla yapar olmuştuk. Nazarî eğitim adı altında mecburî bir ders vardı ve bizlerden bir kişi hücrenin kapısına gelerek Nutuk kitabını okurken, bu arada metindeki sözleri değiştirerek, istediğini anlatabiliyordu. Başımızdaki nöbetçiler de kitabın metni zannederek bizimle beraber huşu içerisinde dinlerlerdi.
Nutuk, muhteva olarak bizim mevzularımıza çok uygundu ve mahkemeleri böylece tartışabiliyorduk. Nutukta da mahkeme, iaşe ve tartışmalarla dolu metinler mevcuttu. Fikri, okumaya başladı. Sesi çok net ve vakurdu. Rahat ve huzur bulmuş bir sesle mahkemenin zaferle sonuçlandığını müjdeliyordu. Bizler âdeta nefes bile almadan onu dinlerken, biran önce sonuca gelmesini bekliyorduk.
-Ve Eyüp kurtuldu, dedi Fikri Arıkan. Eyüp Özmen, aynı davadan daha önce idam cezası almış ve idam bekleyen bir arkadaşımızdı. Sehpaya hazırlanırken beraat etmişti. Bunu bir zafer olarak bizlere müjdeliyordu Fikri. Ya kendisi? Onun için ne karar çıkmıştı acaba?
-Senin için ne karar çıktı?.. diye bağırarak sordum ben. Sabrım kalmamıştı artık. Askerler benim bu kuralsız çıkışımı duymamazlıktan geldiler ki; bu davranışları kararın vahametini göstermeye yetiyordu.
-Benimki idam diye devam etti Fikri.
Yıkılmıştık. Ama o ayaktaydı ve berrak bir ses tonuyla bizleri teselli etmeye çalışıyordu. Sesi dik ve metindi
Aman Rabbim! Fikri, arkadaşının beraat ettiğini söylüyor ve bunu bir zafer olarak bizlere müjdelerken, kendisinin aldığı idam cezasını sıradan bir kararmış gibi, sanki bir düğün davetiyesiymiş gibi bizlere anlatıyordu. Biz çökmüştük. 5 numaralı hücreden bir feryat yükseldi. Bu isyan eden sesin sahibi üç komünist liderle beraber kalan Şahin Göksel Arduç isimli genç bir arkadaşımızdı. Sekiz hücreden oluşan, tecrit bölümünde başkaca çıt çıkmıyordu.
Üç gün sonra bir şafak vakti kurulacak idam sehpası, cellat, yağlı urgan, yüze karşı okunacak olan ferman, beyaz gömlek bir anda buralara hâkim olmuştu. Sanki kafatasım büyümüş ben de içindeydim. Kendi kafamın içinde. Bu nasıl bir hâldi bu nasıl bir duygu!.. Çok ölüm görmüştüm ama bu başka bir vaziyet, bambaşka bir hâl. Daha önce istanbulda bu duyguları yaşamış, asılarak idam edilen ismet Şahin olayında bizler de yanmış, bizler de ölmüştük. Bir kere daha, dedim kendi ken-dime, insan bir kere ölür ama, biz bin kere. Fikri Arıkan sakin ve tereddütten uzak mistik bir ses tonuyla konuşmaya devam ediyordu:
-Bu gece çok rahat uyurum artık
Fikrinin rahat uykudan sözetmesini anlamaya çalışıyordum. O ise konuşmaya devam ediyordu:
-Şimdi dünyanın en rahat insanı benim. Yüce yaratıcının rızası yolunda, ölümümü her türlü tehlikeye karşı keskin bir silah olarak kuşandım. Demek ki, kendi ölümüm benim en etkili silahım olacakmış. Büyük, güçlü bir silah olan insanın kendi ölümü. Ve ben şimdi yaşamımın en güzel, en tatlı, en dinlendirici uykusunu uyuyabilirim.
-Adalet terazisini, oduncu kantarına çevirdiler, diyordu, hücre arkadaşım Yunus. Evet, oduncu kantarı daha hassastı bunların terazisinden, nasıl olsa üç aşağı beş yukarı farketmiyordu.
Birkaç gün sonra güneş, Fikrisiz doğacaktı. Takvimler ve zaman bir kere daha durmuştu.
Onu şafakta astılar
--spoiler--
--spoiler--
Sanki burnum, değdi burnuna yokun,
Kustum, öz ağzımdan kafatasım
Necip Fazıl
Altı da bir, üstü de birdir yerin
Diyordu hücre arkadaşım. Yani, ha hücredeyiz, ha sarayda.
Volta atarken bir taraftan söyleniyor, üç adımda yol biterken, geri dönüp bir üç adım daha atıyor ancak duvar yine yolunu kesiyordu. Ben ranzamda uzanmış onun şiir gibi estetik olan yürüyüşünü seyrederken bir taraftan da, böyle lânetlik hücreyi, ihtişamlı bir sarayla mukayese edecek kadar güçlü olan bu müthiş iradeyi hayranlıkla izliyordum. Bu arkadaşım, Ülkücü camia içinde idama en yakın olanıydı. Beş idam cezası Yargıtayda onay beklerken, bir çok mahkeme de son aşamadaydı. MHP davası, Adana olaylarının 151 numaralı sanığı olarak Mamak Cezaevine getirilmişti.
O Yunus Uzundu O bir destandı Kartalları kıskandıran keskin gözleri hangi örgütçünün üzerinde çakılsa, o militan bir daha güneşin doğacağına olan inancını yitirirdi. Hayatı sevenler, Yunus gözlerine bakmasın diye başlarını eğip geçerlerdi.
O gün biraz sıkıntılıydık. Fikri Arıkan isimli arkadaşımız mahkemeye gitmişti ve onu sabırsızlıkla bekliyorduk. Zaman ise sanki durmuş, bize sabır eğitimi yaptırıyordu. Bu arkadaşımız daha önce iki kez idam cezası almış, Yargıtay ikisinde de cezayı esastan bozmuştu. Evet bu son mahkemeydi ve onaylanan idam cezaları üç günde infaz ediliyordu. 4 numaralı hücrede kalan Fikri Arıkanı sabah sekizde mahkemeye götürmüşler ve saat neredeyse 15.30 civarıydı hâlâ ortalıkta yoktu. Bir müddet sonra askerlerin ayak seslerinden Fikrinin geldiğini anladık. Hücrelerimizin kapısı demir mazgallardan oluştuğu için dışarıyı rahatlıkla görebiliyorduk.
ilk hücre olduğumuzdan Fikri bizim önümüzden geçecekti. Nihayet geldi ve tebessüm ederek bizi selâmladı. Onu böyle neşeli görünce büyük bir ümide kapıldık ve Yunusla sevinç içerisinde birbirimize sarıldık. Hücreler arası konuşmak yasaktı aksi takdirde ağır cezaî müeyyideler vardı. Ama biz bir yolunu bulmuş ve her türlü haberleşmeyi herkesin önünde rahatlıkla yapar olmuştuk. Nazarî eğitim adı altında mecburî bir ders vardı ve bizlerden bir kişi hücrenin kapısına gelerek Nutuk kitabını okurken, bu arada metindeki sözleri değiştirerek, istediğini anlatabiliyordu. Başımızdaki nöbetçiler de kitabın metni zannederek bizimle beraber huşu içerisinde dinlerlerdi.
Nutuk, muhteva olarak bizim mevzularımıza çok uygundu ve mahkemeleri böylece tartışabiliyorduk. Nutukta da mahkeme, iaşe ve tartışmalarla dolu metinler mevcuttu. Fikri, okumaya başladı. Sesi çok net ve vakurdu. Rahat ve huzur bulmuş bir sesle mahkemenin zaferle sonuçlandığını müjdeliyordu. Bizler âdeta nefes bile almadan onu dinlerken, biran önce sonuca gelmesini bekliyorduk.
-Ve Eyüp kurtuldu, dedi Fikri Arıkan. Eyüp Özmen, aynı davadan daha önce idam cezası almış ve idam bekleyen bir arkadaşımızdı. Sehpaya hazırlanırken beraat etmişti. Bunu bir zafer olarak bizlere müjdeliyordu Fikri. Ya kendisi? Onun için ne karar çıkmıştı acaba?
-Senin için ne karar çıktı?.. diye bağırarak sordum ben. Sabrım kalmamıştı artık. Askerler benim bu kuralsız çıkışımı duymamazlıktan geldiler ki; bu davranışları kararın vahametini göstermeye yetiyordu.
-Benimki idam diye devam etti Fikri.
Yıkılmıştık. Ama o ayaktaydı ve berrak bir ses tonuyla bizleri teselli etmeye çalışıyordu. Sesi dik ve metindi
Aman Rabbim! Fikri, arkadaşının beraat ettiğini söylüyor ve bunu bir zafer olarak bizlere müjdelerken, kendisinin aldığı idam cezasını sıradan bir kararmış gibi, sanki bir düğün davetiyesiymiş gibi bizlere anlatıyordu. Biz çökmüştük. 5 numaralı hücreden bir feryat yükseldi. Bu isyan eden sesin sahibi üç komünist liderle beraber kalan Şahin Göksel Arduç isimli genç bir arkadaşımızdı. Sekiz hücreden oluşan, tecrit bölümünde başkaca çıt çıkmıyordu.
Üç gün sonra bir şafak vakti kurulacak idam sehpası, cellat, yağlı urgan, yüze karşı okunacak olan ferman, beyaz gömlek bir anda buralara hâkim olmuştu. Sanki kafatasım büyümüş ben de içindeydim. Kendi kafamın içinde. Bu nasıl bir hâldi bu nasıl bir duygu!.. Çok ölüm görmüştüm ama bu başka bir vaziyet, bambaşka bir hâl. Daha önce istanbulda bu duyguları yaşamış, asılarak idam edilen ismet Şahin olayında bizler de yanmış, bizler de ölmüştük. Bir kere daha, dedim kendi ken-dime, insan bir kere ölür ama, biz bin kere. Fikri Arıkan sakin ve tereddütten uzak mistik bir ses tonuyla konuşmaya devam ediyordu:
-Bu gece çok rahat uyurum artık
Fikrinin rahat uykudan sözetmesini anlamaya çalışıyordum. O ise konuşmaya devam ediyordu:
-Şimdi dünyanın en rahat insanı benim. Yüce yaratıcının rızası yolunda, ölümümü her türlü tehlikeye karşı keskin bir silah olarak kuşandım. Demek ki, kendi ölümüm benim en etkili silahım olacakmış. Büyük, güçlü bir silah olan insanın kendi ölümü. Ve ben şimdi yaşamımın en güzel, en tatlı, en dinlendirici uykusunu uyuyabilirim.
-Adalet terazisini, oduncu kantarına çevirdiler, diyordu, hücre arkadaşım Yunus. Evet, oduncu kantarı daha hassastı bunların terazisinden, nasıl olsa üç aşağı beş yukarı farketmiyordu.
Birkaç gün sonra güneş, Fikrisiz doğacaktı. Takvimler ve zaman bir kere daha durmuştu.
Onu şafakta astılar
--spoiler--
bugün şehadetinin yıldönümü olan ülkü abidesidir.
ruhu şad mekanı cennet olsun.
ruhu şad mekanı cennet olsun.
Sanki burnum, değdi burnuna yok'un,
Kustum, öz ağzımdan kafatasımı...
bugün fikri hakka yürüdü, mekanı cennet olsun.
Kustum, öz ağzımdan kafatasımı...
bugün fikri hakka yürüdü, mekanı cennet olsun.
27 Mart 1982de şehadete kavuşan Fikri Arıkan Ağabeyi rahmet ve minnetle anıyoruz. Ruhu şad, mekânı cennet olsun.
ÇATIK KAŞLI BiR BAŞKALDIRI!.. MiRASI ; ''VATAN SAğ OLSUN!''... KENDi SEHPASINI TEKMELEYEN DURUŞLARA SELAM OLSUN. RUHUN ŞAD OLSUN!
bugün şehadetinin yıl dönümü olan, nice isimsiz kahramandan birisi.
mekanı cennet olsun
mekanı cennet olsun
"Can veririm, boyun eğmem." rahmet ve minnet ile Fikri ağabey..
unutmak tükenmektir !
şehadetinin yıl dönümünde saygıyla andığımız ülkü şehidi. dimdik durmak ne demek herkese öğretti.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar