1. 1.
    yeni nesil antidepresanlardan, fluvoksamin maleat
    1 ... kedidoktoru
  2. 2.
    depresyon ve obsesif-kompulsif hastalıklarının tedavisinde kullanılan ilaç.
    ... hyperion
  3. 3.
    kilo aldığı rivayet edilen fakat her bünyede farklı etkiler yapan bir çeşit antidepresandır.
    ... purplepain
  4. 4.
    başladıktan sonra doktor kontrolü olmadan asla bırakılmaması gereken antidepresan. bırakıldığında sinirlerde anlık uyuşmalar yaşatır. bu uyuşmalar beyinde tarif edilemez tecellesini yaşar, zorlanırsınız.
    ... mukemmel herifin teki
  5. 5.
    doktorun, reçeteme yazdığı ilaçtır. 3 aydır kullandırtıyor bana bunu... kullanmaya başladığımdan beri 30 güne bir gittim son gittiğimde dozunu artırdı. hala zerre kadar bir faydasını göremediğim, anca yan etkilerine maruz kaldığım ilaç.
    ... 2013 yilindan beri ulu yazari
  6. 6.
    Zyprexa ile beraber kullandığım ve daha önceleri aslında yaşamadığımı farkettiğim ilaçtır. Can sıkıntısını azaltır. Sosyal fobiyi ve anksiyeteyi yok eder. Prozac türevidir.
    ... silent ve sakin x
  7. 7.
    beni mahveden ilac.
    ... 2013 yilindan beri ulu yazari
  8. 8.
    bu entrymi ne kadar paylasirsam o kadar faydali olur diye dusunup tekrar paylasiyorum..

    "öncelikle bu ilaçlara başlayan kişiler bu ilaçları birdenbire bırakmasınlar. bu ilaçları aniden kesmek ilaca başlamaktan daha tehlikelidir. bu ilaçlar yavaş yavaş, doz azaltılarak bırakılmalıdır. "

    psikiyatrik ilaçlar ruh sağlığına zararlıdır. bunun kanıtları vardır. belirlenen miktarlarda verilen birçok ilaç, beyinde kalıcı hasarlara yol açmaktadır. psikiyatrik ilaçlar ve bunları pazarlayan ilac şirketleri sağlığınıza zararlıdır.

    bu ilaçlar çok kısa bir süre iyi hissettirebilir, ama bunu tıpkı bir uyuşturucu gibi beyini bozarak yaptığı için sonrasında ciddi psikolojik rahatsızlıklara neden olmaktadır. (nadir insanlarda uzun sure panik atağı baskilayabilir, ben artık iyiyim diyebilir. ama o kisiler genelde ilaclar yuzunden psikotik semptomlara sahip olur. bir psikozda genelde bu semptomları zaten kabul etmez
    (psikotik nedir arastirin, kendilerine ve cevrelerine ne derece tehlikeli olabilceklerini anlarsiniz)

    bu ilaçları reçete eden bir çok doktoru suçlayamayız, çünkü uzun yıllar önce ilaç şirketlerinin tam anlamıyla psikiyatriyi ele geçirmesinden ve kendi oluşturdukları öğretiler, eğitim sistemi ile doktorlar yetiştirmelerinden kaynaklı bir durum vardır.

    "ilac sirketleri sizin ve doktorunuzun bu tehlikelere inanmaması için elinden geleni yapar. "

    hormonları düzenleme olayı bir yalandır, bunu ispatlayan bir kanıt yoktur. bozduğuna dair kanıtlar vardır. istatistiksel olarak da bu böyledir.

    anti-depresanlar

    ssrı tipi, prozac, paxil ve zoloft gibi antidepresan ilaçların beyne zarar verdiğinin artık kanıtı vardır; 2000 yılında çıkan geri tepen prozac adlı kitabında, harvard tıp fakültesi psikiyatri bölümünde öğretim görevlisi olan doktor joseph glenmullen şöyle diyor: “son yıllarda, prozac tipi ilaçların uzun vadeli yan etkilerinin tehlikeleri ortaya çıkmıştır. yüz ve vücutta meydana gelen tikler gibi norobiyolojik rahatsızlıklar potansiyel beyin hasarının bir göstergesidir ve bu ilaçları kullanan hastaların endişelerini gitgide arttırmaktadır. serotonini hedef alan ilaçlarla ilgili olarak, beyindeki sinir uçlarını harap ederek “kimyasal lobotomi” etkisi yarattığına dair kanıtlar vardır” (sayfa 8)
    dr. glenmullen; prozac, paxil ve zoloft gibi antidepresanların sebep olduğu beyin hasarını, thorazine, prolixin ve haldol gibi noroleptik/ ağır yatıştırıcıların sebep olduğu hasarlarla karsılaştırmaktadır. bunun için sunduğu kanıt şudur; sözde selektif serotonin inhibitorlerinin sadece serotonin hedef almayıp beyindeki diğer kimyasalları da etkiler. buna dopamin de dâhildir.

    “beyne zararlı psikiyatrik ilaçlar” adlı kitabında (harvard) psikiyatrist peter breggin (kendisi ilac sirketlerine açtığı onlarca davada yer almaktadır) şöyle demektedir; “en sık kullanılan antidepresanların depresyonu tedavi etmeye yönelik etkisinden çok, bunların yakından ilgili oldukları yatıştırıcılar gibi nörotoksik ve insan beynini uyuşturan etkisi vardır ve beklenilen etkiyi yaratmak için normal beyin fonksiyonlarını bozarak çalışırlar. sadece ilaç taraftarlarının yüzeysel fikirleri antidepresanlarin bir işe yaradığı fikrini destekler.” (springer pub. co, sayfa 160 & 184) newsweek dergisinde yayımlanan bir makalede ise şöyle yazar;“prozac ve kimyasal kuzenleri zoloft ile paxil, depresyon tedavisi için kullanılan eski yöntemlerden artık daha başarılı değildir” (sayfa 41) görüştüğüm insanların çoğu, prozac dahil sözde antidepresan ilaçları kullandıklarını ancak bir sonuç almadıklarını belirttiler. bu durum, antidepresan kullananların ilaçlardan fayda sağlamış olduğu iddiasına gölge düşürüyor.

    lithium
    lithium’un, neşeli ve üzgün ruh halleri arasında devamlı gidiş geliş yaşayan insanlara faydasının dokunduğu söyleniyor. buna psikiyatride manik-depresif veya bipolar bozukluk denmektedir. lithium ilk defa 1949 senesinde, avustralyalı psikiyatrist john cade tarafından psikiyatrik ilaç olarak nitelendirildi. bir psikiyatri ders kitabina gore, cade, hayvanlar üzerinde yaptığı deneylerde, lithium’un hayvanlar üzerinde letarjik etki (uyuşukluk ve halsizlik) yarattığını tesadüfen keşfetmiş ve bu keşfini bir çok psikiyatrı hastasında denemiştir. aynı ders kitabında bu olayın psikofarmakoloji tarihinde bir dönüm noktası olduğu belirtilmiştir. (harold ı. kaplan, m. d. & benjamin j. sadock, m. d. clinical psychiatry, williams & wilkins, sayfa 342) bu durumda, eğer uyuşuk ve halsiz hissetmek istemiyorsaniz, lithium’un faydasına şüpheyle yaklaşmalısınız. lithium’un psikayrik tedavide kullanılmasını destekleyenler, ilacın hafif depresyon ve genel halsizliğe neden olduğunu kabul etmektedir ve ilacın bu etkisine “standart letarji” demektedir.(roger williams, “a hasty decision? coping in the aftermath of a manic-depressive episode”, american health magazine, sayfa. 20) buna ek olarak, bir yakınıma manik-depresif teşhisi konmuştu ve kendisine tedavisi için lityum karbonat reçetesi verilmişti. yıllar sonra bu akrabam bir gün bana lithium’un kendisinin mutluluk hissiyatını engellediğini ve mutsuzluk hissiyatini arttırdığını söylemişti. lithium gibi halsizliğe neden olan bir ilacın böyle bir etki yaratmış olmasına hiç şaşırmamıştım. psikiyatristlerin bazen lithium gibi birçok uyuşturucu ilacın, antidepresan denmesine rağmen mutsuzluk ve umutsuzluk gibi hislere neden olduğu halde, depresif hisleri önlediğini iddia etmeleri gerçekten şaşırtıcı.

    hafif anksiyolitikler / anksiyete ilaçları
    yaygın şekilde kullanılan psikiyatrik ilaçlardan başkaları ise, valium, librium, xanax ve halcion gibi anksiyolitik ilaçlardır. hastalarına bu ilaçları öneren doktorlar, ilaçların en az uyku ilacı kadar işe yaradığını, rahatlatıcı, panik ve endişeyi önleyici etkileri olduğunu iddia ediyorlar. bunlara inanan biri en yakındaki kütüphaneye gidip ocak 1993 tarihli tüketici raporları dergisindeki “yüksek anksiyete” adlı makaleyi ya da peter breggin’in yazdığı “zehirli psikiyatri” (st. martin’s press) adlı kitabin 11inci bölümünü okumasını tavsiye ederim. her ne kadar bu iki makale zıt görüşleri savunsa da, her ikisi de gerçeğe en yakın olanları. diğer tüm psikiyatrik ilaçlarda olduğu gibi, ansiyolitiklerin etkisi de beynin doğal fonksiyonlarını bozmaktan öteye geçmiyor. bir klinik deneyde, halcion adlı ilaç verilen insanların yüzde yetmişinde “hafıza kaybı, depresyon ve paranoya” gözlendi.(“halcion manufacturer upjohn co. defends controversial sleeping drug”, miami herald, sayfa. 13a) peter breggin “toksik psikiyatri” adlı kitabında anksiyolitikler hakkında şöyle der; “ diğer bir çok psikiyatrik ilaç gibi bu ilacın da kullanılması semptomları tedavi etmek yerine zaman içinde arttırıyor”. (ibid, p. 246)

    psikiyatrik ilaçlar ve uyku ılaclari
    antidepresanlar ile her tür anksiyolitik ilaçlardan uyku ilaci gibi fayda sağlanabileceğini destekleyen iddiaların aksine, bu ilaçlar gerçek uykuyu bloke ederek veya engelleyerek, iş görmektedir. bir gün psikiyatri dersinde diğer bir tıp öğrencisi arkadaşla otururken profesörümüz, rüya evresinin uykunun en önemli evresi olduğunu, uykudan çok rüya görmeye ihtiyacımız olduğunu söylemişti. uyku ilacı ve yatıştırıcı adları altında pazarlanan ilaçlarda dahil olmak üzere bir çok psikiyatrik ilaç, uykunun en kritik evresi olan rüya evresini bloke etmekte, kişiyi bilinçsiz hale getirip rüya görmesini engellemektedir. başka bir deyişle, uyku, psikiyatrik ilaçlar tarafından engellenen veya kısıtlanan önemli bir zihinsel aktivitedir. bir kişisel gelişim dergisinde şöyle der:
    “doktorunuzun tavsiyesi olmadan uyku ilacı almayın ve eğer alırsanız 10 günden daha uzun sure kullanmayın. bağımlılık yaratmaları ve devamlı kullanım sonucunda etkilerinin azalmasının yanında akıl sağlığı için büyük önemi bulunan uykunun rüya devresini engeller bu ilaçlar. “(going bonkers magazine, premiere issue, sayfa. 75)

    rhode ısland üniversitesi profesörlerinden peter russell, “beyin kitabı” isimli kitabında şöyle der; “uyku sırasında, özellikle rüya gördüğümüz anlarda, gün boyunca beyinde tüketilen protein ve diğer kimyasallar yenilenir.”(plume, sayfa. 76) sağlıklı insanlar üzerinde yapılan uyku yoksunluğu deneyleri, uzun süre devam etmesi halinde uyku eksikliğinin "halüsinasyonlara yol açtığını göstermektedir." (maya pines, the brain changers, harcourt brace jovanovich, sayfa. 105) bu durumda gerçek uykuya mani olan ilaçları almanın sonuçları sizce neler olabilir?

    ağır yatıştırıcılar / nörolepsik / antipsikotik / antişizofrenik ilaçlar

    psikiyatrinin sözde antidepresanları, lithium ve anti-anksiyete ilaçlarının beyne verdiği zararlar, antipsikopatik veya antisizofrenik gibi nöroleptik ilaçların ve ağır yatıştırıcıların beyne verdiği zaralar yanında hiç kalır. bu kategoride, thorazine (sedatif), mellaril, prolixin (antipsikotik), compazine, stelazine ve haldol (trankilizan) ve diğer bir çok ilaç yer almaktadır. psikolojik etkileri açısından bakıldığında bu ilaçlar sükunete değil perişanlığa neden olmaktadır. bunlar, belirli dozlarda kullanılmasına rağmen, kişinin düşünme ve harekete geçme becerisi gibi fiziksel ve sinirsel fonksiyonlarını büyük ölçüde sınırlar. terapistlerin durdurmak istediği herhangi bir davranışı veya düşünceyi, insanları etkisiz hale getirerek engelleme olanakları var. bu ilaçlar, kullanan insanların kişiliğine dair kötü şeyleri olduğu kadar iyi özellikleri de ya geçici olarak etkisiz kılıyor ya da tamamen yok ediyor. ilacın kullanan kişiye vermiş olduğu zararı ne ölçüde giderebileceğimiz, kullanıldığı sürenin uzunluğuna ve hangi dozajda verildiğine bağlıdır. sözde sakinleştiriciler/antipsikotik/nöroleptik ilaçların beyne verdiği zarar, psikiyatride kullanılan diğer tüm ilaçlara göre daha belirgin, şiddetli ve kalıcıdır. indiana üniversitesi’nde psikiyatri profesörlüğü yapmakta olan dr. joyce g. small ve dr. ıver f. small, nörotoksik etkileri bulunduğu bilinen psikoaktif tedaviyi kullanan doktorları eleştriyor ve nöroleptik ilaçların beyine kalıcı ve geri dönüşü olmayan hasarlar verdiğini kabul edenlerin sayısının her geçen gün arttığını soyle belirtiyorlar; “bu durumda, beyin hasarı rastgele bir insan tarafından bile farkedebilecek kadar belirgin demektir!” (behavioral and brain sciences, vol. 7, sayfa. 34).

    chicago tıp fakültesinde psikiyatri profesoru olan conrad m. swartz ise şöyle der, “nöroleptik ilaçların psikotik bunalımı hafiflettiği iddia edilir, bunların sakinleştirici özelliği kişiliğin girişimcilik, duygusal aktivite, heves, cinsel istek, farkındalık ve sezgi gibi detaylarını köreltir. …bu gibi yan etkileri dışında, kalıcı nitelikte istem dışı yapılan fiziksel hareketlerde beyindeki hasarı kanıtlar.” (behavioral and brain sciences, vol. 7, sayfa. 37-38). 1985 senesinde zihinsel ve fiziksel engelliler hukuku raporu’na çıkan bir yazıya göre amerika’daki mahkemeler sonunda, bu sözde sakinleştirici/antipsikotik/nöroleptik ilaçların hastalara iradeleri dışında verilmesinin anayasanın ilk maddesiyle ters düştüğünü kabul etmeye başladılar.

    “çünkü; antipsikotik ilaçlar, kullanan kişinin düşünme ve iletişim kurma becerisinde şiddetli ve hatta kalıcı hasarlara neden olmaktadır.”

    “aklın molekülleri: moleküler psikolojide yepyeni gelişmeler” adlı kitabında profesör jon franklin gözlemlerini şöyle dile getiriyor; “bu dönem, nöroleptiklerin şizofreniyi tedavi etmediği gibi beyinde hasarlara yol açtığının farkına varılması ile rastlaşır. hastaları gibi toplum dışında kalan psikiyatristler aniden nazilikle veya daha kötüleri ile suçlanmaya başladılar” (dell pub. co, sayfa 103). psikiyatrist peter breggin, “psikiyatrik ilaçlar; beyne zararları” isimli kitabında şunları söyleyerek bu ilaçların beyinde hasara sebep olduğunu iddia eder; “psikiyatri dünyada nörolojik bir salgın yaratmıştır ve bu insanların sayısı her sene bir milyondan iki milyon insana kadar artmaktadır”. (op. cit., sayfa. 109 & 108). şiddetli vakalarda, geç diskinezi denilen istemsiz vücut hareketlerin ortaya çıkması, nöroleptik ilaçların neden olduğu beyin hasarını kanıtlamaktadır. buna rağmen geç diskinezi buzulun yalnızca görünen kısmıdır. zihinsel fonksiyonlar beynin en temel işlevlerinden biri olan motor kontrolüne nazaran daha hassas, hasar görmeye daha müsaittir. psikiyatri profesörü richard abrams bunu şu sözleriyle onaylar: “geç diskinezinin kısa süreli nöroleptik tedavi sonucunda ortaya çıktığına dair raporlar almaktayız.”(in: benjamin b. wolman (editor), the therapist’s handbook: treatment methods of mental disorders, van nostrand reinhold co., sayfa. 25).
    “yeni psikiyatri” adlı kitabında, columbia üniversitesi’nde psikiyatri profesörü olan jerrold s.. maxmen şunu ileri sürmektedir: “geç diskineziden uzak durmanın en iyi yolu anstipsikotik ilaçlardan uzak durmaktır. (mentor, sayfa 155-156). aslında dr. maxmen’in bu iddiası yeterince ileri gidemez. bu ilaçların verilmesindeki suç unsuru, geç diskineziye neden olacak kadar uzun süreyle kullanılmamışsa bile şizofreni tedavisinde de bulunmaktadır. psikiyatristlerin 1980 senesinde yayımladıkları “geç diskinezi: araştırmalar ve tedavisi” adlı kitabın önsözünün yazarı şunu belirtir:”60’li senelerin sonlarında, geç diskinezi ile ilgili literatürü bir araya topladım….psikiyatristlerin büyük bölümü ya problemin var olduğu gerçeğini görmezden geliyorlar ya da bu anormalliklerin klinik olarak önemsiz olduğunu göstermek veya ilaç tedavisinden kaynaklanmadığını kanıtlamak için önemli bir çaba harcamıyorlar. zaman içinde geç diskineziden etkilenen hastaların sayısı artmış, bu semptomları zaten göstermekte olanların durumu ise daha da ağırlaşmıştır…. çok az sayıda araştırmacı ve klinik uzmanın, doktorların neden olduğu geç diskinezi vakalarını doğası konusunda şüphesi vardir.. nöroleptik ilaçların merkezi sinir sistemi üzerindeki toksik etkisini öğrendikçe, şu an kullanılan tedavi yöntemlerinde değişiklik yapılması gerektiği gerçeği açıkça ortadadır. ne yazık ki bir çok pratisyen halen bu psikotrpik ilaçları yüksek dozlarda hastalarına vermeye devam etmektedir. aynı zamanda, çok sayıda psikiyatri kliniği ve akıl sağlığı enstitüsü henüz geç diskineziyi denetleme ve önleme konusunda kurallar geliştirmemiştir. eğer bu alanda bir çok uzmanın fikrini yansıtan bu kitabin psikiyatrislerin kayıtsızlığına darbe vurması büyük bir başarıdır” (in: william e. fann, m. d., et al., tardive dyskinesia: research & treatment, sp medical & scientific). psikiyatrist dr. peter breggin, “ psikiyatrik ilaçlar: beyine zararları” adlı kitabında şunu der: “ağır sakinleştiriciler ciddi şekilde toksik ilaçlardır ve bunlar vücudun çeşitli organlarını zehirler. bunlar özellikle kuvvetli nörotoksinlerdir ve devamlı beyinde kalıcı hasarlara neden olmaktadır. .. geç diskinezi, bu ilaçlar az miktarda ve kısa dönemli kullanılsa da ortaya çıkabilir… geç diskinezi ile bağlantılı olarak ortaya çıkan bunama (zihinsel fonksiyonların ileri derecede kaybı) ise genellikle geriye döndürülemez. ağır sakinleştiricilerin milyonlarca hastada neden olduğu geri döndürülemez lobotomi, psikoz ve bunama etkilerini görmezden gelen psikiyatristlerden daha çok kaygılanıyor ve umutsuzluğa kapılıyorum.” (op. cit., sayfa 70, 107, 135, 146).

    dikkat dağınıklığı olan çocuklar..
    uyarıcılara başlayan çocuklarda yapılan takip araştırmaları beyin dokularında, beyin taramalarında ölçülebilir bir küçülme göstermektedir. uyarıcı alan çocukların boyu ve kilosu düşük kalır. ruh hastalıkları hastanelerine daha sık giderler. ıntihar oranları daha yüksektir. takip araştırmalarının belgelediği bu gerçeklerden herhangi biri , uyarıcı verilmeye başlanırsa size neler olabileceğini gösterir. ayrıca çocukken uyarıcı verilen çocukların, gençlikte kokain istismarına daha yatkın oldugu belgelenmiştir. bunun sebebi "ritalin, adderall ,concerta, dexedrine gibi uyarıcı ilaçların etki itibari ile kokaine cok benzemesidir.
    (dr. peter breggin/harvard psikiyatri)

    psikiyatri profesörü dr. richard abrams, trisiklik antidepresanların klorpromazinin (thorazine) sadece biraz değiştirilmiş versiyonu olduğuna ve potansiyel nöroleptikler olarak tanıtılmasına dikkat çeker. (in: b. wolman, the therapist’s handbook, op. cit.,sayfa 31). dr. peter breggin yine aynı kitabında sözde antidepresanlardan “kılıfı değiştirilmiş ağır yatıştırıcılar” olarak bahseder. (sayfa 166). psikiyatrist dr mark s. gold ise, antipdepresanların geç diskineziye sebep olabileceğini belirtmektedir. (the good news about depression, bantam, 1986, p. 259).

    peki neden hastalar bu tip bir tedaviyi kabul ediyorlar? bazen doktorların tedavide kullandıkları ilaçların neden olabileceği sinirsel hasarları görmezden geliyorlar. her zaman olmasa bile pek çok durumda nöroleptik ilaçlar neredeyse zorla hastaların vücutlarına sokulmaktadır. peter breggin kitabında: “ zaman zaman klinik deneyimlerimde bazı hastaların kendilerine verilmeye zorlanan sakinleştiriciler yüzünden yaşadıkları acıya ve öfkeye şahit oldum… bu problem rutin hastane uygulamalarında çok yaygındır ve hastaların büyük bir yüzdesi kendi kendilerine ilacı almadan önce zorla ve tehditle şırınga ile damarlarına zerk edilmektedir” (sayfa 45).

    beyin cerrahı ı. s. cooper otobiyografisinde şöyle diyor: “gören, hisseden, düşünen, emreden, cevaplayan sizin beyninizdir. sen beyninsin. o sensin. eğer beynin başka bir taşıyıcıya, başka bir bedene yerleştirilseydi, tüm anılarını, düşüncelerini ve hislerini de beraberinde taşırdı. o beden sen olurdun, yeni bir taşıyıcın olurdu. beynin sensin.”(the vital probe: my life as a brain surgeon, w. w. norton & co., 1982,sayfa. 50). vücudunuzun en önemli ve en mahrem yeri bacak aranız değil, iki kulağınızın arasıdır. beynin fonksiyonlarını bozan ya da devre dışı bırakan, tedavi (psikoaktif ilaç, elektroşok, beyin ameliyatı gibi) adı altında kişinin beynine uygulanan şiddet daha hassas niteliktedir, ahlaki açıdan bakıldığında tecavüzden daha beter bir suçtur. daha korkunç bir suç olmasının başka bir nedeni ise psikiyatrinin, biyolojik terapilerini zorla uygulaması beyinde kalıcı hasarlara neden olur. tersine, tecavüze uğrayan kadınlar olaydan sonra cinsel hayatlarına normal şekilde devam edebilmektedir. psikolojik anlamda da zarar görürler, psikiyatrik zorlama kurbanlarının gördükleri gibi… umarım bu yazdıklarım tecavüzün getirdiği travmayı ve bunun ciddiyetini küçümsüyorum şeklinde anlaşılmaz. belirtmek isterim ki daha önce cinsel şiddete maruz kalan kadınlara hukuk danışmanlığı yapmıştım ve bunlardan yarım düzine belki de daha çoğunun normal cinsel hayatlarına devam ettiği ortadaydı, hatta kimisi evlenip aile kurmuştu. buna karşın, psikiyatrik şiddete maruz kalan birçok insanın beyini, tedavinin neden olduğu fiziksel ve biyolojik hasar yüzünden bir çok fonksiyonunu yitirir. bir tv programında konuşan psikanalist prof. jeffery massin şöyle demiştir:“umarım bu terapilerin sorumluları bir gün nuremberg mahkemeleri’nde yargılanır” (geraldo, nov. 30, 1990).

    beyne zaraları psikiyatrik ilaçların huzur evi sakinleri üzerinde uygulanması

    yine bu sözde nöroleptik/antipsikotik ilaçlar, amerika’daki huzur evlerinde akıl sağlığı yerinde olan yaşlı kimselere istekleri dışında rutin olarak verilmektedir. “ın-health” dergisinin 1991 senesi eylül/ekim sayısında yayımlanan bir makaleye göre amerika’da bulunan huzur/bakim evlerine yerleştirilen hastaların %21’ile %44’u kadarında bu ilaçlar kullanılmaktadır. yazılan antipsikotik ilaçlardan en az yarısının, hasta kartlarına yazana göre konulan teşhis ile alakası yoktur.
    araştırmacılar bu kurumlar tarafından yaygın olarak kullanılan psikiyatrik ilaçların, itaat etmeyen hastaları etkisi kılmak için kullanılan kimyasal deli gömlekleri olduğundan şüpheleniyorlar. (sayfa 28) bu durumu yansıtan iki çelimsiz yaşlı adam tanıyorum. huzur evinde yaşayan bu insanlara nöroleptik/antipsikotik ilaçlar veriliyordu. ikisi de tekerlekleri sandalyelerinden zar zor kalkıyordu. bir tanesi, bastonuyla yürümek istediğinde sandalyesine bağlamalarından yakınıyordu. diğeri gece kalkıp tuvalete giderken bir yeri kırılmasın diye yatağına bağlandığından, yatağına dışkılamaya mecbur bırakıldığını anlatıyordu. her ikisi de o kadar çelimsizdi ki kimseye bir zarar verecek halde değillerdi. fakat ikisi de ne kadar kötü bir muameleye maruz kaldıklarını anlatmaya cesaret ettiler. huzur evindeki görevlilerin bu şikâyetlere karşı verdikleri cevap, şikayet etmelerini imkansız kılacak şekilde beyni zedeleyen, haldol adlı bir ilaçtı. huzur evlerinde yaşayan, herhangi bir psikiyatrik rahatsızlığa sahip olmadıkları halde bu ilaçların kullanılması, amacın tedavi değil kontrol olduğunu ortaya koymaktadır. nöroleptik ilaçların tedavi edici olduğu iddialarının hiç bir somut kanıtı yoktur.

    sözde “çift kör” denilen psikiyatrik ilaç araştırmaları taraflıdir

    araştırmalarda ortaya konan, psikiyatrik ilaçların faydalı olduğu iddiaları şüphelidir çünkü bu iddialar taraflıdır. tüm psikiyatrik ilaçlar nörotoksiktir ve bu nedenle, ağızda kuruluk, görmede bulanıklık, sersemlik, baş dönmesi, uyuşukluk, düşünmede zorluk, menstrual düzensizlik, idrar yapamama, kalp çarpıntısı ve diğer sinirsel fonksiyon bozuklukları gibi semptomlara neden olurlar. psikiyatristler bu semptomların “yan etki” olduğunu söyleyerek yalan söylüyorlar, bu yan etkilerin ilaçların tek etkisi olduğunu görmezden geliyorlar. yalancı ilaçlar ise bu gibi problemlere neden olmazlar. psikiyatristler bu semptomlara aldatıcı bir bicimde “yan etki” demektedir. hâlbuki bu ilaçların yaptığı asıl etkilerdir bunlar. plasebolar bu etkilere neden olmazlar. bu ilaçları değerlendiren doktorlar bu semptomları (veya olmamalarını) açıkça gözlemledikleri için bu denemeler çift kor denemeler değildir ve bu, ilaçların tarafsız bir şekilde değerlendirmesini imkânsız kılmaktadır. bu aynı zamanda profesyonel görüşün sonuçları çarpıttığını gösterir.

    ılaclarin ısleme sekilleri: bilinmiyor
    onaylanmamış birçok teori ve iddiaya rağmen psikiyatristler kullandıkları ilaçların biyolojik olarak nasıl çalıştıklarını bilmiyor. columbia üniversitesi’nde psikiyatri profesörü olan jerrold s. maxmen, “psikotropik ilaçların nasıl işlediği net değildir” demiştir (the new psychiatry, mentor, sayfa 143).

    deneyimlerimiz, bugün yaygın olarak kullanılan psikiyatrik ilaçların etkilerinin en genel anlamıyla beyne zarar verdiğini gösterdi. bugünün psikiyatrik ilaçlarının hiç birinin iddia edildiği gibi bir tedavi etmeye yönelik bir özelliği (depresyonu, anksiyeteyi veya psikozu tedavi ettiği gibi) yoktur.

    bu şeker hastalarının aldığı insülin ile aynı şey mi?

    psikiyatrik ilaç almayı şeker hastalarının insülin almasıyla sıkça bir tutuyorlar. psikiyatrik ilaçlar her ne kadar insülin gibi devamlı alınıyor olsa da bu tip bir kıyaslama saçmadır. diyabet fiziksel nedeni bilinen bir rahatsızlıktır. bu günün sözde akıl hastalıklarının hiç birinde fiziksel neden bulunmamıştır. insülin’in harekete geçiş şekli bilinmektedir: insülin bir hormondur ve hücrelerin besinsel glukoz (şeker) ihtiyacını karşılarlar. bunun aksine, her ne kadar bu ilaçların destekçileri ve eleştirmenler bu ilaçların beyindeki sinir uçlarını bloke ederek işlediklerini söylese de, gerçekte nasıl işledikleri bilinmemektedir. bu teorinin doğru olduğunu düşünelim. ancak insülin almak ile psikiyatrik ilaç almak arasında başka bir fark var. insülin normal biyolojik fonksiyonu onarır, yani metabolizmaya glukoz (ya da şeker) sağlar. bunun aksine psikiyatrik ilaçlar normal biyolojik fonksiyonu sekteye uğratır, yani sinir uçlarını köreltir. insülin hormonu zaten vücutta doğal olarak bulunur. psikiyatrik ilaçlar bulunmaz. insülin vücutta eksik bulunan glukozu sağlar yani besinsel şekeri metabolizmaya kazandırır. psikiyatrik ilaçların zıt karakterde etkileri vardır; kişinin ilacın etkisinde olmadığında sahip olduklari zihinsel kapasiteyi ortadan kaldırırlar. insülin akıldan çok vücudu etkiler. psikiyatrik ilaçlar beynin etkisiz hale getirdiği için, benliğin temeli olan aklıda etkisiz hale getirmiş olur.

    yazar lawrence stevens psikiyatri hastalarını temsil eden bir avukattır. yazılarında telif hakkı bulunmamaktadır. dilediğiniz gibi fayda sağlayacağına inandığınız tanıdıklarınız için çoğaltıp, dağıtabilirsiniz.

    aşağıdaki, william c. wirshing’in “şizofreni nedir?” adlı kitabından alıntıdır.
    3. thorazin’in gözlemlenen antipsikotik etkisi nörotoksikitenin, idiyopatik (nedeni bilinmeyen) parkinson hastalığı ile farkı yoktur. ilaçları bulanlar ve üreticiler bu ilişkiden çok hoşlanmışlar, meslektaşlarına hastaların “nöroleptik eşik” olarak belirlenen dozda ilaç vermelerini tavsiye etmişlerdir. böylece ilaçların zehirliliği, moleküllerle uğraşan klinik uzmanların ve araştırmacıların aklına “tesir” olarak yerleşmiştir. daha sonra araştırmacılar ve ilaç kimyagerlerine düşen görev ise şuydu “ thorazine nasıl işler?” bu kısa soruya cevap tıp bilimi bu kısa soruya yarım yüzyıl geçmesine rağmen cevap bulamamıştır. antişizofreni kapasitesini görmek için bir ilacı klinik devresinden önce taramak ne yazık ki mümkün değildir. (örneğin hayvanlarda veya insan olmayan diğer modellerde) . şizofreninin insana has bir hastalık olduğu açık. ancak, parkinson rahatsızlığına başka memelilerde de rastlanmaktadır. böylece, asıl klinik deneylerde nörotoksisiti gözlemleniyorsa (parkinson hastalığı) ve antipsikotik etkisi doğruysa, geriye sadece hayvanlar üzerinde nörotoksitiye neden olan molekülleri araştırmak kalıyor. insanlara verildiğinde ise sadece nörotoksikiteye sebep olmakla kalmaz, antipsikiotik etkiye de neden olur.
    zaten son yarım yüzyıldan beri de yapılan budur, yaklaşık 250 molekül genel olarak bu şekilde işlenmiştir. başka bir deyişle, bu ilaçlar hayvanlarda nörotoksikiteye neden oldukları için keşfedilmiş ve geliştirilmişlerdir. bu en temel etkileridir. klinik uzmanlar bu rastlantısal buluşları kötüye kullanmaktadır. bu durumda piyasadaki tüm “geleneksel” antispikotik ilaçların nörotoksit etkisi olduğu şaşırtıcı değildir. zaten bu amaçla geliştirilmişlerdir. 1) tüm geleneksel antipsikotik tedavi ilaçların antipsikopitk potansiyele sahip olmaları dışında, nörotoksik özelliğini de paylaşırlar, zaten adlarının “nöroleptik” olmasından bellidir. bu kabaca “ nörotoksin” olarak tercüme edilebilir’… peki, clozapine nasıl çalışır? bunu da kimse bilmiyor.
    yazar, doktor william c. wirshing, ucla tıp fakültesi’nde psikiyatri doçentiliği ve brentwood, va’da bulunan hareket bozuklukları laboratuvarı’nın yöneticiliğini yapmaktadır. aynı zamanda the journal’in bir üyesi ve tip editörüdür.

    aşağıdaki ilaçlarla ilgili açıklamalar yazdıkları “psikiyatri’de planı” (blackwell science, ınc., malden, massachusetts,) adlı ders kitabında su kişiler tarafından yapılmıştır;
    harvard tıp fakültesi akademisi üyesi psikiyatri uzmanı doktor micheal j. murphy, harvard tıp fakültesi akademisi üyesi psikiyatri uzmanı profesör ronald l. cowan, harvard tıp fakültesi akademisi üyesi psikiyatri uzmanı doçent doktor lloyd ı. sederer
    lithium:
    “lithium’un bipolar bozuklukların tedavisindeki çalışma mekanizması çok iyi bilinmemektedir.” (sayfa 57)
    valproate:
    “valproate’nin çalışma mekanizmasının, merkezi sinir sistemindeki gaba fonksiyonunun artışı ile ilgisi olması mümkündür” (sayfa 58)
    carbamazepine:
    “carbamazepine’in bipolar bozuklukların tedavisindeki çalışma mekanizması bilinmemektedir. (sayfa 59)
    antidepresanlar:
    “ antidepresanların etkisini nöron sinepslerin belli bir alt biriminde gösterdiği düşünülmektedir… prozac, paxil ve zoloft gibi ilaçlar, presinaptik serotoninin protein geri alımını bağlamasıyla isler. trisiklik antidepresanlar ise hem serotoninin hem de norepinefrinin presinaptik geri alımını engeller. monoamin oksidas durducular presinaptik enzimi yani monoamin oksidazi durdurarak isler. bu ilaclarin isleme mekanizmaları neden antidepresanlarin geç etki gösterdiğini (2-4 haftaya kadar) açıklamaz. bilinmeyen diğer mekanizmaların depresyonun psikofarmalojik tedavisinde rol oynaması gerekir. depresyon tedavisinde kullanılan tüm antidepresanlar neredeyse ayni etkiye sahiptir.(sayfa 54).
    site yöneticisi douglas smith’den mesaj: bu hastaların altı hafta içinde ilaç almadan da daha iyi hissetmeleri doğaldır. psikiyatristlerin “bilinmeyen diğer mekanizmalar” dedikleri sadece gecen zamandır.

    peter r. breggin ve ve david cohen’in yazdığı “ belki de problemin kullandığın ilaçtır” adli kitabın eleştirisindeki alıntılara göz atın.

    new hampshire eyaletinin portsmouth şehrinde seacost akıl sağlığı merkezi’nde doçent doktor olan edward drummond, “psikiyatrik ilaç rehberi” adlı kitabında “en önemlisi, “kusursuz tanı” miti bir çok psikiyatrik problemin tedavisi için seçeneklerini ciddi şekilde daraltmakta ve bu ilaçların ülkemizde yaygın olarak kullanılmasına katkı sağlamaktadır.” demiştir (john wiley & sons, ınc., new york, 2000)(sayfa 6).

    dr. drummond tuft üniversitesinden mezun olmuş, harvard’da psikiyatri eğitimi almıştır. dr. peter breggin ise konuyla ilgili olarak soyle der; "eğer birinin hayatini mahvetmek isteseydim, o kişiye psikiyatrik tedavi için ikna ederdim. böylece ilişkilerimiz anlamsızlaşır, seçim yapmak imkânsız hale gelir ve doğru düzgün islemeyen beyin, hislerimiz ve davranışların üzerinde hüküm sürerdi. eğer sevgi dolu bir ilişkiye bozmak isteseydim, en önemli psikolojik ve ruhsal fonksiyonları bozan psikiyatrik ilaçlar verirdim.” dr. breggin “ çocuklarımızı geri kazanmak” adlı kitabında ise şöyle demektedir; “tüm psikiyatri ilaçları, beynin normal fonksiyonlarını bozarak biyokimyasal dengesizliklere ve anormalliklere neden olur.” (perseus books, cambridge, mass., 2000, sayfa 140)

    u. s. news and world report isimli bir haber dergisinde, sözde antidepresanların bitkisel yolla hazırlanması ile ilgili, st. john wort kaynak gösterilerek şöyle yazmaktadır; “ bilim adamları bu popüler ruh hali iyileştirici ilaçların vücutta nasıl çalıştığını yeni yeni anlamaya başladılar” (amanda spake, u. s. news & world report, “natural hazards,” sayfa 43 ve 46.)

    robert whitaker şöyle der: “noroleptiklerin beyinde inanılmaz derecede patolojik değişimler yarattığı bulunmuştur.”(mad in america: bad science, bad medicine, and the enduring mistreatment of the mentally ıll, (perseus – cambridge, massachusetts), sayfa. 191)
    1 -1 ... sky and flight
  9. 9.
    uzun entry okumayı severim ama bu da göz bozar hiç okuyamayacağım.

    t: bir çeşit antidepresan.
    1 ... trafik vardi anca geldim
  10. 10.
    Durumum da vardı halbuki.
    Özet lütfen.
    ... gravedigger