bugün
- sözlük dedeleri6
- yagmurcu çık açıkla10
- queen ravennanın aşırı güzel olması11
- tanımadığı kadına tokat atan adam14
- filiz makarna'nın türkiye buğdayı skandalı20
- ulu önder tektir o da hz muhammeddir7
- birazdan maç var3
- arap götü9
- susualsuspects4
- kadınlar3
- otistik bir insanla sohbet etmek4
- dedenize sahip çıkar mısınız2
- savcı esra2
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı27
- valla en güzeli hangisi bilmem2
- yalikazigi2
- gina caranonun iyi bir insan olması2
- yazarların akşama dair planları7
- iskilipli atıf hoca20
- camgöz balık ekmek4
- kale3112 tarzı entry girmek8
- her gün 1 litre kola içersek ne olur10
- topla topla topla3
- 99 lu sevgiliye güz gülleri kaseti hediye etmek4
- 3 kasım 2026 galatasaray stuttgart maçı10
- doların 50 tl olması7
- kablosuz mouse12
- ese dezze'nin ayşe teyze olması2
- tren4
- kırıkkaleli olmak istemek4
- futbol13
- traveler of secret moments tarzı enrty girmek13
- 57 puanla devlet hastanesine atanan gerontolog2
- prof dr üstad kadir mısıroğlu2
- uefa şampiyonlar ligi3
- sürekli çalışmak zorunda olmamız8
- favlayan yazarın asıl amacı12
- galatasaray2
- tiktok hesabı olan yazar2
- nar3
- erecto bruder2
- yagmurcu3
- sözlük kürdü55
- true niye hala çaylak5
- mazot 3 euro olabilirmiş2
- hoşlanılan kızı başkasının favlaması8
- robert de niro denince akla gelen ilk film8
- sözlükteki kuzucuklarım6
- 18 ekim 2026 uludağ sözlüğün hacklenmesi8
- fb'nin inanılmaz başarısı5
ilk sevdiğimdi. hep aynı yerde beklerdim onu.
çınar pastanesinin tam önünde. çok kavga ediyorduk son günlerde. ama bu bir rutindi bizim için. hep affederdi beni. ''ben böyleyim'' kolaycılığımı yutturmuştum ona. ya da öyle olduğunu sanıyordum.
yine gelecekti ve beni samimiyetin taştığı gözleriyle ve onsuz saatlerimde hissedemediğim güven duygusuyla buluşturacaktı. beraber ne yaparsak yapalım mutlu olduğumuz için planlarımız yoktu. öyle sokağa ve zamana bırakacaktık kendimizi.
geldi.
yine samimiyetle bakan gözlerini yanına almıştı. ama bu sefer bişeyler eksik gibiydi. uzaktı hiç olmadığı kadar. biraz yürüdükten sonra '' sen bana hep kötü davrandın ve biz artık sevgili değiliz'' dedi. gözleri dolu doluydu ama bunları söylemek zorundaydı.
çünkü haklıydı. son günlerde kötü davranıyordum ona. sebebi yoktu. kötü ve karşısındakini anlayamayan biriydim ben. ona özel bir durum değildi bu. ''sana kötü davranmadım, tüm kötülüklerimde samimiydim'' diye iğrenç ve hiçbir şeyi değiştirmeyecek cümleler kurdum.
yaptıklarımın sevgiyi eksilten şeyler olduğunu biliyordum ama kendimi çok kötü hissediyordum yine de. ilk defa bir yabancıydım onun için ve ilk defa birisi eski sevgilim oluyordu. onunlayken içinde yüzdüğüm güven denizinde fırtınaya tutulmuş bir gemiydim artık.
ben kabahatliyim ama sen nasıl bu kadar rahatsın? diye sormak istedim öfkeyle. sonra alacağım cevaptan korkup vazgeçtim. sorular yerine son bir defa yüzüne bakmayı tercih ettim. biliyordum ki ne dersem diyim artık birbirimizden uzaklaşacaktık. asıl canımı yakan buydu.
edit: yıllar sonra okuyup bana yukarıdaki anları hatırlatıp yazdıran, yusuf ziya bahadınlı'nın devekuşu rosa romanının şu son cümlesidir.
sevgi ses midir uzaklaştıkça azalan?
çınar pastanesinin tam önünde. çok kavga ediyorduk son günlerde. ama bu bir rutindi bizim için. hep affederdi beni. ''ben böyleyim'' kolaycılığımı yutturmuştum ona. ya da öyle olduğunu sanıyordum.
yine gelecekti ve beni samimiyetin taştığı gözleriyle ve onsuz saatlerimde hissedemediğim güven duygusuyla buluşturacaktı. beraber ne yaparsak yapalım mutlu olduğumuz için planlarımız yoktu. öyle sokağa ve zamana bırakacaktık kendimizi.
geldi.
yine samimiyetle bakan gözlerini yanına almıştı. ama bu sefer bişeyler eksik gibiydi. uzaktı hiç olmadığı kadar. biraz yürüdükten sonra '' sen bana hep kötü davrandın ve biz artık sevgili değiliz'' dedi. gözleri dolu doluydu ama bunları söylemek zorundaydı.
çünkü haklıydı. son günlerde kötü davranıyordum ona. sebebi yoktu. kötü ve karşısındakini anlayamayan biriydim ben. ona özel bir durum değildi bu. ''sana kötü davranmadım, tüm kötülüklerimde samimiydim'' diye iğrenç ve hiçbir şeyi değiştirmeyecek cümleler kurdum.
yaptıklarımın sevgiyi eksilten şeyler olduğunu biliyordum ama kendimi çok kötü hissediyordum yine de. ilk defa bir yabancıydım onun için ve ilk defa birisi eski sevgilim oluyordu. onunlayken içinde yüzdüğüm güven denizinde fırtınaya tutulmuş bir gemiydim artık.
ben kabahatliyim ama sen nasıl bu kadar rahatsın? diye sormak istedim öfkeyle. sonra alacağım cevaptan korkup vazgeçtim. sorular yerine son bir defa yüzüne bakmayı tercih ettim. biliyordum ki ne dersem diyim artık birbirimizden uzaklaşacaktık. asıl canımı yakan buydu.
edit: yıllar sonra okuyup bana yukarıdaki anları hatırlatıp yazdıran, yusuf ziya bahadınlı'nın devekuşu rosa romanının şu son cümlesidir.
sevgi ses midir uzaklaştıkça azalan?
artık fırtınada kaybolan eşini gözleri ufuk çizgisinde bekleyen bir gemici karısı gibi tedirgin ve bitkindi. hayat yanından akıp gidiyor o öylece duruyordu. seslerin, tatların, kokuların bir önemi yoktu artık. öyle kendisine gömülüyordu. zamansızdı.
tek yaşam belirtisi ara sıra karaladığı günlüğüydü.
''sevgili günlük.
bugün günlerden birgün. herhangi bir günün herhangi bir saati....''
yazdıkları bu kadar da olsa kalemi eline alabilmek yaşama tutunmak gibiydi. ''o'' gitmişti ve biliyordu ki hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.
tek yaşam belirtisi ara sıra karaladığı günlüğüydü.
''sevgili günlük.
bugün günlerden birgün. herhangi bir günün herhangi bir saati....''
yazdıkları bu kadar da olsa kalemi eline alabilmek yaşama tutunmak gibiydi. ''o'' gitmişti ve biliyordu ki hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar