1. 1.
    Ömrünü kitaplara adayan ve Allah rızasını kazanmak için elde ettiği
    kitaplarını ve eserlerini millete vakf eyleyen bir Ali Emirî. Sadece bu vasfıyla
    yetinmenin ve kendisi ile Hâtırâtı’nı bu bağlamda ele almanın yetersiz olacağı
    kanısındayız. Nitekim bir gün Ali Emirî’ye Revan seferini anlatan anlatan bir
    Farsça eseri okuması üzerine sunarlar. Ali Emirî okur. Açıklar. Ancak gelir bir
    yerde takılır. “Revan” der ve ardındaki kelimeyi çıkaramaz. Harfler sad, kaf ve
    re’den ibâret gözükmektedir. Hepsini şöyle bir zihninde toparlayınca “Revan
    Sakari” diye bir kelime oluşur. Oysa Ali Emirî böyle bir kelimenin neye mal
    olacağını bilmektedir. Zira böyle bir kelime yoktur. Meclisteki arkadaşları öyle
    yabana atılır kişiler değil. Hepsi alanında uzman ve bilgili kişilerdir. Hatta bunlar
    arasında ibnü’l-Emin Mahmut’ta bulunmaktadır. Bu kelimeyi okuyamazsa “Bak
    Ali Emirî okuyamadı” diyecekler. Ve Ali Emirî’nin bilginliği beş paralık olacak.
    Sakari diye okusa bu sefer de böyle bir kelimenin uydurma olacağını anladıkları
    an olan gene Ali Emirî’ye olacaktır. Ne yapayım, ne edeyim diye düşünürken
    burada işin içine Ali Emirî’nin keskin zekâsı girer. Parmağını diliyle ıslatır ve kaf
    harfinin üzerinden bastırarak aşağı doğru çeker. Bir de ne görsün kaf harfi gitmiş
    yerine fe harfi gelmiştir. Dolayısıyla yeni kelime sad, fe ve re’den oluşmuştur. Ve
    Ali Emirî de yeni kelimeyi “Revan Seferi” diye okuyarak durumu kurtarmıştır.
    ... nardogan