bugün
- sözlükte elit zevkleri olan insan olmaması8
- casperlar daltonlar redkitler şirinler6
- çerçeve yasa31
- birazdan yer yerinden oynayacak10
- 12 ağustos 2026 güneş tutulması9
- bir kadın tarafından hükmedilmeyi istemek2
- kadınların bakir erkek istemesi2
- türbede dua etmenin şirk olması13
- şişman olmak istemeyenlere tavsiyeler2
- özgür özel15
- mashle3
- sokakta öpüşmek7
- monica bellucci'ye aşık olmak3
- azrail gelse ona ne derdiniz13
- engelleyen insan kibri6
- yurt dışı çıkış harcı8
- 30 yaşına geldiği halde anası babası ölmemiş tip2
- ben bir ceviz agacıyım6
- nasıl bir kadın2
- sürekli kendini öven insan6
- beyazconverse6
- flört algoritması2
- dilan4
- akıl verme vereceksen huzur ver6
- sözlükte kavga edilen kızın true çıkması7
- sözlük kızı ile kavga etmek13
- gençler çalışmadan para kazanmak istiyor6
- mısır'ın mekke anlaşması'na katılmaması2
- mezarlıkta ağlayan kızın asıl amacı5
- apo milletvekili olursa olacaklar3
- ey sözlük ahalisi öyle aşığım ki3
- nakşibendi tarikatının halidi kolundanım6
- g i l d e d l i l y8
- satürnün halkasına imam hatip açmak6
- hiçbir servet zamanı satın alamaz20
- arkadaşlar bakar mısınız3
- nervio hamferdi3
- kusi2
- 18 ağustos 2026 fenerbahçe lyon maçı10
- yazarların son içtiği içecek4
- evde fare görmek6
- sadece başlığı açacak kadar düşünebilmek4
- victor osimhen10
- romelu lukaku8
- yumurtayı sucuklu yiyen insan kibri3
- arkadaşlar nick altılarda kavga etmeyiniz5
- sözlükten giden yazarların hemen unutulması2
- askeri imam hatip lisesi5
- rüyalar aleminden ruhlar alemine geçiş3
- habire122
mezarına yıldızlar yağasıca şairdir.
"gülmek, bir halk gülüyorsa gülmektir"
"gülmek, bir halk gülüyorsa gülmektir"
" Sana ben olmalıyım, ayaklarımdan ötürü gezinirdik
Sevişir, bir derinliğe çıkarırdık kendimizi
Adımlar atardık insanlık gürültüsünde:
Birinin acısında gibi doyulmaz inceliklerle
Kaçıyor gibisine belki ölümden, korkudan, sesten
Yere bir şeyler düşürürdük uzanıp almak için yeniden
Dursak, ya da bir durmada görünsek
Hiç değil bununla yetinsek azıcık da
Ama ne gezer! Şaşmaya ev hazırlar gibi
Sürükler bizi
Dünyanın kendini tekrarlaması elmada
Kendini; leoparda benek.
Ben derim: sana olmak, seni duymak, seni yürümek
Besbelli seni büyütmek kendimde
Ellerim kendini tekrarlar sen deyince."
Sevişir, bir derinliğe çıkarırdık kendimizi
Adımlar atardık insanlık gürültüsünde:
Birinin acısında gibi doyulmaz inceliklerle
Kaçıyor gibisine belki ölümden, korkudan, sesten
Yere bir şeyler düşürürdük uzanıp almak için yeniden
Dursak, ya da bir durmada görünsek
Hiç değil bununla yetinsek azıcık da
Ama ne gezer! Şaşmaya ev hazırlar gibi
Sürükler bizi
Dünyanın kendini tekrarlaması elmada
Kendini; leoparda benek.
Ben derim: sana olmak, seni duymak, seni yürümek
Besbelli seni büyütmek kendimde
Ellerim kendini tekrarlar sen deyince."
" sendeki bir şey
Benim gözlerim..."
Benim gözlerim..."
ama o geçerken ne yalan söyleyeyim şuramda
bir ağrı duydum
ağrı da değildi belki, hani, nasıl
gövdemi yeniden buldum.
edip cansever
bir ağrı duydum
ağrı da değildi belki, hani, nasıl
gövdemi yeniden buldum.
edip cansever
bütün iyi kitapların sonunda,
bütün gündüzlerin, bütün gecelerin sonunda,
meltemi senden esen,
soluğu sende olan,
yeni bir başlangıç vardır..
-edip cansever
bütün gündüzlerin, bütün gecelerin sonunda,
meltemi senden esen,
soluğu sende olan,
yeni bir başlangıç vardır..
-edip cansever
acımayı unuttum,sevinmeyi unuttum
ben her şeyi artık unutuyorum.
ama o geçerken,ne yalan söyleyeyim,
şuramda bir ağrı duydum.
edip cansever
ben her şeyi artık unutuyorum.
ama o geçerken,ne yalan söyleyeyim,
şuramda bir ağrı duydum.
edip cansever
Bilmez miyim hiç bütün bu sözler ne der ona
Bu sözler ve bu sözlerin içinde çırpınan uzaklıklar
Dolaşıyorum bir başıma, ortalıkta kimsecikler yok
Kıyılar da bomboş, kır yolları da
Soluğumu duyuyorum ara sıra, bir onu duyuyorum
Duymuyorum belki de, biliyorum yalnızca
Ayaklarımın altında yaban naneleri, kekikler
Yol kenarında bir kapı, tahta
Peki, kim yitirmiş evini, ya da
Hangi yitikle yok olmuş o yapı
Kimbilir
Vuruyorum yokuş aşağı, kıyıya
Bir taşın üstüne oturuyorum
Ben oturur oturmaz
Çıkıyor kuytularından bütün görünümler
Ve ufak bir oyun oynuyor bana doğa
Alıp alıp götürüyor gözlerimi bıkmadan
Kısalıp uzayan bir çift yılan balığını andıran gözlerimi
Güneşin şavkından yuvarlanan çakıllara
Tam o sıra bir vapur yanaşıyor iskeleye uzun sürecek bir sonbahar taslağı gibi
Denize yeni sürülmüs bir tarlaya benziyor, uyanık, diri
Ve işin tuhafı bense
Alışıyorum gittikçe
Her gün bir parça daha alışıyorum yalnızlığıma
Ürperiyorum bir ara arkamdaki ayak sesinden
Ve bu yüzden mi bilmem
Durup bir süre çevreme bakar gibi yapıyorum
Sürüyle kus havalanıyor defnelerin içinden
Sürüyle, evet, hatırlıyorum birden
Nicedir unutmuşum saymayı bile günleri
Dağılıp gitmişler herbiri bir yana
Kuşlar gibi, onlar da
Benimse ne gidecegim bir yer
Ne de özlediğim bir şey var
Öyleyse neden yazıyorum bu sözleri ona
Bu biraz sevdaya benzeyen, biraz da sevdasızlığa
Böyle gelişigüzel, böyle kırık dökük
Sanki hiç kimselerin kullanmadığı bir gün kalmış bana.
Uzun bir cumartesiyi hatırlıyorum, saat on iki
Dalıp gidiyorum, düsünüyorum da, saat on iki
Bir sigara yakıyorum, bir kağıda bir iki dize yazıyorum
Yerini iyi bilen, onurlu bir iki sözcük daha
Ama hiç kımıldamıyor, akrep de, yelkovan da
Yani tam böyle birşeye benziyor zaman
Yılgın ve çarpıcı renkler içinde pek kımıldamayan
Çıkageliyor sonra, saat on iki.
Anlıyorum
Yaşam elbette uzun biz duyabildikçe sevgiyi
Yalnızca bunun için uzun
Yani sevgiyle de sevebilir insan, sevdayla da
Örneğin
Bir sevgiyi yontup onarmak için
Döğüşmek de sevgidir
Ve benim bildiğim kadarıyla
Her şeydir bir insan, her şeydir
Yalandır kısalığı yaşamın
Ve özellikle insan dediğimiz şey
inançli bir insan soyunun parçasıysa.
Sonunda başbasa kalıyoruz gene
Başbaşa kalıyoruz doğayla ben
işte az önce yağmur da başladı, cumartesi günlerden
On temmuz cumartesi
Bir vapur daha kalkıyor iskeleden
Ve yağmur hızlanıyor biraz
Uzanıp yatsam diyorum otların üstünde çırılçıplak
Tam öyle yapıyorum
Şimdi yağmuru seviyorum, şimdi yağmuru seviyorum, yağmuru seviyorum.
Bu sözler ve bu sözlerin içinde çırpınan uzaklıklar
Dolaşıyorum bir başıma, ortalıkta kimsecikler yok
Kıyılar da bomboş, kır yolları da
Soluğumu duyuyorum ara sıra, bir onu duyuyorum
Duymuyorum belki de, biliyorum yalnızca
Ayaklarımın altında yaban naneleri, kekikler
Yol kenarında bir kapı, tahta
Peki, kim yitirmiş evini, ya da
Hangi yitikle yok olmuş o yapı
Kimbilir
Vuruyorum yokuş aşağı, kıyıya
Bir taşın üstüne oturuyorum
Ben oturur oturmaz
Çıkıyor kuytularından bütün görünümler
Ve ufak bir oyun oynuyor bana doğa
Alıp alıp götürüyor gözlerimi bıkmadan
Kısalıp uzayan bir çift yılan balığını andıran gözlerimi
Güneşin şavkından yuvarlanan çakıllara
Tam o sıra bir vapur yanaşıyor iskeleye uzun sürecek bir sonbahar taslağı gibi
Denize yeni sürülmüs bir tarlaya benziyor, uyanık, diri
Ve işin tuhafı bense
Alışıyorum gittikçe
Her gün bir parça daha alışıyorum yalnızlığıma
Ürperiyorum bir ara arkamdaki ayak sesinden
Ve bu yüzden mi bilmem
Durup bir süre çevreme bakar gibi yapıyorum
Sürüyle kus havalanıyor defnelerin içinden
Sürüyle, evet, hatırlıyorum birden
Nicedir unutmuşum saymayı bile günleri
Dağılıp gitmişler herbiri bir yana
Kuşlar gibi, onlar da
Benimse ne gidecegim bir yer
Ne de özlediğim bir şey var
Öyleyse neden yazıyorum bu sözleri ona
Bu biraz sevdaya benzeyen, biraz da sevdasızlığa
Böyle gelişigüzel, böyle kırık dökük
Sanki hiç kimselerin kullanmadığı bir gün kalmış bana.
Uzun bir cumartesiyi hatırlıyorum, saat on iki
Dalıp gidiyorum, düsünüyorum da, saat on iki
Bir sigara yakıyorum, bir kağıda bir iki dize yazıyorum
Yerini iyi bilen, onurlu bir iki sözcük daha
Ama hiç kımıldamıyor, akrep de, yelkovan da
Yani tam böyle birşeye benziyor zaman
Yılgın ve çarpıcı renkler içinde pek kımıldamayan
Çıkageliyor sonra, saat on iki.
Anlıyorum
Yaşam elbette uzun biz duyabildikçe sevgiyi
Yalnızca bunun için uzun
Yani sevgiyle de sevebilir insan, sevdayla da
Örneğin
Bir sevgiyi yontup onarmak için
Döğüşmek de sevgidir
Ve benim bildiğim kadarıyla
Her şeydir bir insan, her şeydir
Yalandır kısalığı yaşamın
Ve özellikle insan dediğimiz şey
inançli bir insan soyunun parçasıysa.
Sonunda başbasa kalıyoruz gene
Başbaşa kalıyoruz doğayla ben
işte az önce yağmur da başladı, cumartesi günlerden
On temmuz cumartesi
Bir vapur daha kalkıyor iskeleden
Ve yağmur hızlanıyor biraz
Uzanıp yatsam diyorum otların üstünde çırılçıplak
Tam öyle yapıyorum
Şimdi yağmuru seviyorum, şimdi yağmuru seviyorum, yağmuru seviyorum.
bu gecenin şairi.
Aşk iyidir bak
Duyumunu artırır insanın
Hele don gömlek sabahları
Tıraş olacağını duyarsın
Yeni gömleğini giyeceğin gelir
Bir yeni biçim eklersin insan olacağa
Masaya, merdivene, aynalı dolaba
Derken ardından sıpınişi bir kahvaltı
Amanın dersin bu ne delice gidiş
Paldır küldür açar mıydı fıstık ağacı
ispinoz düşünür müydü?
Deli olan kaşınır mıydı?
Aşk iyidir bak
Duyumunu artırır insanın
Hele don gömlek sabahları
Tıraş olacağını duyarsın
Yeni gömleğini giyeceğin gelir
Bir yeni biçim eklersin insan olacağa
Masaya, merdivene, aynalı dolaba
Derken ardından sıpınişi bir kahvaltı
Amanın dersin bu ne delice gidiş
Paldır küldür açar mıydı fıstık ağacı
ispinoz düşünür müydü?
Deli olan kaşınır mıydı?
sana her zaman söylüyorum senin yüzünde gülmek var
bakınca bir yaşama ordusu çıkıyor aydınlığa.
bakınca bir yaşama ordusu çıkıyor aydınlığa.
yok bir yanitin nereye? diyenlere..
ben biraz ertesi gun gibiyim,
eksigim, unutkanim, oyleyim..
eksigim, unutkanim, oyleyim..
uzak yakınlıkların şairi...
" ...
soruyordun
ilkyaz işte
uyanıp bir bahçeyi dinliyoruz
tenhalık böyle
dallar mı kırılmış, sarmaşıklar mı toz içinde
beklesem hemen gelecek olduğun
tam öyle olduğun
oysa hep yanımdasın, seninle her şey yanımda
kırık dökük de olsa yanımda
mesela cok sevdiğin bir deniz bile yanımda
o deniz ki aramızda hiç kımıldamadan
erkeğini iyi tanıyan bir kadın gibi yorgun...
yarısı yenmiş bir elmaydık bana sorarsan
ikimizdik, iki kişi değildik
bakıyorsak birlikte bakıyorduk gözlerimin içine
birlikte gözlerinin içine bakıyorduk senin
yanlıştı, doğruydu, hiç bilmiyorum
sanki bir bakıma ayrılık böyle...
karşılıklı otursak da ne zaman
masa örtüsünü ikiye bölen ellerimizdi
bir tırnak yeşilinden gerisin geriye
ayak bileklerimizden gerisin geriye
bütün bunlar gereksiz, bilmiyorum sanma
gereksiz ama
yalnızlık böyle...
bir hüzün kaç kişinin hüznü olurdu
çıkarsak toplamak yerine?
her hüzün başka türlü olurdu
- ne yaparsan yap, saati kurma
öyle dağıldık ki hepimiz
her günün geçmesi yeni bir gerçek oluyor
seninle her uzaklık gibi böyle ... "
edip cansever
" ...
soruyordun
ilkyaz işte
uyanıp bir bahçeyi dinliyoruz
tenhalık böyle
dallar mı kırılmış, sarmaşıklar mı toz içinde
beklesem hemen gelecek olduğun
tam öyle olduğun
oysa hep yanımdasın, seninle her şey yanımda
kırık dökük de olsa yanımda
mesela cok sevdiğin bir deniz bile yanımda
o deniz ki aramızda hiç kımıldamadan
erkeğini iyi tanıyan bir kadın gibi yorgun...
yarısı yenmiş bir elmaydık bana sorarsan
ikimizdik, iki kişi değildik
bakıyorsak birlikte bakıyorduk gözlerimin içine
birlikte gözlerinin içine bakıyorduk senin
yanlıştı, doğruydu, hiç bilmiyorum
sanki bir bakıma ayrılık böyle...
karşılıklı otursak da ne zaman
masa örtüsünü ikiye bölen ellerimizdi
bir tırnak yeşilinden gerisin geriye
ayak bileklerimizden gerisin geriye
bütün bunlar gereksiz, bilmiyorum sanma
gereksiz ama
yalnızlık böyle...
bir hüzün kaç kişinin hüznü olurdu
çıkarsak toplamak yerine?
her hüzün başka türlü olurdu
- ne yaparsan yap, saati kurma
öyle dağıldık ki hepimiz
her günün geçmesi yeni bir gerçek oluyor
seninle her uzaklık gibi böyle ... "
edip cansever
Susarak katlanıyoruz her mutsuzluğa.
Edip Cansever
Edip Cansever
Bizim o duvarlık tabaklar durmadan uzağa götürüyor evimizi
Daha aldığım gün bildim maydanoz olacak üstündekileri
Maydonoz olacak, maydanoz olacak, maydanoz olacak
iyi ama, niye sevmeli her önüne geleni
Herkesin, herkese, herkesi
Daha dün yepyeni bir son koydumdu şiire
Aldı, yepyeni bir kalabalığı getirdi
Ama iyi yaptım öyle mi değil mi?
Daha aldığım gün bildim maydanoz olacak üstündekileri
Maydonoz olacak, maydanoz olacak, maydanoz olacak
iyi ama, niye sevmeli her önüne geleni
Herkesin, herkese, herkesi
Daha dün yepyeni bir son koydumdu şiire
Aldı, yepyeni bir kalabalığı getirdi
Ama iyi yaptım öyle mi değil mi?
" biliyor musun ? Az az yaşıyorsun içimde
Oysaki seninle güzel olmak var
Örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi
Bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda
Midemdi, aklımdı şu kadarcık kalıyor. "
Demiş.
Daha ne desin..
Oysaki seninle güzel olmak var
Örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi
Bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda
Midemdi, aklımdı şu kadarcık kalıyor. "
Demiş.
Daha ne desin..
'ben seni uzun bir yolda görürken görmedim ki hiç' diyerek çaresizliğini pek güzel anlatmış şairdir.
"Biraz" dediğine bakılmaksızın okunası, yaşanası şair ama insan...
Kimsenin öldüğü yok,
Yaşadığı da.
Herkes biraz var, o kadar.
Kimsenin öldüğü yok,
Yaşadığı da.
Herkes biraz var, o kadar.
"umutsuzlar parkı" şiirinin her evresinde, her dizesinde yaşamın, insanın, insanlığın ne'liği üzerine düşündüren büyük şair ama koca insan... Özlenendir her daim!
Binlerce, ama binlerce yıldır yaşıyorum
Bunu göklerden anlıyorum, kendimden anlıyorum biraz
insan, insan, insandan; ne iyi, ne de kötü
Kolumu sallıyorum yürürken, kötüysem yüzümü buruşturuyorum
Çok eski bir yerimdeyim, çürüyen bir yerimden geliyorum
Öldüklerimi sayıyorum, yeniden doğduklarımı
Anlıyorum, ama yepyeni anlıyorum bıktığımı
Evlerde, köşebaşlarında değişmek diyorlar buna
Değişmek
Biri mi öldü, biri mi sevindi, değişmek koyuyorlar adım
Bana kızıyorlar sonra, ansızın bana
Kimi ellerini sürüyor, kimi gözlerini kapıyor yaşadıklarıma
Oysa ben düz insan, bazı insan, karanlık insan
Ve geçilmiyor ki benim
Duvarlar, evler, sokaklar gibi yapılmışlığımdan.
Bilmezler, kızmıyorum, bunu onlardan anlıyorum biraz
Erimek, bir olmak ve unutulmak içindeki onlardan
Ya da bir başkaca şey: ben kendimi ayırıyorum
O yapayalnız olmaktaki kendimi
Böyleyken akıp gidiyorum bir nehir gerçeği gibi
Sanki ben upuzun bir hikâye
En okunmadık yerlerimle
Yok artık sıkılıyorum.
Binlerce, ama binlerce yıldır yaşıyorum
Bunu göklerden anlıyorum, kendimden anlıyorum biraz
insan, insan, insandan; ne iyi, ne de kötü
Kolumu sallıyorum yürürken, kötüysem yüzümü buruşturuyorum
Çok eski bir yerimdeyim, çürüyen bir yerimden geliyorum
Öldüklerimi sayıyorum, yeniden doğduklarımı
Anlıyorum, ama yepyeni anlıyorum bıktığımı
Evlerde, köşebaşlarında değişmek diyorlar buna
Değişmek
Biri mi öldü, biri mi sevindi, değişmek koyuyorlar adım
Bana kızıyorlar sonra, ansızın bana
Kimi ellerini sürüyor, kimi gözlerini kapıyor yaşadıklarıma
Oysa ben düz insan, bazı insan, karanlık insan
Ve geçilmiyor ki benim
Duvarlar, evler, sokaklar gibi yapılmışlığımdan.
Bilmezler, kızmıyorum, bunu onlardan anlıyorum biraz
Erimek, bir olmak ve unutulmak içindeki onlardan
Ya da bir başkaca şey: ben kendimi ayırıyorum
O yapayalnız olmaktaki kendimi
Böyleyken akıp gidiyorum bir nehir gerçeği gibi
Sanki ben upuzun bir hikâye
En okunmadık yerlerimle
Yok artık sıkılıyorum.
Umuş
bütün iyi kitapların sonunda
bütün gündüzlerin, bütün gecelerin sonunda
meltemi senden esen
soluğu sende olan
yeni bir başlangıç vardır
parmağını sürsen elmaya, rengini anlarsın
gözünle görsen elmayı, sesini duyarsın
onu işitsen, yuvarlağı sende kalır
her başlangıçta yeni bir anlam vardır.
nedensiz bir çocuk ağlaması bile
çok sonraki bir gülüşün başlangıcıdır.
edip cansever
bütün iyi kitapların sonunda
bütün gündüzlerin, bütün gecelerin sonunda
meltemi senden esen
soluğu sende olan
yeni bir başlangıç vardır
parmağını sürsen elmaya, rengini anlarsın
gözünle görsen elmayı, sesini duyarsın
onu işitsen, yuvarlağı sende kalır
her başlangıçta yeni bir anlam vardır.
nedensiz bir çocuk ağlaması bile
çok sonraki bir gülüşün başlangıcıdır.
edip cansever
bu dünyada yaşamak çok can sıkıcı bir şeydir baylar.
edip cansever
edip cansever
Ağustos'u temizlemekle yükümlü şair. Ağustos işçisidir, emekçisidir. Kalem ve silgiyle sayfaları dolaşıp gerekli temizlikleri yapar. Bağlı olduğu "şiir bakanlığı" gülüşünün önüne gelince şu tekmili verir:
O da var olanın ağır ağır yokluğu
Şurda bir gündüz kımıldamakta
Dağılmanın beyaz organı: tuz birikintileri
Gibi bir gündüz
Kalın kabuklarını kaldırır doğa.
Düşer bir balıkçının tersi olan şey
Kirli ağustos! beni oradan oraya götüren eşya
Aklımda üç beş otel ya kalır
Ya kalmaz üç beş otel aklımda
O da değil bir otelin kendisi
Yalnızlığın kahverengi organı: düş birikintisi
Bir de kahverengi alevlerden yapılma.
Başka değil, yokluğu görmek için
Kirli ağustos! göz kapaklarımı da yaktım sonunda.
O da var olanın ağır ağır yokluğu
Şurda bir gündüz kımıldamakta
Dağılmanın beyaz organı: tuz birikintileri
Gibi bir gündüz
Kalın kabuklarını kaldırır doğa.
Düşer bir balıkçının tersi olan şey
Kirli ağustos! beni oradan oraya götüren eşya
Aklımda üç beş otel ya kalır
Ya kalmaz üç beş otel aklımda
O da değil bir otelin kendisi
Yalnızlığın kahverengi organı: düş birikintisi
Bir de kahverengi alevlerden yapılma.
Başka değil, yokluğu görmek için
Kirli ağustos! göz kapaklarımı da yaktım sonunda.
sizinle aynı dünyada yaşayıp bu kadar başka algılaması ve yansıtması bunu kelimeye, nasıl başarıyordu ki bunu.. yoksa insan değil miydi. başka bir şeydi belki de edip cansever. sadece bir dakika için bile olsa onun gözünden görmek isterdim. saygı duymayı çok özümseyebilmiş biri değilim ve tam kavrayamam hiçbir zaman. birkaç hakkım varsa bundan yana, en çok edip cansever'e duyduğumdur en bir şeye benzeyeni.
"...her gün bir tahtaboşta asılı duruyorum
ve durmuyorum.. ben işte yakup
yok artık karıştırmıyorum.."
"...her gün bir tahtaboşta asılı duruyorum
ve durmuyorum.. ben işte yakup
yok artık karıştırmıyorum.."
'masa da masaymış ha' adlı şiiri ile bi durduran, düşündüren şairdir. şiirinin zamanın da 'bir bira içmek istiyordu kaç gündür, masaya biranın dökülüşünü koydu' mısraları sansürlense de masa ne kaybederdi tahirliğinden. edebiyatla sadece üniversite girişte ilgilenen toplumun sakıncaları işte. gece gece nereden aklıma geldiyse.
cemal süreya ve turgut uyar ile birlikte ikinci yeni' nin en önemli şairlerinden biridir.
'' bir taş atarsın, mutlak bir köşe başıdır
çünkü yüreğin daralmıştır ve
kıştır
kullanılmamış bir sicim gibidir soğuk
işte bak her kestaneciye
bir köşe başı kalmıştır
şimdi bir şamandıra denizin yüzünde
durulmamış bir anı gibi kendini salmıştır
içimizde birbiriyle konuşan yaprak bolluğu
yalnızlık bir başına kalmıştır
ar damarı çatlamış yalnızlığın; kovsam da gitmiyor... ''
'' bir taş atarsın, mutlak bir köşe başıdır
çünkü yüreğin daralmıştır ve
kıştır
kullanılmamış bir sicim gibidir soğuk
işte bak her kestaneciye
bir köşe başı kalmıştır
şimdi bir şamandıra denizin yüzünde
durulmamış bir anı gibi kendini salmıştır
içimizde birbiriyle konuşan yaprak bolluğu
yalnızlık bir başına kalmıştır
ar damarı çatlamış yalnızlığın; kovsam da gitmiyor... ''
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar