bugün
- insanlık nasıl geliştirilebilir11
- fatma betül sayan kaya11
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı88
- şeriatı savunan begüm polat'ın şaplak şovu35
- sözlüğün yeni tasarımı14
- iyi menemenin sırrı18
- bitlis'te oğluna filistin ismini koyan adam28
- kötüye bir şey olmaz4
- muslettin amca23
- uyudunuz mu3
- gece gelen açlık7
- hayatın anlamı ne7
- beyaz ekmek yemenin varoşluk olması11
- alexander nübel7
- chp'nin türkiye'yi sosyal devlet yapmak istemesi5
- sigara içmek8
- yeraltı varlıkları7
- yemek yapmayı bilmeyen kızı istemem diyen erkek9
- aşk karın doyurmuyor diyen kız9
- aşk bir yemek olsaydı8
- kendimi intihar edeceğim4
- mazide kalmış sözlük yazarları3
- gülşen in memeleri14
- pankek7
- şimdi olsa da yesek denilen şeyler4
- iyi saksafon çalarım diyen kız7
- sözlüğe ne oldu5
- üşüyerek yatağa girip yavaşça ısınmak6
- fenerbahçe liverpool'u yensin sakso çekeceğim31
- mehmet şimşek5
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı14
- arabayı satıp akülü araba almak3
- vincenzo italiano3
- iran'ın tdt ne katılmak istemesi4
- beşiktaş4
- ucanpembekoala5
- 5 kasım 2026 celtic beşiktaş maçı9
- sözlükte kim kimle sevgili27
- hamas denince akla gelenler11
- bir kadına alınabilecek en güzel hediye4
- caligula'nın korkusu5
- toplumsal çürüme7
- tuborg ice7
- afyonkarahisar da iki araçta 5 kişinin öldürülmesi6
- gülden karaböcek3
- üniversite yıllarını özlemek4
- nervio43
- arkadaşlar uyudunuz mu3
- hangi yemek nerede yenir4
- caaahill diyerek tokadı yapıştırmak5
Devletin türüne bağlıdır. Demokratik bir ülkede olmaz, olmamalıdır. Herkes istediği inancı seçmekte özgürdür. ister allaha taparsın, ister makarnaya. Kişiye kalmış. Yargılanmaması gerekir.
din devletin penisidir, olmaz olur mu bre zındık... halk da o penisin vajinasıdır.
olmaz. devlet inanmaz. insanlar inanir. din inanc meselesidir.
devletin dini olmamalıdır. din kanunları ile devlet kanunları sentezlenmemelidir.
müslümanların çabaladığı olaylardır. zaten müslümanlar yüzünden bu dünya yok olacaktır.
olur. ama laik devletin dini olmaz ; ayrı bir mesele.
Bir konu hakkında hüküm koyabilmek için öncelikle o konu ile ilgili temel yapıyı ortaya koymak gerekir. Zira asıl olan zihnimizde canlanan veriler değil, varlığın ve kavramın bizzat kendisi veya varlık ve kavram üzerinde yetkili olan varlığın ortaya koyduğu bilgidir.
Devletin dini olur mu sorusuna cevap verebilmek için de kavramlara ve varlıklara bakmak gerekir.
Devlet, toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal bakımdan örgütlenmiş millet veya milletler topluluğunun oluşturduğu tüzel varlıktır. Devlet varlık amacı nedeni ile yönettiği toplumu şekillendirir, kurallar koyar, uygulatır ve aksi davranışta bulunanları güç kullanarak cezalandırır. Yani devlet, devlete bağlı olanlar üzerinde güç ve kudret sahibidir. Zaten güç ve kudreti yoksa ortada devlet de yok demektir.
Din, üyelerine bir bağlılık amacı, bireylerin eylemlerinin kişisel ve sosyal sonuçlarını yargılayabilecekleri bir davranış kuralları bütünü ve bireylerin gruplarını ve evreni bağlayabilecekleri (açıklayabilecekleri) bir düşünce çerçevesi veren bir düşünce, his ve eylem sistemidir. Din, inanç sistemi üzerine kurulu olan bir yaşam biçimidir. Yani dini kurallar insanların yaşamlarını, hareketlerini ve düşüncelerini yönetir ve yönlendirir. Hayatınızı yaşarken vicdani olarak, ruhsal nedenlerle, belli kurallara bağlı olarak yaşıyorsanız, adı olsun olmasın aslında bir din yaşıyorsunuz demektir. Kişi, hiçbir dine inanmadığını söylese dahi, ortada zorunlu bir otorite olmamasına kaşın, hayatını şekillendirirken vicdani kurallara bağlı hareket ediyorsa dini inancı var demektir.
Devlet ve din kavramlarını bir arada ele aldığımızda her ikisinin de insan hayatını şekillendiren bir yapı olduğu görülecektir. Dünya üzerindeki insanlara baktığımızda neredeyse tamamının bir dini inanca sahip olduğu görülecektir. Şu halde devlet ve din kavramının her ikisi de insanların yaşam şekline müdahale ettiğine göre bir çatışma olması kaçınılmazdır. Bu durumda ya devlet dinin alanına girerek din üzerinde baskı ve hakimiyet kuracak ya da devlet dine uyarak dine göre hareket edecektir. Bu karşılaşmada başka ihtimal olmadığı gibi, din ve devlet işlerinin ayrı olmasının da fiili olarak bir karşılığı yoktur. Ütopik ve bir söylemden öte değildir.
Buradaki bir başka dikkat edilmesi gereken nokta, devlet denen kurumun işleyişinde yer alan varlıkların da insan olmasıdır. Şöyle ki bir tarafta devlet üzerinde söz sahibi olan bir grup insan, diğer tarafta ise devlet yönetimine tabi olan başka bir grup insan vardır. Devleti yönetenler de insan olduğuna göre insan olmanın getirdiği özellikleri dolaylı olarak devlet de gösterecektir. Kanun koyucu insanlar inanç değerlerini aldıkları kararlara yansıtacaklardır. Din tanımında olduğu gibi, vicdani olarak içindeki sesi dinleyerek hareket eden her insan aslında bir inanca sahip demektir. Sonuç olarak, devletin tamamen inançtan bağımsız olarak yönetilmesi sözde olsa da fiili olarak mümkün değildir.
Meseleye dini açıdan bakılacağında her inanç sisteminin devlete bakışının farklı olduğu görülecektir. Bir Müslüman olarak diğer dinlerin detayına girmeden meseleye islam çerçevesinden bakalım.
islam, ilahi dinlerin sonuncusudur. islam’ın iki temel kaynağı vardır. Birincisi Kuranı Kerim, ikincisi peygamberin yaşamı, sözleri ve davranışlarıdır. Peygamberin yaşamı, Kuranın ve dolayısı ile islam’ın hayat içerisinde uygulanmasının fiili örneğidir.
Bir kişinin Müslüman olabilmesi için Allah’ın hükümlerinin tamamını kabul etmesi gerekir. Yani Müslümanım diyen kişi işine gelsin veya gelmesin, mantıklı olsun veya olmasın, Kuranı Kerimde yer alan altı binin üzerindeki her bir ayetin Allahtan geldiğini ve hiç tereddütsüz buradaki emirlere uymakla yükümlü olduğunu bilmek ve buna göre hareket etmek zorundadır. Benzer durum peygamberin yaptığı ve söylediği şüphesiz ortada olan söylem ve davranışlar için de geçerlidir.
Kuranı Kerimde, miras, ceza, devletlerarası ilişkiler, ekonomik ve mali sistem, yaşam vb. pek çok konuda emir veren, hüküm koyan ayetler vardır. Bu ayetlerin gereğini bir ferdin yerine getirmesi mümkün değildir. Örneğin suçsuz yere insan öldüren kişinin öldürülmesi, hırsızlık yapanın elinin kesilmesi, eşkıyalık yapanın öldürülmesi, faizin yasak oluşu gibi. Bu hükümler ancak bir devlet ve otorite tarafından uygulanabilir.
Peygamberin hayatı incelendiğinde islam’ın Medine’de devlet yapısına büründüğü ve Allah’ın emirlerinin devlet olarak uygulandığı görülecektir. Bu konuda herhangi bir şüphe ve tereddüt yoktur.
Sonuç olarak islam’a göre devlet de dine uygun olarak yönetilmek zorundadır. Hem mantıken de bu durum böyledir. Zira öyle bir Allah düşünün ki, tüm kâinatı ve insanı yaratmış, her şey üzerinde güç ve kudret sahibi olsun, ancak toplumu şekillendirme ve güç kullanma yetkisine sahip olan bu kadar önemli bir yapı olan devlet üzerinde söz sahibi olmasın, insanların toplumsal hayatını kendi fikirlerine bıraksın.
Şimdi bu noktadan sonra devletin dini olmaz veya olmamalıdır diyebilir misiniz, tabi ki diyebilirsiniz. Ancak bu durumda Müslüman olamayacağınızı da bilmelisiniz. Zira islam açıkça devlet yönetimine müdahalede bulunur ve Kuran’ın tek bir hükmünü bile kabul etmeyen kâfirdir. Bu konu hiç şüphesiz açıktır. Tüm bunlara rağmen hala din devlete karışmamalı diyebilirsiniz. Bu durumda mahşer günü dinle devletin ayrı yapılar olduğuna Allah’ı ikna etmeye çalışabilirsiniz. Tabi gücünüz yeterse. Ha zaten hesap gününe inanmıyorsanız, Müslüman olmadığınız için bu dünyada her türlü şeyi deme özgürlüğüne sahipsiniz.
Devletin dini olur mu sorusuna cevap verebilmek için de kavramlara ve varlıklara bakmak gerekir.
Devlet, toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal bakımdan örgütlenmiş millet veya milletler topluluğunun oluşturduğu tüzel varlıktır. Devlet varlık amacı nedeni ile yönettiği toplumu şekillendirir, kurallar koyar, uygulatır ve aksi davranışta bulunanları güç kullanarak cezalandırır. Yani devlet, devlete bağlı olanlar üzerinde güç ve kudret sahibidir. Zaten güç ve kudreti yoksa ortada devlet de yok demektir.
Din, üyelerine bir bağlılık amacı, bireylerin eylemlerinin kişisel ve sosyal sonuçlarını yargılayabilecekleri bir davranış kuralları bütünü ve bireylerin gruplarını ve evreni bağlayabilecekleri (açıklayabilecekleri) bir düşünce çerçevesi veren bir düşünce, his ve eylem sistemidir. Din, inanç sistemi üzerine kurulu olan bir yaşam biçimidir. Yani dini kurallar insanların yaşamlarını, hareketlerini ve düşüncelerini yönetir ve yönlendirir. Hayatınızı yaşarken vicdani olarak, ruhsal nedenlerle, belli kurallara bağlı olarak yaşıyorsanız, adı olsun olmasın aslında bir din yaşıyorsunuz demektir. Kişi, hiçbir dine inanmadığını söylese dahi, ortada zorunlu bir otorite olmamasına kaşın, hayatını şekillendirirken vicdani kurallara bağlı hareket ediyorsa dini inancı var demektir.
Devlet ve din kavramlarını bir arada ele aldığımızda her ikisinin de insan hayatını şekillendiren bir yapı olduğu görülecektir. Dünya üzerindeki insanlara baktığımızda neredeyse tamamının bir dini inanca sahip olduğu görülecektir. Şu halde devlet ve din kavramının her ikisi de insanların yaşam şekline müdahale ettiğine göre bir çatışma olması kaçınılmazdır. Bu durumda ya devlet dinin alanına girerek din üzerinde baskı ve hakimiyet kuracak ya da devlet dine uyarak dine göre hareket edecektir. Bu karşılaşmada başka ihtimal olmadığı gibi, din ve devlet işlerinin ayrı olmasının da fiili olarak bir karşılığı yoktur. Ütopik ve bir söylemden öte değildir.
Buradaki bir başka dikkat edilmesi gereken nokta, devlet denen kurumun işleyişinde yer alan varlıkların da insan olmasıdır. Şöyle ki bir tarafta devlet üzerinde söz sahibi olan bir grup insan, diğer tarafta ise devlet yönetimine tabi olan başka bir grup insan vardır. Devleti yönetenler de insan olduğuna göre insan olmanın getirdiği özellikleri dolaylı olarak devlet de gösterecektir. Kanun koyucu insanlar inanç değerlerini aldıkları kararlara yansıtacaklardır. Din tanımında olduğu gibi, vicdani olarak içindeki sesi dinleyerek hareket eden her insan aslında bir inanca sahip demektir. Sonuç olarak, devletin tamamen inançtan bağımsız olarak yönetilmesi sözde olsa da fiili olarak mümkün değildir.
Meseleye dini açıdan bakılacağında her inanç sisteminin devlete bakışının farklı olduğu görülecektir. Bir Müslüman olarak diğer dinlerin detayına girmeden meseleye islam çerçevesinden bakalım.
islam, ilahi dinlerin sonuncusudur. islam’ın iki temel kaynağı vardır. Birincisi Kuranı Kerim, ikincisi peygamberin yaşamı, sözleri ve davranışlarıdır. Peygamberin yaşamı, Kuranın ve dolayısı ile islam’ın hayat içerisinde uygulanmasının fiili örneğidir.
Bir kişinin Müslüman olabilmesi için Allah’ın hükümlerinin tamamını kabul etmesi gerekir. Yani Müslümanım diyen kişi işine gelsin veya gelmesin, mantıklı olsun veya olmasın, Kuranı Kerimde yer alan altı binin üzerindeki her bir ayetin Allahtan geldiğini ve hiç tereddütsüz buradaki emirlere uymakla yükümlü olduğunu bilmek ve buna göre hareket etmek zorundadır. Benzer durum peygamberin yaptığı ve söylediği şüphesiz ortada olan söylem ve davranışlar için de geçerlidir.
Kuranı Kerimde, miras, ceza, devletlerarası ilişkiler, ekonomik ve mali sistem, yaşam vb. pek çok konuda emir veren, hüküm koyan ayetler vardır. Bu ayetlerin gereğini bir ferdin yerine getirmesi mümkün değildir. Örneğin suçsuz yere insan öldüren kişinin öldürülmesi, hırsızlık yapanın elinin kesilmesi, eşkıyalık yapanın öldürülmesi, faizin yasak oluşu gibi. Bu hükümler ancak bir devlet ve otorite tarafından uygulanabilir.
Peygamberin hayatı incelendiğinde islam’ın Medine’de devlet yapısına büründüğü ve Allah’ın emirlerinin devlet olarak uygulandığı görülecektir. Bu konuda herhangi bir şüphe ve tereddüt yoktur.
Sonuç olarak islam’a göre devlet de dine uygun olarak yönetilmek zorundadır. Hem mantıken de bu durum böyledir. Zira öyle bir Allah düşünün ki, tüm kâinatı ve insanı yaratmış, her şey üzerinde güç ve kudret sahibi olsun, ancak toplumu şekillendirme ve güç kullanma yetkisine sahip olan bu kadar önemli bir yapı olan devlet üzerinde söz sahibi olmasın, insanların toplumsal hayatını kendi fikirlerine bıraksın.
Şimdi bu noktadan sonra devletin dini olmaz veya olmamalıdır diyebilir misiniz, tabi ki diyebilirsiniz. Ancak bu durumda Müslüman olamayacağınızı da bilmelisiniz. Zira islam açıkça devlet yönetimine müdahalede bulunur ve Kuran’ın tek bir hükmünü bile kabul etmeyen kâfirdir. Bu konu hiç şüphesiz açıktır. Tüm bunlara rağmen hala din devlete karışmamalı diyebilirsiniz. Bu durumda mahşer günü dinle devletin ayrı yapılar olduğuna Allah’ı ikna etmeye çalışabilirsiniz. Tabi gücünüz yeterse. Ha zaten hesap gününe inanmıyorsanız, Müslüman olmadığınız için bu dünyada her türlü şeyi deme özgürlüğüne sahipsiniz.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar