bugün

uludağ üniversitesinde wellcome to the hell anlamına gelen topoğrafik vucut bölgeleri sınavdır.
dersin anabilim dalı başkanı gucci'nin warisi olanibrahim oygucci'dir
8 kere üstüste kalınabilitesi, olan kadavralara iğne batırmaktan haz alan insanların biz bu öğrencileri nasıl bırakırız diye düşünürken buldukları sistem.
(bkz: ibrahim hakan oygucu)
(bkz: nedim şimşek cankur)
her çalışında insanın stresini bir kat daha artıran sınav sistemi
anatomi labının koşesine geçip değiştiiiiir! diye bağıran asistanın sesini duymaktansa zil sesini tercih ederim dedirten sistemdir. bu asistan bi de arada içeriye öğrenci almak için kapıyı açıp kapatır,zaten 20sn olan düşünme sürenin on saniyesi o sinir stress harbinde gider.kısacası zor kadeşim,zor..
öğrenci "ölmesin ama can çekişsin" ilkesini benimsemiş sınavdır. zira 90 sn.lik zaman dilimleri içinde senin bildiğini sınamaktan çok heyecanını ölçer.
zil diyince zırrr diye bişiy bekliyor insan ama cikcikcik' li bişiy çalıyor ve psikoloji o anda dağılıyor zaten.. sinir stresten; soruların masanın üstünde yazdığını 8. soruda anladım, kemiklerin boyalı yerlerini yazıp geçiyorum, hangi hayvana ait olduğunu da soruyorlarmış halbuki.. tabi bunu 8. soruda fark edince bi işe yaramıyor, geri dönme şansımız yok zira..
hayvanca tıka basa bir odaya doldurulan bir sürü öğrenci,zil sesleriyle birileri sınav olurken sessiz bekleyiş,sınav başladığında yoğun kadavra kokusu ve beklemenin getirdiği tuvalet ihtiyacı..zor velhasıl..
yanlışlıkla diğer dairenin sorusuna atlayınca ortalığı bok edebileceğiniz sistemdir.
profesör sözlüsünün yanında lafı bile olmayan sözlü sınavdır.
derste bir bütün halinde gösterilen kemiğin ya da kadavranın minik bir parçasının gösterilip " bu sol mu sağ mı" " ahan da bu ne kası?" cinsinden şeylere maruz kaldığımız sınavdır. beklemenin getirdiği adrenalin, cevapları doğru numaralara mı yazıyorum, bu asistan niye bana bakıp pis pis sırıtıyor? iyice artar. ama unutmayın neticede bir sınav. sallama şansınızda var.
stres yüklü, diğer adı da gong olan sınavdır. masalar, sorular, hocalar ve kısıtlı sürede çalan bir de zil vardır. önündeki kaçışan insanlar daha da stres yapar insanı, ama sözlüye oranla tercih edilecek sınavdır.
bu sistem daha önce çin işkencesi olarak türklere karşı kullanılmış, oradan da tıp camiasına bulaşmıştır.
amacı öğrencilere stres altında doğruyu yapabilmeyi öğretmek olan sınav sistemi.

stres daha sınav başlamadan başlar. zaten kapıdaki taburelerde oturmuş beklerken içerden gelen zil sesleriyle birlikte içerdeki arkadaşların koşuşturmasını gördükçe stres seviyesi yavaş yavaş tavana vurmaya başlar.

ve o beklenen zil sesi gelir,stres grafiğindeki parabolün tepesindeki platonun başlangıç noktasıdır artık, içeri girilir masadaki kadavraya veya kemiğe bakılır."neydi lan bu,hangi kastı kemiğin adı neydi" demeye kalmadan 30 saniye bitiverir ve zil sesi zortlar ,diğer masaya geçilir ve aynı senaryo her masada tekrarlanır.laboratuar derslerinden az çok muhabbet kurmayı başardığımız asistanlara küçük emrah bakışıyla yardım istenir ama nafiledir, giren girmiştir..

sınavı biten herkes ayrı bir salona alınır,pencelerer kapalıdır,telefon yasaktır,odanın dış dünyayla hiçbir bağlantısı yoktur öğrenciler balık istifi toplanmışlardır,stresin üstüne bir de havasızlık eklenir, istisnasız herkes sınava sisteme herşeye küfretmektedir...

sonuçta öğrenilen tek şey ise 30 saniyenin ne kadar kısa olduğudur.
çok hoş sistemdir. nedense sadece ilk sınavımda heyecanlanmayı başarabildim. sonraki tüm sınavlarda normal havamda girip çoğunu fullemişimdir. bu tür sınavlardan genelde kuru ezber yapmayı seven öğrenciler korkar. artık stajlara geçtiğim için maziye karışmıştır.
ilginçtir ama çoğu insanın sevmediği, benim ise bayıldığım sistemdir. neden mi? efenim, bi atraksiyon oluyo, bi adrenalin patlaması vs. vs.
tabi bunları yaşamayan şahsiyetler de oluyo. bunlar sınavda genelde ortalığı dağıtan tipler oluyo. bi de güzel bi yanı var ki; heyecan yapmamayı öğrenmiş oluyo. ee tıbbiye bu, öğrenmek lazım de mi ama...
çok yaşa oygucu*!
(bkz: TIPÇILAR ŞÖYLE GEÇSiN)
okuldaki ilk iki senemi rezil eden sınavdır.kapının önünde sıraya girersiniz,sırayla sizi çağırırlar. hocalar laboratuarın kapısındaki koltuklara yayılmış, ellerinde çayları zevkle bizi izlerler.sıra size gelince komutla beraber fırlarsınız yerinizden. tam ulan bu nerenin çıkıntısı diye anlamaya başladığınız yada olayı çözdüğünüz zaman asistan abiler-ablalar değiştir diye bağırır.sözde 1,5 dakika verilir her masaya. yalandır efendim daha bir buçuk dakikanın dolduğuna şahit olmadı.yarım yarım tüm masaları dolaşırsın bir şekilde.en sonunda eğer bilebildiğin bir-iki şey varsa onlarıda düşünme masasında tamamlamaya çalışırsın, tabi sağını solunuda bileceksin çaren yok yoksa o cevap bir işe yaramaz.sonra da dışarıdakilere soruları söylemeyelim diye tıkılırsın bit kadar odaya bekle babam bekle.zaten sınavda ölmediysen burada havasızlıktan boğulup ölmen hiç de zor bir şey değildir. en sonunda hala bayılmadıysan çıkarırlar seni odadan salarlar....böylece bir anatomi sınavı daha geçer bir sonrakine kim öle kim kala deyip hayata devam edersin.
(bkz: passaparola)
(bkz: açılın ben doktorum)
(bkz: herkes buradaymış)
ömrü kısaltan şeyler diye bir başlık var mı bilmiyorum. ama açılırsa -ya da açarsam- bunu altına yazmam şart olacak.
selçuk üniversitesi'nde de mevcut olan sistemdir. anatomi laboratuarındaki birbirine paralel masaların hepsinin her iki ucuna birer kemik konur. sorulan yerler ya kalemle ya da siyah bantla işaretlenir. laboratuar kapısından elinizle boş kağıtla girersiniz, ilk masanın başında beklersiniz ve zil her çaldığında diğer kemiğe koşuşturursunuz. maraton gibidir. *
gerilim ve aksiyon dolu bir sınav sistemidir. bu sistemde bilmekten çok zamanı iyi kullanmak daha önemlidir. zamana karşı verilen bu mücadelede sakinlik temel prensiptir.
zil çalınca eğer masanız uzaksa atılan depar...

dışarıdakilerin her zilde biraz daha heycanlanması..

imdb 8,5
tür: aksiyon.

tıp fakültesinin gereksiz heyecan yaratan, insanı sinir hastası yapmaya itrn saçma sapan uygulamalarından biridir.