bugün
- göçmen karşıtı din düşmanı sosyal demokratlar16
- game of thrones taki kerhaneci16
- ölümden korkuyor musunuz35
- melis sezen'in memeleri5
- kaçak sığınmacıları müslüman diye güzellemek4
- sözlük kızları dertleşiyor14
- 128 milyar dolar nerede4
- gençlik ve güzellik bitince kızlar ne yapıyor9
- sözlük yazarlarının normal kombinleri26
- claudian clouds41
- platon'un mağarası2
- arkadaşlar kova erkeğinden olur mu8
- sarı saç mavi göz5
- şok market2
- almanya da sol partiyi destekleyen gurbetçi5
- sözlükteki sessiz yazarlar7
- bilgisayar alacaklara tavsiyeler5
- 21 eylül dünya barış günü2
- burçlara inanan kızdan olur mu3
- bugün ne oldu10
- sözlük erkeklerinin bugünkü kombinleri25
- sözlüğe yön veren bayan sayısındaki azalma2
- son üç şifrenizle aynı olamaz2
- erkeklerin seks ihtiyacı bitmez bacım2
- 20 eylül 2026 amedspor beşiktaş maçı28
- işteyken entry girmek2
- mustafa kemal atatürk ün boyu8
- tahammül etmek2
- edinburgh3
- size göre akp'nin en büyük ihaneti hangisi19
- yok knk iyiyim2
- karton abi2
- 20 eylül 2026 fenerbahçe eyüpspor maçı15
- hiç antidepresan kullanmayan insan6
- habire1220
- kimse seni sevmiyor4
- gurbetçilerin oy kullanma saçmalığı3
- queen feristah16
- sivilce için deneyimli yazar tavsiyeleri51
- burhan özfatura2
- hiçbir şey yapası gelmemek4
- 19 eylül 2026 trabzonspor galatasaray maçı36
- londra2
- müslüman kardeşine dua etmek2
- afd2
- askerde sahip olunan en büyük lüks17
- kadın dövmek4
- anın görüntüsü23
- verginin ahlaki meşruiyeti3
- atatürk diyor ki8
yazdigi entryleri gorup takdir ettigim birazcik da atarli olan yazardir.
beni takip etmeye başladı, bi an morpheus sandım heyecanlandım. (bkz: morpheus).
Ne olduğu belli olmayan yazar.
Kapının önüne kendisi için bir takke bir tesbih bir seccade bırakıcam.
Ama peygamber olsa cennete alınmaz öyle bir tipcik.
Kapının önüne kendisi için bir takke bir tesbih bir seccade bırakıcam.
Ama peygamber olsa cennete alınmaz öyle bir tipcik.
yew civarlarında gözlerini açtı dünyaya... belkide sadece o zaman etrafı görmeyi denemişti... uzun boyluydu, saçları ve sakalları bembeyazdı kimilerine göre yaşlıydı kimilerine göre yorgun düşmüştü hayata...
wood elf'lerin yanında yaşıyordu küçük bir aile evlat edinmişti onu...
yaşlı bir ağacın kavuğunun içinde küçük bir sığınakda yaşıyorlardı... aralarında çok sakin doğayla iç içe olsalarda dışarıya karşı saldırgan ve yabanilerdi.wood elf'lerin dışarıdan karşı kimseye iyi niyet göstermedikleri için kendinden şüphelenmeye başlamıştı amorphous. bir elf olamıyacak kadar yapılıydı, ama solgun bir ten rengi vardı kulakları yapışıktı. buda hep tedirgin etti onu ve kendi ırkını, ailesini bulmak için yola çıkmaya karar verdi. yolunu bulmayı elf'lerden öğrenmişti ağaçların kabuklarına bakarak britain'i bulmaya çalışıyordu. söylentilere göre lord british amorphous'un ailesini tanıyordu. çok olmadan yiyecekleri bitmişti avlanmayıda bilmiyordu. bir dağın yamacından geçerken iki üç tane trolle karşılaştı. trollerden biri amorphous'u görür görmez yerden aldığı taşı fırlattı... atı trollerden korkup terketti amorphous'u.. "gerçek bir elf olsaydım dostum sağdık olurdu bana" diye iç geçirdi... trollerden biri elindeki büyük çekiçi amorphous'a doğru savurdu.. fazla can yakmasada öyle bir silahtıki bu yorgun düşürüyordu insanı.. koşmaya başladı fazla sürmedi ama bir yerde yığıldı yerde kaldı. siyah bir panterin nefes sesleriyle uyandı gölge kadar karaydı bu hayvan ve çok yapılıydı eğitilmiş ve geliştirilmiş gibi... sonra uzaklardan bir ses geldi kalın bir ses
-guenhwyvar, guenhwyvar!!! diye bağrıyordu panter birden dönüp koşmaya başladı ve bir süre sonra yanında kısa boylu uzun kulaklı esmer birisni gördü... elf olamıyacak kadar esmerdi ve elflere göre daha yavaş hareket ediyordu... yanına geldi ve elinden tutup kaldırdı amorphous'u
-merhaba ben drizzt do urden...
amorphous kulaklarına inanamadı bu efsanlerde bahsedilen bir drowdu bir çeşit kara elf... şaşkın bir sesle
-ama nasıl olur ailem .. yani wood elf'ler sizi yer altına kapatmamışydı?
drizzt sinirlendi birden...
-bu konuyu konuşmayalım...
amorphous ilk defa bir katille karşılamştı. ama drizzt yaşamak için, para kazanmak için adam öldürmüyordu sadece kendini koruyordu...
drizzt sordu
-senin burda ne işin var?
-lord british'i görmeye gidiyorum...
-senin gibi çelimsiz biriyle lord british görüşürmü zannediyorsun kim olduğunu sanıyorsun sen
amorphous boynunu bükerek cevap verdi
-bende bu soruyu öğrenmek için yola çıktım... dedi
ve başından geçen herşeyi anlattı drizzt'e
drizzt
-sen bu halinle britain'e varamazsın kendini geliştirmen gerekiyor. haline baksana bir pantalonun ve yırtık bir cüppen var
amorphous cevap veremedi çünkü duymuştu britain'in etrafında çok fazla katil, yaratık, hırsız, yabani insanlar vardı...
olumsuz bir cevap duycağını bile bile sordu
-beni oraya sen götürürmüsün?
drizzt sertce
-hayir!
amorphous anlamamıştı.. tamam olumsuz bir tepkiden emindi ama bu kadar sert çıkacağını tahmin edememişti...
kısa bir sessizlikten sonra; drizzt
-ama seni eğitip oraya tek başına gidebilcek hale getirebilirim.
dedi
amorphous sevinmişti yüce bir katilden herşeyi öğrenebilirdi...
yavaş yavaş yürümeye başladılar bir mağaranın içinde kalıyordu drizzt amorphous tek eşyası olan pusulasını yere koydu
drizzt:
-sen burda bekle açsındır.
dedi
amorphous cevap veremiyecek kadar yorgundu.. bir ateş yakıp yanına uzandı yavaş yavaş gözleri kapanıyordu...
"günaydın" dedi drizzt "çok uyuyorsun fazla zaman kaybetmeden çalışmalıyız al şunları ye" dedi ve önüne bir kaç parça ekmekle balık attı...
amorphous yemeğini yedikten sonra drizzte döndü
-sabırsızlanıyorum artık ne zaman öğreticeksin bilgilerini bana dedi...
drizzt "gel bakalım" dedi ve dışarı çıktılar amorphousun eline bir kılıç verdi
-bunu kullanmadan önce kendi vücudunu tanımalısın... dedi
amorphous başta anlamadı ama zamanla oturuyordu herşey yerine...
kılıç ustası olucaktı..fakat ağır zırhları taşımayacak kadar güçsüzdü, okda kullanamıyordu becerisi yoktu
drizzt durumu anlamış olsa gerek
-önce kılıcını kullanmayı öğren sonra bir kaç tane büyücü arkadaşımla tanıştırırım seni onlarda elinden geldiğince yardım ederler...
amorphous heycanlandı hem kılıç kullanıcaktı hemde büyülü güçlere sahip olucaktı...
fakat farkındaydı gün geçtikce mağsumluktan uzaklaştğının...
drizzt sürekli bıyık altından lord british'e köpürüyordu..
amorphous dayanamayıp sordu
-ne alıp veremediğin var bu adamla?!?!
drizzt
-bak pathras
amorphous
-pathras mı?
drizzt
-evet, ben senin ailenin dostuyum sürekli seni takip ettim.. ücra köşelerde seni nasıl bulmuş olabilirim ki hiç mi merak etmedin??
bir drow neden bir woodelf yanında yaşıyan bir insana sahip çıksın ki
amorphous
-ınsan mı? ınsanmıyım ben??
drizzt
-evet.. ailen britain taraflarında yaşardı küçük bir meyhanelerdi vardı..
karnı aç bir çocuğu içkiden müzikten uzak bir yere oturtup karnını doyururken baban bir hırsızı gördü.. eli bir başka savaşcını çantasındaydı..
savaşcı eğlenceye kaptırmış olucakki kendisini farkında değildi hiçbirşeyin
hırsız elini çantadan çıakrdığında küçük bir kese içinde altını aldı
baban tek bir hamlede tezgahtan aldığı bıçağı hırsıza fırlattı....
lord british anında bir askerini göndererek babanı öldürdü ve suçlu durumuna koydu hırsızda babanın doyurduğu çocuğu alıp rahat bir şekilde gitti babanı dinlememişti bile british... o küçük aç bir çocuğu doyurduğunu sanarken bir tuzağın içine düşmüştü bende hayatımı yakın dostum jack'i öldüren ve suçlu gösteren lord british'e karşı adadım
ama sakın beni black'inde dostu sanma.....
amorphous'un aklı çok karışmıştı.. ne yapıcağını bilmiyordu bunu zaman gösterecek......
wood elf'lerin yanında yaşıyordu küçük bir aile evlat edinmişti onu...
yaşlı bir ağacın kavuğunun içinde küçük bir sığınakda yaşıyorlardı... aralarında çok sakin doğayla iç içe olsalarda dışarıya karşı saldırgan ve yabanilerdi.wood elf'lerin dışarıdan karşı kimseye iyi niyet göstermedikleri için kendinden şüphelenmeye başlamıştı amorphous. bir elf olamıyacak kadar yapılıydı, ama solgun bir ten rengi vardı kulakları yapışıktı. buda hep tedirgin etti onu ve kendi ırkını, ailesini bulmak için yola çıkmaya karar verdi. yolunu bulmayı elf'lerden öğrenmişti ağaçların kabuklarına bakarak britain'i bulmaya çalışıyordu. söylentilere göre lord british amorphous'un ailesini tanıyordu. çok olmadan yiyecekleri bitmişti avlanmayıda bilmiyordu. bir dağın yamacından geçerken iki üç tane trolle karşılaştı. trollerden biri amorphous'u görür görmez yerden aldığı taşı fırlattı... atı trollerden korkup terketti amorphous'u.. "gerçek bir elf olsaydım dostum sağdık olurdu bana" diye iç geçirdi... trollerden biri elindeki büyük çekiçi amorphous'a doğru savurdu.. fazla can yakmasada öyle bir silahtıki bu yorgun düşürüyordu insanı.. koşmaya başladı fazla sürmedi ama bir yerde yığıldı yerde kaldı. siyah bir panterin nefes sesleriyle uyandı gölge kadar karaydı bu hayvan ve çok yapılıydı eğitilmiş ve geliştirilmiş gibi... sonra uzaklardan bir ses geldi kalın bir ses
-guenhwyvar, guenhwyvar!!! diye bağrıyordu panter birden dönüp koşmaya başladı ve bir süre sonra yanında kısa boylu uzun kulaklı esmer birisni gördü... elf olamıyacak kadar esmerdi ve elflere göre daha yavaş hareket ediyordu... yanına geldi ve elinden tutup kaldırdı amorphous'u
-merhaba ben drizzt do urden...
amorphous kulaklarına inanamadı bu efsanlerde bahsedilen bir drowdu bir çeşit kara elf... şaşkın bir sesle
-ama nasıl olur ailem .. yani wood elf'ler sizi yer altına kapatmamışydı?
drizzt sinirlendi birden...
-bu konuyu konuşmayalım...
amorphous ilk defa bir katille karşılamştı. ama drizzt yaşamak için, para kazanmak için adam öldürmüyordu sadece kendini koruyordu...
drizzt sordu
-senin burda ne işin var?
-lord british'i görmeye gidiyorum...
-senin gibi çelimsiz biriyle lord british görüşürmü zannediyorsun kim olduğunu sanıyorsun sen
amorphous boynunu bükerek cevap verdi
-bende bu soruyu öğrenmek için yola çıktım... dedi
ve başından geçen herşeyi anlattı drizzt'e
drizzt
-sen bu halinle britain'e varamazsın kendini geliştirmen gerekiyor. haline baksana bir pantalonun ve yırtık bir cüppen var
amorphous cevap veremedi çünkü duymuştu britain'in etrafında çok fazla katil, yaratık, hırsız, yabani insanlar vardı...
olumsuz bir cevap duycağını bile bile sordu
-beni oraya sen götürürmüsün?
drizzt sertce
-hayir!
amorphous anlamamıştı.. tamam olumsuz bir tepkiden emindi ama bu kadar sert çıkacağını tahmin edememişti...
kısa bir sessizlikten sonra; drizzt
-ama seni eğitip oraya tek başına gidebilcek hale getirebilirim.
dedi
amorphous sevinmişti yüce bir katilden herşeyi öğrenebilirdi...
yavaş yavaş yürümeye başladılar bir mağaranın içinde kalıyordu drizzt amorphous tek eşyası olan pusulasını yere koydu
drizzt:
-sen burda bekle açsındır.
dedi
amorphous cevap veremiyecek kadar yorgundu.. bir ateş yakıp yanına uzandı yavaş yavaş gözleri kapanıyordu...
"günaydın" dedi drizzt "çok uyuyorsun fazla zaman kaybetmeden çalışmalıyız al şunları ye" dedi ve önüne bir kaç parça ekmekle balık attı...
amorphous yemeğini yedikten sonra drizzte döndü
-sabırsızlanıyorum artık ne zaman öğreticeksin bilgilerini bana dedi...
drizzt "gel bakalım" dedi ve dışarı çıktılar amorphousun eline bir kılıç verdi
-bunu kullanmadan önce kendi vücudunu tanımalısın... dedi
amorphous başta anlamadı ama zamanla oturuyordu herşey yerine...
kılıç ustası olucaktı..fakat ağır zırhları taşımayacak kadar güçsüzdü, okda kullanamıyordu becerisi yoktu
drizzt durumu anlamış olsa gerek
-önce kılıcını kullanmayı öğren sonra bir kaç tane büyücü arkadaşımla tanıştırırım seni onlarda elinden geldiğince yardım ederler...
amorphous heycanlandı hem kılıç kullanıcaktı hemde büyülü güçlere sahip olucaktı...
fakat farkındaydı gün geçtikce mağsumluktan uzaklaştğının...
drizzt sürekli bıyık altından lord british'e köpürüyordu..
amorphous dayanamayıp sordu
-ne alıp veremediğin var bu adamla?!?!
drizzt
-bak pathras
amorphous
-pathras mı?
drizzt
-evet, ben senin ailenin dostuyum sürekli seni takip ettim.. ücra köşelerde seni nasıl bulmuş olabilirim ki hiç mi merak etmedin??
bir drow neden bir woodelf yanında yaşıyan bir insana sahip çıksın ki
amorphous
-ınsan mı? ınsanmıyım ben??
drizzt
-evet.. ailen britain taraflarında yaşardı küçük bir meyhanelerdi vardı..
karnı aç bir çocuğu içkiden müzikten uzak bir yere oturtup karnını doyururken baban bir hırsızı gördü.. eli bir başka savaşcını çantasındaydı..
savaşcı eğlenceye kaptırmış olucakki kendisini farkında değildi hiçbirşeyin
hırsız elini çantadan çıakrdığında küçük bir kese içinde altını aldı
baban tek bir hamlede tezgahtan aldığı bıçağı hırsıza fırlattı....
lord british anında bir askerini göndererek babanı öldürdü ve suçlu durumuna koydu hırsızda babanın doyurduğu çocuğu alıp rahat bir şekilde gitti babanı dinlememişti bile british... o küçük aç bir çocuğu doyurduğunu sanarken bir tuzağın içine düşmüştü bende hayatımı yakın dostum jack'i öldüren ve suçlu gösteren lord british'e karşı adadım
ama sakın beni black'inde dostu sanma.....
amorphous'un aklı çok karışmıştı.. ne yapıcağını bilmiyordu bunu zaman gösterecek......
hoş gelmiştir.
gececi tayfa yazardır. selam ola.
Mantıklı yazan yazar.
Edit: dini yaklaşımını tamamen reddederek. Orası bam teli birader.
Edit: dini yaklaşımını tamamen reddederek. Orası bam teli birader.
örümcek kafalılara dert olmuştur.
tabi ki geri zekalısın üste yazan bunun tartışılmaya açılmasını bile reddederim.
tabi ki geri zekalısın üste yazan bunun tartışılmaya açılmasını bile reddederim.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar