bugün
- queen ravenna adlı yazarın cerrah olması6
- üstteki yazar hakkındaki varsayımlarınız6
- sözlükte kim kimle sevgili20
- nervio43
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı35
- arkadaşlar bi bakar mısınız7
- yakıştırdığım çiftler serisi 115
- 10 kasım 20264
- ibrahim çocuğunu keserken gökten brokoli inmesi3
- balık yemeye yunanistan'a giden sözlük yazarı5
- arkadaşlar sizce ben ruh hastası mıyım6
- sabah akşam nervio yu konuşan sözlük9
- yağmurda ıslanan ayakkabı4
- kadınların yaptığı en büyük hata6
- 0 0 7'nin elini öpmek4
- acıbadem taksim hastanesi3
- bütün gün giyilmiş sıcacık kadın botu kokusu9
- karıya şiddet7
- fenerbahçe liverpool maçı saat 20 45 te trt 1 de3
- evlenmek6
- devlet bahçeli7
- entel görünme adına yatakta kitap okuyan zübük4
- kafe açma fikri2
- dedenize sahip çıkar mısınız9
- anın görüntüsü35
- 7 kasım 20262
- herkes kendi işini kurarsa kimse işsiz kalmaz15
- reha muhtar2
- tatlıses çiğköfte vs battalbey çiğköfte2
- allah neler yaratmis3
- muslettin amca14
- 7 kasım 2026 galatasaray amed maçı11
- fon vurguncularının fetva alması9
- sözlük klasikleri12
- ısparta havalimanı5
- boş yolda kırmızı ışıkta bekleme zorunluluğu2
- sudekiray'ın ruj resimleri girmesi3
- teoman müziği bıraktı8
- bir sözlük kızına heimlich manevrası yapmak4
- yağmurlu bir güne uyanmak9
- yağmur altında bankta öpüşmek4
- erkekler neden teşhirci giyinmez9
- aşk5
- kemal sunal'ın en kötü filmi9
- çoçuk sahibi olmadan dünya'dan ayrılmak5
- yılın entrysi2
- kadir mısıroğlu nu takip eden mallar11
- 0 0 73
- note flawless nail enamel oje 78 bittersweet2
- aleksey batrakov vs fyodor dostoyevski4
yew civarlarında gözlerini açtı dünyaya... belkide sadece o zaman etrafı görmeyi denemişti... uzun boyluydu, saçları ve sakalları bembeyazdı kimilerine göre yaşlıydı kimilerine göre yorgun düşmüştü hayata...
wood elf'lerin yanında yaşıyordu küçük bir aile evlat edinmişti onu...
yaşlı bir ağacın kavuğunun içinde küçük bir sığınakda yaşıyorlardı... aralarında çok sakin doğayla iç içe olsalarda dışarıya karşı saldırgan ve yabanilerdi.wood elf'lerin dışarıdan karşı kimseye iyi niyet göstermedikleri için kendinden şüphelenmeye başlamıştı amorphous. bir elf olamıyacak kadar yapılıydı, ama solgun bir ten rengi vardı kulakları yapışıktı. buda hep tedirgin etti onu ve kendi ırkını, ailesini bulmak için yola çıkmaya karar verdi. yolunu bulmayı elf'lerden öğrenmişti ağaçların kabuklarına bakarak britain'i bulmaya çalışıyordu. söylentilere göre lord british amorphous'un ailesini tanıyordu. çok olmadan yiyecekleri bitmişti avlanmayıda bilmiyordu. bir dağın yamacından geçerken iki üç tane trolle karşılaştı. trollerden biri amorphous'u görür görmez yerden aldığı taşı fırlattı... atı trollerden korkup terketti amorphous'u.. "gerçek bir elf olsaydım dostum sağdık olurdu bana" diye iç geçirdi... trollerden biri elindeki büyük çekiçi amorphous'a doğru savurdu.. fazla can yakmasada öyle bir silahtıki bu yorgun düşürüyordu insanı.. koşmaya başladı fazla sürmedi ama bir yerde yığıldı yerde kaldı. siyah bir panterin nefes sesleriyle uyandı gölge kadar karaydı bu hayvan ve çok yapılıydı eğitilmiş ve geliştirilmiş gibi... sonra uzaklardan bir ses geldi kalın bir ses
-guenhwyvar, guenhwyvar!!! diye bağrıyordu panter birden dönüp koşmaya başladı ve bir süre sonra yanında kısa boylu uzun kulaklı esmer birisni gördü... elf olamıyacak kadar esmerdi ve elflere göre daha yavaş hareket ediyordu... yanına geldi ve elinden tutup kaldırdı amorphous'u
-merhaba ben drizzt do urden...
amorphous kulaklarına inanamadı bu efsanlerde bahsedilen bir drowdu bir çeşit kara elf... şaşkın bir sesle
-ama nasıl olur ailem .. yani wood elf'ler sizi yer altına kapatmamışydı?
drizzt sinirlendi birden...
-bu konuyu konuşmayalım...
amorphous ilk defa bir katille karşılamştı. ama drizzt yaşamak için, para kazanmak için adam öldürmüyordu sadece kendini koruyordu...
drizzt sordu
-senin burda ne işin var?
-lord british'i görmeye gidiyorum...
-senin gibi çelimsiz biriyle lord british görüşürmü zannediyorsun kim olduğunu sanıyorsun sen
amorphous boynunu bükerek cevap verdi
-bende bu soruyu öğrenmek için yola çıktım... dedi
ve başından geçen herşeyi anlattı drizzt'e
drizzt
-sen bu halinle britain'e varamazsın kendini geliştirmen gerekiyor. haline baksana bir pantalonun ve yırtık bir cüppen var
amorphous cevap veremedi çünkü duymuştu britain'in etrafında çok fazla katil, yaratık, hırsız, yabani insanlar vardı...
olumsuz bir cevap duycağını bile bile sordu
-beni oraya sen götürürmüsün?
drizzt sertce
-hayir!
amorphous anlamamıştı.. tamam olumsuz bir tepkiden emindi ama bu kadar sert çıkacağını tahmin edememişti...
kısa bir sessizlikten sonra; drizzt
-ama seni eğitip oraya tek başına gidebilcek hale getirebilirim.
dedi
amorphous sevinmişti yüce bir katilden herşeyi öğrenebilirdi...
yavaş yavaş yürümeye başladılar bir mağaranın içinde kalıyordu drizzt amorphous tek eşyası olan pusulasını yere koydu
drizzt:
-sen burda bekle açsındır.
dedi
amorphous cevap veremiyecek kadar yorgundu.. bir ateş yakıp yanına uzandı yavaş yavaş gözleri kapanıyordu...
"günaydın" dedi drizzt "çok uyuyorsun fazla zaman kaybetmeden çalışmalıyız al şunları ye" dedi ve önüne bir kaç parça ekmekle balık attı...
amorphous yemeğini yedikten sonra drizzte döndü
-sabırsızlanıyorum artık ne zaman öğreticeksin bilgilerini bana dedi...
drizzt "gel bakalım" dedi ve dışarı çıktılar amorphousun eline bir kılıç verdi
-bunu kullanmadan önce kendi vücudunu tanımalısın... dedi
amorphous başta anlamadı ama zamanla oturuyordu herşey yerine...
kılıç ustası olucaktı..fakat ağır zırhları taşımayacak kadar güçsüzdü, okda kullanamıyordu becerisi yoktu
drizzt durumu anlamış olsa gerek
-önce kılıcını kullanmayı öğren sonra bir kaç tane büyücü arkadaşımla tanıştırırım seni onlarda elinden geldiğince yardım ederler...
amorphous heycanlandı hem kılıç kullanıcaktı hemde büyülü güçlere sahip olucaktı...
fakat farkındaydı gün geçtikce mağsumluktan uzaklaştğının...
drizzt sürekli bıyık altından lord british'e köpürüyordu..
amorphous dayanamayıp sordu
-ne alıp veremediğin var bu adamla?!?!
drizzt
-bak pathras
amorphous
-pathras mı?
drizzt
-evet, ben senin ailenin dostuyum sürekli seni takip ettim.. ücra köşelerde seni nasıl bulmuş olabilirim ki hiç mi merak etmedin??
bir drow neden bir woodelf yanında yaşıyan bir insana sahip çıksın ki
amorphous
-ınsan mı? ınsanmıyım ben??
drizzt
-evet.. ailen britain taraflarında yaşardı küçük bir meyhanelerdi vardı..
karnı aç bir çocuğu içkiden müzikten uzak bir yere oturtup karnını doyururken baban bir hırsızı gördü.. eli bir başka savaşcını çantasındaydı..
savaşcı eğlenceye kaptırmış olucakki kendisini farkında değildi hiçbirşeyin
hırsız elini çantadan çıakrdığında küçük bir kese içinde altını aldı
baban tek bir hamlede tezgahtan aldığı bıçağı hırsıza fırlattı....
lord british anında bir askerini göndererek babanı öldürdü ve suçlu durumuna koydu hırsızda babanın doyurduğu çocuğu alıp rahat bir şekilde gitti babanı dinlememişti bile british... o küçük aç bir çocuğu doyurduğunu sanarken bir tuzağın içine düşmüştü bende hayatımı yakın dostum jack'i öldüren ve suçlu gösteren lord british'e karşı adadım
ama sakın beni black'inde dostu sanma.....
amorphous'un aklı çok karışmıştı.. ne yapıcağını bilmiyordu bunu zaman gösterecek......
wood elf'lerin yanında yaşıyordu küçük bir aile evlat edinmişti onu...
yaşlı bir ağacın kavuğunun içinde küçük bir sığınakda yaşıyorlardı... aralarında çok sakin doğayla iç içe olsalarda dışarıya karşı saldırgan ve yabanilerdi.wood elf'lerin dışarıdan karşı kimseye iyi niyet göstermedikleri için kendinden şüphelenmeye başlamıştı amorphous. bir elf olamıyacak kadar yapılıydı, ama solgun bir ten rengi vardı kulakları yapışıktı. buda hep tedirgin etti onu ve kendi ırkını, ailesini bulmak için yola çıkmaya karar verdi. yolunu bulmayı elf'lerden öğrenmişti ağaçların kabuklarına bakarak britain'i bulmaya çalışıyordu. söylentilere göre lord british amorphous'un ailesini tanıyordu. çok olmadan yiyecekleri bitmişti avlanmayıda bilmiyordu. bir dağın yamacından geçerken iki üç tane trolle karşılaştı. trollerden biri amorphous'u görür görmez yerden aldığı taşı fırlattı... atı trollerden korkup terketti amorphous'u.. "gerçek bir elf olsaydım dostum sağdık olurdu bana" diye iç geçirdi... trollerden biri elindeki büyük çekiçi amorphous'a doğru savurdu.. fazla can yakmasada öyle bir silahtıki bu yorgun düşürüyordu insanı.. koşmaya başladı fazla sürmedi ama bir yerde yığıldı yerde kaldı. siyah bir panterin nefes sesleriyle uyandı gölge kadar karaydı bu hayvan ve çok yapılıydı eğitilmiş ve geliştirilmiş gibi... sonra uzaklardan bir ses geldi kalın bir ses
-guenhwyvar, guenhwyvar!!! diye bağrıyordu panter birden dönüp koşmaya başladı ve bir süre sonra yanında kısa boylu uzun kulaklı esmer birisni gördü... elf olamıyacak kadar esmerdi ve elflere göre daha yavaş hareket ediyordu... yanına geldi ve elinden tutup kaldırdı amorphous'u
-merhaba ben drizzt do urden...
amorphous kulaklarına inanamadı bu efsanlerde bahsedilen bir drowdu bir çeşit kara elf... şaşkın bir sesle
-ama nasıl olur ailem .. yani wood elf'ler sizi yer altına kapatmamışydı?
drizzt sinirlendi birden...
-bu konuyu konuşmayalım...
amorphous ilk defa bir katille karşılamştı. ama drizzt yaşamak için, para kazanmak için adam öldürmüyordu sadece kendini koruyordu...
drizzt sordu
-senin burda ne işin var?
-lord british'i görmeye gidiyorum...
-senin gibi çelimsiz biriyle lord british görüşürmü zannediyorsun kim olduğunu sanıyorsun sen
amorphous boynunu bükerek cevap verdi
-bende bu soruyu öğrenmek için yola çıktım... dedi
ve başından geçen herşeyi anlattı drizzt'e
drizzt
-sen bu halinle britain'e varamazsın kendini geliştirmen gerekiyor. haline baksana bir pantalonun ve yırtık bir cüppen var
amorphous cevap veremedi çünkü duymuştu britain'in etrafında çok fazla katil, yaratık, hırsız, yabani insanlar vardı...
olumsuz bir cevap duycağını bile bile sordu
-beni oraya sen götürürmüsün?
drizzt sertce
-hayir!
amorphous anlamamıştı.. tamam olumsuz bir tepkiden emindi ama bu kadar sert çıkacağını tahmin edememişti...
kısa bir sessizlikten sonra; drizzt
-ama seni eğitip oraya tek başına gidebilcek hale getirebilirim.
dedi
amorphous sevinmişti yüce bir katilden herşeyi öğrenebilirdi...
yavaş yavaş yürümeye başladılar bir mağaranın içinde kalıyordu drizzt amorphous tek eşyası olan pusulasını yere koydu
drizzt:
-sen burda bekle açsındır.
dedi
amorphous cevap veremiyecek kadar yorgundu.. bir ateş yakıp yanına uzandı yavaş yavaş gözleri kapanıyordu...
"günaydın" dedi drizzt "çok uyuyorsun fazla zaman kaybetmeden çalışmalıyız al şunları ye" dedi ve önüne bir kaç parça ekmekle balık attı...
amorphous yemeğini yedikten sonra drizzte döndü
-sabırsızlanıyorum artık ne zaman öğreticeksin bilgilerini bana dedi...
drizzt "gel bakalım" dedi ve dışarı çıktılar amorphousun eline bir kılıç verdi
-bunu kullanmadan önce kendi vücudunu tanımalısın... dedi
amorphous başta anlamadı ama zamanla oturuyordu herşey yerine...
kılıç ustası olucaktı..fakat ağır zırhları taşımayacak kadar güçsüzdü, okda kullanamıyordu becerisi yoktu
drizzt durumu anlamış olsa gerek
-önce kılıcını kullanmayı öğren sonra bir kaç tane büyücü arkadaşımla tanıştırırım seni onlarda elinden geldiğince yardım ederler...
amorphous heycanlandı hem kılıç kullanıcaktı hemde büyülü güçlere sahip olucaktı...
fakat farkındaydı gün geçtikce mağsumluktan uzaklaştğının...
drizzt sürekli bıyık altından lord british'e köpürüyordu..
amorphous dayanamayıp sordu
-ne alıp veremediğin var bu adamla?!?!
drizzt
-bak pathras
amorphous
-pathras mı?
drizzt
-evet, ben senin ailenin dostuyum sürekli seni takip ettim.. ücra köşelerde seni nasıl bulmuş olabilirim ki hiç mi merak etmedin??
bir drow neden bir woodelf yanında yaşıyan bir insana sahip çıksın ki
amorphous
-ınsan mı? ınsanmıyım ben??
drizzt
-evet.. ailen britain taraflarında yaşardı küçük bir meyhanelerdi vardı..
karnı aç bir çocuğu içkiden müzikten uzak bir yere oturtup karnını doyururken baban bir hırsızı gördü.. eli bir başka savaşcını çantasındaydı..
savaşcı eğlenceye kaptırmış olucakki kendisini farkında değildi hiçbirşeyin
hırsız elini çantadan çıakrdığında küçük bir kese içinde altını aldı
baban tek bir hamlede tezgahtan aldığı bıçağı hırsıza fırlattı....
lord british anında bir askerini göndererek babanı öldürdü ve suçlu durumuna koydu hırsızda babanın doyurduğu çocuğu alıp rahat bir şekilde gitti babanı dinlememişti bile british... o küçük aç bir çocuğu doyurduğunu sanarken bir tuzağın içine düşmüştü bende hayatımı yakın dostum jack'i öldüren ve suçlu gösteren lord british'e karşı adadım
ama sakın beni black'inde dostu sanma.....
amorphous'un aklı çok karışmıştı.. ne yapıcağını bilmiyordu bunu zaman gösterecek......
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar