bugün
- allah vardır diyenlerin hiçbir kanıt gösterememesi15
- 8 kasım 2026 çorum fk fenerbahçe maçı14
- kafanın çok büyük olması8
- hoşlanılan kızın ayağınızı yalamak istemesi7
- 2019 tasarımı4
- yalnız çirkin asosyal erkek6
- ismet gürbüz sözlüğü nasıl keşfetti6
- dizi sektöründeki maliyet krizi16
- sokak ortasında durduk yere yarrak diye bağırmak3
- en sevilen ibrahim tatlıses sözleri6
- ibrahim tatlısesin peygamber olma ihtimali5
- bırak kolumu acıtıyorsun3
- barış alper yılmaz2
- askerde cinsel ihtiyaçlar nasıl gideriliyor6
- 7 kasım 2026 galatasaray amed maçı24
- anın görüntüsü23
- duygu özaslan6
- kahtalı mıçı hayranı kız4
- ülkücü erkek ermeni kız aşkı10
- zorunlu askerliğin ahlaki sorunu3
- anelka alex tuncay hooijdonk dörtlüsü5
- timsah yürüyüşü4
- beni benden alırsan seni sana bırakmam3
- özel ders vermek4
- hoşlanılan kızın şarz aletin var mı diye sorması2
- iş arıyorum sözlük2
- ya şeytan haklıysa5
- beni benden alırsan bene nolur3
- fare var deyince ay ben korkarım diyen erkek7
- yoktan var etmek boş kağıda nokta koymak gibidir3
- sollen wir'in die disco gehen2
- hasslich2
- siirtte starbucks olması sorunsalı2
- trabzonspor'un evinde 90 maçtır yenilmemesi rekoru4
- 2008 09 süper lig3
- bir ara mutlaka görüşelim2
- bazlama heykeli2
- askerde özlenen şeyler9
- 2026 2027 sezonu şampiyonu fenerbahçe3
- 90lar türkçe pop5
- fenerbahçenin keşkeleri3
- kulağıma ayıp şeyler söyle diyen kız2
- 6 kasım 2002 fenerbahçe galatasaray maçı4
- helin kandemir4
- almanca bir not bırak2
- verrückt2
- 15 kasım 20264
- başkalarının hayatı dizisi4
- dia saba2
- espiyonaj dizisi3
diğer kitaplarıda şöyledir:
güneşimin önünden çekil
imam şafii nin şiirleri
ayrıca bildiğim kadarıyla radyo programı yapmakla birlikte bir gazetede de yazmaktadır. basarılı ve çalışkan bir yazarımızdır.
ısrarla taviye edeceğim kitapları :
posta kutusundaki mızıka *
resimde görünmeyen
bütün kitapları hemen hemen bir solukta bitmektedir.
imza gününe gittiyseniz sizle derin bir muhabbet koyulabilir, çok mütevazi, hümanist ve olumlu bir karaktere sahiptir.onunla konusurken bile huzur dolabilirsiniz, bütün negatif enerjiniz gider " dünya güzel, hayat güzel, bu ne tatlı bir yazar, allah ım onun gibi bir abim olsaydı, olmadı amcam olsaydı" diyerek yanından ayrılabilirsiniz. * *
görsel
güneşimin önünden çekil
imam şafii nin şiirleri
ayrıca bildiğim kadarıyla radyo programı yapmakla birlikte bir gazetede de yazmaktadır. basarılı ve çalışkan bir yazarımızdır.
ısrarla taviye edeceğim kitapları :
posta kutusundaki mızıka *
resimde görünmeyen
bütün kitapları hemen hemen bir solukta bitmektedir.
imza gününe gittiyseniz sizle derin bir muhabbet koyulabilir, çok mütevazi, hümanist ve olumlu bir karaktere sahiptir.onunla konusurken bile huzur dolabilirsiniz, bütün negatif enerjiniz gider " dünya güzel, hayat güzel, bu ne tatlı bir yazar, allah ım onun gibi bir abim olsaydı, olmadı amcam olsaydı" diyerek yanından ayrılabilirsiniz. * *
görsel
Sevgili Dost,
Bazı kuyuların suyu içilmez; acıdır. Bazı kuyular derindir; görünmez suyu. Bazı kuyular kördür; göremezler. Benim kuyum, benim kuyum sevgili dostum öyle derindir ki; içine taş attığın zaman suyun sesini duyamazsın. Bağırsan sesin geri gelmez. Bakracı sarkıtsan ip yetmez.
Yalnızlığın bana yakıştığını söylüyorlar. iyi duruyormuş üzerimde; renkleri sade ve uyumluymuş. Dikimi kusursuzmuş. Bu mahir terzinin adını öğrenmek istiyorlar. Söyler miyim hiç! Konfeksiyon yalnızlıklar ne güne duruyor. Söyler miyim hiç!
Sevgili Dost,
Bana bencilce hareket ettiğimi söyleme sakın. insanlara güvenimi kaybettim. Terzimin adını sadece deniz fenerlerine ve Kız Kulesi'ne verdim. Galata Kulesi de istedi ama reddettim onu. Çünkü o her gece koynuna yabancıları alıyor. Yalnızlık senin neyine dedim. Neyine senin yalnızlık!
Albert Camus da tanıyormuş terzimi. Nereden mi öğrendim? Şu satırlarından:
''Son yıllarda gördüklerimiz bizde bir şeyi kırdı. Bu şey, insanın güvenidir; o güven ki insanlığın dilini konuştuk mu, bir başkasından insanca karşılık göreceğimize inandırdı bizi. Gözlerimizin önünde yalan söylediler, insanı küçülttüler, öldürdüler, sürdüler, işkencelere soktular. Ve hiçbir sefer bunu yapanları yaptıklarının kötü olduğuna inandırmak mümkün olmadı. Çünkü kendilerinden emindiler. insanlar arasında sürüp giden uzun diyalog bitti.''
Madem ki diyalog bitti, o halde Red Kit gibi atıma binip, ''Ben Yalnız Bir Kovboyum'' Şarkısını söyleyerek yola koyulmalıydım. Islığım karanlığa karışmalı, karanlık, ıslığımdan korkmalıydı.
Ne gezer! Çok geçmeden önüme bir karaltı çıkmış, korkan ben olmuştum. Sonradan adının Epictetus olduğunu öğrendiğim biri; ''çocuk nereye gidiyorsun?'' diyerek beni durdurmuş, atımdan indirdikten sonra kulağıma şunları fısıldamıştı:
''Yalnız kalınca çocuklar ne yaparlar? Eğlenirler, çakıl taşı ve kum toplayarak küçük kubbeler yaparlar ve biraz sonra da onları yıkarlar. Böylece eğlenceleri hiç eksik olmaz. Onların çocukluk ya da akıl eksikliği yüzünden yaptıklarını kültür ve akıl ile yapamaz mısın? Her taraf çakıl ve kum dolu. Aslında içimizde inşa edecek ve yıkacak o kadar çok şey var ki. Yalnızlıktan hiç şikayet etmeyelim.''
Demek ki yalnızlıktan şikayet ediyordum. Demek içimizde inşa edip yıkacak çok şey vardı. Epictetus içimizdeki harabeleri görmediğinden böyle konuşuyordu. Yoksa, her taşı özenle yerleştirildikten sonra çöken bunca sarayın ardından; ''inşa edip yıkacak çok şey var'' der miydi?
Sevgili Dost,
Epictetus ıssız bir adaya düşse yanına ne alırdı? Ya ıssız bir odaya düşse?
ali ural
posta kutusundaki mızıka
Bazı kuyuların suyu içilmez; acıdır. Bazı kuyular derindir; görünmez suyu. Bazı kuyular kördür; göremezler. Benim kuyum, benim kuyum sevgili dostum öyle derindir ki; içine taş attığın zaman suyun sesini duyamazsın. Bağırsan sesin geri gelmez. Bakracı sarkıtsan ip yetmez.
Yalnızlığın bana yakıştığını söylüyorlar. iyi duruyormuş üzerimde; renkleri sade ve uyumluymuş. Dikimi kusursuzmuş. Bu mahir terzinin adını öğrenmek istiyorlar. Söyler miyim hiç! Konfeksiyon yalnızlıklar ne güne duruyor. Söyler miyim hiç!
Sevgili Dost,
Bana bencilce hareket ettiğimi söyleme sakın. insanlara güvenimi kaybettim. Terzimin adını sadece deniz fenerlerine ve Kız Kulesi'ne verdim. Galata Kulesi de istedi ama reddettim onu. Çünkü o her gece koynuna yabancıları alıyor. Yalnızlık senin neyine dedim. Neyine senin yalnızlık!
Albert Camus da tanıyormuş terzimi. Nereden mi öğrendim? Şu satırlarından:
''Son yıllarda gördüklerimiz bizde bir şeyi kırdı. Bu şey, insanın güvenidir; o güven ki insanlığın dilini konuştuk mu, bir başkasından insanca karşılık göreceğimize inandırdı bizi. Gözlerimizin önünde yalan söylediler, insanı küçülttüler, öldürdüler, sürdüler, işkencelere soktular. Ve hiçbir sefer bunu yapanları yaptıklarının kötü olduğuna inandırmak mümkün olmadı. Çünkü kendilerinden emindiler. insanlar arasında sürüp giden uzun diyalog bitti.''
Madem ki diyalog bitti, o halde Red Kit gibi atıma binip, ''Ben Yalnız Bir Kovboyum'' Şarkısını söyleyerek yola koyulmalıydım. Islığım karanlığa karışmalı, karanlık, ıslığımdan korkmalıydı.
Ne gezer! Çok geçmeden önüme bir karaltı çıkmış, korkan ben olmuştum. Sonradan adının Epictetus olduğunu öğrendiğim biri; ''çocuk nereye gidiyorsun?'' diyerek beni durdurmuş, atımdan indirdikten sonra kulağıma şunları fısıldamıştı:
''Yalnız kalınca çocuklar ne yaparlar? Eğlenirler, çakıl taşı ve kum toplayarak küçük kubbeler yaparlar ve biraz sonra da onları yıkarlar. Böylece eğlenceleri hiç eksik olmaz. Onların çocukluk ya da akıl eksikliği yüzünden yaptıklarını kültür ve akıl ile yapamaz mısın? Her taraf çakıl ve kum dolu. Aslında içimizde inşa edecek ve yıkacak o kadar çok şey var ki. Yalnızlıktan hiç şikayet etmeyelim.''
Demek ki yalnızlıktan şikayet ediyordum. Demek içimizde inşa edip yıkacak çok şey vardı. Epictetus içimizdeki harabeleri görmediğinden böyle konuşuyordu. Yoksa, her taşı özenle yerleştirildikten sonra çöken bunca sarayın ardından; ''inşa edip yıkacak çok şey var'' der miydi?
Sevgili Dost,
Epictetus ıssız bir adaya düşse yanına ne alırdı? Ya ıssız bir odaya düşse?
ali ural
posta kutusundaki mızıka
sevgili dost,
bazı kuyuların suyu içilmez, acıdır. bazı kuyular derindir, görünmez suyu. bazı kuyular kördür, göremezler. benim kuyum, beni kuyum sevgili dostum öyle derindir ki, içine taş attığın zaman suyun sesini duyamazsın. bağırsan sesin geri gelmez. bakracı sarkıtsan ip yetmez.
yalnızlığın bana yakıştığını söylüyorlar. iyi duruyormuş üzerimde; renkleri sade ve uyumluymuş. dikimi kusursuzmuş. bu mahir terzinin adını öğrenmek istiyorlar. söyler miyim hiç! konfeksiyon yalnızlıklar ne güne duruyor. söyler miyim hiç!
sevgili dost,
bana bencil hareket ettiğimi söyleme sakın. insanlara güvenimi kaybettim. terzimin adını sadece deniz fenerlerine ve kızkulesi'ne verdim. galata kulesi de istedi ama reddettim onu. çünkü o her gece koynuna yabancıları alıyor. yalnızlık senin neyine dedim. neyine senin yalnızlık!
albert camus da tanıyormuş terzimi. nereden mi öğrendim? şu satırlardan :
"son yıllarda gördüklerimiz bizde bir şeyi kırdı. bu şey, insanın güvenilir; o güven ki insanlığın dilini konuştuk mu, bir başkasından insanca karşılık göreceğimize inandırdı bizi. gözlerimizin önünde yalan söylediler, insanı küçülttüler, öldürdüler, sürdüler, işkencelere soktular. ve hiçbir sefer bunu yapanları yaptıklarının kötü olduğuna inandırmak mümkün olmadı. çünkü kendilerinden emindiler. insanlar arasında sürüp giden uzun diyalog bitti."
ne gezer! çok geçmeden önüme bir karaltı çıkmış, korkan ben olmuştum. sonradan adının epictetus olduğunu öğrendiğim biri, "çocuk, nereye gidiyorsun?" diyerek beni durdurmuş, atımdan indirdikten sonra kulağıma şunları fısıldamıştı:
"yalnız kalınca çocuklar ne yaparlar? eğlenirler, çakıl taşı ve kum toplayarak küçük kubbeler yaparlar ve biraz sonra da onları yıkarlar. böylece eğlenceleri hiç eksik olmaz. onların çocukluk ya da akıl eksikliği yüzünden yaptıklarını kültür ve akıl ile yapamaz mısın? her taraf çakıl ve kum dolu. aslında içimizde inşa edecek ve yıkacak o kadar çok şey var ki! yalnızlıktan hiç şikayet etmeyelim."
demek ki yalnızlıktan şikayet ediyordum. demek içimizde inşa edip yıkacak çok şey vardı. epictetus içimizdeki haberleri görmediğinden böyle konuşuyordu. yoksa, her taşı özenle yerleştirildikten sonra çöken bunca saray ardından, "inşa edip yıkacak çok şey var!" der miydi?
sevgili dost,
epictetus ıssız bir adaya düşse yanına ne alırdı?
ya ıssız bir odaya düşse?
bazı kuyuların suyu içilmez, acıdır. bazı kuyular derindir, görünmez suyu. bazı kuyular kördür, göremezler. benim kuyum, beni kuyum sevgili dostum öyle derindir ki, içine taş attığın zaman suyun sesini duyamazsın. bağırsan sesin geri gelmez. bakracı sarkıtsan ip yetmez.
yalnızlığın bana yakıştığını söylüyorlar. iyi duruyormuş üzerimde; renkleri sade ve uyumluymuş. dikimi kusursuzmuş. bu mahir terzinin adını öğrenmek istiyorlar. söyler miyim hiç! konfeksiyon yalnızlıklar ne güne duruyor. söyler miyim hiç!
sevgili dost,
bana bencil hareket ettiğimi söyleme sakın. insanlara güvenimi kaybettim. terzimin adını sadece deniz fenerlerine ve kızkulesi'ne verdim. galata kulesi de istedi ama reddettim onu. çünkü o her gece koynuna yabancıları alıyor. yalnızlık senin neyine dedim. neyine senin yalnızlık!
albert camus da tanıyormuş terzimi. nereden mi öğrendim? şu satırlardan :
"son yıllarda gördüklerimiz bizde bir şeyi kırdı. bu şey, insanın güvenilir; o güven ki insanlığın dilini konuştuk mu, bir başkasından insanca karşılık göreceğimize inandırdı bizi. gözlerimizin önünde yalan söylediler, insanı küçülttüler, öldürdüler, sürdüler, işkencelere soktular. ve hiçbir sefer bunu yapanları yaptıklarının kötü olduğuna inandırmak mümkün olmadı. çünkü kendilerinden emindiler. insanlar arasında sürüp giden uzun diyalog bitti."
ne gezer! çok geçmeden önüme bir karaltı çıkmış, korkan ben olmuştum. sonradan adının epictetus olduğunu öğrendiğim biri, "çocuk, nereye gidiyorsun?" diyerek beni durdurmuş, atımdan indirdikten sonra kulağıma şunları fısıldamıştı:
"yalnız kalınca çocuklar ne yaparlar? eğlenirler, çakıl taşı ve kum toplayarak küçük kubbeler yaparlar ve biraz sonra da onları yıkarlar. böylece eğlenceleri hiç eksik olmaz. onların çocukluk ya da akıl eksikliği yüzünden yaptıklarını kültür ve akıl ile yapamaz mısın? her taraf çakıl ve kum dolu. aslında içimizde inşa edecek ve yıkacak o kadar çok şey var ki! yalnızlıktan hiç şikayet etmeyelim."
demek ki yalnızlıktan şikayet ediyordum. demek içimizde inşa edip yıkacak çok şey vardı. epictetus içimizdeki haberleri görmediğinden böyle konuşuyordu. yoksa, her taşı özenle yerleştirildikten sonra çöken bunca saray ardından, "inşa edip yıkacak çok şey var!" der miydi?
sevgili dost,
epictetus ıssız bir adaya düşse yanına ne alırdı?
ya ıssız bir odaya düşse?
"Bugün yeni bir şey yap; bir iyilik kendine. Gazete bayisine uğrama, işe gitme, okula da. Bugün evin elektriklerini kes, ekrana düşmemek için. Kuş sesleri var, radyonu açma. Bugün kışlıkları kaldır, çıkar yazlıklarını. Sahile in, çöz kayıkları. Bir iyilik yap kendine. Sigaranı güneşle yak, ama yaklaşma, kibritinin her seferinde söndüğünü görüp ellerini uzatan rüzgara. Martılara balık tutmayı, denize sakin olmayı öğret." Posta kutusundaki mızıka'yı sevdirendir, metaforları ve kalemi sağlamdır. Bunların yanında şiddetle okunması tavsiye edilebilecek yazarlarımızdan biridir.
sevgili dost!
bu sabah kuş sesleriyle uyandım. ne güzel değil mi? hayır, güzel değil! açık penceremden ok gibi dalıp yastığıma saplanan karga sesleriydi. kuş sesleri dediğimde aklına asla karganın gelmediğini biliyorum. bu, karganın da bir kuş türü olduğunu bilmeyişinden değil, karganın türünün en önemli özelliği olan güzel bir ötüşten mahrum oluşundan elbette. yüzümü yıkarken acaba diyordum; acaba türümüzün en önemli özelliklerini taşıyor muyuz? hareketlerimiz ve sözlerimiz nerelere saplanıyor? acaba 'insan' denince hatırlanıyor muyuz?
(bkz: posta kutusundaki mızıka) kitabından.
bu sabah kuş sesleriyle uyandım. ne güzel değil mi? hayır, güzel değil! açık penceremden ok gibi dalıp yastığıma saplanan karga sesleriydi. kuş sesleri dediğimde aklına asla karganın gelmediğini biliyorum. bu, karganın da bir kuş türü olduğunu bilmeyişinden değil, karganın türünün en önemli özelliği olan güzel bir ötüşten mahrum oluşundan elbette. yüzümü yıkarken acaba diyordum; acaba türümüzün en önemli özelliklerini taşıyor muyuz? hareketlerimiz ve sözlerimiz nerelere saplanıyor? acaba 'insan' denince hatırlanıyor muyuz?
(bkz: posta kutusundaki mızıka) kitabından.
"kuş sesleri dediğimde aklına asla karganın gelmediğini biliyorum. bu, karganın da bir kuş türü olduğunu bilmeyişinden değil, karganın türünün en önemli özelliği olan güzel bir ötüşten mahrum oluşundan elbette. yüzümü yıkarken acaba diyordum; acaba türümüzün en önemli özelliklerini taşıyor muyuz? hareketlerimiz ve sözlerimiz nerelere saplanıyor? acaba insan denince hatırlanıyor muyuz?
Ali Ural - Posta Kutusundaki Mızıka
Ali Ural - Posta Kutusundaki Mızıka
ejderha ve kelebek adlı kitaptan alıntıdır:
"bir kere soru sormaya başlarsa
kendine insan
salkım salkım anahtarlar
devşirmeye başlar esrarlı bağdan."
"bir kere soru sormaya başlarsa
kendine insan
salkım salkım anahtarlar
devşirmeye başlar esrarlı bağdan."
şair ve yazardır.
posta kutusundaki mızıka kitabı çok hoş, çok lezzetli, çok sevimlidir. sıcacıktır.
posta kutusundaki mızıka kitabı çok hoş, çok lezzetli, çok sevimlidir. sıcacıktır.
zaman gazetesi yazarlarındandır.
Yangın merdiveni adlı kitabındaki her öykü ayrı şok eder insanı, gerçekten enfes ve okunası eserleri olan üstadımız.
yazar, şair ve öğretmen kişidir.
ancak ya düz yazıyı şiir kadar ya da kadın öğrencileri erkek öğrenciler kadar sevmemektedir. (bkz: tam çözülemeyen olaylar)
yetenekli kadınlara ve yeterince müslüman olmayanlara tavsiyem: adam işi biliyor. sömürün sömürebildiğiniz kadar. kıvamınızı bulunca da yakışıklı bir yayınevinin kapısını hiç çekinmeden çalın.
(bkz: ılımlı islam insanları)
(bkz: şule yayınları)
ancak ya düz yazıyı şiir kadar ya da kadın öğrencileri erkek öğrenciler kadar sevmemektedir. (bkz: tam çözülemeyen olaylar)
yetenekli kadınlara ve yeterince müslüman olmayanlara tavsiyem: adam işi biliyor. sömürün sömürebildiğiniz kadar. kıvamınızı bulunca da yakışıklı bir yayınevinin kapısını hiç çekinmeden çalın.
(bkz: ılımlı islam insanları)
(bkz: şule yayınları)
pencere sen aç beni
Pencere sen aç beni,
Dumanların bacalarını seyret;
Duvarların bahçelerini,
Gölgelerin ağaçlarını
Asma taşıyıcılara yükle,
Çok eğrili kabuklar topla denizden,
Ağlarında yıldızlar çırpına çırpına ölsün!
Kemerler bağla,perdeler çek,
Ne ağır gökyüzü!
Katlanmış plaklarda,
Yarısını çalarken şarkının,
Makaslarla kesilmiş kubbelere sor
Ağırlık neymiş?
Göz kapaklarıyla saymak,
Can levhalarını
Pencere sen aç beni,
Bir ormandan ancak bir ev yapabilirim
Bir dağdan duvar yalnız!
Herşeyi çizmişler,
Ben siliyorum
Bu sokak çok aydınlık
Bir lamba yeter!
Bu dudakların söyleyeceği yok
Silinsinler!
Dev çanaklarda ziftlenen köpekler
Çatılardan dökülsün,
Mahkum firar etsin;
Yemin etsin parmaklıklar üstüne
Ah sesleri katranlarla kesemezler!
Damlar durur,damlar yıkılır
Damlarda çocuklar kurutulur,
Kireç ocaklarında kediler
Değme kurşun kına yakamaz ellerine.
Gelinlerle aydınlatalım kubbeyi gelin!
Mimarın silgisi değmeden göğe
Ben siliyorum,çizmişler herşeyi;
Buğulu cam taşımıyor planlarımı.
Ateş,piramitten geçip renklere ayrılıyor,
Bütün renkler kırmızı,
Bütün mumyalar kundaklanmış,
Bütün bebekler bin yaşında
Ben pencereyi açamam,
Pencere sen aç beni!
Ali URAL
Pencere sen aç beni,
Dumanların bacalarını seyret;
Duvarların bahçelerini,
Gölgelerin ağaçlarını
Asma taşıyıcılara yükle,
Çok eğrili kabuklar topla denizden,
Ağlarında yıldızlar çırpına çırpına ölsün!
Kemerler bağla,perdeler çek,
Ne ağır gökyüzü!
Katlanmış plaklarda,
Yarısını çalarken şarkının,
Makaslarla kesilmiş kubbelere sor
Ağırlık neymiş?
Göz kapaklarıyla saymak,
Can levhalarını
Pencere sen aç beni,
Bir ormandan ancak bir ev yapabilirim
Bir dağdan duvar yalnız!
Herşeyi çizmişler,
Ben siliyorum
Bu sokak çok aydınlık
Bir lamba yeter!
Bu dudakların söyleyeceği yok
Silinsinler!
Dev çanaklarda ziftlenen köpekler
Çatılardan dökülsün,
Mahkum firar etsin;
Yemin etsin parmaklıklar üstüne
Ah sesleri katranlarla kesemezler!
Damlar durur,damlar yıkılır
Damlarda çocuklar kurutulur,
Kireç ocaklarında kediler
Değme kurşun kına yakamaz ellerine.
Gelinlerle aydınlatalım kubbeyi gelin!
Mimarın silgisi değmeden göğe
Ben siliyorum,çizmişler herşeyi;
Buğulu cam taşımıyor planlarımı.
Ateş,piramitten geçip renklere ayrılıyor,
Bütün renkler kırmızı,
Bütün mumyalar kundaklanmış,
Bütün bebekler bin yaşında
Ben pencereyi açamam,
Pencere sen aç beni!
Ali URAL
bütün kitaplarını bir solukta okudum. özellikle posta kutusundaki mızıka'yı sıkılmadan ömür boyu okuyabilirim. fazla değinmeyeceğim nasıl biri olduğuna, merak eden alır kitaplarını okur. kendisinden bu kadar az bahsedilmesi, hakkında bu kadar az entry girilmesi popülerlikten uzak sade bir hayat yaşadığından kaynaklanıyordur elbette. allah uzun ömürler versin, versin ki daha çok yazsın.
bildiğin naiftir ,duygusal yazar.
ey kutsal ağrı! saklandığın yerden çık! yalnız kendimizi değil, çevremizi de yakıp yıkıyoruz! biz acı duymayanlar ahalisi, akan kanımızı boş gözlerle, bir nehir gibi seyrediyor, kopan ayağımıza vitrinlerden ayakkabı beğeniyoruz.
ey kutsal ağrı! gel ve sessizliğimizi boz! kulakları sağır etsin çınlayan sesin! başımızdaki tacımızı ağrıdan bir çelenkle değiştir!
(bkz: ali ural)
ey kutsal ağrı! gel ve sessizliğimizi boz! kulakları sağır etsin çınlayan sesin! başımızdaki tacımızı ağrıdan bir çelenkle değiştir!
(bkz: ali ural)
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar
© 2005 – 2026 uludagsozluk.com