bugün
- 80 yaşına yaklaşmış koltuk sevdalısı siyasiler4
- yazarların imza parfümleri3
- dil2
- 26 haziran 2026 türkiye abd maçı9
- kolu kıllı kız4
- dünya8
- 2026 dünya kupası23
- futbol16
- bir insanı sevmek2
- meslek lisesi vs imam hatip lisesi9
- düşün ki o bunu okuyor17
- chp genel başkanı hayatını kaybetti2
- pakistan3
- nevşehir üzümü2
- hindistan3
- azerbaycan2
- 25 haziran 2026 iskoçya brezilya maçı2
- milli takım'ın abd maçı hazırlıkları2
- velvet13
- fas6
- guyana4
- sözlük kızlarının vücutları15
- falıma bakmak isteyen var mı24
- yaşamak üzerine2
- chp'li 17 belediye başkanının akp'ye geçmesi14
- aşure günü3
- yazarların sahip olmak istedikleri süper güçler2
- kuzenin içine boşalmak14
- gülüm diyen kız10
- yılmaz güney12
- ingiliz şapkası takmıyor diye türkleri asmak10
- bosna hersek3
- japonya4
- kadınları cinsel obje olarak gören erkek6
- karadeniz ağaçlarından yapılan kağıt2
- fakirin sevmesi hak mıdır6
- kafirlerin dünyaya kazandırdıkları8
- her şeye saygı duyulması gerekir6
- moğolistan2
- arap gibi giyinerek sevap kazandığını sanan tip10
- üşengeçlikten 1 ay banyo yapmamak6
- dolandırılan insanların genel özellikleri9
- hızlı para kazanmanın yolları4
- anın fotoğrafı2
- kemal kılıçdaroğlu18
- cezayir2
- gün gelecek dün olacak5
- okullarda zorunlu din dersi meselesi5
- aşk her şeyi affeder mi4
- bir insana inanmak2
diğer kitaplarıda şöyledir:
güneşimin önünden çekil
imam şafii nin şiirleri
ayrıca bildiğim kadarıyla radyo programı yapmakla birlikte bir gazetede de yazmaktadır. basarılı ve çalışkan bir yazarımızdır.
ısrarla taviye edeceğim kitapları :
posta kutusundaki mızıka *
resimde görünmeyen
bütün kitapları hemen hemen bir solukta bitmektedir.
imza gününe gittiyseniz sizle derin bir muhabbet koyulabilir, çok mütevazi, hümanist ve olumlu bir karaktere sahiptir.onunla konusurken bile huzur dolabilirsiniz, bütün negatif enerjiniz gider " dünya güzel, hayat güzel, bu ne tatlı bir yazar, allah ım onun gibi bir abim olsaydı, olmadı amcam olsaydı" diyerek yanından ayrılabilirsiniz. * *
görsel
güneşimin önünden çekil
imam şafii nin şiirleri
ayrıca bildiğim kadarıyla radyo programı yapmakla birlikte bir gazetede de yazmaktadır. basarılı ve çalışkan bir yazarımızdır.
ısrarla taviye edeceğim kitapları :
posta kutusundaki mızıka *
resimde görünmeyen
bütün kitapları hemen hemen bir solukta bitmektedir.
imza gününe gittiyseniz sizle derin bir muhabbet koyulabilir, çok mütevazi, hümanist ve olumlu bir karaktere sahiptir.onunla konusurken bile huzur dolabilirsiniz, bütün negatif enerjiniz gider " dünya güzel, hayat güzel, bu ne tatlı bir yazar, allah ım onun gibi bir abim olsaydı, olmadı amcam olsaydı" diyerek yanından ayrılabilirsiniz. * *
görsel
zaman gazetesi yazarlarındandır.
ejderha ve kelebek adlı kitaptan alıntıdır:
"bir kere soru sormaya başlarsa
kendine insan
salkım salkım anahtarlar
devşirmeye başlar esrarlı bağdan."
"bir kere soru sormaya başlarsa
kendine insan
salkım salkım anahtarlar
devşirmeye başlar esrarlı bağdan."
ey kutsal ağrı! saklandığın yerden çık! yalnız kendimizi değil, çevremizi de yakıp yıkıyoruz! biz acı duymayanlar ahalisi, akan kanımızı boş gözlerle, bir nehir gibi seyrediyor, kopan ayağımıza vitrinlerden ayakkabı beğeniyoruz.
ey kutsal ağrı! gel ve sessizliğimizi boz! kulakları sağır etsin çınlayan sesin! başımızdaki tacımızı ağrıdan bir çelenkle değiştir!
(bkz: ali ural)
ey kutsal ağrı! gel ve sessizliğimizi boz! kulakları sağır etsin çınlayan sesin! başımızdaki tacımızı ağrıdan bir çelenkle değiştir!
(bkz: ali ural)
sevgili dost!
bu sabah kuş sesleriyle uyandım. ne güzel değil mi? hayır, güzel değil! açık penceremden ok gibi dalıp yastığıma saplanan karga sesleriydi. kuş sesleri dediğimde aklına asla karganın gelmediğini biliyorum. bu, karganın da bir kuş türü olduğunu bilmeyişinden değil, karganın türünün en önemli özelliği olan güzel bir ötüşten mahrum oluşundan elbette. yüzümü yıkarken acaba diyordum; acaba türümüzün en önemli özelliklerini taşıyor muyuz? hareketlerimiz ve sözlerimiz nerelere saplanıyor? acaba 'insan' denince hatırlanıyor muyuz?
(bkz: posta kutusundaki mızıka) kitabından.
bu sabah kuş sesleriyle uyandım. ne güzel değil mi? hayır, güzel değil! açık penceremden ok gibi dalıp yastığıma saplanan karga sesleriydi. kuş sesleri dediğimde aklına asla karganın gelmediğini biliyorum. bu, karganın da bir kuş türü olduğunu bilmeyişinden değil, karganın türünün en önemli özelliği olan güzel bir ötüşten mahrum oluşundan elbette. yüzümü yıkarken acaba diyordum; acaba türümüzün en önemli özelliklerini taşıyor muyuz? hareketlerimiz ve sözlerimiz nerelere saplanıyor? acaba 'insan' denince hatırlanıyor muyuz?
(bkz: posta kutusundaki mızıka) kitabından.
şair ve yazardır.
posta kutusundaki mızıka kitabı çok hoş, çok lezzetli, çok sevimlidir. sıcacıktır.
posta kutusundaki mızıka kitabı çok hoş, çok lezzetli, çok sevimlidir. sıcacıktır.
bildiğin naiftir ,duygusal yazar.
Sevgili Dost,
Bazı kuyuların suyu içilmez; acıdır. Bazı kuyular derindir; görünmez suyu. Bazı kuyular kördür; göremezler. Benim kuyum, benim kuyum sevgili dostum öyle derindir ki; içine taş attığın zaman suyun sesini duyamazsın. Bağırsan sesin geri gelmez. Bakracı sarkıtsan ip yetmez.
Yalnızlığın bana yakıştığını söylüyorlar. iyi duruyormuş üzerimde; renkleri sade ve uyumluymuş. Dikimi kusursuzmuş. Bu mahir terzinin adını öğrenmek istiyorlar. Söyler miyim hiç! Konfeksiyon yalnızlıklar ne güne duruyor. Söyler miyim hiç!
Sevgili Dost,
Bana bencilce hareket ettiğimi söyleme sakın. insanlara güvenimi kaybettim. Terzimin adını sadece deniz fenerlerine ve Kız Kulesi'ne verdim. Galata Kulesi de istedi ama reddettim onu. Çünkü o her gece koynuna yabancıları alıyor. Yalnızlık senin neyine dedim. Neyine senin yalnızlık!
Albert Camus da tanıyormuş terzimi. Nereden mi öğrendim? Şu satırlarından:
''Son yıllarda gördüklerimiz bizde bir şeyi kırdı. Bu şey, insanın güvenidir; o güven ki insanlığın dilini konuştuk mu, bir başkasından insanca karşılık göreceğimize inandırdı bizi. Gözlerimizin önünde yalan söylediler, insanı küçülttüler, öldürdüler, sürdüler, işkencelere soktular. Ve hiçbir sefer bunu yapanları yaptıklarının kötü olduğuna inandırmak mümkün olmadı. Çünkü kendilerinden emindiler. insanlar arasında sürüp giden uzun diyalog bitti.''
Madem ki diyalog bitti, o halde Red Kit gibi atıma binip, ''Ben Yalnız Bir Kovboyum'' Şarkısını söyleyerek yola koyulmalıydım. Islığım karanlığa karışmalı, karanlık, ıslığımdan korkmalıydı.
Ne gezer! Çok geçmeden önüme bir karaltı çıkmış, korkan ben olmuştum. Sonradan adının Epictetus olduğunu öğrendiğim biri; ''çocuk nereye gidiyorsun?'' diyerek beni durdurmuş, atımdan indirdikten sonra kulağıma şunları fısıldamıştı:
''Yalnız kalınca çocuklar ne yaparlar? Eğlenirler, çakıl taşı ve kum toplayarak küçük kubbeler yaparlar ve biraz sonra da onları yıkarlar. Böylece eğlenceleri hiç eksik olmaz. Onların çocukluk ya da akıl eksikliği yüzünden yaptıklarını kültür ve akıl ile yapamaz mısın? Her taraf çakıl ve kum dolu. Aslında içimizde inşa edecek ve yıkacak o kadar çok şey var ki. Yalnızlıktan hiç şikayet etmeyelim.''
Demek ki yalnızlıktan şikayet ediyordum. Demek içimizde inşa edip yıkacak çok şey vardı. Epictetus içimizdeki harabeleri görmediğinden böyle konuşuyordu. Yoksa, her taşı özenle yerleştirildikten sonra çöken bunca sarayın ardından; ''inşa edip yıkacak çok şey var'' der miydi?
Sevgili Dost,
Epictetus ıssız bir adaya düşse yanına ne alırdı? Ya ıssız bir odaya düşse?
ali ural
posta kutusundaki mızıka
Bazı kuyuların suyu içilmez; acıdır. Bazı kuyular derindir; görünmez suyu. Bazı kuyular kördür; göremezler. Benim kuyum, benim kuyum sevgili dostum öyle derindir ki; içine taş attığın zaman suyun sesini duyamazsın. Bağırsan sesin geri gelmez. Bakracı sarkıtsan ip yetmez.
Yalnızlığın bana yakıştığını söylüyorlar. iyi duruyormuş üzerimde; renkleri sade ve uyumluymuş. Dikimi kusursuzmuş. Bu mahir terzinin adını öğrenmek istiyorlar. Söyler miyim hiç! Konfeksiyon yalnızlıklar ne güne duruyor. Söyler miyim hiç!
Sevgili Dost,
Bana bencilce hareket ettiğimi söyleme sakın. insanlara güvenimi kaybettim. Terzimin adını sadece deniz fenerlerine ve Kız Kulesi'ne verdim. Galata Kulesi de istedi ama reddettim onu. Çünkü o her gece koynuna yabancıları alıyor. Yalnızlık senin neyine dedim. Neyine senin yalnızlık!
Albert Camus da tanıyormuş terzimi. Nereden mi öğrendim? Şu satırlarından:
''Son yıllarda gördüklerimiz bizde bir şeyi kırdı. Bu şey, insanın güvenidir; o güven ki insanlığın dilini konuştuk mu, bir başkasından insanca karşılık göreceğimize inandırdı bizi. Gözlerimizin önünde yalan söylediler, insanı küçülttüler, öldürdüler, sürdüler, işkencelere soktular. Ve hiçbir sefer bunu yapanları yaptıklarının kötü olduğuna inandırmak mümkün olmadı. Çünkü kendilerinden emindiler. insanlar arasında sürüp giden uzun diyalog bitti.''
Madem ki diyalog bitti, o halde Red Kit gibi atıma binip, ''Ben Yalnız Bir Kovboyum'' Şarkısını söyleyerek yola koyulmalıydım. Islığım karanlığa karışmalı, karanlık, ıslığımdan korkmalıydı.
Ne gezer! Çok geçmeden önüme bir karaltı çıkmış, korkan ben olmuştum. Sonradan adının Epictetus olduğunu öğrendiğim biri; ''çocuk nereye gidiyorsun?'' diyerek beni durdurmuş, atımdan indirdikten sonra kulağıma şunları fısıldamıştı:
''Yalnız kalınca çocuklar ne yaparlar? Eğlenirler, çakıl taşı ve kum toplayarak küçük kubbeler yaparlar ve biraz sonra da onları yıkarlar. Böylece eğlenceleri hiç eksik olmaz. Onların çocukluk ya da akıl eksikliği yüzünden yaptıklarını kültür ve akıl ile yapamaz mısın? Her taraf çakıl ve kum dolu. Aslında içimizde inşa edecek ve yıkacak o kadar çok şey var ki. Yalnızlıktan hiç şikayet etmeyelim.''
Demek ki yalnızlıktan şikayet ediyordum. Demek içimizde inşa edip yıkacak çok şey vardı. Epictetus içimizdeki harabeleri görmediğinden böyle konuşuyordu. Yoksa, her taşı özenle yerleştirildikten sonra çöken bunca sarayın ardından; ''inşa edip yıkacak çok şey var'' der miydi?
Sevgili Dost,
Epictetus ıssız bir adaya düşse yanına ne alırdı? Ya ıssız bir odaya düşse?
ali ural
posta kutusundaki mızıka
"kuş sesleri dediğimde aklına asla karganın gelmediğini biliyorum. bu, karganın da bir kuş türü olduğunu bilmeyişinden değil, karganın türünün en önemli özelliği olan güzel bir ötüşten mahrum oluşundan elbette. yüzümü yıkarken acaba diyordum; acaba türümüzün en önemli özelliklerini taşıyor muyuz? hareketlerimiz ve sözlerimiz nerelere saplanıyor? acaba insan denince hatırlanıyor muyuz?
Ali Ural - Posta Kutusundaki Mızıka
Ali Ural - Posta Kutusundaki Mızıka
Yangın merdiveni adlı kitabındaki her öykü ayrı şok eder insanı, gerçekten enfes ve okunası eserleri olan üstadımız.
yazar, şair ve öğretmen kişidir.
ancak ya düz yazıyı şiir kadar ya da kadın öğrencileri erkek öğrenciler kadar sevmemektedir. (bkz: tam çözülemeyen olaylar)
yetenekli kadınlara ve yeterince müslüman olmayanlara tavsiyem: adam işi biliyor. sömürün sömürebildiğiniz kadar. kıvamınızı bulunca da yakışıklı bir yayınevinin kapısını hiç çekinmeden çalın.
(bkz: ılımlı islam insanları)
(bkz: şule yayınları)
ancak ya düz yazıyı şiir kadar ya da kadın öğrencileri erkek öğrenciler kadar sevmemektedir. (bkz: tam çözülemeyen olaylar)
yetenekli kadınlara ve yeterince müslüman olmayanlara tavsiyem: adam işi biliyor. sömürün sömürebildiğiniz kadar. kıvamınızı bulunca da yakışıklı bir yayınevinin kapısını hiç çekinmeden çalın.
(bkz: ılımlı islam insanları)
(bkz: şule yayınları)
"Bugün yeni bir şey yap; bir iyilik kendine. Gazete bayisine uğrama, işe gitme, okula da. Bugün evin elektriklerini kes, ekrana düşmemek için. Kuş sesleri var, radyonu açma. Bugün kışlıkları kaldır, çıkar yazlıklarını. Sahile in, çöz kayıkları. Bir iyilik yap kendine. Sigaranı güneşle yak, ama yaklaşma, kibritinin her seferinde söndüğünü görüp ellerini uzatan rüzgara. Martılara balık tutmayı, denize sakin olmayı öğret." Posta kutusundaki mızıka'yı sevdirendir, metaforları ve kalemi sağlamdır. Bunların yanında şiddetle okunması tavsiye edilebilecek yazarlarımızdan biridir.
bütün kitaplarını bir solukta okudum. özellikle posta kutusundaki mızıka'yı sıkılmadan ömür boyu okuyabilirim. fazla değinmeyeceğim nasıl biri olduğuna, merak eden alır kitaplarını okur. kendisinden bu kadar az bahsedilmesi, hakkında bu kadar az entry girilmesi popülerlikten uzak sade bir hayat yaşadığından kaynaklanıyordur elbette. allah uzun ömürler versin, versin ki daha çok yazsın.
pencere sen aç beni
Pencere sen aç beni,
Dumanların bacalarını seyret;
Duvarların bahçelerini,
Gölgelerin ağaçlarını
Asma taşıyıcılara yükle,
Çok eğrili kabuklar topla denizden,
Ağlarında yıldızlar çırpına çırpına ölsün!
Kemerler bağla,perdeler çek,
Ne ağır gökyüzü!
Katlanmış plaklarda,
Yarısını çalarken şarkının,
Makaslarla kesilmiş kubbelere sor
Ağırlık neymiş?
Göz kapaklarıyla saymak,
Can levhalarını
Pencere sen aç beni,
Bir ormandan ancak bir ev yapabilirim
Bir dağdan duvar yalnız!
Herşeyi çizmişler,
Ben siliyorum
Bu sokak çok aydınlık
Bir lamba yeter!
Bu dudakların söyleyeceği yok
Silinsinler!
Dev çanaklarda ziftlenen köpekler
Çatılardan dökülsün,
Mahkum firar etsin;
Yemin etsin parmaklıklar üstüne
Ah sesleri katranlarla kesemezler!
Damlar durur,damlar yıkılır
Damlarda çocuklar kurutulur,
Kireç ocaklarında kediler
Değme kurşun kına yakamaz ellerine.
Gelinlerle aydınlatalım kubbeyi gelin!
Mimarın silgisi değmeden göğe
Ben siliyorum,çizmişler herşeyi;
Buğulu cam taşımıyor planlarımı.
Ateş,piramitten geçip renklere ayrılıyor,
Bütün renkler kırmızı,
Bütün mumyalar kundaklanmış,
Bütün bebekler bin yaşında
Ben pencereyi açamam,
Pencere sen aç beni!
Ali URAL
Pencere sen aç beni,
Dumanların bacalarını seyret;
Duvarların bahçelerini,
Gölgelerin ağaçlarını
Asma taşıyıcılara yükle,
Çok eğrili kabuklar topla denizden,
Ağlarında yıldızlar çırpına çırpına ölsün!
Kemerler bağla,perdeler çek,
Ne ağır gökyüzü!
Katlanmış plaklarda,
Yarısını çalarken şarkının,
Makaslarla kesilmiş kubbelere sor
Ağırlık neymiş?
Göz kapaklarıyla saymak,
Can levhalarını
Pencere sen aç beni,
Bir ormandan ancak bir ev yapabilirim
Bir dağdan duvar yalnız!
Herşeyi çizmişler,
Ben siliyorum
Bu sokak çok aydınlık
Bir lamba yeter!
Bu dudakların söyleyeceği yok
Silinsinler!
Dev çanaklarda ziftlenen köpekler
Çatılardan dökülsün,
Mahkum firar etsin;
Yemin etsin parmaklıklar üstüne
Ah sesleri katranlarla kesemezler!
Damlar durur,damlar yıkılır
Damlarda çocuklar kurutulur,
Kireç ocaklarında kediler
Değme kurşun kına yakamaz ellerine.
Gelinlerle aydınlatalım kubbeyi gelin!
Mimarın silgisi değmeden göğe
Ben siliyorum,çizmişler herşeyi;
Buğulu cam taşımıyor planlarımı.
Ateş,piramitten geçip renklere ayrılıyor,
Bütün renkler kırmızı,
Bütün mumyalar kundaklanmış,
Bütün bebekler bin yaşında
Ben pencereyi açamam,
Pencere sen aç beni!
Ali URAL
sevgili dost,
bazı kuyuların suyu içilmez, acıdır. bazı kuyular derindir, görünmez suyu. bazı kuyular kördür, göremezler. benim kuyum, beni kuyum sevgili dostum öyle derindir ki, içine taş attığın zaman suyun sesini duyamazsın. bağırsan sesin geri gelmez. bakracı sarkıtsan ip yetmez.
yalnızlığın bana yakıştığını söylüyorlar. iyi duruyormuş üzerimde; renkleri sade ve uyumluymuş. dikimi kusursuzmuş. bu mahir terzinin adını öğrenmek istiyorlar. söyler miyim hiç! konfeksiyon yalnızlıklar ne güne duruyor. söyler miyim hiç!
sevgili dost,
bana bencil hareket ettiğimi söyleme sakın. insanlara güvenimi kaybettim. terzimin adını sadece deniz fenerlerine ve kızkulesi'ne verdim. galata kulesi de istedi ama reddettim onu. çünkü o her gece koynuna yabancıları alıyor. yalnızlık senin neyine dedim. neyine senin yalnızlık!
albert camus da tanıyormuş terzimi. nereden mi öğrendim? şu satırlardan :
"son yıllarda gördüklerimiz bizde bir şeyi kırdı. bu şey, insanın güvenilir; o güven ki insanlığın dilini konuştuk mu, bir başkasından insanca karşılık göreceğimize inandırdı bizi. gözlerimizin önünde yalan söylediler, insanı küçülttüler, öldürdüler, sürdüler, işkencelere soktular. ve hiçbir sefer bunu yapanları yaptıklarının kötü olduğuna inandırmak mümkün olmadı. çünkü kendilerinden emindiler. insanlar arasında sürüp giden uzun diyalog bitti."
ne gezer! çok geçmeden önüme bir karaltı çıkmış, korkan ben olmuştum. sonradan adının epictetus olduğunu öğrendiğim biri, "çocuk, nereye gidiyorsun?" diyerek beni durdurmuş, atımdan indirdikten sonra kulağıma şunları fısıldamıştı:
"yalnız kalınca çocuklar ne yaparlar? eğlenirler, çakıl taşı ve kum toplayarak küçük kubbeler yaparlar ve biraz sonra da onları yıkarlar. böylece eğlenceleri hiç eksik olmaz. onların çocukluk ya da akıl eksikliği yüzünden yaptıklarını kültür ve akıl ile yapamaz mısın? her taraf çakıl ve kum dolu. aslında içimizde inşa edecek ve yıkacak o kadar çok şey var ki! yalnızlıktan hiç şikayet etmeyelim."
demek ki yalnızlıktan şikayet ediyordum. demek içimizde inşa edip yıkacak çok şey vardı. epictetus içimizdeki haberleri görmediğinden böyle konuşuyordu. yoksa, her taşı özenle yerleştirildikten sonra çöken bunca saray ardından, "inşa edip yıkacak çok şey var!" der miydi?
sevgili dost,
epictetus ıssız bir adaya düşse yanına ne alırdı?
ya ıssız bir odaya düşse?
bazı kuyuların suyu içilmez, acıdır. bazı kuyular derindir, görünmez suyu. bazı kuyular kördür, göremezler. benim kuyum, beni kuyum sevgili dostum öyle derindir ki, içine taş attığın zaman suyun sesini duyamazsın. bağırsan sesin geri gelmez. bakracı sarkıtsan ip yetmez.
yalnızlığın bana yakıştığını söylüyorlar. iyi duruyormuş üzerimde; renkleri sade ve uyumluymuş. dikimi kusursuzmuş. bu mahir terzinin adını öğrenmek istiyorlar. söyler miyim hiç! konfeksiyon yalnızlıklar ne güne duruyor. söyler miyim hiç!
sevgili dost,
bana bencil hareket ettiğimi söyleme sakın. insanlara güvenimi kaybettim. terzimin adını sadece deniz fenerlerine ve kızkulesi'ne verdim. galata kulesi de istedi ama reddettim onu. çünkü o her gece koynuna yabancıları alıyor. yalnızlık senin neyine dedim. neyine senin yalnızlık!
albert camus da tanıyormuş terzimi. nereden mi öğrendim? şu satırlardan :
"son yıllarda gördüklerimiz bizde bir şeyi kırdı. bu şey, insanın güvenilir; o güven ki insanlığın dilini konuştuk mu, bir başkasından insanca karşılık göreceğimize inandırdı bizi. gözlerimizin önünde yalan söylediler, insanı küçülttüler, öldürdüler, sürdüler, işkencelere soktular. ve hiçbir sefer bunu yapanları yaptıklarının kötü olduğuna inandırmak mümkün olmadı. çünkü kendilerinden emindiler. insanlar arasında sürüp giden uzun diyalog bitti."
ne gezer! çok geçmeden önüme bir karaltı çıkmış, korkan ben olmuştum. sonradan adının epictetus olduğunu öğrendiğim biri, "çocuk, nereye gidiyorsun?" diyerek beni durdurmuş, atımdan indirdikten sonra kulağıma şunları fısıldamıştı:
"yalnız kalınca çocuklar ne yaparlar? eğlenirler, çakıl taşı ve kum toplayarak küçük kubbeler yaparlar ve biraz sonra da onları yıkarlar. böylece eğlenceleri hiç eksik olmaz. onların çocukluk ya da akıl eksikliği yüzünden yaptıklarını kültür ve akıl ile yapamaz mısın? her taraf çakıl ve kum dolu. aslında içimizde inşa edecek ve yıkacak o kadar çok şey var ki! yalnızlıktan hiç şikayet etmeyelim."
demek ki yalnızlıktan şikayet ediyordum. demek içimizde inşa edip yıkacak çok şey vardı. epictetus içimizdeki haberleri görmediğinden böyle konuşuyordu. yoksa, her taşı özenle yerleştirildikten sonra çöken bunca saray ardından, "inşa edip yıkacak çok şey var!" der miydi?
sevgili dost,
epictetus ıssız bir adaya düşse yanına ne alırdı?
ya ıssız bir odaya düşse?
" Bir ömür kısa da olsa iyi ve şerefli bir tarzda yaşamaya yetecek kadar uzundur. "
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar