bugün
- hikayeyi devam ettir55
- enteresan neden kavga yok7
- üç harflilerden korkmak5
- kimse kalmamış lan sözlükte4
- 28 temmuz 2026 depremi5
- adalarda bisiklet sürmek4
- arkadaşlar bakar mısınız28
- kürk giyen erkek6
- sözlük yazarlarının saatleri9
- sigara 1000 tl olsa bile içerim3
- kılıçdaroğlu'nun rozet töreni figüran iddiası37
- ekmeleddin ihsanoğluna oy vermiş olmak8
- diyojen den fıçı bira istemek3
- kavganın kazananı yoktur5
- filozofların aileden zengin oldukları gerçeği3
- gününüz nasıl geçti bakalım9
- sedef adası3
- çekirge3
- uysaljakoben17
- traş olamamak3
- pilot bir erkekle sevgili olmak10
- bisiklete velespit diyen insan2
- bu suyun esansı eksik ağam2
- evreşe yollarını dar olmaması3
- birayla patates kızartması2
- mezoterapi9
- esaslı bira2
- ilk buluşma2
- ikea2
- sözlükte polemiğe girmek istemeyen yazar7
- vakıf üniversiteleri2
- sokakta kavga teknikleri13
- köy evinde kahvaltı yapmak6
- özür dileyip kusura bakma diyen insan3
- köy evinde sex yapmak4
- i dünya savaşı sonunda sibirya da itilaf işgali2
- piyango alma sebepleri2
- çok içen yuzır2
- nickten isim tahmini yapmak72
- hayır lokma dağıtmak2
- karadağ'dan türk vatandaşlarına vize5
- türklerin islama göre yaşamaması4
- forlove192
- pulsar2
- unutulmayan sadakat örnekleri3
- sözlük kızlarıyla tekne turuna çıkmak10
- gerilla anaları4
- ev işlerinde eşine yardım eden erkek9
- mezura2
- bir yazarın zekasına hayran olmak8
gsmh ı son 10 yılda 3,5 kat artırdık yalanı bunların en önde gidenidir.
aşağıdaki cümleyi sadece mehmet şimşek kurmuyor. rte başta olmak üzere tüm akp liler ve yandaşlar da kuruyor.
---- alıntı ----
Maliye Bakanı Mehmet Şimşek: 2002'de 320 milyar dolar olan Gayri Safi Milli Hasıla'nın (GSMH) bugün 786 milyar dolar olduğunu buna göre 3,5 kat arttığını ileri sürdü.
---- alıntı ----
yurdum insanı 4 işlemden anlar ama ekonomiden anlamaz.
bakın bilen birisi ne diyor?
---- alıntı ----
Harvard ekonomi profesörü Dani Rodrik: Bakan Şimşek'in reel ve nominal Gayri Safi Milli Hâsıla'dan haberi olduğuna eminim. Reel GSMH yüzde 350 değil, yüzde 67 artmıştır ve kişi başına vurulduğunda reel GSMH yüzde 43 görünmektedir .
---- alıntı ----
http://www.ilk-kursun.com/haber/149078
haa reel ve nominal ayrımını akp liler bilmez mi?
bilir elbet.
ama işlerine gelmez!
halkı 3,5 kat artırdık diye kandırmak daha kolaydır.
edit: ege cansen bugünkü yazısında bu ikilinin kapışmasına değinmiş. yorumu
Ama 6 yılda (2002-2008) milli gelir üç kat değil toplamda % 40, kişi başına % 31 arttığı gerçekti. Kullanılan (3 kart arttığı söylenen) "cari kurdan dolarla ölçme" yöntemi tam bir felaketti.
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/23538013.asp
aşağıdaki cümleyi sadece mehmet şimşek kurmuyor. rte başta olmak üzere tüm akp liler ve yandaşlar da kuruyor.
---- alıntı ----
Maliye Bakanı Mehmet Şimşek: 2002'de 320 milyar dolar olan Gayri Safi Milli Hasıla'nın (GSMH) bugün 786 milyar dolar olduğunu buna göre 3,5 kat arttığını ileri sürdü.
---- alıntı ----
yurdum insanı 4 işlemden anlar ama ekonomiden anlamaz.
bakın bilen birisi ne diyor?
---- alıntı ----
Harvard ekonomi profesörü Dani Rodrik: Bakan Şimşek'in reel ve nominal Gayri Safi Milli Hâsıla'dan haberi olduğuna eminim. Reel GSMH yüzde 350 değil, yüzde 67 artmıştır ve kişi başına vurulduğunda reel GSMH yüzde 43 görünmektedir .
---- alıntı ----
http://www.ilk-kursun.com/haber/149078
haa reel ve nominal ayrımını akp liler bilmez mi?
bilir elbet.
ama işlerine gelmez!
halkı 3,5 kat artırdık diye kandırmak daha kolaydır.
edit: ege cansen bugünkü yazısında bu ikilinin kapışmasına değinmiş. yorumu
Ama 6 yılda (2002-2008) milli gelir üç kat değil toplamda % 40, kişi başına % 31 arttığı gerçekti. Kullanılan (3 kart arttığı söylenen) "cari kurdan dolarla ölçme" yöntemi tam bir felaketti.
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/23538013.asp
israil konusu bir başka yalandır.
kameralar önünde "van minüt" şovu yapılır.
akp gezi parkında sıkıştığında israil'den gezi parkı olayları israil'in çıkarınaymış gibi açıklama gelir.
böylece rte'nin "dış mihraklar" söylemi güçlendirilir.
ama kapalı kapılar ardında pazarlıklar tam gaz devam eder.
- istail i korumak için füze kalkanı ve patriotlar ülkemizde konuşlanır.
- akp israil'in Akdeniz diyaloğu çerçevesinde NATO çalışmalarına katılmasına onay verir!
yıllardır devam eden vetoyu kaldırır! Kısa bir süre sonra israil'in NATO üyeliği gündeme gelecektir.
- mavi marmara baskını sonrası israil'e yaptırım uygulanması diğer bir yalandır!
---- alıntı ----
Mavi Marmara baskı
nından bir yıl sonra açıkladığı (Eylül 2011) israil'e yaptırım paketine bir göz atalım.
1- Türkiye israil arasındaki diplomatik ilişkiler ikinci kâtip düzeyine indirilecek.
2- Türkiye israil arasındaki askeri anlaşmaların tümü askıya alınacak.
3- Türkiye Doğu Akdeniz'de seyrüsefer serbestisi (gidiş geliş güvenliği) için gerekli gördüğü her türlü önlemi alacak.
4- israil'in Gazze'ye uyguladığı ablukanın Uluslararası Adalet Divanı'nda incelenmesi için Türkiye girişim başlatacak.
5- israil saldırısının Türk ve yabancı tüm mağdurlarının mahkemelerdeki hak arama girişimlerine Türkiye her türlü desteği verecek.
Evet...Yaptırım paketi böyleydi.
Şimdi bir maddelere bakın bir de uygulamalara!
Yazımızı başbakan Erdoğan'ın 21 Kasım 2012 tarihli konuşmasıyla noktalayalım.
Bakın israil'e yönelik efelenmeler ne kadar sahteymiş, bir kez daha görün.
Şöyle diyor Sayın Erdoğan;
"Biz siyasi olarak israil tarafıyla bir görüşme yapmadık, bir görüşme de fevkalede bir durum olmadıkta kolay kolay yapmayız.
Fakat bir çok mekanizmalar çalışır.
Nedir o?
Bunların bir tanesi istihbarat teşkilatıdır.
istihbarat teşkilatlarının bu süreci sıfırlaması mümkün değil.
Ikincisi biz büyükelçilerimizi çektik karşılıklı olarak ama şuanda başkonsolosluk olarak bizim orada başkonsolosumuz var, onların da bizde başkonsolosu (istanbul olarak) var.
Yani tamamıyla her şey kesilip atılmış değil, bazı bağlar var.
Bu bağların dışında da çok çeşitli aracılar vasıtasıyla irtibatlar kurulmak isteniyor.
Biz bu irtibatları da dışlamıyoruz."
---- alıntı ----
http://www.yenimesaj.com.tr/?artikel,12004095/
bu ara akp lilerin diline dolanan dış mihrakların israil olmadığı kesin! zira can ciğer kuzu sarmasılar!
kameralar önünde "van minüt" şovu yapılır.
akp gezi parkında sıkıştığında israil'den gezi parkı olayları israil'in çıkarınaymış gibi açıklama gelir.
böylece rte'nin "dış mihraklar" söylemi güçlendirilir.
ama kapalı kapılar ardında pazarlıklar tam gaz devam eder.
- istail i korumak için füze kalkanı ve patriotlar ülkemizde konuşlanır.
- akp israil'in Akdeniz diyaloğu çerçevesinde NATO çalışmalarına katılmasına onay verir!
yıllardır devam eden vetoyu kaldırır! Kısa bir süre sonra israil'in NATO üyeliği gündeme gelecektir.
- mavi marmara baskını sonrası israil'e yaptırım uygulanması diğer bir yalandır!
---- alıntı ----
Mavi Marmara baskı
nından bir yıl sonra açıkladığı (Eylül 2011) israil'e yaptırım paketine bir göz atalım.
1- Türkiye israil arasındaki diplomatik ilişkiler ikinci kâtip düzeyine indirilecek.
2- Türkiye israil arasındaki askeri anlaşmaların tümü askıya alınacak.
3- Türkiye Doğu Akdeniz'de seyrüsefer serbestisi (gidiş geliş güvenliği) için gerekli gördüğü her türlü önlemi alacak.
4- israil'in Gazze'ye uyguladığı ablukanın Uluslararası Adalet Divanı'nda incelenmesi için Türkiye girişim başlatacak.
5- israil saldırısının Türk ve yabancı tüm mağdurlarının mahkemelerdeki hak arama girişimlerine Türkiye her türlü desteği verecek.
Evet...Yaptırım paketi böyleydi.
Şimdi bir maddelere bakın bir de uygulamalara!
Yazımızı başbakan Erdoğan'ın 21 Kasım 2012 tarihli konuşmasıyla noktalayalım.
Bakın israil'e yönelik efelenmeler ne kadar sahteymiş, bir kez daha görün.
Şöyle diyor Sayın Erdoğan;
"Biz siyasi olarak israil tarafıyla bir görüşme yapmadık, bir görüşme de fevkalede bir durum olmadıkta kolay kolay yapmayız.
Fakat bir çok mekanizmalar çalışır.
Nedir o?
Bunların bir tanesi istihbarat teşkilatıdır.
istihbarat teşkilatlarının bu süreci sıfırlaması mümkün değil.
Ikincisi biz büyükelçilerimizi çektik karşılıklı olarak ama şuanda başkonsolosluk olarak bizim orada başkonsolosumuz var, onların da bizde başkonsolosu (istanbul olarak) var.
Yani tamamıyla her şey kesilip atılmış değil, bazı bağlar var.
Bu bağların dışında da çok çeşitli aracılar vasıtasıyla irtibatlar kurulmak isteniyor.
Biz bu irtibatları da dışlamıyoruz."
---- alıntı ----
http://www.yenimesaj.com.tr/?artikel,12004095/
bu ara akp lilerin diline dolanan dış mihrakların israil olmadığı kesin! zira can ciğer kuzu sarmasılar!
Onur Öymen tespitleri:
---- alıntı ----
- Başbakan: "Dünyada sivil toplum örgütleriyle görüşen başbakan göremezsiniz."
Doğrusu: Demokratik ülkelerdeki başbakanlar sürekli olarak sivil toplum temsilcileriyle görüşürler. Örnek: Almanya Başbakanlığı döneminde Kohl, yabancılara karşı saldırıların önlenmesi için düzenli olarak sivil toplum örgütleriyle toplantı yaptı. Angela Merkel 5 Haziran 2013'te sivil toplum temsilcilerinden 100 kişiyle görüştü. ingiltere Başbakanı David Cameron 4 Ocak 2011'de sivil toplum örgütleriyle kapsamlı bir toplantı yaptı. Fransa Cumhurbaşkanı 2012-2013 yıllarında sivil toplum örgütleriyle düzenli toplantılar yaptı. 7 Mart 2013'te Moskova'da Rus sivil toplum örgütleriyle görüştü.
- Başbakan: "Ben referandum yapacağımı söyledim. Referandum yapan diktatör olur mu?"
Doğrusu: Evet olur, Hitler 4 kere, Pinochet 3 kere, Caucescu 1 kere referandum yaptı. Başka örnekler de var.
---- alıntı ----
http://www.ilk-kursun.com/haber/149203
---- alıntı ----
- Başbakan: "Dünyada sivil toplum örgütleriyle görüşen başbakan göremezsiniz."
Doğrusu: Demokratik ülkelerdeki başbakanlar sürekli olarak sivil toplum temsilcileriyle görüşürler. Örnek: Almanya Başbakanlığı döneminde Kohl, yabancılara karşı saldırıların önlenmesi için düzenli olarak sivil toplum örgütleriyle toplantı yaptı. Angela Merkel 5 Haziran 2013'te sivil toplum temsilcilerinden 100 kişiyle görüştü. ingiltere Başbakanı David Cameron 4 Ocak 2011'de sivil toplum örgütleriyle kapsamlı bir toplantı yaptı. Fransa Cumhurbaşkanı 2012-2013 yıllarında sivil toplum örgütleriyle düzenli toplantılar yaptı. 7 Mart 2013'te Moskova'da Rus sivil toplum örgütleriyle görüştü.
- Başbakan: "Ben referandum yapacağımı söyledim. Referandum yapan diktatör olur mu?"
Doğrusu: Evet olur, Hitler 4 kere, Pinochet 3 kere, Caucescu 1 kere referandum yaptı. Başka örnekler de var.
---- alıntı ----
http://www.ilk-kursun.com/haber/149203
ege cansen'in "Memleketimden iktisat efsaneleri" yazısı okunduğuna iktisadi verilerin nasıl iktidarın başarıymış gibi sunulduğu ve halkın manipüle edildiği gözler önüne serilmiştir.
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/23458252.asp
--- alıntı -----
1 milli gelir 3 kat arttı
Yanlış. Doğrusu, kişi başına milli gelir 10 yılda % 45 artmıştır. Üç kat artmış hesabı (ki, aslında 2 kat artmış veya 3 katına çıkmıştır demek gerekir) cari dolar fiyatıyla yapılan bir tercüme hatasıdır. Her ülkenin milli geliri ve büyümesi ulusal para ile hesaplanır. Ulusal para biriminin dolar karşısında değerlenmesi veya değer kaybetmesi büyüme oranını değiştirmez. Mesela 9 Haziran 2008'de 100 Japon Yen'i 0.94 dolar ederken, 24 Ekim 2011'de 100 Japon Yen'i 1 dolar 32 sente yükselmiştir. Japon parası, Dolara göre % 40 değerlenmiş ve Japonya'nın gerçekte pek de artmayan kişi başına milli geliri, cari dolar kuruyla hesaplandığında % 40 artmıştır. Ama hiçbir Japon başbakanı, bununla böbürlenmemiştir.
2 10 yılda milli gelirimiz çok hızlı arttı.
Yanlış. Son 10 yılın ortalama büyüme oranı % 5'tir. Bu oran önceki 80 yılın ortalama büyüme hızına kabaca eşittir. Değişen bir şey yoktur. Faraşlaşan cari açık devalüasyon krizine sebep olmasın diye, büyüme hedefi 3 yıl için % 5'e bağlanmıştır.
3 TÜRKiYE EKONOMiSi BÜYÜKLÜKTE DÜNYA 17'NCiSi OLDU
Olmadı; zaten öyleydi. 1993 yılında da Türkiye, toplam milli gelire göre dünyanın en büyük 17. ekonomisiydi. Bazen bir basamak çıktı, bazen bir basamak indi. 19 yıl sonra 2012'de de büyüklük sırası değişmemiştir. Yani Dünya'nın 17'inci büyük ekonomisidir. Önümüzdeki 10 yılda da bu değişmeyecektir.
4 DÖRDÜNCÜ EFSANE: IMF BORCUNU SIFIRLADIK, BORÇSUZ ÜLKE OLDUK
Eksik konuşarak yalan söylemek işte budur. AKP'nin ekonomide aldığı en başarısız sonuç dış borç yükünün aşırı artmasıdır. (Diğer yandan efsanesinin çıkış sebebi de budur.) Dış borçlarımız, 2002'deki 130 milyardan, 2012'de 337 milyar dolara çıkmıştır. Çıkış devam etmektedir. Ülkemiz, hiçbir dönemde bu kadar çok dış borç yükü altına girmemiştir. IMF'ye olan borçlar, vadeleri geldiğinde yabancı bankalardan alınan yeni döviz borçlarıyla kapatılmıştır. Olay bundan ibarettir. Son
--- alıntı -----
ama adamların haklarını yemeyeyim. verileri çarpıtmayı, bir kısmını sunmayı, sadece başarıların reklamını yapmayı, başarısızlıkları bile başarı gibi göstermeyi çok iyi biliyor adamlar!
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/23458252.asp
--- alıntı -----
1 milli gelir 3 kat arttı
Yanlış. Doğrusu, kişi başına milli gelir 10 yılda % 45 artmıştır. Üç kat artmış hesabı (ki, aslında 2 kat artmış veya 3 katına çıkmıştır demek gerekir) cari dolar fiyatıyla yapılan bir tercüme hatasıdır. Her ülkenin milli geliri ve büyümesi ulusal para ile hesaplanır. Ulusal para biriminin dolar karşısında değerlenmesi veya değer kaybetmesi büyüme oranını değiştirmez. Mesela 9 Haziran 2008'de 100 Japon Yen'i 0.94 dolar ederken, 24 Ekim 2011'de 100 Japon Yen'i 1 dolar 32 sente yükselmiştir. Japon parası, Dolara göre % 40 değerlenmiş ve Japonya'nın gerçekte pek de artmayan kişi başına milli geliri, cari dolar kuruyla hesaplandığında % 40 artmıştır. Ama hiçbir Japon başbakanı, bununla böbürlenmemiştir.
2 10 yılda milli gelirimiz çok hızlı arttı.
Yanlış. Son 10 yılın ortalama büyüme oranı % 5'tir. Bu oran önceki 80 yılın ortalama büyüme hızına kabaca eşittir. Değişen bir şey yoktur. Faraşlaşan cari açık devalüasyon krizine sebep olmasın diye, büyüme hedefi 3 yıl için % 5'e bağlanmıştır.
3 TÜRKiYE EKONOMiSi BÜYÜKLÜKTE DÜNYA 17'NCiSi OLDU
Olmadı; zaten öyleydi. 1993 yılında da Türkiye, toplam milli gelire göre dünyanın en büyük 17. ekonomisiydi. Bazen bir basamak çıktı, bazen bir basamak indi. 19 yıl sonra 2012'de de büyüklük sırası değişmemiştir. Yani Dünya'nın 17'inci büyük ekonomisidir. Önümüzdeki 10 yılda da bu değişmeyecektir.
4 DÖRDÜNCÜ EFSANE: IMF BORCUNU SIFIRLADIK, BORÇSUZ ÜLKE OLDUK
Eksik konuşarak yalan söylemek işte budur. AKP'nin ekonomide aldığı en başarısız sonuç dış borç yükünün aşırı artmasıdır. (Diğer yandan efsanesinin çıkış sebebi de budur.) Dış borçlarımız, 2002'deki 130 milyardan, 2012'de 337 milyar dolara çıkmıştır. Çıkış devam etmektedir. Ülkemiz, hiçbir dönemde bu kadar çok dış borç yükü altına girmemiştir. IMF'ye olan borçlar, vadeleri geldiğinde yabancı bankalardan alınan yeni döviz borçlarıyla kapatılmıştır. Olay bundan ibarettir. Son
--- alıntı -----
ama adamların haklarını yemeyeyim. verileri çarpıtmayı, bir kısmını sunmayı, sadece başarıların reklamını yapmayı, başarısızlıkları bile başarı gibi göstermeyi çok iyi biliyor adamlar!
faiz lobisi bunlardan biridir. anladık konjonktür gereği faizleri artırmak zorundasın bunu halka anlatmak yerine neden yalan söylersin bre mübarek. faiz lobisine karşıymış gibi görünüp hem faiz artırıp hem de gezi olaylarındaki haklı tepkileri "bunları faiz lobisi" yaptırıyor demek bir taşla iki kuş vurmak gibi bir şark kurnazlığı olarak görülebilir. bunun için belki halka hesap verilmez ama elbet Allah'a hesap verilecek!
mehmet tezkan bugünkü yazısında değinmiş.
--- alıntı -----
Başbakan içine sinmeyen bir şey yapmak zorunda kalsa.. Piyasa koşulları nedeniyle, konjonktür nedeniyle diyelim..
Önce o konuda hemen 'sanal düşman' yaratıyor.. Onunla savaşa giriyor.. Bağırıyor çağırıyor..
Yaptığı işin vebalini sanal düşmana yıkıyor, kendisi aradan çekiliyor..
*
Başbakan Gezi olaylarından beri 'faiz lobisini' dilinden düşürmez oldu.. Her taşın altında faiz lobisi aramaya başladık.. Bulamadık tabii..
Sonra iş anlaşıldı meğer faizi yükseltmek şart olmuş.. Dolar değer kazanınca Türkiye cazip ülke olmaktan çıkmış..
Faiz artmazsa belki para çıkışı olmaz ama sıcak para da gelmez.. Sıcak para gelmezse ayvayı yeriz..
Mecbur faizler artacak..
Bu sebeple Başbakan bir süredir her fırsatta faiz lobisi demeden edemiyor.. Meğer vebal transferi yapıyormuş..
*
Geçen akşam iftar konuşmasında; faiz artışından kredi kartları üzerinden çok para kazanan bankalar sorumluymuş gibi bir hava da çizdi.. Kredi kartı kullanmayın dedi..
Kafalar karıştı.. Yıllardır, kayıt dışını önlemek için kredi kartı kullanımını teşvik eden kendileri değil mi?
10 yıldır Türkiye'nin büyümesi; sıcak para ile tüketimin üzerine oturmadı mı?
O zaman Başbakan'ın sözlerinde çelişki var..
Kendi açısından yok..
*
Başbakan ben istemedim faiz onlar yüzünden artacak demek istiyor, dert kredi kartı falan değil; kart kılıf..
Popülizm!.. Başbakan bunu hep yapıyor..
------ alıntı ------
http://gundem.milliyet.co...detay/1738122/default.htm
mehmet tezkan bugünkü yazısında değinmiş.
--- alıntı -----
Başbakan içine sinmeyen bir şey yapmak zorunda kalsa.. Piyasa koşulları nedeniyle, konjonktür nedeniyle diyelim..
Önce o konuda hemen 'sanal düşman' yaratıyor.. Onunla savaşa giriyor.. Bağırıyor çağırıyor..
Yaptığı işin vebalini sanal düşmana yıkıyor, kendisi aradan çekiliyor..
*
Başbakan Gezi olaylarından beri 'faiz lobisini' dilinden düşürmez oldu.. Her taşın altında faiz lobisi aramaya başladık.. Bulamadık tabii..
Sonra iş anlaşıldı meğer faizi yükseltmek şart olmuş.. Dolar değer kazanınca Türkiye cazip ülke olmaktan çıkmış..
Faiz artmazsa belki para çıkışı olmaz ama sıcak para da gelmez.. Sıcak para gelmezse ayvayı yeriz..
Mecbur faizler artacak..
Bu sebeple Başbakan bir süredir her fırsatta faiz lobisi demeden edemiyor.. Meğer vebal transferi yapıyormuş..
*
Geçen akşam iftar konuşmasında; faiz artışından kredi kartları üzerinden çok para kazanan bankalar sorumluymuş gibi bir hava da çizdi.. Kredi kartı kullanmayın dedi..
Kafalar karıştı.. Yıllardır, kayıt dışını önlemek için kredi kartı kullanımını teşvik eden kendileri değil mi?
10 yıldır Türkiye'nin büyümesi; sıcak para ile tüketimin üzerine oturmadı mı?
O zaman Başbakan'ın sözlerinde çelişki var..
Kendi açısından yok..
*
Başbakan ben istemedim faiz onlar yüzünden artacak demek istiyor, dert kredi kartı falan değil; kart kılıf..
Popülizm!.. Başbakan bunu hep yapıyor..
------ alıntı ------
http://gundem.milliyet.co...detay/1738122/default.htm
standartları yoktur. doğruları bile duruma göre değişkenlik gösterir.
Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül: "Irak savaşında ABD, incirlik'i kullandı ve buradan 4 bin 990 sorti gerçekleştirdi."
Sonuç: abd ırak'ta
2 milyona yakın insanı katlederken,
50 bine yakın kadına tecavüz ederken,
Camiler, türbeler bombalanırken,
işkenceler, gasplar ve daha neler neler olurken biz abd'ye yardımcı olduk.
http://www.yenimesaj.com....irak-sorusu/bayram-coskun
hatta vicdanlı milletvekilleri olmasaydı. birkaç milyar usd nin pazarlığını yapanlar sayesinde bizzat savaşa girecektik.
bugün gelinen noktada bazıları "esed halka zulmediyor" diye söyleniyor. zulmün her türlüsünü karşıyız. ama esed halka zulmetmesin diye oraya terör ihraç edilmesine, teröristlere yardım yapılmasına, türkiye'nin adının "teröristlerin hamisi devlet" olarak anılmasına da karşıyız. bugün esed halka zulm ediyor diyenler nedense kendi yolladıkları teröristlerin yaptıklarından bahsetmiyorlar!
demek ki neymiş abd / ya da türkiye destekli teröristler bir ülkenin anasını sikerse sorun yok ama esed yaparsa tu kaka!
adaletinizi sikeyim sizin!
yeni mesaj'dan bayram coşkun'un fıkrasını paylaşayım.
----- alıntı -----
Kasabalılar, Nasreddin Hoca'ya Kadı'dan yakınmışlar: "Kadı efendi çok menfaatçi bir adam. Aynı suça bazen beraat, bazen de çok ağır ceza veriyor. Hak hukuk tanımıyor, nereden menfaati varsa o taraftan oluyor. Bundan nasıl kurtuluruz" demişler.
Hoca durumu mülki amirlere bildirmişse de, onları pek inandıramamış. "Nasıl ispat edersin?" demişler.
Hocamız, Kadı efendinin tanımadığı bir müfettişin kendisine gönderilmesini ve beraberce Kadı'yı ziyaret etmelerinin yeterli olacağını mülki amire, (vali'ye) anlatmış. Kabul etmişler.
Kararlaştırılan günde müfettiş bey kasabaya, Nasreddin Hoca'nın konuğu olarak gelmiş. Kimliğini gizli tutarak, kasaba eşrafından beş altı kişiyle beraber kadı efendiyi ziyarete gitmişler.
Hoş beşten sonra, Hoca, Kadı efendiye: "Efendi" demiş. "Kırda sığırlar yayılırken bir alaca inek, "sanırım sizinki" bizim ineği karnından boynuzlayıp öldürmüş.
"Bunda sahibinin ne kabahati var?" demiş Kadı, "Hayvandan kan davası edilmez."
Hoca sözünü değiştirmiş: "Yok yok yanlış söyledim, bizim inek sizinkini öldürmüş!"
Bunu duyan Kadı efendi hızla yerinden kalkıp, raftaki kanun kitabına uzanırken; "Haa mesele şimdi çatallaştı, bakalım kara kaplı kitap ne diyor?" demiş.
----- alıntı -----
http://www.yenimesaj.com....e-bir-fikra/bayram-coskun
Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül: "Irak savaşında ABD, incirlik'i kullandı ve buradan 4 bin 990 sorti gerçekleştirdi."
Sonuç: abd ırak'ta
2 milyona yakın insanı katlederken,
50 bine yakın kadına tecavüz ederken,
Camiler, türbeler bombalanırken,
işkenceler, gasplar ve daha neler neler olurken biz abd'ye yardımcı olduk.
http://www.yenimesaj.com....irak-sorusu/bayram-coskun
hatta vicdanlı milletvekilleri olmasaydı. birkaç milyar usd nin pazarlığını yapanlar sayesinde bizzat savaşa girecektik.
bugün gelinen noktada bazıları "esed halka zulmediyor" diye söyleniyor. zulmün her türlüsünü karşıyız. ama esed halka zulmetmesin diye oraya terör ihraç edilmesine, teröristlere yardım yapılmasına, türkiye'nin adının "teröristlerin hamisi devlet" olarak anılmasına da karşıyız. bugün esed halka zulm ediyor diyenler nedense kendi yolladıkları teröristlerin yaptıklarından bahsetmiyorlar!
demek ki neymiş abd / ya da türkiye destekli teröristler bir ülkenin anasını sikerse sorun yok ama esed yaparsa tu kaka!
adaletinizi sikeyim sizin!
yeni mesaj'dan bayram coşkun'un fıkrasını paylaşayım.
----- alıntı -----
Kasabalılar, Nasreddin Hoca'ya Kadı'dan yakınmışlar: "Kadı efendi çok menfaatçi bir adam. Aynı suça bazen beraat, bazen de çok ağır ceza veriyor. Hak hukuk tanımıyor, nereden menfaati varsa o taraftan oluyor. Bundan nasıl kurtuluruz" demişler.
Hoca durumu mülki amirlere bildirmişse de, onları pek inandıramamış. "Nasıl ispat edersin?" demişler.
Hocamız, Kadı efendinin tanımadığı bir müfettişin kendisine gönderilmesini ve beraberce Kadı'yı ziyaret etmelerinin yeterli olacağını mülki amire, (vali'ye) anlatmış. Kabul etmişler.
Kararlaştırılan günde müfettiş bey kasabaya, Nasreddin Hoca'nın konuğu olarak gelmiş. Kimliğini gizli tutarak, kasaba eşrafından beş altı kişiyle beraber kadı efendiyi ziyarete gitmişler.
Hoş beşten sonra, Hoca, Kadı efendiye: "Efendi" demiş. "Kırda sığırlar yayılırken bir alaca inek, "sanırım sizinki" bizim ineği karnından boynuzlayıp öldürmüş.
"Bunda sahibinin ne kabahati var?" demiş Kadı, "Hayvandan kan davası edilmez."
Hoca sözünü değiştirmiş: "Yok yok yanlış söyledim, bizim inek sizinkini öldürmüş!"
Bunu duyan Kadı efendi hızla yerinden kalkıp, raftaki kanun kitabına uzanırken; "Haa mesele şimdi çatallaştı, bakalım kara kaplı kitap ne diyor?" demiş.
----- alıntı -----
http://www.yenimesaj.com....e-bir-fikra/bayram-coskun
gezi parkı olaylarında rte nin "esnafı yağmaladılar" sözlerine ilişkin emin çölaşan'ın iddiasıdır.
---- alıntı -----
rte (iftar sofrasında): "Sokakların terörize edilmesi sonucunda esnafımızın işleri bozuldu. Bazı yerlerde dükkanlara saldırıldı, dükkanlar yağmalandı. Esnafımız tehdit edildi, hakarete uğradı..."
çölaşan: Hop dedik, burada bir dakika duralım!
Bu olaylarda bir tek dükkan veya işyerinin yağmalandığını gördünüz veya duydunuz mu?
Böyle bir şey olmadı. Eğer olsaydı yandaş medya bu olayı dibine kadar sömürür, günlerce manşetlerden düşürmezdi.
Yağmalanan malların çekimi yapılır, yağmacılar açıklanırdı.
Hayır, bir tek dükkan ve işyeri bile yağmalanmadı.
Tayyip yalan söylüyor.
Eğer böyle yerler varsa adres versin.
---- alıntı -----
http://www.ilk-kursun.com/haber/153048
çölaşan yandaş basına da Lozan nedeni ile tepkilidir.
---- alıntı -----
AKP iktidarına yandaşlık yapan şeriatçı bir gazete var! Dün sadece onun sayfalarında Lozan'ı okudum!
Aynen dünkü yazımda belirttiğim gibi, yine hiç utanmadan yalan yazıyorlardı.
Haberin başlığı şöyle: "Hezimetin 90. yılı."
Şimdi ötesini okuyalım:
"Kemalistler Lozan'ı zafer olarak savunurken, göstergeler anlaşmanın hezimet olduğunu gözler önüne seriyor. Kurtuluş Savaşından galip ayrılmamıza rağmen ismet inönü
başkanlığındaki heyetin diplomasi hataları ve verilen tavizler nedeniyle stratejik topraklar
kaybedilirken, ekonomimizin ağır yara aldığı belirtiliyor. Bunlar Lozan'ın Türkiye için büyük bir yenilgi olduğunu gösteriyor..."
Yalanlar ve cahillik daha sonra şöyle sürdürülüyor:
"Lozan anlaşması çerçevesinde Musul, Kerkük ve Süleymaniye ingilizlere, Hatay ise Fransızlara bırakıldı.
Bunun yanında 12 ada italyanlara, bütün Ege adaları Yunanistan'a, 1571'den beri Türklere ait olan Kıbrıs ise ingiltere'ye verildi..."
işte görüyorsunuz, dünkü yazımda vurguladığım yalanları aynen ve bir kez daha tekrar ediyorlar.
Bunlar ya hiç tarih bilmiyor, ya da kasıtlı olarak yalan söylüyor.
Musul, Kerkük ve Süleymaniye (Irak'ın kuzeyindeki beldeler) Birinci Dünya Savaşında ingiltere tarafından ele geçirilmişti.
Hatay bölgesi yine Birinci Dünya Savaşında ingiltere tarafından işgal edilmiş, sonra aralarındaki uzlaşma nedeniyle, Suriye'nin tamamı gibi Fransızlara verilmişti. Hatay,
Atatürk'ün ölümünden önce başlattığı siyasi çabalar sonucunda 1939 yılında Türk toprağı oldu.
Ege adalarına gelince... Bu adaların tümü 1912 yılında patlayan Balkan Savaşı sırasında italya ve Yunanistan tarafından işgal edildi.
1571 yılından beri Türklere ait olan (!) Kıbrıs adasına gelince... Kıbrıs'ı bunların taptığı yaratık olan Abdülhamit, kendi elleriyle ingiltere'ye bağışlamıştı!
Bu yalan haberde sıralanan yerlerin hiçbiri Türkiye'nin elinde olan yerler değildi.
Lozan anlaşmasıyla bir karış toprak bile vermedik.
Tarihin gerçekleri ortada, anlaşma metni ortada.
Yalanın ve cehaletin bu kadarı ancak Tayyip'in yandaş basınından fışkırabilir!
---- alıntı ----
http://www.ilk-kursun.com/haber/153048
lozan ile ilgili acı bir dipnotu yine bu yazıdan öğreniyoruz.
---- alıntı ----
Çünkü yedi düvelle yapılan ve kıran kırana geçen Lozan pazarlıklarını isviçre'de Dışişleri Bakanı ismet Paşa, Ankara'dan ise Gazi Mustafa Kemal Paşa yönetmişti.
Lozan'la Ankara arasındaki telgraf haberleşmesi binbir güçlükle Köstence üzerinden yapılıyordu.
ismet Paşa Ankara'dan talimat isterken telgraflar gecikiyor, Mustafa Kemal Paşa Lozan'a talimat gönderirken yine büyük gecikmeler yaşanıyor ve iki taraf da sıkıntıdan bunalım geçiriyordu.
Yıllar sonra öğrenildi ki Köstence telgraf hattını ingilizler ele geçirmiş, üstelik bizim şifreleri çözmeyi başarmışlardı.
Çekilen her telgrafı önce onlar okuyup bilgi sahibi oluyorlardı.
Lozan böyle bir maceradır, binbir güçlükle ve akla hayale gelmeyecek sıkıntılarla başlamış ve sonuçlanmıştır.
---- alıntı ----
---- alıntı -----
rte (iftar sofrasında): "Sokakların terörize edilmesi sonucunda esnafımızın işleri bozuldu. Bazı yerlerde dükkanlara saldırıldı, dükkanlar yağmalandı. Esnafımız tehdit edildi, hakarete uğradı..."
çölaşan: Hop dedik, burada bir dakika duralım!
Bu olaylarda bir tek dükkan veya işyerinin yağmalandığını gördünüz veya duydunuz mu?
Böyle bir şey olmadı. Eğer olsaydı yandaş medya bu olayı dibine kadar sömürür, günlerce manşetlerden düşürmezdi.
Yağmalanan malların çekimi yapılır, yağmacılar açıklanırdı.
Hayır, bir tek dükkan ve işyeri bile yağmalanmadı.
Tayyip yalan söylüyor.
Eğer böyle yerler varsa adres versin.
---- alıntı -----
http://www.ilk-kursun.com/haber/153048
çölaşan yandaş basına da Lozan nedeni ile tepkilidir.
---- alıntı -----
AKP iktidarına yandaşlık yapan şeriatçı bir gazete var! Dün sadece onun sayfalarında Lozan'ı okudum!
Aynen dünkü yazımda belirttiğim gibi, yine hiç utanmadan yalan yazıyorlardı.
Haberin başlığı şöyle: "Hezimetin 90. yılı."
Şimdi ötesini okuyalım:
"Kemalistler Lozan'ı zafer olarak savunurken, göstergeler anlaşmanın hezimet olduğunu gözler önüne seriyor. Kurtuluş Savaşından galip ayrılmamıza rağmen ismet inönü
başkanlığındaki heyetin diplomasi hataları ve verilen tavizler nedeniyle stratejik topraklar
kaybedilirken, ekonomimizin ağır yara aldığı belirtiliyor. Bunlar Lozan'ın Türkiye için büyük bir yenilgi olduğunu gösteriyor..."
Yalanlar ve cahillik daha sonra şöyle sürdürülüyor:
"Lozan anlaşması çerçevesinde Musul, Kerkük ve Süleymaniye ingilizlere, Hatay ise Fransızlara bırakıldı.
Bunun yanında 12 ada italyanlara, bütün Ege adaları Yunanistan'a, 1571'den beri Türklere ait olan Kıbrıs ise ingiltere'ye verildi..."
işte görüyorsunuz, dünkü yazımda vurguladığım yalanları aynen ve bir kez daha tekrar ediyorlar.
Bunlar ya hiç tarih bilmiyor, ya da kasıtlı olarak yalan söylüyor.
Musul, Kerkük ve Süleymaniye (Irak'ın kuzeyindeki beldeler) Birinci Dünya Savaşında ingiltere tarafından ele geçirilmişti.
Hatay bölgesi yine Birinci Dünya Savaşında ingiltere tarafından işgal edilmiş, sonra aralarındaki uzlaşma nedeniyle, Suriye'nin tamamı gibi Fransızlara verilmişti. Hatay,
Atatürk'ün ölümünden önce başlattığı siyasi çabalar sonucunda 1939 yılında Türk toprağı oldu.
Ege adalarına gelince... Bu adaların tümü 1912 yılında patlayan Balkan Savaşı sırasında italya ve Yunanistan tarafından işgal edildi.
1571 yılından beri Türklere ait olan (!) Kıbrıs adasına gelince... Kıbrıs'ı bunların taptığı yaratık olan Abdülhamit, kendi elleriyle ingiltere'ye bağışlamıştı!
Bu yalan haberde sıralanan yerlerin hiçbiri Türkiye'nin elinde olan yerler değildi.
Lozan anlaşmasıyla bir karış toprak bile vermedik.
Tarihin gerçekleri ortada, anlaşma metni ortada.
Yalanın ve cehaletin bu kadarı ancak Tayyip'in yandaş basınından fışkırabilir!
---- alıntı ----
http://www.ilk-kursun.com/haber/153048
lozan ile ilgili acı bir dipnotu yine bu yazıdan öğreniyoruz.
---- alıntı ----
Çünkü yedi düvelle yapılan ve kıran kırana geçen Lozan pazarlıklarını isviçre'de Dışişleri Bakanı ismet Paşa, Ankara'dan ise Gazi Mustafa Kemal Paşa yönetmişti.
Lozan'la Ankara arasındaki telgraf haberleşmesi binbir güçlükle Köstence üzerinden yapılıyordu.
ismet Paşa Ankara'dan talimat isterken telgraflar gecikiyor, Mustafa Kemal Paşa Lozan'a talimat gönderirken yine büyük gecikmeler yaşanıyor ve iki taraf da sıkıntıdan bunalım geçiriyordu.
Yıllar sonra öğrenildi ki Köstence telgraf hattını ingilizler ele geçirmiş, üstelik bizim şifreleri çözmeyi başarmışlardı.
Çekilen her telgrafı önce onlar okuyup bilgi sahibi oluyorlardı.
Lozan böyle bir maceradır, binbir güçlükle ve akla hayale gelmeyecek sıkıntılarla başlamış ve sonuçlanmıştır.
---- alıntı ----
ekonomi verileri çarpıtılmak suretiyle sıklıkla yapılandır.
rte: Şu anda her 100 liranın, o hesaptan hareketle söylüyorum, 43 lirası dış borç. Bitmedi. Yani özel sektör dahil brüt dış borç stoğunu yüzde 56'dan yüzde 43'e düşürdük.
http://www.akparti.org.tr...-bedeller-odettiler/45062
Prof. Dr. Hurşit Güneş: Gerçi hükümet yetkilileri dış borcun milli gelire oranının bu dönemde artmadığını, hatta 2002 yılı sonunda dış borcun milli gelire oranı yüzde 56'dan bugün yüzde 43'e düştüğünü savunuyor ama milli gelirde kur düzeltmesi yapıldığında bunun da doğru olmadığı ortaya çıkar.
http://gundem.milliyet.co...detay/1741772/default.htm
rte: Şu anda her 100 liranın, o hesaptan hareketle söylüyorum, 43 lirası dış borç. Bitmedi. Yani özel sektör dahil brüt dış borç stoğunu yüzde 56'dan yüzde 43'e düşürdük.
http://www.akparti.org.tr...-bedeller-odettiler/45062
Prof. Dr. Hurşit Güneş: Gerçi hükümet yetkilileri dış borcun milli gelire oranının bu dönemde artmadığını, hatta 2002 yılı sonunda dış borcun milli gelire oranı yüzde 56'dan bugün yüzde 43'e düştüğünü savunuyor ama milli gelirde kur düzeltmesi yapıldığında bunun da doğru olmadığı ortaya çıkar.
http://gundem.milliyet.co...detay/1741772/default.htm
demiryolları konusu bunlardan biridir.
----- alıntı -------
Başbakan Erdoğan 10. yıl marşıyla alay ederek, "Nereyi ördü, hiç bir şey örmüş falan değil... Demir ağıyla Türkiye'yi şimdi biz örüyoruz" demektedir. Oysa AKP'nin 10 yıllık dönemde yaptığı demir yolu 1085 kilometre, hızlı tren hattı ise 888 kilometre olmak üzere toplam 1973 kilometredir.
1923-1940 yıllarında bir yandan bu demir yolları (4559 kilometre uzunluğunda almanya, fransa, ingiltere tarafından imtiyaz karşılığı yapılan) paraları ödenerek birer birer millileştirilirken, diğer yandan da bu 17 yılda, 4078 kilometre yeni demir yolu yapılmıştır. Bu demir yollarının 2.182 kilometresi ise 1929-1939 yıllarında yapılmıştır. Ayrıca 17 yılda 12.000 kilometre yeni kara yolu yapılmıştır.
----- alıntı -------
http://www.odatv.com/n.ph...nonuye-turkiye-2907131200
bazılarının kendilerini savaştan çıkmış, küllerinden doğmuş bir ülkeyle kıyaslaması trajik.
Bu kıyaslamayı yaparken verileri ve tarihi çarpıtması, üstelik kıyaslamada geri kalmasına rağmen ileride olduğunu iddia etmesi trajikomik!
edit: yılmaz özdil ekleri
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/21299526.asp
http://www.tcdd.gov.tr/home/detail/?id=1866
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/21320766.asp
----- alıntı -------
Başbakan Erdoğan 10. yıl marşıyla alay ederek, "Nereyi ördü, hiç bir şey örmüş falan değil... Demir ağıyla Türkiye'yi şimdi biz örüyoruz" demektedir. Oysa AKP'nin 10 yıllık dönemde yaptığı demir yolu 1085 kilometre, hızlı tren hattı ise 888 kilometre olmak üzere toplam 1973 kilometredir.
1923-1940 yıllarında bir yandan bu demir yolları (4559 kilometre uzunluğunda almanya, fransa, ingiltere tarafından imtiyaz karşılığı yapılan) paraları ödenerek birer birer millileştirilirken, diğer yandan da bu 17 yılda, 4078 kilometre yeni demir yolu yapılmıştır. Bu demir yollarının 2.182 kilometresi ise 1929-1939 yıllarında yapılmıştır. Ayrıca 17 yılda 12.000 kilometre yeni kara yolu yapılmıştır.
----- alıntı -------
http://www.odatv.com/n.ph...nonuye-turkiye-2907131200
bazılarının kendilerini savaştan çıkmış, küllerinden doğmuş bir ülkeyle kıyaslaması trajik.
Bu kıyaslamayı yaparken verileri ve tarihi çarpıtması, üstelik kıyaslamada geri kalmasına rağmen ileride olduğunu iddia etmesi trajikomik!
edit: yılmaz özdil ekleri
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/21299526.asp
http://www.tcdd.gov.tr/home/detail/?id=1866
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/21320766.asp
ahmet davutoğlu: "Kimse bir daha Türkiye'nin sınırlarını ihlal etme cüretini gösteremeyecektir. Bu konuda her türlü tedbir alınmıştır."
http://haber.gazetevatan....remeyecek/569499/1/gundem
suriye sınırı elek.
el kaide elini kolunu sallayarak girip çıkıyor.
hatta türkiye'yi suriye ile savaşa sokmak için bombalı eylem yapıyor.
mülteciler desen o kadar geldiler ki artık istanbulda bile binlercesi görülüyor.
pkk için zaten her şey serbest. bülent arınç bile girdikleri gibi çekilirler diyebiliyor.
kaçakçılık desen almış başını yürümüş.
sonra neeeeemiş efenim sınırların ihlal edilmemesi için her türlü tedbir alınmışmış!
gülüyorum ağlanacak halimize!
http://haber.gazetevatan....remeyecek/569499/1/gundem
suriye sınırı elek.
el kaide elini kolunu sallayarak girip çıkıyor.
hatta türkiye'yi suriye ile savaşa sokmak için bombalı eylem yapıyor.
mülteciler desen o kadar geldiler ki artık istanbulda bile binlercesi görülüyor.
pkk için zaten her şey serbest. bülent arınç bile girdikleri gibi çekilirler diyebiliyor.
kaçakçılık desen almış başını yürümüş.
sonra neeeeemiş efenim sınırların ihlal edilmemesi için her türlü tedbir alınmışmış!
gülüyorum ağlanacak halimize!
rte: Herkesin kalemini sattığı ya da kiraladığı bir ortamda, bu dönemde de var ya, Necip Fazıl kalemini titretmiyordu.
ve gerçekler (Necip Fazıl'ın döneminin iktidarına yazdığı mektuplardan):
- Müsteşar Bey'den 2500 lira ve 'Mecmuanı çıkar da görelim ve sonra yardım edelim' cevabı aldım. ilk defa bir itimatsızlık sezer gibiyim. Ben parayı alır da mecmuayı mı çıkarmam veya çıkarırım da uygunsuz bir istikamet mi tutarım?" 26 Aralık 1956.
- "Benim yaptığımı yapanlara hükümetler ve rejimler servetlerini ve nimetlerini yağdırır. Bütün bunlara karşı 15 bin lira zarar çarpıtılmış ve daha nice kasıt ve sabotaja karşı yalnız bırakılmış olarak sürünmekteyim. Haftalardır Ankara'nın bu hücra ve münzevi otelinde cinnet buhranları içinde çırpınmaktayım. Bütün istediğim zarara birkaç bin zamla 20 bin lira temininden ibarettir." 14 Ocak 1958
- "Reklam ve sair ihtiyaçlarım için 10 bin lira lütfedilirse... Ayda 6 bin lire tahsis olunursa... Akis, Kim, Form gibi mecmuacıklarla bütün muhalefet matbuatını saf fikirle çürütücü, muazzam bir içtimai ve edebi, ideoloji, bina edici kaalara ve yüreklere nüfuz edici bir mecmua kuracağıma emin olunabilir." 14 Haziran 1958
- Zannedilmesin ki büyük şair sadece Menderes hükümetinden para almıştı. 1936'da CHP'den yüklüce para alıp Atatürk güzellemeleri döktürmüşlüğü de var.
http://www.radikal.com.tr...dogan_neden_hakli-1152568
(bkz: recep tayyip erdoğan/#21412282)
ve gerçekler (Necip Fazıl'ın döneminin iktidarına yazdığı mektuplardan):
- Müsteşar Bey'den 2500 lira ve 'Mecmuanı çıkar da görelim ve sonra yardım edelim' cevabı aldım. ilk defa bir itimatsızlık sezer gibiyim. Ben parayı alır da mecmuayı mı çıkarmam veya çıkarırım da uygunsuz bir istikamet mi tutarım?" 26 Aralık 1956.
- "Benim yaptığımı yapanlara hükümetler ve rejimler servetlerini ve nimetlerini yağdırır. Bütün bunlara karşı 15 bin lira zarar çarpıtılmış ve daha nice kasıt ve sabotaja karşı yalnız bırakılmış olarak sürünmekteyim. Haftalardır Ankara'nın bu hücra ve münzevi otelinde cinnet buhranları içinde çırpınmaktayım. Bütün istediğim zarara birkaç bin zamla 20 bin lira temininden ibarettir." 14 Ocak 1958
- "Reklam ve sair ihtiyaçlarım için 10 bin lira lütfedilirse... Ayda 6 bin lire tahsis olunursa... Akis, Kim, Form gibi mecmuacıklarla bütün muhalefet matbuatını saf fikirle çürütücü, muazzam bir içtimai ve edebi, ideoloji, bina edici kaalara ve yüreklere nüfuz edici bir mecmua kuracağıma emin olunabilir." 14 Haziran 1958
- Zannedilmesin ki büyük şair sadece Menderes hükümetinden para almıştı. 1936'da CHP'den yüklüce para alıp Atatürk güzellemeleri döktürmüşlüğü de var.
http://www.radikal.com.tr...dogan_neden_hakli-1152568
(bkz: recep tayyip erdoğan/#21412282)
sözde
rte 27.09.2013: Bizim sorunlarımızı dışarıdan gelen birileri değil, bizzat biz, kendimiz hep birlikte çözebiliriz ve zaten bunu yapıyoruz. Eğer dışarıdan birileri gelirse şunu iyi bilelim, inanın sadece karıştırmak için gelir. Sadece nifak için gelir ki bunu zaten yaşadık, gördük ve görüyoruz. Buna izin vermemeliyiz.
http://www.ilk-kursun.com/haber/158055
bazıları kaynak beğenmez şimdi buyrun bu da yandaş kaynak
http://www.sabah.com.tr/G...ozleri-hayata-gecirecegiz
uygulamada
pkk ile yapılan oslo görüşmelerinde koordinatör ülke yani ABD temsilcisi (bazılarına göre ingiltere gizli servisinden temsilci de vardı) ) bulunmaktadır ve "Sizi buraya biz topladık. Abdullah Öcalan'ın talepleri Meclis'te görüşülecektir" dayatmasında bulunmuştur.
http://www.ilk-kursun.com/haber/158055
rte 27.09.2013: Bizim sorunlarımızı dışarıdan gelen birileri değil, bizzat biz, kendimiz hep birlikte çözebiliriz ve zaten bunu yapıyoruz. Eğer dışarıdan birileri gelirse şunu iyi bilelim, inanın sadece karıştırmak için gelir. Sadece nifak için gelir ki bunu zaten yaşadık, gördük ve görüyoruz. Buna izin vermemeliyiz.
http://www.ilk-kursun.com/haber/158055
bazıları kaynak beğenmez şimdi buyrun bu da yandaş kaynak
http://www.sabah.com.tr/G...ozleri-hayata-gecirecegiz
uygulamada
pkk ile yapılan oslo görüşmelerinde koordinatör ülke yani ABD temsilcisi (bazılarına göre ingiltere gizli servisinden temsilci de vardı) ) bulunmaktadır ve "Sizi buraya biz topladık. Abdullah Öcalan'ın talepleri Meclis'te görüşülecektir" dayatmasında bulunmuştur.
http://www.ilk-kursun.com/haber/158055
rte (30.10.2013): cumhuriyetimizin ilk yıllarında uluslararası sermayeye kapı aralandığını, yabancıların mülk edinmesinin önünün cumhuriyetimizin ilk yıllarında açıldığını bizzat gazi mustafa kemal döneminde yabancılara toprak satıldığını özellikle vurgulamak isterim.
demiş zat-ı şahaneleri!
bakalım Allah korkusu olan bayram çoşkun doğruları nasıl anlatmış.
--- alıntı ----
Tarih: 1868...
Yabancıya toprak satışı ile ilgili ilk düzenleme yapılıyor.
Batı dayatması ile Osmanlı topraklarında büyük bir istila başlar.
Özellikle Filistin toprakları karış karış israil'in eline geçer.
Anadolu'da da büyük satışlar yapılır.
Örneğin Ege Bölgesi'nde tarım toprakları hızla yabancıların eline geçer.
Bölgede yaklaşık altı milyon dönüm tarım arazisi Türk köylüsünün elinden çıkar.
1890-1900 yıllarında zamanın ingiliz Büyükelçisi'nin beyanı ile izmir'in yüzde 85'inin tapusu, yabancıların eline geçmiştir.
Ve tarih 18 Mart 1924...
Atatürk'ün talimatıyla çıkarılan yasayla yabancıya toprak satışı yasaklanır.
18.03.1924 tarihli ve 442 sayılı Köy Kanunu'nun 87. Maddesi'ne konulan "T.C tabiiyetinde bulunmayan gerek şahısların, gerekse şahıs hükmünde olan cemiyet ve şirketlerin köylerde arazi ve emlak almaları memnudur." hükmüyle yabancı gerçek ve tüzel kişilerin köylerden toprak almaları yasaklanır.
29 Ekim 1923'de kurulan Cumhuriyet'in ilk icraatlarından biri, kuruluşundan yaklaşık 5 ay sonra yabancıya toprak satışını durdurmak olur.
Atatürk sonrasında zaman zaman mütekabiliyet esasına bağlı olarak son derece kısıtlı satışlar yapılmasına izin verilir.
Ve tarih 2003...
Tek başına Türkiye'yi devralan AKP hükümetinin ilk icraatı yabancıya toprak satışına onay vermek olur.
Yargı defalarca ulusal güvenlik tehdit ettiği gerekçesiyle hükümetin satış düzenlemelerini iptal etse de hükümet ne yapar eder bir yolunu bulur ve toprakların yabancıya satılmasının önünü açar.
Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar'ın verdiği bilgilere göre AKP döneminde yabancılara yapılan satış Cumhuriyet tarihinin tam 10 katı.
29 Ekim 1923'ten 3.7.2003'e kadar yani Cumhuriyetin ilanından AKP iktidarının başlangıcına kadar yabancıya 11 milyon 422 bin 901 metrekarelik 19 bin 809 taşınmaz satışı yapıldı.
AKP iktidarının başladığı 3.7.2003'ten, 2012'nin ilk 6 ayına kadar ise yabancılara 105 milyon 981 bin 830 metrekare büyüklüğünde 120 bin 467 taşınmaz satışı gerçekleştirildi.
Tablo ortada. AKP tek başına 80 yılda satılan toprağın 10 katını sattı. Başka bir ifadeyle toplam satışın % 85'ini AKP tek başına yaptı.
Ve tarih: 2013...
Başbaşkan Erdoğan izmir'de konuşuyor ve yabancıya toprak satışına Atatürk'ü referansı gösteriyor.
Erdoğan aynen şöyle söylüyor, "Cumhuriyetimizin ilk yıllarında uluslararası sermayeye kapı aralandığını, yabancıların mülk edinmesinin önünün cumhuriyetimizin ilk yıllarında açıldığını bizzat Gazi Mustafa Kemal döneminde yabancılara toprak satıldığını özellikle vurgulamak isterim."
Üstelik bu konuşmayı ilki 1923 yılında bizzat Atatürk tarafından yaptırılan o tarihi iktisat kongresinin güya devamı olan 5. iktisat kongresinde yapıyor.
O kongrede alınan kararlardan biri "Yabancıların kurdukları tekellerden kaçınılmalıdır." şeklindeydi.
Üstelik de son kongrenin ana teması "Küresel Yeniden Yapılanma Sürecinde Türkiye Ekonomisi" şeklindeydi.
90 yıl önce yapılan ve sonuna kadar milli olan kongrenin bugün getirildiği nokta küreselleşme. Yani Kapitalizm, sömürü düzeninin bir oyunu. Her halde o kongreyi düzenleyenlerin kemikleri sızlıyordur.
Neyse dönelim asıl konumuza yani yabancıya toprak satışına.
Evet, tablo yukarıda anlattığımız gibi.
Bir yanda Osmanlı'dan gelen ve imparatorluğun yıkılmasında önemli bir rol oynayan yabancıya toprak satışına dur diyen Atatürk ve bir yanda da ulusal güvenliği tehdit eder boyutlara gelen satışlarına Atatürk'ü referans gösteren bir başbakan.
Nereden nereye!
Düşmanı vatan topraklarından söküp atan bir lider 90 yıl sonra yabancıya toprak satışına referans gösteriliyor.
Bakalım daha neler göreceğiz!
--- alıntı ----
http://www.yenimesaj.com....k-referansi/bayram-coskun
demiş zat-ı şahaneleri!
bakalım Allah korkusu olan bayram çoşkun doğruları nasıl anlatmış.
--- alıntı ----
Tarih: 1868...
Yabancıya toprak satışı ile ilgili ilk düzenleme yapılıyor.
Batı dayatması ile Osmanlı topraklarında büyük bir istila başlar.
Özellikle Filistin toprakları karış karış israil'in eline geçer.
Anadolu'da da büyük satışlar yapılır.
Örneğin Ege Bölgesi'nde tarım toprakları hızla yabancıların eline geçer.
Bölgede yaklaşık altı milyon dönüm tarım arazisi Türk köylüsünün elinden çıkar.
1890-1900 yıllarında zamanın ingiliz Büyükelçisi'nin beyanı ile izmir'in yüzde 85'inin tapusu, yabancıların eline geçmiştir.
Ve tarih 18 Mart 1924...
Atatürk'ün talimatıyla çıkarılan yasayla yabancıya toprak satışı yasaklanır.
18.03.1924 tarihli ve 442 sayılı Köy Kanunu'nun 87. Maddesi'ne konulan "T.C tabiiyetinde bulunmayan gerek şahısların, gerekse şahıs hükmünde olan cemiyet ve şirketlerin köylerde arazi ve emlak almaları memnudur." hükmüyle yabancı gerçek ve tüzel kişilerin köylerden toprak almaları yasaklanır.
29 Ekim 1923'de kurulan Cumhuriyet'in ilk icraatlarından biri, kuruluşundan yaklaşık 5 ay sonra yabancıya toprak satışını durdurmak olur.
Atatürk sonrasında zaman zaman mütekabiliyet esasına bağlı olarak son derece kısıtlı satışlar yapılmasına izin verilir.
Ve tarih 2003...
Tek başına Türkiye'yi devralan AKP hükümetinin ilk icraatı yabancıya toprak satışına onay vermek olur.
Yargı defalarca ulusal güvenlik tehdit ettiği gerekçesiyle hükümetin satış düzenlemelerini iptal etse de hükümet ne yapar eder bir yolunu bulur ve toprakların yabancıya satılmasının önünü açar.
Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar'ın verdiği bilgilere göre AKP döneminde yabancılara yapılan satış Cumhuriyet tarihinin tam 10 katı.
29 Ekim 1923'ten 3.7.2003'e kadar yani Cumhuriyetin ilanından AKP iktidarının başlangıcına kadar yabancıya 11 milyon 422 bin 901 metrekarelik 19 bin 809 taşınmaz satışı yapıldı.
AKP iktidarının başladığı 3.7.2003'ten, 2012'nin ilk 6 ayına kadar ise yabancılara 105 milyon 981 bin 830 metrekare büyüklüğünde 120 bin 467 taşınmaz satışı gerçekleştirildi.
Tablo ortada. AKP tek başına 80 yılda satılan toprağın 10 katını sattı. Başka bir ifadeyle toplam satışın % 85'ini AKP tek başına yaptı.
Ve tarih: 2013...
Başbaşkan Erdoğan izmir'de konuşuyor ve yabancıya toprak satışına Atatürk'ü referansı gösteriyor.
Erdoğan aynen şöyle söylüyor, "Cumhuriyetimizin ilk yıllarında uluslararası sermayeye kapı aralandığını, yabancıların mülk edinmesinin önünün cumhuriyetimizin ilk yıllarında açıldığını bizzat Gazi Mustafa Kemal döneminde yabancılara toprak satıldığını özellikle vurgulamak isterim."
Üstelik bu konuşmayı ilki 1923 yılında bizzat Atatürk tarafından yaptırılan o tarihi iktisat kongresinin güya devamı olan 5. iktisat kongresinde yapıyor.
O kongrede alınan kararlardan biri "Yabancıların kurdukları tekellerden kaçınılmalıdır." şeklindeydi.
Üstelik de son kongrenin ana teması "Küresel Yeniden Yapılanma Sürecinde Türkiye Ekonomisi" şeklindeydi.
90 yıl önce yapılan ve sonuna kadar milli olan kongrenin bugün getirildiği nokta küreselleşme. Yani Kapitalizm, sömürü düzeninin bir oyunu. Her halde o kongreyi düzenleyenlerin kemikleri sızlıyordur.
Neyse dönelim asıl konumuza yani yabancıya toprak satışına.
Evet, tablo yukarıda anlattığımız gibi.
Bir yanda Osmanlı'dan gelen ve imparatorluğun yıkılmasında önemli bir rol oynayan yabancıya toprak satışına dur diyen Atatürk ve bir yanda da ulusal güvenliği tehdit eder boyutlara gelen satışlarına Atatürk'ü referans gösteren bir başbakan.
Nereden nereye!
Düşmanı vatan topraklarından söküp atan bir lider 90 yıl sonra yabancıya toprak satışına referans gösteriliyor.
Bakalım daha neler göreceğiz!
--- alıntı ----
http://www.yenimesaj.com....k-referansi/bayram-coskun
Gaziantep'te yerel gazetelerin de gündeme getirdiği ve Sanica Boru Elazığspor Kulüp Başkanı Selçuk Öztürk'ün de kamuoyuyla paylaştığı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin danışmanlarıyla, milletvekilleriyle devre arasında soyunma odasına giriyor. 500 bin lira prim veriliyor. Gaziantepspor diriliyor" iddiasına yönelik bakanlık açıklama yapmış:
23.11.2013 tarihinde Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, Gaziantepsporun, Sanica Boru Elazığsporla yaptığı maçı izlemek için Kamil Ocak Stadyumu'na gitmiştir. Sayın Bakan maç arasında bekleme salonuna geçmiştir. Ne iddia edildiği gibi soyunma odasına girmiş nede futbolcular ile bir araya gelerek 500 bin liralık pirim sözü vermiştir. Bu iddia çirkin, asılsız ve gerçek dışı olduğu kadar aynı zamanda da ahlak sınırlarını aşmıştır. Bir siyasetçinin seçildiği ile ve bölgeye gitmesi kadar doğal bir durum yoktur. Bu eleştiri Sayın Bakan'ın çalışma temposuna yetişemeyen bir zihniyetin ürünüdür. Seçim sürecine giren ülkemizde halkımız bundan önce olduğu gibi bundan sonra da çamur at izi kalsın anlayışına asla prim vermedi, vermeyecektir.
http://haberciniz.biz/bak...yalcin-girdi-2430938h.htm
Yaşanan bu tartışmaların ardından Gaziantepspor'un yeni çalıştırıcısı Sergen Yalçın fatma şahin'in soyunma odasına geldiğini hayırlı olsun dediğini belirtmiş.
dahası bakan fatma şahin'in soyunma odasına girdiğinin görüntleri ortaya çıktı!
http://www.cumhuriyet.com...raflar_ortaya_cikti_.html#
göz göre göre yalan söylemeyin. çok komik oluyorsunuz!
prim iddiası doğru olsa bile gaziantepspor'dan kimsenin doğrulayacağını sanmıyorum.
23.11.2013 tarihinde Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, Gaziantepsporun, Sanica Boru Elazığsporla yaptığı maçı izlemek için Kamil Ocak Stadyumu'na gitmiştir. Sayın Bakan maç arasında bekleme salonuna geçmiştir. Ne iddia edildiği gibi soyunma odasına girmiş nede futbolcular ile bir araya gelerek 500 bin liralık pirim sözü vermiştir. Bu iddia çirkin, asılsız ve gerçek dışı olduğu kadar aynı zamanda da ahlak sınırlarını aşmıştır. Bir siyasetçinin seçildiği ile ve bölgeye gitmesi kadar doğal bir durum yoktur. Bu eleştiri Sayın Bakan'ın çalışma temposuna yetişemeyen bir zihniyetin ürünüdür. Seçim sürecine giren ülkemizde halkımız bundan önce olduğu gibi bundan sonra da çamur at izi kalsın anlayışına asla prim vermedi, vermeyecektir.
http://haberciniz.biz/bak...yalcin-girdi-2430938h.htm
Yaşanan bu tartışmaların ardından Gaziantepspor'un yeni çalıştırıcısı Sergen Yalçın fatma şahin'in soyunma odasına geldiğini hayırlı olsun dediğini belirtmiş.
dahası bakan fatma şahin'in soyunma odasına girdiğinin görüntleri ortaya çıktı!
http://www.cumhuriyet.com...raflar_ortaya_cikti_.html#
göz göre göre yalan söylemeyin. çok komik oluyorsunuz!
prim iddiası doğru olsa bile gaziantepspor'dan kimsenin doğrulayacağını sanmıyorum.
dersanalerin kapatılması gündemde (ve bunun gülen cemaatine karşı bir operasyon olduğu konuşulurken) iken rte'nin dersanelerle ilgili rakamları çarpıttığının ortaya çıkması buna güzel bir örnektir.
Başbakan Erdoğan ın dershanelerle ilgili açıkladığı rakamlarla gerçek rakamlar örtüşmedi. Erdoğan a verilen rakamların bir kısmının 1 den 12 nci sınıfa, bir kısmının da 5 ten 12 nci sınıfa kadar tüm öğrenciler içinde dershaneye gidenlerin oranlarından olduğu anlaşıldı.
--- alıntı ----
istanbul için Başbakan a verilen rakam yüzde 9. Oysa istanbul da 12 nci sınıf öğrencileri arasında dershaneye gitme oranı yüzde 70 iken bu oran 9-12 nci sınıflar baz alındığında yüzde 25.1 olarak gerçekleşiyor. Arada yüzde 16.1 lik bir fark var.
Ankara için Başbakan a verilen rakam yüzde 14.5. Ancak başkentte 12 nci sınıf öğrencileri arasında dershaneye gitme oranı yüzde 55. Bu oran 9-12 nci sınıflar yani liseler baz alındığında yüzde 22.1 olarak gerçekleşiyor. Arada 7.5 puan fark var.
Antalya için Başbakan a verilen rakam yüzde 16.5. Ancak Antalya da 12 nci sınıf öğrencileri arasında dershaneye gitme oranı yüzde 63. Bu oran 9-12 nci sınıflar baz alındığında yüzde 24.7 oluyor. Aradaki fark yüzde 8 i buluyor.
Diyarbakır için Başbakan a verilen rakam yüzde 6.5. Ancak Diyarbakır da sadece 12 nci sınıflar arasında dershaneye gitme oranı yüzde 47 iken 9-12 nci sınıflar baz alınarak oranlandığında bu rakam yüzde 18,5 olarak çıkıyor. Aradaki fark yüzde 12 yi buluyor.
Hakkâri için Başbakan a verilen rakam yüzde 6.5. Bu ilde 12 nci sınıflar arasında dershaneye gitme oranı yüzde 24 iken bu oran 9-12 nci sınıflar baz alındığında yüzde 7.6 olarak gerçekleşiyor. Arada yüzde 1 fark var.
Van için Başbakan a verilen rakam yüzde 5.5. Ancak bu ilde 12 nci sınıf öğrencileri arasında dershaneye gitme oranı yüzde 41 iken bu oran 9-12 nci sınıflar arasında yüzde 12,5 olarak gerçekleşiyor. Arada yüzde 7 lik fark var.
Ve nihayetinde Türkiye geneli için Başbakan'a verilen rakam yüzde 15. Ancak ülke genelinde 12'nci sınıf öğrencileri arasında dershaneye gitme oranı yüzde 60.9. Bu oran 9-12'nci sınıflar ölçü alındığında yüzde 25 olarak şekilleniyor. Arada 10 puanlık bir fark var.
--- alıntı ----
http://gundem.bugun.com.t...ek-rakamlar-haberi/875885
Başbakan Erdoğan ın dershanelerle ilgili açıkladığı rakamlarla gerçek rakamlar örtüşmedi. Erdoğan a verilen rakamların bir kısmının 1 den 12 nci sınıfa, bir kısmının da 5 ten 12 nci sınıfa kadar tüm öğrenciler içinde dershaneye gidenlerin oranlarından olduğu anlaşıldı.
--- alıntı ----
istanbul için Başbakan a verilen rakam yüzde 9. Oysa istanbul da 12 nci sınıf öğrencileri arasında dershaneye gitme oranı yüzde 70 iken bu oran 9-12 nci sınıflar baz alındığında yüzde 25.1 olarak gerçekleşiyor. Arada yüzde 16.1 lik bir fark var.
Ankara için Başbakan a verilen rakam yüzde 14.5. Ancak başkentte 12 nci sınıf öğrencileri arasında dershaneye gitme oranı yüzde 55. Bu oran 9-12 nci sınıflar yani liseler baz alındığında yüzde 22.1 olarak gerçekleşiyor. Arada 7.5 puan fark var.
Antalya için Başbakan a verilen rakam yüzde 16.5. Ancak Antalya da 12 nci sınıf öğrencileri arasında dershaneye gitme oranı yüzde 63. Bu oran 9-12 nci sınıflar baz alındığında yüzde 24.7 oluyor. Aradaki fark yüzde 8 i buluyor.
Diyarbakır için Başbakan a verilen rakam yüzde 6.5. Ancak Diyarbakır da sadece 12 nci sınıflar arasında dershaneye gitme oranı yüzde 47 iken 9-12 nci sınıflar baz alınarak oranlandığında bu rakam yüzde 18,5 olarak çıkıyor. Aradaki fark yüzde 12 yi buluyor.
Hakkâri için Başbakan a verilen rakam yüzde 6.5. Bu ilde 12 nci sınıflar arasında dershaneye gitme oranı yüzde 24 iken bu oran 9-12 nci sınıflar baz alındığında yüzde 7.6 olarak gerçekleşiyor. Arada yüzde 1 fark var.
Van için Başbakan a verilen rakam yüzde 5.5. Ancak bu ilde 12 nci sınıf öğrencileri arasında dershaneye gitme oranı yüzde 41 iken bu oran 9-12 nci sınıflar arasında yüzde 12,5 olarak gerçekleşiyor. Arada yüzde 7 lik fark var.
Ve nihayetinde Türkiye geneli için Başbakan'a verilen rakam yüzde 15. Ancak ülke genelinde 12'nci sınıf öğrencileri arasında dershaneye gitme oranı yüzde 60.9. Bu oran 9-12'nci sınıflar ölçü alındığında yüzde 25 olarak şekilleniyor. Arada 10 puanlık bir fark var.
--- alıntı ----
http://gundem.bugun.com.t...ek-rakamlar-haberi/875885
bazen gerçekleri çarpıtma ve aptalı oynama taktiği ile yapılır.
emre uslu haberi:
--- alıntı ----
'Güneydoğuda görev yapan askerler ve polisler savaş suçlusu olarak yargılanacak'
Başlıktaki ifade bir öngörü değil, analiz değil, bana ait bir değerlendirme de değil. Bu ifade MiT krizini tetikleyen belgelerin içindeki, MiT-PKK mutabakatlarında yer alan, devlet kayıtlarına girmiş bir ifade.
Başbakan'ın kefil olduğu kurumun PKK'ya verdiği taviz metinlerinde yer alan bir ifade bu.
Erdoğan, MiT krizine ilişkin yaptığı değerlendirmede "MiT müsteşarına talimatı veren benim, alacaksanız beni alın" diye savcılara medyan okudu.
Erdoğan ayrıca "MiT-PKK görüşmelerinde yazılı bir belge verme, taviz verme sözkonusu değil" diyor. Bunu açıklarken "MiT-PKK arasındaki mutabakat metinlerinde altına imza atılmış bir belge yoktur" diyor.
Ya Erdoğan yanıltılıyor ya da kendisi yanıltıyor. Zira üçüncü bir devletin arabuluculuk yaptığı bu tip durumlarda zaten belgelerin altına taraflar imza koymaz. imzayı hakem devlet koyar ve belgeyi kendi arşivine kaldırır.
MiT-PKK mutabakatında da öyle olmuş. O mutabakat metninin 9. maddesinde bu husus açıkça belirtiliyor: Taraflar, müzakereleri derinleştirmek ve gündemdeki konuları tartışmak üzere hazırlıklarını yaparak 2011-Haziran ayının ikinci yarısında biraraya gelmeyi kararlaştırmışlardır. Üç paragraflık giriş ve dokuz maddeden oluşan iş bu mutabakat metni, taraflar arasında arabuluculuk yapan HD (Hakem Devlet) temsilcileri tarafından, taraflar adına imza altına alınmış ve aslı HD merkezinde arşive alınmıştır.
Mutabakat metninde açıkça yazılı olduğu halde Erdoğan hala "Benim müsteşarım kimseye taviz vermedi" diyor ama belge ortada. O mutabakat metinlerinin altında MiT yetkililerinin ve Erdoğan'ın özel temsilcisi Hakan Fidan'ın onayıyla arabulucu devletin imzası var. O devletin arşivinde saklanıyor bu belge.
Bu imza Türk hükümetini sorumluluktan kurtarmıyor. Erdoğan mert adamsa doğruyu söylesin. Böyle numaralarla bizi çocuk yerine koymasın.
Sayın Başbakan? Çocuk mu kandırıyorsunuz, adam mı oynatıyorsunuz? Biraz ciddiyet lütfen...
--- alıntı ----
http://www.taraf.com.tr/e...-askerler-ve-polisler.htm
edit:
arslan bulut yazısı:
PKK adına konuşan Zübeyir Aydar: "Biz üçüncü bir tarafın, bir devletin hakemliğini istiyoruz. Çünkü bunun sıkıntısı yaşanıyor. Oslo'da üçüncü taraf vardı. Aracı kurum kimdi. Yani birileri işte..." diye konuştu.
Üçüncü taraftan kasıtları, Türkiyeye müdahale etmek için ABD, ingiltere veya onların öngöreceği şekilde BM heyeti oluşturulmasıdır.
Prof. Dr. Halil inalcık, 2007 yılında "Bugün Türkiye için büyük tehlike şudur: Kürt liderler davayı Birleşmiş Milletler'e götürmeye çalışıyor. Barzani şimdiden BM ile temastadır. PKK, işte bu planın uygulanmasına hizmet etmektedir. PKK'nın asıl hedefi sınırda kalmayıp Türkiye içinde kanlı bir çatışma çıkarmaktır. Türkiye'de bir etnik çatışma çıkması ve Batı kontrolünde Birleşmiş Milletler'in, dünya barışı için bunu bir tehdit sayarak müdahalesi gerçek amaçlarıdır" demişti.
http://www.yg.yenicaggaze...zargoster.php?haber=29053
emre uslu haberi:
--- alıntı ----
'Güneydoğuda görev yapan askerler ve polisler savaş suçlusu olarak yargılanacak'
Başlıktaki ifade bir öngörü değil, analiz değil, bana ait bir değerlendirme de değil. Bu ifade MiT krizini tetikleyen belgelerin içindeki, MiT-PKK mutabakatlarında yer alan, devlet kayıtlarına girmiş bir ifade.
Başbakan'ın kefil olduğu kurumun PKK'ya verdiği taviz metinlerinde yer alan bir ifade bu.
Erdoğan, MiT krizine ilişkin yaptığı değerlendirmede "MiT müsteşarına talimatı veren benim, alacaksanız beni alın" diye savcılara medyan okudu.
Erdoğan ayrıca "MiT-PKK görüşmelerinde yazılı bir belge verme, taviz verme sözkonusu değil" diyor. Bunu açıklarken "MiT-PKK arasındaki mutabakat metinlerinde altına imza atılmış bir belge yoktur" diyor.
Ya Erdoğan yanıltılıyor ya da kendisi yanıltıyor. Zira üçüncü bir devletin arabuluculuk yaptığı bu tip durumlarda zaten belgelerin altına taraflar imza koymaz. imzayı hakem devlet koyar ve belgeyi kendi arşivine kaldırır.
MiT-PKK mutabakatında da öyle olmuş. O mutabakat metninin 9. maddesinde bu husus açıkça belirtiliyor: Taraflar, müzakereleri derinleştirmek ve gündemdeki konuları tartışmak üzere hazırlıklarını yaparak 2011-Haziran ayının ikinci yarısında biraraya gelmeyi kararlaştırmışlardır. Üç paragraflık giriş ve dokuz maddeden oluşan iş bu mutabakat metni, taraflar arasında arabuluculuk yapan HD (Hakem Devlet) temsilcileri tarafından, taraflar adına imza altına alınmış ve aslı HD merkezinde arşive alınmıştır.
Mutabakat metninde açıkça yazılı olduğu halde Erdoğan hala "Benim müsteşarım kimseye taviz vermedi" diyor ama belge ortada. O mutabakat metinlerinin altında MiT yetkililerinin ve Erdoğan'ın özel temsilcisi Hakan Fidan'ın onayıyla arabulucu devletin imzası var. O devletin arşivinde saklanıyor bu belge.
Bu imza Türk hükümetini sorumluluktan kurtarmıyor. Erdoğan mert adamsa doğruyu söylesin. Böyle numaralarla bizi çocuk yerine koymasın.
Sayın Başbakan? Çocuk mu kandırıyorsunuz, adam mı oynatıyorsunuz? Biraz ciddiyet lütfen...
--- alıntı ----
http://www.taraf.com.tr/e...-askerler-ve-polisler.htm
edit:
arslan bulut yazısı:
PKK adına konuşan Zübeyir Aydar: "Biz üçüncü bir tarafın, bir devletin hakemliğini istiyoruz. Çünkü bunun sıkıntısı yaşanıyor. Oslo'da üçüncü taraf vardı. Aracı kurum kimdi. Yani birileri işte..." diye konuştu.
Üçüncü taraftan kasıtları, Türkiyeye müdahale etmek için ABD, ingiltere veya onların öngöreceği şekilde BM heyeti oluşturulmasıdır.
Prof. Dr. Halil inalcık, 2007 yılında "Bugün Türkiye için büyük tehlike şudur: Kürt liderler davayı Birleşmiş Milletler'e götürmeye çalışıyor. Barzani şimdiden BM ile temastadır. PKK, işte bu planın uygulanmasına hizmet etmektedir. PKK'nın asıl hedefi sınırda kalmayıp Türkiye içinde kanlı bir çatışma çıkarmaktır. Türkiye'de bir etnik çatışma çıkması ve Batı kontrolünde Birleşmiş Milletler'in, dünya barışı için bunu bir tehdit sayarak müdahalesi gerçek amaçlarıdır" demişti.
http://www.yg.yenicaggaze...zargoster.php?haber=29053
2001 Genel Seçimi öncesinde Tayyip Erdoğan; "iktidara gelirsek dokunulmazlıklar kaldırılacak" dedi.
http://www.yurtgazetesi.c...ust-olun-makale,6457.html
sene olmuş 2013 hala atılan bir adım yok.
aaa tabi askeri anayasa yüzünden kaldırılmıyor değil mi? hatta bazı ak'ların pişkin pişkin dedikleri gibi "biz getirmedik ki biz kaldıralım" değil mi?
hatta ne demişti rte: "Milletvekili dokunulmazlığı önceki hedefimiz değil. Oyuna gelmeyiz"! ne oyunu!
ihale yolsuzluğu yapan, rüşvet alan milletvekillerini "yedirmeyiz" oyunu mu?
http://www.yurtgazetesi.c...ust-olun-makale,6457.html
sene olmuş 2013 hala atılan bir adım yok.
aaa tabi askeri anayasa yüzünden kaldırılmıyor değil mi? hatta bazı ak'ların pişkin pişkin dedikleri gibi "biz getirmedik ki biz kaldıralım" değil mi?
hatta ne demişti rte: "Milletvekili dokunulmazlığı önceki hedefimiz değil. Oyuna gelmeyiz"! ne oyunu!
ihale yolsuzluğu yapan, rüşvet alan milletvekillerini "yedirmeyiz" oyunu mu?
tcmb rezervleri bunlardan biridir!
imf'ye borçların bitmesi palavrası gibi (birine biten borç fazlasıyla diğerinden alındığı gibi) tcmb rezervlerinde de aynı çarpıtma kullanılır.
eskiden mitinglerde ekonomik başarılardan bahseden rte işsizlik, cari açık, ithalat, büyüme konularında söylenecek yalanları kalmayınca bu aralar tcmb rezervlerine saıldı. her mitingde sallıyor!
hadi şunun bi doğrusunu öğrenelim.
bakalım konuyla ilgili ne demiş güngör uras (10.04.2013)
--- alıntı ----
ancak rezerv hesabındaki altınların ve dövizlerin tamamı tc merkez bankası'nın varlığı değil. büyük bölümü bankaların zorunlu karşılık olarak merkez bankasına devrettikleri altınlar ve dövizlerden oluşuyor.
zorunlu karşılıklardaki birikim, bankaların mevduat hesaplarının belli bir bölümünü merkez bankası'na aktarmaları ile oluşur. bankalar kendilerine emanet edilen paranın bir bölümünü (örneğin mevduat hesabına yatırılan her 100 tl.nın 10 tl.sını) merkez bankası'na zorunlu karşılık olarak devrederler.
merkez bankası'ndan yapılan son açıklamalara göre bankalar merkez bankası'na 30,4 milyar dolar dövizi zorunlu karşılık olarak devrettiler. buna ek olarak 13,5 milyar dolar değerinde 267,7 ton altın verdiler. demek ki, merkez bankası'nın altın+döviz olarak toplam döviz rezervinin yaklaşık 44 milyar doları bankaların devrettikleri dövizler ile altınlardan oluşuyor.
--- alıntı ----
http://www.cnbce.com/yoru...ar-dovizler-nasil-artiyor
şükrü kızılot da 20.05.2013'te bu konuya değinmiş.
--- alıntı ----
tc merkez bankası'nın mart 2013 sonundaki toplam rezervinin dağılımı aşağıdaki gibi:
64.5 milyar dolar bankaların zorunlu karşılığı, (116.2 milyar tl'lik)
6.7 milyar dolar yurt dışındaki türklerin vd. döviz tevdiat hesabı,
21.0 milyar dolarlık altın,+ 34.5 milyar dolar merkez bankasına ait dolar
----
126.7 milyar dolar tc merkez bankası'nın toplam döviz rezervi.
--- alıntı ----
zorunlu karşılık ne mi güzel kardeşim. vatandaşın bankalara yatırdığı paranın bir kısmının (vadelere göre değişmekle birlikte kabaca %10 diyelim) merkez bankasında tutulması.
bununla birlikte merkez bankasının rezerv opsiyon katsayısı uygulamasını da ekledik mi? merkez bankasının rezervlerinin artış sebebi anlaşılabilir.
-------
özetle
--------
vatandaşın cebindeki parayı bankalar aracılığı ile merkez bankasında tutan rte mitinglerde bununla övünüor!
sizin paranızla size hava atıyor yani!
gayrisafi milli hasıla da 3,5 kat artmıştı değil mi ak kardeşim?
(bkz: akp yalanları/#20116982)
10 yılda milli gelirimiz de uçmuştu değil mi?
türkiye ekonomisi büyüklükte dünya 17.'si olmuştu değil mi?
imf ye borcu sıfırlayınca borçsuz ülke olmuştuk değil mi?
(bkz: akp yalanları/#20153222)
(bkz: akp yalanları/#20652426)
hülooooooggggg unuz yarım kaldı bu da yapılır mı beaaaa!
napsanız acaba yalanlarınızı ortaya çıkaran iktisatçıları, köşe yazarlarını toplayıp silivri ileri demokrasi kamplarına mı gönderseniz?
edit: her ne şekilde olursa olsun merkez bankasının döviz rezervlerinin artması iyi bir şeydir. daha döviz kıtlığı nedeni ile yaşadığımız krizler unutulmadı. akp döneminde arttı diye kötüleyecek değiliz. ama ak kardeşlerim siz de övgünün bokunu çıkarmadan önce bi araştırın olur mu?
imf'ye borçların bitmesi palavrası gibi (birine biten borç fazlasıyla diğerinden alındığı gibi) tcmb rezervlerinde de aynı çarpıtma kullanılır.
eskiden mitinglerde ekonomik başarılardan bahseden rte işsizlik, cari açık, ithalat, büyüme konularında söylenecek yalanları kalmayınca bu aralar tcmb rezervlerine saıldı. her mitingde sallıyor!
hadi şunun bi doğrusunu öğrenelim.
bakalım konuyla ilgili ne demiş güngör uras (10.04.2013)
--- alıntı ----
ancak rezerv hesabındaki altınların ve dövizlerin tamamı tc merkez bankası'nın varlığı değil. büyük bölümü bankaların zorunlu karşılık olarak merkez bankasına devrettikleri altınlar ve dövizlerden oluşuyor.
zorunlu karşılıklardaki birikim, bankaların mevduat hesaplarının belli bir bölümünü merkez bankası'na aktarmaları ile oluşur. bankalar kendilerine emanet edilen paranın bir bölümünü (örneğin mevduat hesabına yatırılan her 100 tl.nın 10 tl.sını) merkez bankası'na zorunlu karşılık olarak devrederler.
merkez bankası'ndan yapılan son açıklamalara göre bankalar merkez bankası'na 30,4 milyar dolar dövizi zorunlu karşılık olarak devrettiler. buna ek olarak 13,5 milyar dolar değerinde 267,7 ton altın verdiler. demek ki, merkez bankası'nın altın+döviz olarak toplam döviz rezervinin yaklaşık 44 milyar doları bankaların devrettikleri dövizler ile altınlardan oluşuyor.
--- alıntı ----
http://www.cnbce.com/yoru...ar-dovizler-nasil-artiyor
şükrü kızılot da 20.05.2013'te bu konuya değinmiş.
--- alıntı ----
tc merkez bankası'nın mart 2013 sonundaki toplam rezervinin dağılımı aşağıdaki gibi:
64.5 milyar dolar bankaların zorunlu karşılığı, (116.2 milyar tl'lik)
6.7 milyar dolar yurt dışındaki türklerin vd. döviz tevdiat hesabı,
21.0 milyar dolarlık altın,+ 34.5 milyar dolar merkez bankasına ait dolar
----
126.7 milyar dolar tc merkez bankası'nın toplam döviz rezervi.
--- alıntı ----
zorunlu karşılık ne mi güzel kardeşim. vatandaşın bankalara yatırdığı paranın bir kısmının (vadelere göre değişmekle birlikte kabaca %10 diyelim) merkez bankasında tutulması.
bununla birlikte merkez bankasının rezerv opsiyon katsayısı uygulamasını da ekledik mi? merkez bankasının rezervlerinin artış sebebi anlaşılabilir.
-------
özetle
--------
vatandaşın cebindeki parayı bankalar aracılığı ile merkez bankasında tutan rte mitinglerde bununla övünüor!
sizin paranızla size hava atıyor yani!
gayrisafi milli hasıla da 3,5 kat artmıştı değil mi ak kardeşim?
(bkz: akp yalanları/#20116982)
10 yılda milli gelirimiz de uçmuştu değil mi?
türkiye ekonomisi büyüklükte dünya 17.'si olmuştu değil mi?
imf ye borcu sıfırlayınca borçsuz ülke olmuştuk değil mi?
(bkz: akp yalanları/#20153222)
(bkz: akp yalanları/#20652426)
hülooooooggggg unuz yarım kaldı bu da yapılır mı beaaaa!
napsanız acaba yalanlarınızı ortaya çıkaran iktisatçıları, köşe yazarlarını toplayıp silivri ileri demokrasi kamplarına mı gönderseniz?
edit: her ne şekilde olursa olsun merkez bankasının döviz rezervlerinin artması iyi bir şeydir. daha döviz kıtlığı nedeni ile yaşadığımız krizler unutulmadı. akp döneminde arttı diye kötüleyecek değiliz. ama ak kardeşlerim siz de övgünün bokunu çıkarmadan önce bi araştırın olur mu?
esad'ın suriye'de kimyasal silah kullandığı yalanı bunlardan biri idi.
gerçi daha sonra çark ettiler ya olsun!
çark ve yalanı ortaya çıkaran haber için
(bkz: akp çarkları/#21286144)
gerçi daha sonra çark ettiler ya olsun!
çark ve yalanı ortaya çıkaran haber için
(bkz: akp çarkları/#21286144)
--- alıntı ----
Gelelim dünya olaylarına: ABD'nin Orta Doğu'da yeni bir politika izlemeye başladığı artık sır değil. iran ve Irak'a yönelik politikalara, Suriye konusundaki politika değişikliği de cabası. Amerika'nın, artık Türkiye ile Orta Doğu politikalarında yolunu ayırdığı, sır olmaktan çıktı. Geçenlerde sermayenin dergisi Forbes bile, Türk-Amerikan ittifakı bir hedefe ulaşmıyor diye, makale yayınladı. Suriye'de Türkiye devre dışı.
Nasıl olmasın ki, BBC Reyhanlı'da, el-Kaide üsleri konusunda, uzun bir röportaj yayınladı. Hani Başbakan ne demişti, topraklarımızda el-Kaide yok, falan diye. O söylediği gün, önce CNN sınırdaki el-Kaide'cileri konuşturdu, şimdi de BBC. Beş kuruşluk itibarı olmayan bir hükümet ve yöneticilerinin oyuncağı ülke. Hani biz biliyorduk da, her dakika yalan söylediklerini. Şimdilerde, elin yabancısına da rezil rüsva oluyoruz.
--- alıntı ----
Gelelim dünya olaylarına: ABD'nin Orta Doğu'da yeni bir politika izlemeye başladığı artık sır değil. iran ve Irak'a yönelik politikalara, Suriye konusundaki politika değişikliği de cabası. Amerika'nın, artık Türkiye ile Orta Doğu politikalarında yolunu ayırdığı, sır olmaktan çıktı. Geçenlerde sermayenin dergisi Forbes bile, Türk-Amerikan ittifakı bir hedefe ulaşmıyor diye, makale yayınladı. Suriye'de Türkiye devre dışı.
Nasıl olmasın ki, BBC Reyhanlı'da, el-Kaide üsleri konusunda, uzun bir röportaj yayınladı. Hani Başbakan ne demişti, topraklarımızda el-Kaide yok, falan diye. O söylediği gün, önce CNN sınırdaki el-Kaide'cileri konuşturdu, şimdi de BBC. Beş kuruşluk itibarı olmayan bir hükümet ve yöneticilerinin oyuncağı ülke. Hani biz biliyorduk da, her dakika yalan söylediklerini. Şimdilerde, elin yabancısına da rezil rüsva oluyoruz.
--- alıntı ----
--- alıntı ----
Asgari ücretin 2002'de 5 kişilik bir ailenin 3 öğün çay simit ile beslenmesine yetmediğini belirten Başbakan Erdoğan, "Bugün bu hesabı yaptığınızda asgari ücret 804 lira. 5 kişilik bir aile 3 öğün çay simit tüketse ihtiyacı olan miktar 450 lira. 11 yıl önce asgari ücret, çay ve simide yetmezken bugün neredeyse asgari ücretin yarısı buna yetiyor. Anladığınız dilden konuşuyorum" dedi.
--- alıntı ----
http://haber.gazetevatan....ne-adaba/591419/9/siyaset
neeemiş?
5 kişilik bir aile 3 öğün çay simit tüketse ihtiyacı olan miktar 450 lira mıymış?
hadi hesaplayalım. 450 / 30 = 15 TL 5 kişilik ailenin günlük harcırahı.
5 kişilik aile 3 öğünden 15 öğün eder.
15 TL/15 öğün = 1 TL bir kişinin bir öğünde harcayacağı.
ee bırakın çayı. sadece simit 1,40 TL!!!!
hadi simiti hala 1 TL'ye satan yer var diyelim.
e çay nolacak?
buram buram yalan kokan açıklama!
(bkz: rte usulü çay simit modeli/#20205667)
edit:
şeker kardeşim eksilemişsin de neyi eksiledin?
ben mi yalan söylüyorum?
matematik mi?
rte mi?
kandırılmanın / aptal yerine konmanın hıncını böyle alamazsın!
Asgari ücretin 2002'de 5 kişilik bir ailenin 3 öğün çay simit ile beslenmesine yetmediğini belirten Başbakan Erdoğan, "Bugün bu hesabı yaptığınızda asgari ücret 804 lira. 5 kişilik bir aile 3 öğün çay simit tüketse ihtiyacı olan miktar 450 lira. 11 yıl önce asgari ücret, çay ve simide yetmezken bugün neredeyse asgari ücretin yarısı buna yetiyor. Anladığınız dilden konuşuyorum" dedi.
--- alıntı ----
http://haber.gazetevatan....ne-adaba/591419/9/siyaset
neeemiş?
5 kişilik bir aile 3 öğün çay simit tüketse ihtiyacı olan miktar 450 lira mıymış?
hadi hesaplayalım. 450 / 30 = 15 TL 5 kişilik ailenin günlük harcırahı.
5 kişilik aile 3 öğünden 15 öğün eder.
15 TL/15 öğün = 1 TL bir kişinin bir öğünde harcayacağı.
ee bırakın çayı. sadece simit 1,40 TL!!!!
hadi simiti hala 1 TL'ye satan yer var diyelim.
e çay nolacak?
buram buram yalan kokan açıklama!
(bkz: rte usulü çay simit modeli/#20205667)
edit:
şeker kardeşim eksilemişsin de neyi eksiledin?
ben mi yalan söylüyorum?
matematik mi?
rte mi?
kandırılmanın / aptal yerine konmanın hıncını böyle alamazsın!
AKP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü hüseyin çelik 05.12.2013: Dün söyledim, bir kez de burada yazıyorum. insanları mağdur etmek veya kategorizasyona tabi tutmak için fişleme yapılması alçaklıktır. AK Parti'nin bizzat kendisi ve kadroları son zamanlara kadar fişlemelerin ve vesayetçi dayatmaların mağduru ve mazlumu olmuştur. Bize yapılmasını istemediğimiz bir şeyin, bizim bilgimiz ve irademiz dahilinde başkalarına yapılmasına rıza göstermeyiz, göz yummayız.
http://www.zaman.com.tr/g...leme-belgesi_2177998.html
bakalım hüseyin çelik'e kendi partisinden milletvekilinin cevabı ne?
tarih 20.02.2010
AKP Kahramanmaraş Milletvekili Avni Doğan, Ergenekon'a mensup kişilerin 40 sene boyunca halkın belirli kesimlerini fişlediğini öne sürdü. Doğan "Şimdi biz onları fişliyoruz, sıra bizde" dedi.
http://www.haber53.com/-s...z-sira-bizde-_d37879.html
http://www.zaman.com.tr/g...leme-belgesi_2177998.html
bakalım hüseyin çelik'e kendi partisinden milletvekilinin cevabı ne?
tarih 20.02.2010
AKP Kahramanmaraş Milletvekili Avni Doğan, Ergenekon'a mensup kişilerin 40 sene boyunca halkın belirli kesimlerini fişlediğini öne sürdü. Doğan "Şimdi biz onları fişliyoruz, sıra bizde" dedi.
http://www.haber53.com/-s...z-sira-bizde-_d37879.html
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar