bugün

abinin en az 2 şahit huzurunda sevdiceğiyle hayatı paylaşmak adına imza atmasıdır. bir yandan gurur vericidir(neden bilmiyorum ama gurur duydum), diğer yandan mutlu olursun, başka açıdan bakarsan kıskanırsın, sonra ara sıra ağlarsın, balayına gider seni arar, "oğlum, evlendin hala kurtulamadım, balayında bari arama lan" dersin, o da sana "sus lan" der ve böylece anlarsın ki abin evlense de hala o abindir, gitmemiştir yanıbaşındadır ve sen hala başını belaya sokmaya devam edersin, sana kol kanat geren yine abindir ve melek karısıdır. * *
(bkz: abim damat oluyor sırada bana geliyor)
sıra sana geliyor demektir.
dünyanın sonu gibi birşeydir zira hayatı beraber paylaştığınız evde donla gezmesine aldırış etmediğiniz büyüseniz bile çocuk gibi kavga ettiğiniz. sarılıp dertleştiğiniz, derdinizden anlayan her daim sizin yanınızda olan biri günün birinde ben evleniyorum diyerek giderse ben öyle abinin amua korum nereye abicim nereye otur evinde eskisi gibi ailecek yaşıyalım kavga edelim, sarılalım ne diye el kızını alıp çekip gidiyorsun ulan ben senin banyodan badobornozumu getir lan diye bağırmanı seviyorum. bu yaşıma gelmeme rağmen bado senden adam olmaz demene hastayım. ne diye çekip gidiyosun ne güzel biz bize mutlu mesud yaşıyorduk nerden çıktı bu evlilik ulan demezlermi adama.
yıllarca bu anı beklemiştim. evlensinde evde insan sayısı azalsın diye * ama öyle olmuyormuş malesef.
abim damat oluyor,sıra da bana geliyor demektir.
Öylesine silsilesi, öylesine debdebeli olay. Abi dediğin adam bugüne kadar piley siteyşın oynadığın, sigarasından çoraladığın, senin kazaklarına çöken adamdır. Metro' dan aldığım polar montuma çökmesini saymıyorum bile. Hayır yani al ama havalar soğuyunca geri ver. Güzelim montumu bagajda gezdiriyorsun. Şehir dışındayım. Annem iki de bir arıyor tabi. Gün aldık, salonu ayarladık, yok takıydı. Diyorum kadın heyecanlı. Oğlunun mürüvvetini görecek. Benimkisi iyi niyet. Amaç beni çağırıp koşturmak. Tamam, abinin düğününde koşturmayacaksın da nerede at oynatacaksın. Ama bu kadarı fazla hafız. Neyse düğün tarihi belli. Dört gün kalmış. Kotumu tshirtümü giyip atatürk havaalanı ya da limanına gidiyorum. Yanımda hiç elbise götürmüyorum. Nasıl olsa baba evi, var orada benim gömlekler diyorum. Kemer bile takmadım. Son iki senedir sarma sigara içiyorum ben. Kapının önünde bi sigara sarıp içip giriyorum. Canım kahve çekiyor ama yedi milyon dediler, dedim bana gelmez. Bindim indim, beni babam aldı havaalanı ya da limanından. Babamın araba kango. Geniş, ferah. Oldum olası beğenirim zaten ticari kasa arabaları. Ama makaslı olmasın connect gibi. Eski 403ler gibi tıss tıss ede ede gidiyoruz eve. Memleketten halamlar gelmiş. Halamlar çok güzel dolma yapar. Altı halam var. Dördü çok güzel yapar. Zaten istanbul' da dergide peksimet kemirmekten bitmişim. Vuruyorum dolmaların gözüne. Yanında ev yoğurdu. Mis. Gurbet öyle mi. Açsın olum. Tamam entel dantel ortamlardayız, casio' nun retro altın rengi saatlerini takan, the xx dinleyen kızlarla geçiyor her günümüz ama patates cipsi söyleyemiyoruz barda. Görende bi bok sanır. Neyse karnımız doyuyor. Babama diyorum benim araba nerde. Amaç manzaralı yere gidip iki bira emiklemek filan. Zaten bunalmışım evde. Her gören soruyor nasıl gidiyor istanbul, fotoğraf işleri filan diye. Bi de nedensen maaşımı soruyolar. Sanane lan pezevenk. Maaşım azsa sigortamı sen mi yapacaksın. Babam diyor amcanlar gelecek, onları alacaksın. Tamam diyorum, birayı gecenin geç saatlerine erteliyorum. O ara erdem' i aradım, hastayım dedi zaten. Merve var yeğenim. O da takılıyor peşime. 18 yaşında boy bir yetmiş küsür. Genç irisi ergen. Neyse amcamları alıyorum. Amcamı sevmem. Aslında halamları da sevmem. Amcam palamut getirmiş. içimden küçükken bana yaptığı canımı acıtan el ense çekme şakalarını hatırlıyorum, sövüyorum. Bir palamut alamaz gönlümü diyorum. Üç dört gün daha beni götümün üsne oturtmuyorlar. Sürekli birileri geliyor, ben onları arabayla alıyorum. Gelenlerde yön bulma duygusu sıfır. iyice beşiktaş dolmuşuna bağlıyorum dört gün. Düğün günü geliyor. Kuaföre halamları götürüyorum. Onları bırakıp teyzemleri götürüyorum kuaföre. Düğüne iki saat filan kalıyor. Babam hala bana birilerini aldırma telaşında. Fikret hoca gelmiş, havaalanı veya limanından onu alacaksın diyor. Fikret hoca lisede fen bilgisi hocamdı. Çok döverdi. Zaten iri kıyım. Fikret hocamı alıyorum. Hastalanmış, yaşlanmış. Dağ gibi adam dal gibi olmuş. Bana çok iyi davranıyor. Büyüdüğümden ziyade eşşek kadar adam olduğumu farkediyorum fikret hocamın tavırlarından. Fikret hocamı seviyorum. Düğüne bir saat var. Benim üzerimde gri, lastiği esnemiş, nereden baksan on senelik eşofman altımla üzerine party like a rockstar yazan soluk tshirtüm var. Partileri sevmem. Bara bile gitmem ben. istanbul' da çantama carrefour' dan aldığım 10 liralık şarabı koyardım. Beşiktaş' ta Silahla balon vurulan iskelenin orda içerdim kitap filan okurken. Annem azarlıyor sen hala takım elbiseni giymedin mi diye. Takım elbiseden hiç haz etmem. Dar, bunaltıcı, kravat boynumu daraltır, biri sanki ümüğümü sıkarmış gibi gelir. Düğüne kalmış yarım saat. Giyinip babamın brüt parfümünden sıkıyorum. Saçlarımı yana yana basıyorum banyoda. Hazırım. düğün başlamış. Abimin düğününü kaçırıcam resmen. Salona gidiyorum. Anasını satim sanki herkes beni bekliyor. Sarılan sarılana. Koşturmalar, bilmem neler gırla gidiyor. Mecburen herkese selam veriyorum, iki kelime laf ediyorum. Klasik cümle şu; hadi bakalım hadiii, sıra sende. Değil işte sıra bende mende kodumun tipsizi, daha restorant açıcam ben diyorum içimden. Herşey bitiyor sonunda. Eve gidicez. Yine servis başlıyor. Onu buraya bırak, yok onu dsi misafirhanesine, şunu öğretmen evine. Lan diyorum sabır. *mına korum lan deyip kravatı çıkarıp atmış, içten içe gelen isyanımı ufakta olsa dile getirmişim zaten. Ama anlayan yok. Eve giriyorum. Gene bişey çıkarıyorlar. O saate yoğurt mu ne lazımmış. O işi de çözüyorum. Arabayı otoparka bırakıyorum. Eller cepte albayın yerine giriyorum. Albayın yeri bizim evin burada meyhane. Ama şöyle; içkini kendin getiriyorsun. Orada sadece meze var. Bi de yaş ortalaması yüksek. Kahvede sigara içmekten beyaz bıyıkları sararmış dayılar var. iki tuborgumu alıp gidiyorum. Yüzüm gözüm sim. Pırıl pırıl parlıyorum. Ama sonunda içtim o iki biramı. Abimde evlenmiş oldu.
Kravatımı gevşettim...
Yorgunum ve kafam karışık. Abim evlendi ya! Hani sabah uğraştım şakalaştım filan ama bu gece abim eve dönmeyecek. Tamam, ölüme gitmiyor ama eve de dönmüyor. Düğünler bugüne kadar pasta yediğim, bol müzikli ve gürültülü mekanlardı ama bugün her şey değişti. Düğünü yapan taraftık, damadın erkek kardeşiydim. Olaya bak! Ön kapıdan gelenleri karşıla, arka kapıya koş oradan gelenleri yakala, hem köydekiler tanı hem de üniversite camiasındakileri tanı, eski dostlar ve komşular, yakın akrabalar ve uzak akrabalar, abimin iş arkadaşları ve dostları... Herkesi tanımak zorunda değildim ama tanıyordum. Herkese masa ayarlıyor, masalara gidip hal hatır soruyor ve tekrar ön ve arka kapılar arasında koşturuyordum. Pasta fırından satın alınır, kola marketten alınır ama samimiyet parayla alınmıyor. Bugün düğünümüzde bunu gördüm, yoruldum filan ama buna değildi ya da değmeli! Takı töreni sırasında kızımıza yüzüğü takarken "Abimi öyle mutlu et ki, 26 yıl boşa yaşamışım desin." diye söyledim. Belediye başkanı geldi kıydı nikahı ve hep merak ederdim, nikah memurları belediye başkanından yetki alıyor ama belediye başkanları kimden yetki alır? Zeki Toçoğlu medeni kanundan aldığı yetkiyle kıydı nikahı. Bir de abimin patronlarından Kösemusullar'dan biri de ordaydı ama ismini hatırlamıyorum. Değişik bir geceydi, daha doğrusu değişik bir gün. Düğün bitti ve diğer işlere karışmak istemedim, eniştem beni eve bıraktı. Eve geldim, evime geldim, artık abimle ne müzik sesi için kavga edecek ne de banyo sırası için tartışacaktık. Gerçi abimle artık pek bir şey de yapamayacaktık. Bunları düşündükçe sıkıldım.
Kravatımı gevşettim...
(19.10.2014)
Evde kiz kardesin rahatlamasi ile sonuclanir.
Sıra size gelmiştir diye bütün mahalle bekarları sevinir.
Olup bitenleri kaçırma

İlk öğrenen uludağ sözlük kullanıcıları olacak.