bugün
- sözlükteki kaliteli yazarlar31
- almanya da yaşayan yazarlar4
- türkiye tarihinin en yüksek asgari maaşı10
- bir sözlük erkegine merhaba adın ney diye sormak7
- 195 kaslı pilot10
- padişahların aşk şiiri yazma samimiyetsizliği6
- en başarılı türkiye'nin 2026 rte türkiyesi olması6
- crushtan hangi erkekle sevişirdin4
- yazarların güncel flört listesi6
- ikiz doğurmak6
- avrupa'nın en ucuz akaryakıt fiyatları24
- mazot fiyatlarının suçlusu8
- islamda namaz yoktur36
- sevilen kıza cv yollamak7
- çok açık giyinen kadınların evlilik hayali kurması15
- şah sultan3
- 174 kaslı mühendis3
- gece evde şarap kalmaması4
- manifestten hangi kızla sevişirdin3
- ülkü ocaklarının entelektüel alt yapısı5
- şeftali11
- borsa8
- allah varsa afrika daki çocuklar neden aç3
- uzun saçlı dövmeli küpeli siyah tişörtlü erkek4
- bik bik'in jeopolitik ve stratejik önemi15
- garajda ev yapımı mazot yapmak3
- sözlüğün reisi kim anketi19
- kürdistancıların vatandaşlıktan çıkarılması7
- sosis4
- şeytanın bile israil'e karşı olması6
- bir erkeğe ilk mesaj nasıl atılmalı15
- antipanik sizce biraz antipatik mi12
- beşiktaş deplasmanı3
- israil'in nükleer silahları imha edilmelidir18
- asgari ücretle kaç litre akaryakıt alınıyor8
- sözlük yazarlarının normal kombinleri17
- ünlüler neden uyuşturucu kullanır21
- ilk buluşmaya başka bir ilk buluşmadan gelen kız8
- doğru karpuz seçemeyen erkek12
- sözlük erkeğini annesine şikayet etmek4
- mazotun 100 lira olacağı tarih16
- nasuh mahruki10
- teomancalmasur8
- çağla idi21
- sözlük yazarlarının ortaokul anıları5
- pestil5
- borsa istanbul'un değer kaybetmesi3
- otobüste ön koltuğa oturmama refleksi2
- sözlükteki her kızı öven tipler11
- ruhbank2
Bugundur. Haki omrumuzdur.
Ey nefis! Bil ki, dünkü gün senin elinden çıktı; yarın ise, senin elinde senet yok ki, ona mâliksin. Öyle ise, hakikî ömrünü bulunduğun gün bil.Eğer desen: Beni namazdan ve ibâdetten alıkoyan ve fütur veren, öyle lüzumsuz şeyler değil, belki derd-i maîşetin zarûrî işleridir.Öyle ise, ben de sana derim ki: Eğer yüz kuruş bir gündelik ile çalışsan, sonra biri gelse, dese ki, Gel on dakika kadar şurayı kaz. Yüz lira kıymetinde bir pırlanta ve bir zümrüt bulacaksın. Sen ona, Yok, gelmem. Çünkü on kuruş gündeliğimden kesilecek. Nafakam azalacak desen, ne kadar divânece bir bahane olduğunu elbette bilirsin. Aynen onun gibi, sen, şu bağında nafakan için işliyorsun. Eğer farz namazı terk etsen, bütün sayin semeresi, yalnız dünyevî ve ehemmiyetsiz ve bereketsiz bir nafakaya münhasır kalır. Eğer, sen, istirahat ve teneffüs vaktini ruhun rahatına, kalbin teneffüsüne medâr olan namaza sarf etsen, o vakit bereketli nafaka-i dünyevîye ile beraber, senin nafaka-i uhrevîyene ve zâd-ı âhiretine ehemmiyetli bir menbâ olan iki mâden-i mânevî bulursun: Birinci mâden: Bütün bağındaki (Hâşiye) yetiştirdiğin, çiçekli olsun, meyveli olsun, her nebâtın, her ağacın tesbihâtından, güzel bir niyet ile, bir hisse alıyorsun. ikinci mâden: Hem, bu bağdan çıkan mahsülâttan kim yesehayvan olsun, insan olsun, inek olsun, sinek olsun, müşteri olsun, hırsız olsunsana bir sadaka hükmüne geçer; fakat o şart ile ki, sen, Rezzâk-ı Hakiki nâmına ve izni dairesinde tasarruf etsen ve Onun malını Onun mahlûkatına veren bir tevzîât memuru nazarıyla kendine baksan.işte, bak, namazı terk eden ne kadar büyük bir hasâret eder, ne kadar ehemmiyetli bir serveti kaybeder! Ve saye pek büyük bir şevk veren ve amelde büyük bir kuvve-i mânevî temin eden o iki neticeden ve o iki mâdenden mahrum kalır, iflâs eder. Hattâ, ihtiyarlandıkça bahçecilikten usanır, fütur gelir. Neme lâzım, der. Ben zâten dünyadan gidiyorum. Bu kadar zahmeti ne için çekeceğim? diyecek, kendini tenbelliğe atacak. Fakat evvelki adam der: Daha ziyâde ibâdetle beraber, say-i helâle çalışacağım. Tâ, kabrime daha ziyâde ışık göndereceğim. Âhiretime daha ziyâde zahîre tedârik edeceğim.Elhâsıl: Ey nefis! Bil ki, dünkü gün senin elinden çıktı; yarın ise, senin elinde senet yok ki, ona mâliksin. Öyle ise, hakikî ömrünü bulunduğun gün bil. Lâakal, günün bir saatini ihtiyat akçesi gibi, hakikî istikbâl için teşkil olunan bir sandukça-i uhrevîye olan bir mescide veya bir seccâdeye at.Hem bil ki, her yeni gün, sana, hem herkese bir yeni âlemin kapısıdır. Eğer namaz kılmazsan, senin o günkü âlemin zulümâtlı ve perişan bir halde gider. Senin aleyhinde âlem-i misâlde şehâdet eder. Zîrâ herkesin, her günde, şu âlemden, bir mahsus âlemi var. Hem o âlemin keyfiyeti o adamın kalbine ve ameline tâbidir. Nasıl ki aynanda görünen muhteşem bir saray, aynanın rengine bakar. Siyah ise, siyah görünür; kırmızı ise, kırmızı görünür. Hem, onun keyfiyetine bakar; o ayna şişesi düzgün ise sarayı güzel gösterir, düzgün değil ise çirkin gösterir. En nâzik şeyleri kaba gösterdiği misillü, sen kalbinle, aklınla, amelinle, gönlünle kendi âleminin şeklini değiştirirsin; ya aleyhinde, ya lehinde şehâdet ettirebilirsin. Eğer namazı kılsan, o namazın ile, o âlemin Sâni-i Zülcelâline müteveccih olsan, birden sana bakan âlemin tenevvür eder. Âdetâ, namazın, bir elektrik lâmbası ve namaza niyetin, onun düğmesine dokunması gibi o âlemin zulümâtını dağıtır. Ve o herc ü merc-i dünyeviyedeki karma karışık perişâniyet içindeki tebeddülât ve harekât, hikmetli bir intizam ve mânidar bir kitâbet-i kudret olduğunu gösterir, Allah göklerin ve yerin nurudur (Nur Sûresi: 35.) âyet-i pürenvârından bir nuru senin kalbine serper. Senin o günkü âlemini, o nurun inikâsıyla ışıklandırır. Senin lehinde nurâniyetle şehâdet ettirir.Sözler, 21. Söz, 1. Makam, 5. ikaz
Ey nefis! Bil ki, dünkü gün senin elinden çıktı; yarın ise, senin elinde senet yok ki, ona mâliksin. Öyle ise, hakikî ömrünü bulunduğun gün bil.Eğer desen: Beni namazdan ve ibâdetten alıkoyan ve fütur veren, öyle lüzumsuz şeyler değil, belki derd-i maîşetin zarûrî işleridir.Öyle ise, ben de sana derim ki: Eğer yüz kuruş bir gündelik ile çalışsan, sonra biri gelse, dese ki, Gel on dakika kadar şurayı kaz. Yüz lira kıymetinde bir pırlanta ve bir zümrüt bulacaksın. Sen ona, Yok, gelmem. Çünkü on kuruş gündeliğimden kesilecek. Nafakam azalacak desen, ne kadar divânece bir bahane olduğunu elbette bilirsin. Aynen onun gibi, sen, şu bağında nafakan için işliyorsun. Eğer farz namazı terk etsen, bütün sayin semeresi, yalnız dünyevî ve ehemmiyetsiz ve bereketsiz bir nafakaya münhasır kalır. Eğer, sen, istirahat ve teneffüs vaktini ruhun rahatına, kalbin teneffüsüne medâr olan namaza sarf etsen, o vakit bereketli nafaka-i dünyevîye ile beraber, senin nafaka-i uhrevîyene ve zâd-ı âhiretine ehemmiyetli bir menbâ olan iki mâden-i mânevî bulursun: Birinci mâden: Bütün bağındaki (Hâşiye) yetiştirdiğin, çiçekli olsun, meyveli olsun, her nebâtın, her ağacın tesbihâtından, güzel bir niyet ile, bir hisse alıyorsun. ikinci mâden: Hem, bu bağdan çıkan mahsülâttan kim yesehayvan olsun, insan olsun, inek olsun, sinek olsun, müşteri olsun, hırsız olsunsana bir sadaka hükmüne geçer; fakat o şart ile ki, sen, Rezzâk-ı Hakiki nâmına ve izni dairesinde tasarruf etsen ve Onun malını Onun mahlûkatına veren bir tevzîât memuru nazarıyla kendine baksan.işte, bak, namazı terk eden ne kadar büyük bir hasâret eder, ne kadar ehemmiyetli bir serveti kaybeder! Ve saye pek büyük bir şevk veren ve amelde büyük bir kuvve-i mânevî temin eden o iki neticeden ve o iki mâdenden mahrum kalır, iflâs eder. Hattâ, ihtiyarlandıkça bahçecilikten usanır, fütur gelir. Neme lâzım, der. Ben zâten dünyadan gidiyorum. Bu kadar zahmeti ne için çekeceğim? diyecek, kendini tenbelliğe atacak. Fakat evvelki adam der: Daha ziyâde ibâdetle beraber, say-i helâle çalışacağım. Tâ, kabrime daha ziyâde ışık göndereceğim. Âhiretime daha ziyâde zahîre tedârik edeceğim.Elhâsıl: Ey nefis! Bil ki, dünkü gün senin elinden çıktı; yarın ise, senin elinde senet yok ki, ona mâliksin. Öyle ise, hakikî ömrünü bulunduğun gün bil. Lâakal, günün bir saatini ihtiyat akçesi gibi, hakikî istikbâl için teşkil olunan bir sandukça-i uhrevîye olan bir mescide veya bir seccâdeye at.Hem bil ki, her yeni gün, sana, hem herkese bir yeni âlemin kapısıdır. Eğer namaz kılmazsan, senin o günkü âlemin zulümâtlı ve perişan bir halde gider. Senin aleyhinde âlem-i misâlde şehâdet eder. Zîrâ herkesin, her günde, şu âlemden, bir mahsus âlemi var. Hem o âlemin keyfiyeti o adamın kalbine ve ameline tâbidir. Nasıl ki aynanda görünen muhteşem bir saray, aynanın rengine bakar. Siyah ise, siyah görünür; kırmızı ise, kırmızı görünür. Hem, onun keyfiyetine bakar; o ayna şişesi düzgün ise sarayı güzel gösterir, düzgün değil ise çirkin gösterir. En nâzik şeyleri kaba gösterdiği misillü, sen kalbinle, aklınla, amelinle, gönlünle kendi âleminin şeklini değiştirirsin; ya aleyhinde, ya lehinde şehâdet ettirebilirsin. Eğer namazı kılsan, o namazın ile, o âlemin Sâni-i Zülcelâline müteveccih olsan, birden sana bakan âlemin tenevvür eder. Âdetâ, namazın, bir elektrik lâmbası ve namaza niyetin, onun düğmesine dokunması gibi o âlemin zulümâtını dağıtır. Ve o herc ü merc-i dünyeviyedeki karma karışık perişâniyet içindeki tebeddülât ve harekât, hikmetli bir intizam ve mânidar bir kitâbet-i kudret olduğunu gösterir, Allah göklerin ve yerin nurudur (Nur Sûresi: 35.) âyet-i pürenvârından bir nuru senin kalbine serper. Senin o günkü âlemini, o nurun inikâsıyla ışıklandırır. Senin lehinde nurâniyetle şehâdet ettirir.Sözler, 21. Söz, 1. Makam, 5. ikaz
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar