bu konuda fikrin mi var? buraya entry ekle. üye ol
  1. 1.
    12'den sonra değil, 01:00'dan sonra başlayan, bazıları için de bitmeyen, sonsuza uzanan saatlerle başlayan bir gündü hakkari'de. biz o sırada memleket meselelerini, gönül ilişkilerimizi, maddi durumlarımızı, tuttuğumuz takımın halinin ne olacağını düşünüyorduk ya da düşünmekten sıkılıp uyumuştuk. memleketin bir ucunda ne zaman öleceğini merak eden adamlarla aynı saatlerde.

    yetmiyordu aldığımız maaş, anlamıyorduk kız milletini, annemiz babamız deli ediyordu bizi, sigara, alkol, benzin zamlanıyordu ve deli ediyordu hayat bizi, birçok dikeniyle.

    saat gece 1'di, kabuğumuza çekilmiştik ve sessiz toprağı severdi yılan. 99 depremi gibi gelip serildi hakkari'ye.

    belki sırtında tüfeği olan ama daha çocuk sayılabilecek yaşta 24 asker, hiç bizim sikindirik dertlerimizi dert edinememişken öldürüldüler.

    murat, bilal, ibrahim, halil, mustafa, koray, yunus, birol, reşit, mesut, mesut, yavuz, fikret, hüseyin, soner, eyüp, idris, fevzi, mehmet, süleyman, ahmet, mehmet, ramazan ve ufuk.

    önceden ayırtılmış koca bir masa dolusu çocuk. tabaklarında kanları, sofra örtüsü kanlarının deseninde kırmızı.

    onlar ölürken, biz hiç ses etmedik, hatta uyuyorduk yani, "asker bekler, biz uyuyalım" dedik.

    onlar öldükten sonra da hiç ses etmedik. birkaç cızırtı olduk hepimizi toplasan. onu da kimse siklemedi zaten.

    bu yazıyı neden yazdım, "ben ülkesini seven adamım, siz ancak am göt muhabbeti yapın" değildi. "unutmayalım, unutturmayalım, hadi karşı bir şeyler geliştirelim" de değildi.

    tarih bir kader midir, yoksa insanların önemsedikleri ölçüde değişen bir kronoloji mi onu da bilmiyorum.

    20 yaşına gelmemiş bir adam, haksızlığa uğradığını iddia eden bir terör örgütü tarafından neden öldürülür onu da bilmiyorum.

    "ee ne sikime okuduk bütün yazıyı, bir sonuca bağlasaydın keşke ?" diyenlere verecek bir sonucum da yok açıkçası.

    ekranın sağ köşesindeki takvime baktım, şubat'ın 24'ü deyince aklıma geldi o çocuklar işte. bir şeyler yazmak istedim.

    şimdi ben taşlama maksadıyla "neyse ya biz işimize bakalım, futbol konuşalım karı kız konuşalım" demem yani.

    zaten 21. yüzyılda acılar kısa sürer. zaten biz onları konuşmuyoruz. işimize bakıyoruz.

    tek bir gerçek var; yeni bir saldırı olasılığı ve her şeyin aynı şekilde yaşanacak olması.

    omuzları en çok çökerten bu sanırım.
    3 -1 ... lucien brusque
  2. 2.
    24 gencin bir hiç uğruna toprağa düştüğü kara gün.
    1 ... zenithgeist
  3. 3.
    malesef amacına ulaşmış bizi birbirimize düşürmüş tarih.

    o yıl lise 3 geçmişiz. herkesi yavaştan sınav heycanı sarmış. ellerinde soru bankalarıyla geziyor millet. sınıfa yeni tipler falan gelmiş. gene bir alışma çabası. ama ben de dahil kimse soru bankalarıyla gezmeye alışamıyor. yavaş yavaş 'aman daha seneye çok var. çalışırız' a geçiyoruz. takvimlerde ekime geçiyor artık. 19 ekime. en yakın arkadaşlarımdan birinin doğum günü o gün. herşeyden habersiz okula gidiyorum. arkadaşım başka bir sınıfta. gidip doğum gününü kutluyorum hediyesini veriyorum falan. son ders geometri. hiç bir şey anlamıyorum canım da sıkılıyor. arka sıralardan birine geçiyorum belki laflarız diye. gülüyoruz eğleniyoruz. ne kadarda benciliz değil mi? türkiyenin en batısında hiç bişeyden haberimiz yok öylece oturuyoruz. en doğusunda ise bizden alt tarafı 2 yaş büyük 24 kişi ölüyor. sonra aynı adı taşıdığım elif gelmişti ön sıramıza. 26 şehit varmış sabah haberlerde gördüm demişti. şimdi açıkca söyleyeyim inanmadım. yanlış duymuştur falan dedim. 2011 de 26 şehit çok saçma gelmişti bana. 90lı yıllarda değildik ki bir günde 30-40 şehit verelim. içimde o kadar rahat yani 'yok canım' diyorum. sanki hiç yaşanmamış gibi. sanki ailem hiç yaşamamış gibi.

    okul bitiyor saat üç de ben eve dönüyorum. odama geldim. soyunurken ablam '24 şehit var biliyor musun?' dedi. has siktir dediğimi hatırlıyorum içimden. gerçekmiş. dış ses olaraksa sadece 'biliyorum' cevabını verebildim. işin aslını öğrenebilmek için gittim tvyi açtım. saat kaç olursa olsun 24 şehiti herkes haber yapardı. rastgele bir kanalı açtım. olay çukurcada olmuş. pkknın en büyük 4. saldırısıymış diğer üçüde bingöl, taşdelen ve dereciktir kesin dedim. tahminim doğru çıktı. o gün öyle geçip gitti. yarın 20 ekimdi hayat devam ediyordu. benim de okulum devam ediyordu.

    sabah aynı mahallede oturuduğum aynı sınıfta okuduğum ecemle çıktık yola. yol boyunca konuştuğumuz konuda buydu. sonra okula geldik.ecem ve ayşenur istiklal marşının okunmasını rica etmişti. ama kabul etmediler. girdik sınıflara. hiç böylesine kavga etçeğimizi düşünmemiştim. olay nasıl başladı hatırlamıyorum. biz kendi aramızda konuşmuş muyduk onlar mı duymuştu hiç bi fikrim yok. ortalık birden alevlendi. bu alevi anlatabilmem içinse flashback yapmalıyım.

    2011 haziran;

    okulun son günleri. ders işlenmiyor. hocalar girmiyor. sınıfta boş boş oturup siyasetten bahsediyoruz. 2 grup var. arkada ve içinde bulunduğum grup izmir belediyesini şikayet edip duruyorlardı. öndeki grup ise yerellikten çıkıp kürt sorunu konuşuyorlardı. dayanamadım gidip daldım oraya. vanlı ferhat çocuğuna kürdistan koyan babaya kızıyordu. büyüynce ne yapacak diye. kardeş kardeşi vuruyor olayına geldik sonra. ve belkide en can alıcı yere geldik. aynı yıl doğdoğumuz * eylem ben doğduğum yıl amcam dağa çıkmış benim adımı ondan eylem koymuşlar dedi. ben kaldım. muhappet devam ediyor. babamda o sırada askermiş kardeşini vurmaktan korkuyormuş diye ekliyor eylem. ama ben kendi sırama oturuyorum. yuh diyorum. allahım bu bir tesadüf mü? aynı yılda doğmuştuk. aynı yıl benim kuzenimde tuncelide ben doğmadan 34 gün önce şehit olmuştu. ya onun amcası öldürdüyse?

    kadere inanan biriyim. tesadüfleride onun bir parçası kabul eden biri. bu nasıl bir tesadüftü peki. onlar dağda çapışırken biz doğmuştuk. şuçumuz neydi. kim şuçluydu. 30 yıllık bu sorunun suçlusu kim? o yıllar milletçilik duygularım mı kabarmıştı nolmuştu acaba. ama ben eyleme ne zaman baksam hep bu salak tesadüfü hatırlıyorum. hep bi nefret.

    20 ekim 2011

    alevlenen güne gelmiştik sonunda. biz mi konuşmuştuk? duymuşlar biz sözde onları dışlamışız. mardinli olduğu için dışlamışız. öyle demişt eylem. annem sabah ağladı demişti. benim de kardeşim var yarın bir gün askere gidicek ben onları mı tutacam demişti. inanmışmıyıydım. evet. aynı inanışımı eylemin kadifekaleden her geçişinde şehitlere fatiha okuduğunu söylediğinde de inandığım gibi. çünkü o kadar içten söylüyorduki gözleri yaşarmış gibiydi. peki ama geçmiş ne olcaktı. o kadar yaşanan acı üstüne bu 24 şehit. eylem hala devam ediyordu mardinli olmayı ben seçmedim diye. sanki onu dışlayan vardı. ben de türk değildim. 1884 yılında türkiyeye gelmiş bir çerkestim. evde çerkesce konuşan bir ailem vardı. hala çerkes adetlerini sürdüren kocaman bir sülalem. ölen kuzenimde türk değildi. üstelik en yakın arkadaşım, mavigöz de kürttü. biz onu dışlayamazdık. o zaman mavigözün bizim yanımızda işi olmazdı. kalkıp bunu söylemiştik hatta. ama kavga devam ediyordu sürekli. ağlamaya başladım. içimden beddua ediyorum. bizi böyle yapanların allah cezasını versin deyi. ama sinirliyimde hala. affedilecek şeyler değilki bunlar hemen. sonra vanlı ferhat tesefüs arasında 24 asker şehit olmuş ona ağlıyoruz diye dalga geçmişti. başkaları bu askerlerin ölümüne ecel demişti.tüm bunlar olunca kavga daha beter kızıştı. sonunda olan olmuştu işte. saldırı amacına ulaşmıştı. göt kadar bir sınıfı bile ayrı düşürmüşlerdi. 4 gün sonrada dalga geçen arkadaşımın memleketinde deprem olmuştu.
    -1 ... mitokontri35
  4. 4.
    anneler gününün rötarlı tarihi. daha 5 ay var doğurmak için. yeniden öldürmek için.
    ... lucien brusque