bugün
- bik bik'in hacker'a yemek yapması18
- 18 ekim 2026 uludağ sözlüğün hacklenmesi19
- kolye142
- cep telefonu20
- ıpkis'in bir işe yaramaması5
- esaretin bedeli5
- nokia18
- asla evlenilmeyecek kızlar5
- son parti3
- 20013
- istersem sozlugu hacklerim5
- uludağ sözlüğün hacklenmesi14
- bik bik'in hacker'a yalakalık yapması11
- samsunspor3
- konya denilince akla gelenler7
- ardahan2
- cimer'e yazılan öğretmen şikayetleri6
- hacker'ın hesabı mı kısıtlaması7
- ismailağa cemaati3
- asla evlenilmeyecek erkekler10
- uludağ sözlüğün hacklenmesi skandalı3
- karpuzcu liboş pandanın gerçek kimliği3
- sözlükte aynı anda iki hesap kullanan tip7
- uludağ sözlük'ü yıkamayacaksınız4
- ismet gürbüz'ün sözlüğü hacklemesi4
- hakta birlik partisi2
- yüksek enflasyon18
- doğu ekspresinde cinayet2
- ismailağa işletti akp korudu mahmut öldü3
- ismet gurbuz'ün tırnakları2
- pazarları çizgi film izlemek için erken uyanmak6
- sen kimsin sorusuna 3 kelimelik cevap ver13
- türkiyede kürt olarak barınabilmek için gerekenler71
- pizza bira ikilisi6
- rüzgar12
- uludağ sözlük yönetim politikası3
- 17 ekim 2026 gençlerbirliği galatasaray maçı22
- manita yapınca sözlüğü bırakan yazar3
- mahmut ışıldak2
- nerde bu sözlük nerde bu zall nerde bu mod4
- lale14
- anın görüntüsü21
- erlik5
- bal10
- hindistan da kamyonun kalabalığa dalması2
- var olmak için ne yaptınız13
- chatgpt'nin sorunu ne3
- günün sözü6
- yapay zeka teksaslı bir cin kavmidir4
- ilkokul bebesine türbanı savunmak65
entry'ler (12)
kimse doktorlar yazamadı mı la? şaşudum.
karga bokunu bırakmadan dedikleri saatte biyolojik olarak insanların yaşadığını kavrayamaması olarak yorumluyorum.
4 yılı dolu dolu geçirmek, bittiğinde de bazen göz yaşlarıyla bazen kahkahalarla hatırlamaktır.
ben kaybedenlerdenim. elinde avucunda her şey olduğu halde hiçliğe boğulan bir kaybedenim. yazdığım satırların anlamı olmadığını anladığım için kaybedenim. insanlar istediği zaman kazanabilir hak veriyorum ama istemediği halde kaybetmeyi seçecek bir aptal olduğumu sanmıyorum. bugüne kadar ekmeğini yediğim tek şey ders çalışmak oldu, o da bana yeterli gelmiyor.
seveyim dedim usta, göz yaşlarım kaybetti
3-4 sene aralıksız sevdiğim biri vardı. asabi günaydınlarımı hayatımdan çıkarıp bandırmanın hava durumuna bakarak uyandırdı beni alarmımdan bir saat önce. acaba üşür mü? saçı ıslak çıkar şimdi bu.. mesaj atardım her sabah, dikkat et hasta olma diye.
ne oldu? ben seni 5 değil 10 sene beklerim diyen kız bir hafta sonra en yakın arkadaşının eski sevgilisiyle çıkmaya başladı.
ailem olsun sadece dedim, gözlerim kaybetti
anaokuluna başladığım ilk günü anlatayım abilerim ablalarım dostlarım. o kadar şıkır şıkır bir gün ki. yaşıtlar rengarenk giyinmiş, ben de dahil saatinde okuldaydık. annem ve babam benimleydi, ilk günüm ya destek işte. önce babamı sonra annemi iki yanağından da öpmüştüm. koca yürekli bir çocuğun gözlerinden sevgi fışkırdığı anı düşünün, biraz ıslaktı ama. iyi dersler nasihatlerinden sonra kafam, çanta ve ayaklarım olmak üzere üç ayrı tek parça halinde okuluma doğru 5 adım attım atmadım. Arkamı döndüm ve babamın gözleri biraz kanlı, sıcak ve "oğlum" diye bakıyorken annem babamla aynı yere bakmamak istercesine kafasını çok eski bir ağaca çevirmişti, yaprakları hiçbir zaman tamamen yeşil olmazdı o ağacın. akşamına aile konseyine mutfaktaydık ve ben çok küçüktüm. olayın ciddiyetine 3 ay sonra babaannem yatağa yatırdıktan sonra babamın gözlerine bakıp "biz şimdi ne yapacağız" dediğimde varmıştım. bitmişti.
arkadaş dedim kardeş dedim, ellerim kaybetti
hiç unutmuyorum anaokuluna başladığım okulda 8. sınıfımı okuyordum. arkadaşımın biraz parası vardı adı irfan. o zamanlar Hidayet Türkoğlu'nun basketbol kursları yeni açılmıştı. bayağı ses getirmişti ve bu da ona katılmış, kendini geliştirmişti. gazetede haber yapmışlar, bunun da fotoğrafı çıkmış. kaçırır mı kaptığı gibi getirmiş sınıfa gazeteyi. bizim oralar meraklıdır çokça, üşütüler çocuğun üstüne. çocuk diyorum ama, o zamanlar beldenin en sağlam arkadaşlarındandık. bekledim başı dağılsın diye, yanına gidip gazetenin ucunu tuttum, bakayım kanka diye. "ya bırak" diye bir ses. "yırtacaksın". ne var lan dedim benden önemli mi kağıt parçası işte. "evet önemli, git" dedi. ondan sonra hiçbirine sonuna kadar güvenemedim ben. şu an can ciğer olduğum arkadaşlarıma bile sonuna kadar güvenemez oldum. kaybettim anlayacağın.
yağmurdan nefret ederim mesela, her yağmur yağdığında ıslanmaktan, çamurlu yollardan, ıslak çantalardan hep nefret ettim. inkar edemedim sade. yağmurun huzurunu inkar edemedim. içimdekileri her zaman o gün yüzüne çıkardı, o hatırlattı, o rahatlattı. yağmura bile kaybettim. şimdi country dinlerken ağlayan bir tip oldum. hayatın ne demek olduğunu öğrenemedim ama getireceği şeylere hazırlıklıyım galiba. ne olursa olsun pişman olmadım, her şey ufacık bile olsa tecrübedir. önemli olan ders çıkarabilmek.
şimdi bu saçmalığı okuduğunuz için teşekkür etmem gerekiyor ama ben hayatınızdan 10 dk çaldığım için özür dilemek istiyorum. kaybetmek değil önemli olan, kaybettiğiniz şeyi ilerde benim olacak biliyorum diye kaybettiğiniz zaman gerçekten kaybetmiş oluyorsunuz. yoksa kaybetmenin bile bir anlamı yok.
seveyim dedim usta, göz yaşlarım kaybetti
3-4 sene aralıksız sevdiğim biri vardı. asabi günaydınlarımı hayatımdan çıkarıp bandırmanın hava durumuna bakarak uyandırdı beni alarmımdan bir saat önce. acaba üşür mü? saçı ıslak çıkar şimdi bu.. mesaj atardım her sabah, dikkat et hasta olma diye.
ne oldu? ben seni 5 değil 10 sene beklerim diyen kız bir hafta sonra en yakın arkadaşının eski sevgilisiyle çıkmaya başladı.
ailem olsun sadece dedim, gözlerim kaybetti
anaokuluna başladığım ilk günü anlatayım abilerim ablalarım dostlarım. o kadar şıkır şıkır bir gün ki. yaşıtlar rengarenk giyinmiş, ben de dahil saatinde okuldaydık. annem ve babam benimleydi, ilk günüm ya destek işte. önce babamı sonra annemi iki yanağından da öpmüştüm. koca yürekli bir çocuğun gözlerinden sevgi fışkırdığı anı düşünün, biraz ıslaktı ama. iyi dersler nasihatlerinden sonra kafam, çanta ve ayaklarım olmak üzere üç ayrı tek parça halinde okuluma doğru 5 adım attım atmadım. Arkamı döndüm ve babamın gözleri biraz kanlı, sıcak ve "oğlum" diye bakıyorken annem babamla aynı yere bakmamak istercesine kafasını çok eski bir ağaca çevirmişti, yaprakları hiçbir zaman tamamen yeşil olmazdı o ağacın. akşamına aile konseyine mutfaktaydık ve ben çok küçüktüm. olayın ciddiyetine 3 ay sonra babaannem yatağa yatırdıktan sonra babamın gözlerine bakıp "biz şimdi ne yapacağız" dediğimde varmıştım. bitmişti.
arkadaş dedim kardeş dedim, ellerim kaybetti
hiç unutmuyorum anaokuluna başladığım okulda 8. sınıfımı okuyordum. arkadaşımın biraz parası vardı adı irfan. o zamanlar Hidayet Türkoğlu'nun basketbol kursları yeni açılmıştı. bayağı ses getirmişti ve bu da ona katılmış, kendini geliştirmişti. gazetede haber yapmışlar, bunun da fotoğrafı çıkmış. kaçırır mı kaptığı gibi getirmiş sınıfa gazeteyi. bizim oralar meraklıdır çokça, üşütüler çocuğun üstüne. çocuk diyorum ama, o zamanlar beldenin en sağlam arkadaşlarındandık. bekledim başı dağılsın diye, yanına gidip gazetenin ucunu tuttum, bakayım kanka diye. "ya bırak" diye bir ses. "yırtacaksın". ne var lan dedim benden önemli mi kağıt parçası işte. "evet önemli, git" dedi. ondan sonra hiçbirine sonuna kadar güvenemedim ben. şu an can ciğer olduğum arkadaşlarıma bile sonuna kadar güvenemez oldum. kaybettim anlayacağın.
yağmurdan nefret ederim mesela, her yağmur yağdığında ıslanmaktan, çamurlu yollardan, ıslak çantalardan hep nefret ettim. inkar edemedim sade. yağmurun huzurunu inkar edemedim. içimdekileri her zaman o gün yüzüne çıkardı, o hatırlattı, o rahatlattı. yağmura bile kaybettim. şimdi country dinlerken ağlayan bir tip oldum. hayatın ne demek olduğunu öğrenemedim ama getireceği şeylere hazırlıklıyım galiba. ne olursa olsun pişman olmadım, her şey ufacık bile olsa tecrübedir. önemli olan ders çıkarabilmek.
şimdi bu saçmalığı okuduğunuz için teşekkür etmem gerekiyor ama ben hayatınızdan 10 dk çaldığım için özür dilemek istiyorum. kaybetmek değil önemli olan, kaybettiğiniz şeyi ilerde benim olacak biliyorum diye kaybettiğiniz zaman gerçekten kaybetmiş oluyorsunuz. yoksa kaybetmenin bile bir anlamı yok.
genellikle köy kahvelerinde esnaf ve çiftçi amcaların birbiriyle taşak geçmesi sırasında trakyayla karışık efsanevi bir şiveyle halk dilinde "bokunu çıkarmak" olarak bildiğimiz ve hayatımda duyduğum en sağlam ikinci laf.
heavy metalciler buraya https://www.youtube.com/watch?v=ig-79E6VD1c
o kadar sağlam bir biyolojim yok ama 6 kat büyüyebiliyorsa ben ona organ demem aga.
abi az önce girdim foruma nedir bu on birinci nesillerden bıkkınlığınız ?
başımın ağrısı dudaklarıma indi lan, onu geçtim bende boğaz köprüsü gibi burun var kırıldı galiba bir yanma hissediyorum.
anadolu çocuğu olmayı gerektiren bu harikulade hitap Türkiye dışında eşi benzeri bulunmamakla birlikte sonsuz içtenlik ve samimiliği de getirmektedir..
her ne kadar kankam olmasa da kızın bana kardeşim demesi kadar itici.
"öğretmen sana vurduğunda 5 sn içinde sen de ona vurabiliyormuşsun olum !"