bugün
- 19 temmuz 2026 ispanya arjantin maçı45
- ispanya16
- futbol12
- arjantin15
- dünya17
- 2026 dünya kupası21
- ciguli kral3
- arjantin milli futbol takımı6
- ispanya arjantin maçı kaç kaç biter7
- 19 temmuz 2026 dünya kupası finali14
- resim hocaları2
- aylık 467 bin tl iyi para mıdır sorunsalı2
- goooolll gooooolllll gooolllllll2
- lisede hocaların herşeyi bilmesi3
- kahveye naber lan avradını siktiklerim diye girmek3
- ergenlerle mesai arkadaşı olmak4
- ölüm fikrinin insanları çıldırtmıyor oluşu5
- memduh bashgan2
- marc cucurella5
- le cola'nın 67 tl olması4
- şehir kurma oyunları5
- abd'nin iran'a girmesiyle olacak olan şeyler4
- haluk levent denince akla gelenler4
- velvet9
- tefeciden borç almak4
- arjantin'in çok kötü oynaması3
- eve dönmek2
- uludağ sözlük diriltme operasyonu6
- şaka maka muhalif platform kalmaması4
- kemal kılıçdaroğlu7
- sözlük yazarlarının tatlıları4
- ispanya milli futbol takımı5
- 17 temmuz 2026 bahis operasyonu gözaltıları37
- bilgisayardan anlıyorum hareketleri7
- allah varsa beni milli yapsın7
- iran abd savaşında yazarların tuttukları taraf2
- vozol4
- sapık7
- haluk levent vs serdar ortaç6
- arjantin'e kırmızı kart çıkmama nedeni2
- siyah tekel poşeti2
- dünya kupası3
- christopher nolan5
- kuveyt dinarı2
- bir kızın poposunu tokatlayarak cezalandırmak5
- açık büfe olduğu halde tabağı doldurmamak9
- bir kız tecavüze uğrarken onu izleyen tanrı11
- üstteki yazar hakkında fikrini söyle2
- gocu nerede8
- merak etmemenin huzuru5
entry'ler (74)
merhametimizin kabardığı ve başkasına tesir edecek raddeye geldiği andaki auradır yada öyle olmalıdır. tanım kullanılsın ve yayılsın, namımız yürüsün.
gün sonunda bir değerlendirme yaptığınızda çeşitli anlam ve yorumlara ulaşırsınız ve farkedilmese de hepsinin yanında bir de acziyet vurgusu gizlidir.
acziyetin farkındalığı aciz olmayan birini bulmaya yöneltecektir.
gücünün yetemediğini bir ömür öğrenemeyen insanlar başkalarını anlayamaz.
acziyetin farkındalığı dayanışmaya, birlik beraberliğe yöneltir.
tasavvufi eğitimin temel vurgularındandır.
acziyetin farkındalığı aciz olmayan birini bulmaya yöneltecektir.
gücünün yetemediğini bir ömür öğrenemeyen insanlar başkalarını anlayamaz.
acziyetin farkındalığı dayanışmaya, birlik beraberliğe yöneltir.
tasavvufi eğitimin temel vurgularındandır.
her türlü kavramı kadın erkek ilişkilerinin tüketimine sunmaya hevesli anlayışların üretimiyle; ilişkilerin iki tarafı için zıt his ve düşünceleri yer değiştirerek yaşamaları durumudur.
"lafı uzattık" manasına gelen ve lafı uzatan bir cümle ama güzel.
sonu gelen gider mi? giden yeniden gelebilir mi?
kapitalizm kendi başını yiyebilir mi?
çağrışımlar için: "kardeşini elinden tut getir çocuğum?"
kapitalizm kendi başını yiyebilir mi?
çağrışımlar için: "kardeşini elinden tut getir çocuğum?"
dinler arası diyalog yanlısı bir anlayışın kendini ifade için zıttını göstererek "bu mu olsun peki?" imasında bulunduğu tanımıdır.
uzayda hayat var diyorlar!
"iş en geç"in söylenegelen hali olsa gerek.
"bütün mazlumların velisi" demektir.
50 karekterdeki lüzum-u iktisattan dolayı uyarlanmış bir sufi sözüdür ki aslı: Yaradılış toprağı nereden alınmışsa kabir de orasıdır.
bu kelamı eden dede efendiye "hocam bu yaratılış toprağı adem (a.s) için tek değil midir?" diye kimse sormamış da baş önde dinlenmiştir. sorulsaydı belki denecekti ki; "adem içün yeryüzünün herbir köşesinden toprak devşirilmiştir ve bu topraklar, adem'in sulbünden olma bizlerin kabir mekanları olsa gerektir"
amma söz uzar ve dede efendi "sormasaydın be evladım da itikadını aklının eline vermesydin" diyebilirdi. yok yok en baştaki sükuta bir "çıt" bile eklenmemeliydi.
bu kelamı eden dede efendiye "hocam bu yaratılış toprağı adem (a.s) için tek değil midir?" diye kimse sormamış da baş önde dinlenmiştir. sorulsaydı belki denecekti ki; "adem içün yeryüzünün herbir köşesinden toprak devşirilmiştir ve bu topraklar, adem'in sulbünden olma bizlerin kabir mekanları olsa gerektir"
amma söz uzar ve dede efendi "sormasaydın be evladım da itikadını aklının eline vermesydin" diyebilirdi. yok yok en baştaki sükuta bir "çıt" bile eklenmemeliydi.
mekanın şerefi orada bulunanın şerefindendir demektir.
bu durumda örnek vermeye kalkıldığında şeref de o mekandan uzaklaşır mı? *
bu durumda örnek vermeye kalkıldığında şeref de o mekandan uzaklaşır mı? *
girilen başlığı "acaba internette başka malumat bulabilir miyim?" diye google da arattığımda karşıma sözlükteki başlığın çıkmasıyla gerçekleşen durum.
şöyle bir hüküm cümlesinde geçmiş söz öbeğidir: milletimizin (veya halkımızın) muhabbete ihtiyacı vardır adalete değil. çünkü "adalet istiyoruz, haklarımızı istiyoruz" söylemleri ayrıma yol açar zira adalet haklı ile haksızı ortaya koyup ayrım yapacaktır oysa halkımızın birliğe ihtiyacı vardır, yani bir arada olmaya yani ki muhabbete ihtiyacı vardır.
tekrar anlam kazanmasının bir otomatisite gibi gerçekleşmesi nedendir? insanın anlamsızlıkla yaşamaya tahammülünün olmamasındandır. neden yaşamak için anlamlı bir hayata gereksinim duyarız? neden anlayamadığımız her şeyi "mutlaka bir açıklaması vardır" dayatmasıyla karşılarız? bir mecburiyetimizin olması ve bunun karşısına bir anlamı sahiplenerek dikelmemiz o dibe vuran tek soruya mı vardırır; herşeyi bilen varlık insan olamayacaksa tüm alemin bilinemeden var olması nedendir? ya da herşeyi bilen varlık tanrı ...
muhtemelen kırkbirincide de enbaşa dönüyordur. bu ihtimalin üzerine binaen; tüm flashback'ler kırkbirinci söylemin ürünüdür.
"kaosum ben", varlığımın saçılmışlığı
Kaos ki düştü kuantumun seyrinden
Ne yanımdan şimdi eksilir kaldırımlar
Of! ki "Levlake" sessizliğin ezberinde
Oynayan çocuk dinleyecek beni
Kaosa düşmeyi bilmeden daha
Elinde karabasan çomağı
Yalvarışlar taşacak bu geceden
Yine fısıltının fermuarı açık
Yoruluyorum yazacakken
Beni dairenin bir ucuna kondurun
Ne yazık! Ne yazık!
Kaos ki düştü kuantumun seyrinden
Ne yanımdan şimdi eksilir kaldırımlar
Of! ki "Levlake" sessizliğin ezberinde
Oynayan çocuk dinleyecek beni
Kaosa düşmeyi bilmeden daha
Elinde karabasan çomağı
Yalvarışlar taşacak bu geceden
Yine fısıltının fermuarı açık
Yoruluyorum yazacakken
Beni dairenin bir ucuna kondurun
Ne yazık! Ne yazık!
bu aforizmanın idddiasına göre gerçekleşen güçlenişin hazırladığı insan acaba ne ile savaşa hazırlanabilmiş olacaktır? daha sonraki acılrla mı, ölümle mi, tanrı ile mi? daha büyük acıya karşı hazırlıklı olmak o büyük acının güçlendirişini de azaltmayack mıdır?
ya da bir ömür her gün acı yaşamak bizi güçlendirse ne olur? bu güçleniş olacak diye acılara gülüp geçmeye başlayabilecek miyiz?
aslında bu aforizma bir ömür her gün acı yaşanamayacağı ön kabulüyle makul olabilir. yoksa her gün yaşanacak acıya, sırf güçlendirir diye kimse katlanamaz. nietzsche söyledi diye susup kalmayacağız değil mi?
bizim kültürümüzde ise acılar insanı terbiye eder ve "ahiretin tarlası dünya" anlayışı içinde tutarlı oolan anlayış budur.
ya da bir ömür her gün acı yaşamak bizi güçlendirse ne olur? bu güçleniş olacak diye acılara gülüp geçmeye başlayabilecek miyiz?
aslında bu aforizma bir ömür her gün acı yaşanamayacağı ön kabulüyle makul olabilir. yoksa her gün yaşanacak acıya, sırf güçlendirir diye kimse katlanamaz. nietzsche söyledi diye susup kalmayacağız değil mi?
bizim kültürümüzde ise acılar insanı terbiye eder ve "ahiretin tarlası dünya" anlayışı içinde tutarlı oolan anlayış budur.
inanıyor olsak bile modernleşen zihniyetimizin kavramakta güçlük çekeceği bir ifadedir.
ifadeyi aynen kullanan hilmi yavuz şöyle der: Ölüm, bütün dinlerde olduğu gibi, islamda da, muhalled bir meseledir. Kur'an, ölünün 'tadılan' (zaika'ya ait) bir şey olduğunu bildirir bize. Tat, acı ya da tatlı (ekşi, tuzlu, kekremsi) olabilir. Kur'an, ölümü, tatma duyusu ile ilişkilendirerek yaşanır (yaşanan) bir olguya dönüştürüyor. Ve onun ne tatta bir ölüm olacağının anlaşılabileceğini buyuruyor.
Wittgenstein, 'ölüm, yaşanmaz' diyordu. Kur'an, ölümü hayatın içine yerleştiriyor. Dolayısıyla, Müslüman insan için, ölüm eskatolojik bir mesele değildir;- bu Dünya'nın meselesidir.
ifadeyi aynen kullanan hilmi yavuz şöyle der: Ölüm, bütün dinlerde olduğu gibi, islamda da, muhalled bir meseledir. Kur'an, ölünün 'tadılan' (zaika'ya ait) bir şey olduğunu bildirir bize. Tat, acı ya da tatlı (ekşi, tuzlu, kekremsi) olabilir. Kur'an, ölümü, tatma duyusu ile ilişkilendirerek yaşanır (yaşanan) bir olguya dönüştürüyor. Ve onun ne tatta bir ölüm olacağının anlaşılabileceğini buyuruyor.
Wittgenstein, 'ölüm, yaşanmaz' diyordu. Kur'an, ölümü hayatın içine yerleştiriyor. Dolayısıyla, Müslüman insan için, ölüm eskatolojik bir mesele değildir;- bu Dünya'nın meselesidir.
devam edegelen, sürekli demektir.