bugün
- teomancalmasur15
- sözlükte aksiyon ve sataşma4
- kızların yara izi olan erkeklere bayılması4
- ak partiyi savunan dayılar10
- türk solu12
- mevsim değişmesinin kombinlere etkisi4
- türkiyeliyim ve mutluyum13
- kudüs üç semavi din için önemlidir10
- kel ve at kuyruklu kötü adam6
- nervio13
- tarih dizileri4
- sözlük kızıyla kavga eder misiniz5
- okulda zil çalmasının gereksizliği2
- bir kızın peşinde koşan erkek sayısı5
- rafael leao'nun sürekli gülmesi3
- motorun yatak sarması6
- sözlükçü kızların tam bir sazan olduğu gerçeği4
- atatürk ü abartmaya gerek yok2
- aliyev'in türk devletleri zirvesi ne katılmaması5
- azgınlıktan bayır domuzuna dönmek2
- yazar donuzlayan erkek gizli eşcinseldir7
- nutellayı memelerine sürüp ikram eden kız14
- 30 ekim 2026 adanaspor kırıkkalespor maçı4
- fransız arabalarının aşırı dandik olduğu gerçeği6
- simko34
- üçler yediler kırklar11
- sibel can'ın nutellalı memeleri6
- airfryer alanlar şimdi ne yapıyor19
- ömer üründül ün galatasaray başkanı olması5
- jeffrey epstein5
- smile 33
- 29 ekim 2026 aliyev'in türkiye'ye gelmemesi21
- insan doğuştan iyi midir17
- call of duty filmi3
- sözlük kızlarının bir işe yaramaması7
- patrick stewart5
- 29 ekim 2026 kapadokya peribacasının çökmesi4
- yeni parti2
- anın görüntüsü15
- ismet'i aklınoksan efendi4
- fenerin yeni hocası kim olacak6
- popo silerken dikkat edilmesi gerkenler3
- sevgilinin iri ve dolgun göğüslerini özlemek3
- yarınlar yokmuş gibi sallamak3
- balık yanına en yakışan çorba11
- kafkas çingeneleri3
- kimsenin 10 dakkadır entry girmemesi5
- aleksey batrakov7
- sherqiy turkistan3
- kia rio3
bir aşk öyküsü yazmaktan ziyade acı olmayan ancak acıtan bir öykü, paylaşmak istediğim.
pek de kendi halinde olmayan, günümüz diliyle, aşırı sosyal, geniş arkadaş kitlesi, sıcak selamlaşmalar, gezmeler, eğlenmelerle dolu dolu yaşayan kadın kişisi ve ihaneti.
aldatmak... göreceli belki de ya da gözüktüğü gibi değil. hiçbir haklı yanı olamaz elbette, aşk bile olsa arada. bir de kişinin kendisini aldatması var ki, geri dönüşüme uğrayamayacak kadar yıpratır, yok olamayan plastikler gibi kirletir kişinin doğasını.
nasıl olur da bu denli aptal olabilir diye düşünmeden edemiyorum... hoşlandı günün birinde uzaktan gördüğü ve aynı kalabalık, rezil mi rezil, çalıştığı yerde. ve ertesi yeni gün onun için uyanmaktan başka çaresi yokmuşçasına giyindi en tatlı elbisesini; boydan kısa, tam da mini olmayan, siyah üzerinde beyaz çiçekleri olan, şifon yerli, esintili elbisesini, kendisini mutlu, hoş ve çekici hissedecekti ve bunun verdiği güvenle fink atacaktı ortalık yerde ve farkedecekti erkek kişisi, kadın bihabermişçesine. izleyecekti, kelebek gibi kanat süzen, çiçek gibi kokan yanından geçtiğinde, kendisini büyüleyen en küçük zaman diliminde... tekrar göremeyeceği korkusu titrecekti tüm hücrelerini... ona erişebilmenin zor olmasından korkarken, cesaretlenecekti arada, koşup gitmek isteyecekti yanına...
çaresizdi, o gün uzun sürmeliydi, zamana ihtiyacı vardı çünkü. birden kendisinin çalıştığı masada otururken gördü kelebeğini, bilgisayarda işi vardı ve inanılmaz güzeldi. toparladı kendisini ve kaybetmemesi gereken dosyaların olduğunu onları kendisinin e-mail adresine gönderip yedek olarak saklayabilmesi için rica etti. saçmasapan da olsa hislerinin verdiği çılgınlıkla çıkıverdi ağzından ki, kabul etti kadın kişisi kibarca.
aradan geçen birkaç gün boyunca, maillerine baktılar, gözlerini kırpmadan, hayallerine engel olamadan. ertesi günün, onu yeniden görebileceğini düşündürmesi, deli ediyordu her ikisini de.
sonunda beklenen an geldi ve erkek kişisi kahve içmek istedi hayallerini süsleyen periyle, ismini bile bilmiyordu üstelik.
ikisinn de hayal edemeyeceği kadar hoş ve büyüleyici anlar geçirmişlerdi, akıp giden zamana, batan güneşe engel olmak istercesine acı çekiyorlardı, ayrılmak üzerelerdi. kaçınılmazdı artık ortalığı kaplayan büyünün esiri olmaktan. mutluluktu esen rüzgarın taşıdığı toz tanelerinin gözlerdeki yangısı. gerçekti kadın kişisine göre, korkuyordu erkek kişisi nedensiz...
mutlu edemezdi çarpıldığı kadını, kopmamıştı henüz umut verdiği eski sevgilisinden. iyi kızdı ona göre ve üzemezdi, vefa borcuydu belki de dizginleyen. engel olamıyordu, yakmak istedi tüm gemilerini. umarım başarabilirdi...
birlikte geçirdiler o geceyi, çakırkeyftiler birazcık, özlemişlerdi sanki birbilerini, beklemişlerdi yıllarca...
erken saatleriydi sabahın, gitmesi gerekiyordu erkek kişisinin, endişe duymaya başadı kadın kişisi bu pervasız gidişten. sorgulamadı, konuşmadı her ikisi de.
bir soğuk rüzgar esmekteydi yeni günde, ayazdı, üşüyordu kadın kişisi, içindeki kocaman olmuş ateşe rağmen. gelmeliydi beklediği an ve yüzleşmeliydi... aradı... aradı...
yeni bir şerefsiz miydi tüm benliğini alıp götüren, göklerde uçurup da yere çakılmasına izin veren.
acılar içinde kıvranmaktaydı erkek kişisi, eski sevgili vardı üstelik en yakın arkadaşı da giriverdi araya, çok hoşlandığını söyledi bir kadından... evet, aynı kadından... allak bullak olmuş, elleri arasında sıkıştırdığı kafasını koparıp atmak istiyordu beyninden. karar veremediği bir anda aradı kadın kişisini ve en yakın arkadaşından bahsetti, bir daha görüşmenin yanlış olduğunu anlattı sesi titreyerek.
bu tür sevimsiz bir habere katlanamayan kadın, üzüntüden olsa gerek vurdumduymaz, acımasızın teki oluverdi. çok geçmeden kendisini aradı aşık olduğu adamın en yakın arkadaşı ve 'intikam'ın gözünü kör ettiği anların verdiği kızgınlıkla kabul etti görüşmeyi, izin verdi sevgilisi olmasına. böylece arkadaş ihanetini tatmış olacaktı erkek kişisi. fakat bilemezdi kadın kişisi ihanet ettiğini kendisine, aşkına, tüm duygularına...
pişmanlıktı artık içinde tek taşıdığı. bıraktı yeni oğlanı da ansızın, harcadı onu da. ne de olsa amacına ulaşmıştı artık, kaybetmişti en yakın arkadaşını erkek kişisi. ama sevdiğiyle birlikte olabilmenin tüm ihtimallerini de harcamıştı en küçük kırıntısına kadar. inanılmaz pişmandı...
pek de kendi halinde olmayan, günümüz diliyle, aşırı sosyal, geniş arkadaş kitlesi, sıcak selamlaşmalar, gezmeler, eğlenmelerle dolu dolu yaşayan kadın kişisi ve ihaneti.
aldatmak... göreceli belki de ya da gözüktüğü gibi değil. hiçbir haklı yanı olamaz elbette, aşk bile olsa arada. bir de kişinin kendisini aldatması var ki, geri dönüşüme uğrayamayacak kadar yıpratır, yok olamayan plastikler gibi kirletir kişinin doğasını.
nasıl olur da bu denli aptal olabilir diye düşünmeden edemiyorum... hoşlandı günün birinde uzaktan gördüğü ve aynı kalabalık, rezil mi rezil, çalıştığı yerde. ve ertesi yeni gün onun için uyanmaktan başka çaresi yokmuşçasına giyindi en tatlı elbisesini; boydan kısa, tam da mini olmayan, siyah üzerinde beyaz çiçekleri olan, şifon yerli, esintili elbisesini, kendisini mutlu, hoş ve çekici hissedecekti ve bunun verdiği güvenle fink atacaktı ortalık yerde ve farkedecekti erkek kişisi, kadın bihabermişçesine. izleyecekti, kelebek gibi kanat süzen, çiçek gibi kokan yanından geçtiğinde, kendisini büyüleyen en küçük zaman diliminde... tekrar göremeyeceği korkusu titrecekti tüm hücrelerini... ona erişebilmenin zor olmasından korkarken, cesaretlenecekti arada, koşup gitmek isteyecekti yanına...
çaresizdi, o gün uzun sürmeliydi, zamana ihtiyacı vardı çünkü. birden kendisinin çalıştığı masada otururken gördü kelebeğini, bilgisayarda işi vardı ve inanılmaz güzeldi. toparladı kendisini ve kaybetmemesi gereken dosyaların olduğunu onları kendisinin e-mail adresine gönderip yedek olarak saklayabilmesi için rica etti. saçmasapan da olsa hislerinin verdiği çılgınlıkla çıkıverdi ağzından ki, kabul etti kadın kişisi kibarca.
aradan geçen birkaç gün boyunca, maillerine baktılar, gözlerini kırpmadan, hayallerine engel olamadan. ertesi günün, onu yeniden görebileceğini düşündürmesi, deli ediyordu her ikisini de.
sonunda beklenen an geldi ve erkek kişisi kahve içmek istedi hayallerini süsleyen periyle, ismini bile bilmiyordu üstelik.
ikisinn de hayal edemeyeceği kadar hoş ve büyüleyici anlar geçirmişlerdi, akıp giden zamana, batan güneşe engel olmak istercesine acı çekiyorlardı, ayrılmak üzerelerdi. kaçınılmazdı artık ortalığı kaplayan büyünün esiri olmaktan. mutluluktu esen rüzgarın taşıdığı toz tanelerinin gözlerdeki yangısı. gerçekti kadın kişisine göre, korkuyordu erkek kişisi nedensiz...
mutlu edemezdi çarpıldığı kadını, kopmamıştı henüz umut verdiği eski sevgilisinden. iyi kızdı ona göre ve üzemezdi, vefa borcuydu belki de dizginleyen. engel olamıyordu, yakmak istedi tüm gemilerini. umarım başarabilirdi...
birlikte geçirdiler o geceyi, çakırkeyftiler birazcık, özlemişlerdi sanki birbilerini, beklemişlerdi yıllarca...
erken saatleriydi sabahın, gitmesi gerekiyordu erkek kişisinin, endişe duymaya başadı kadın kişisi bu pervasız gidişten. sorgulamadı, konuşmadı her ikisi de.
bir soğuk rüzgar esmekteydi yeni günde, ayazdı, üşüyordu kadın kişisi, içindeki kocaman olmuş ateşe rağmen. gelmeliydi beklediği an ve yüzleşmeliydi... aradı... aradı...
yeni bir şerefsiz miydi tüm benliğini alıp götüren, göklerde uçurup da yere çakılmasına izin veren.
acılar içinde kıvranmaktaydı erkek kişisi, eski sevgili vardı üstelik en yakın arkadaşı da giriverdi araya, çok hoşlandığını söyledi bir kadından... evet, aynı kadından... allak bullak olmuş, elleri arasında sıkıştırdığı kafasını koparıp atmak istiyordu beyninden. karar veremediği bir anda aradı kadın kişisini ve en yakın arkadaşından bahsetti, bir daha görüşmenin yanlış olduğunu anlattı sesi titreyerek.
bu tür sevimsiz bir habere katlanamayan kadın, üzüntüden olsa gerek vurdumduymaz, acımasızın teki oluverdi. çok geçmeden kendisini aradı aşık olduğu adamın en yakın arkadaşı ve 'intikam'ın gözünü kör ettiği anların verdiği kızgınlıkla kabul etti görüşmeyi, izin verdi sevgilisi olmasına. böylece arkadaş ihanetini tatmış olacaktı erkek kişisi. fakat bilemezdi kadın kişisi ihanet ettiğini kendisine, aşkına, tüm duygularına...
pişmanlıktı artık içinde tek taşıdığı. bıraktı yeni oğlanı da ansızın, harcadı onu da. ne de olsa amacına ulaşmıştı artık, kaybetmişti en yakın arkadaşını erkek kişisi. ama sevdiğiyle birlikte olabilmenin tüm ihtimallerini de harcamıştı en küçük kırıntısına kadar. inanılmaz pişmandı...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar