bugün
- sözlük kızları dertleşiyor16
- göçmen karşıtı din düşmanı sosyal demokratlar6
- gençlik ve güzellik bitince kızlar ne yapıyor8
- game of thrones taki kerhaneci11
- claudian clouds41
- arkadaşlar kova erkeğinden olur mu8
- almanya da sol partiyi destekleyen gurbetçi5
- sarı saç mavi göz5
- bilgisayar alacaklara tavsiyeler5
- sözlükteki sessiz yazarlar7
- ölümden korkuyor musunuz31
- edinburgh3
- sözlük erkeklerinin bugünkü kombinleri25
- mustafa kemal atatürk ün boyu8
- 20 eylül 2026 amedspor beşiktaş maçı28
- gurbetçilerin oy kullanma saçmalığı3
- kimse seni sevmiyor4
- size göre akp'nin en büyük ihaneti hangisi19
- hiç antidepresan kullanmayan insan6
- habire1220
- londra2
- müslüman kardeşine dua etmek2
- afd2
- hiçbir şey yapası gelmemek4
- bugün ne oldu8
- anın görüntüsü23
- sivilce için deneyimli yazar tavsiyeleri51
- öğrencinin kırtasiye masrafı 3 bin 335 lira2
- verginin ahlaki meşruiyeti3
- çağrı dayı2
- döner burger2
- kadın dövmek4
- 19 eylül 2026 trabzonspor galatasaray maçı36
- atatürk diyor ki8
- askerde sahip olunan en büyük lüks17
- 20 eylül 2026 fenerbahçe eyüpspor maçı14
- yazılımcıların flört edememesi3
- koca koca adamların stanley termosla gezmesi11
- epoxis2
- hamburgerin içindeki domates4
- tuba büyüküstün2
- camilerin propaganda üssüne dönüşmesi15
- iltica16
- amedspor'un süper ligin lideri olması13
- 2026 2027 uefa avrupa ligi şampiyonu3
- her biji amed8
- vedat muriqi6
- forex dolandırıcılığı soruşturmasında 191 gözaltı2
- 0 0 719
- laik ülkeyi dinciler yönetirse14
edip cansever şiiri.
gerçekte duymadığım sesler bitti
öğleye doğru bir gökgürültüsü yalnız
karıştırdı ortalığı bir süre
gök akıttı bir parça yağmurunu
ve deniz kuşları umutsuz
arıyorken kokularını gölgelerinde
sıyırdı bir iki bulutu güneş de
yığılıp kaldı yorgun
denizin gözbebekleri üstünde.
bir uyum muydu durgunluk, fırtınayı
gökgürültüsünü de barındıran içinde
duyuyorum o tanıdık sesi yeniden
tiz bir çıngırağı andıran
benzeyen zil sesine de
daha önce unutmuşum gibi denizde
yankılanıp durdu ara vermeden.
hangi dili öğreniyordum? mutluluk
iki tek ağustosu çarpıştıran
sızdıran kanını bu yaz gününe
yaşayan bir mutluluk? ve işte
kaç yerinden kesilmiş ki ellerim
bekletip durdu da acısını bunca yıl
şimdi bir gülümseme gibi sindi yüzüme.
görmüşüm daha önce de bir lidya kralının boynunda
bilmekti yazgısını ölümünü, gene de
yıllarca beklemişti kendini
yeşimden sapı olan bir kılıçla
bense ne içimi yakan rüzgarı
ne denizdeki yangını, ne gökgürültüsünü
duymuş gibi olduğum sesleri de değil
yaşamın gövdesini arıyordum yalnızca
bir çürük dişle alnımdaki
iki üç kırışığı yedeğine takmış da.
özledim ilkelliğimi dalgalarında
buldum savaşı bitmez derinliklerini
karıştırdıkça bir kargının ucuyla
gördüm, bekliyordu kendini de o da
germiş de al kıskacını lidya kıralı gibi
o turuncu ruh, değişken
izledim onda ilk oluşumu sanki
hafifçe kesilmiş gibi oldu dudağım bir yerinden.
işledim payıma düşen her görüntüyü
kamaştı gözlerim kıyıya varınca
rüzgarın itişiyle kumlarda
durmadan yer değiştiren
sayısız siren iskeleti
çın çın ötüyordu sessizlik kaburgalarında
dedim, besbelli başıboş bırakmışlar da korkuyu
tarihin onlara bağışladığı
bu garip raslantıdan
doğma bir rahatlıkla parıldıyorlar şimdi
kemikleri som altından.
sığındım çatısına bu yok olmuş şehrin.
şehir ki herkesin bir şehir düşündüğü gibiydi
tanrım! tunç bir kapı kilidi
bronz bir sokak
kumlar içindeydi. ve bu çakıl taşı
kimbilir kimin külrengi kalbi
tanrım!
neden herkes başka tarafa bakıyor
neden herkes başka biriydi.
yıkıntılardan geçtim, eski mezarlardan
şimdi artık bir anımsamada yeri olmayan
arı kümeleri taşların arasında
ve yukarıda kuşlar yanmış kağıt parçaları gibi
uçuşuyordu da
ağır ağır yanıyordu da şehir
yanmayan kadınlar gördüm
nasıl görünürse dünya gözyaşının altından
tam öyle, dönüp duruyorlardı bu cehennem oyununda
ve büyümeyen adamlar gördüm, hiç şaşırmadım.
konuşuyorlardı sırayla, ilgisiz
ağaçlara asılmışlardı bir yandan da
bir kapı kirişine asılmışlardı ve ufka
ölüm müydü konuştukları? ölümdü anlaşılan
silince bir aynayı çıkıveren karşılarına
bir ölümdü ki, işte bir muska asılı dururdu duvarda
bir büyü gösterilirdi
bir kuyu sezdirilirdi
hiç yoktan bir zincir boşalırdı avluda.
akşam geri verince bana gözlerimi
şehir de kayboldu, denizin durgunluğu da
bir anka kuşu yeniden karıyorken küllerini
bir kaya oyuğu kendini alıştırıyorken boşluğa
dedim, deniz de bendim, düşleyen de denizi
ve sabah olur olmaz üstünde derinliğimin
bir gülümseme gibi bulacağım kendimi.
gerçekte duymadığım sesler bitti
öğleye doğru bir gökgürültüsü yalnız
karıştırdı ortalığı bir süre
gök akıttı bir parça yağmurunu
ve deniz kuşları umutsuz
arıyorken kokularını gölgelerinde
sıyırdı bir iki bulutu güneş de
yığılıp kaldı yorgun
denizin gözbebekleri üstünde.
bir uyum muydu durgunluk, fırtınayı
gökgürültüsünü de barındıran içinde
duyuyorum o tanıdık sesi yeniden
tiz bir çıngırağı andıran
benzeyen zil sesine de
daha önce unutmuşum gibi denizde
yankılanıp durdu ara vermeden.
hangi dili öğreniyordum? mutluluk
iki tek ağustosu çarpıştıran
sızdıran kanını bu yaz gününe
yaşayan bir mutluluk? ve işte
kaç yerinden kesilmiş ki ellerim
bekletip durdu da acısını bunca yıl
şimdi bir gülümseme gibi sindi yüzüme.
görmüşüm daha önce de bir lidya kralının boynunda
bilmekti yazgısını ölümünü, gene de
yıllarca beklemişti kendini
yeşimden sapı olan bir kılıçla
bense ne içimi yakan rüzgarı
ne denizdeki yangını, ne gökgürültüsünü
duymuş gibi olduğum sesleri de değil
yaşamın gövdesini arıyordum yalnızca
bir çürük dişle alnımdaki
iki üç kırışığı yedeğine takmış da.
özledim ilkelliğimi dalgalarında
buldum savaşı bitmez derinliklerini
karıştırdıkça bir kargının ucuyla
gördüm, bekliyordu kendini de o da
germiş de al kıskacını lidya kıralı gibi
o turuncu ruh, değişken
izledim onda ilk oluşumu sanki
hafifçe kesilmiş gibi oldu dudağım bir yerinden.
işledim payıma düşen her görüntüyü
kamaştı gözlerim kıyıya varınca
rüzgarın itişiyle kumlarda
durmadan yer değiştiren
sayısız siren iskeleti
çın çın ötüyordu sessizlik kaburgalarında
dedim, besbelli başıboş bırakmışlar da korkuyu
tarihin onlara bağışladığı
bu garip raslantıdan
doğma bir rahatlıkla parıldıyorlar şimdi
kemikleri som altından.
sığındım çatısına bu yok olmuş şehrin.
şehir ki herkesin bir şehir düşündüğü gibiydi
tanrım! tunç bir kapı kilidi
bronz bir sokak
kumlar içindeydi. ve bu çakıl taşı
kimbilir kimin külrengi kalbi
tanrım!
neden herkes başka tarafa bakıyor
neden herkes başka biriydi.
yıkıntılardan geçtim, eski mezarlardan
şimdi artık bir anımsamada yeri olmayan
arı kümeleri taşların arasında
ve yukarıda kuşlar yanmış kağıt parçaları gibi
uçuşuyordu da
ağır ağır yanıyordu da şehir
yanmayan kadınlar gördüm
nasıl görünürse dünya gözyaşının altından
tam öyle, dönüp duruyorlardı bu cehennem oyununda
ve büyümeyen adamlar gördüm, hiç şaşırmadım.
konuşuyorlardı sırayla, ilgisiz
ağaçlara asılmışlardı bir yandan da
bir kapı kirişine asılmışlardı ve ufka
ölüm müydü konuştukları? ölümdü anlaşılan
silince bir aynayı çıkıveren karşılarına
bir ölümdü ki, işte bir muska asılı dururdu duvarda
bir büyü gösterilirdi
bir kuyu sezdirilirdi
hiç yoktan bir zincir boşalırdı avluda.
akşam geri verince bana gözlerimi
şehir de kayboldu, denizin durgunluğu da
bir anka kuşu yeniden karıyorken küllerini
bir kaya oyuğu kendini alıştırıyorken boşluğa
dedim, deniz de bendim, düşleyen de denizi
ve sabah olur olmaz üstünde derinliğimin
bir gülümseme gibi bulacağım kendimi.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar