bugün
- sözlüğe karı kız düşürme amacıyla gelen insan3
- caddebostan4
- islam barış dinidir7
- sabah ezanı okunurken köpeklerin havlaması2
- laik teyze4
- israil lobisinin tom barrack'ı hedef alması2
- sabahları nefret edilen şeyler6
- abur öldü mü lan4
- yazarların favori oyun karakteri11
- yeninur ada2
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı4
- futbol14
- 22 ağustos 2026 fenerbahçe konyaspor maçı18
- nelerin koleksiyonu yapılabilir6
- ona bir şey söyle6
- osuruktan şiirler89
- film önerileri3
- para mı aşk mı sorunsalı8
- tai lung26
- brezilya7
- sözlük yazarlarının favori dizisi9
- dolar isterse 100 olsun41
- süper lig7
- milan skriniar8
- üniversite okumanın gereksiz olması9
- gezicilerin polisten dayak yerken çıkardığı sesler7
- velvet50
- 21 ağustos 2026 erzurumspor galatasaray maçı27
- nervio varıdı nerede o11
- tütün eksperliği yüksekokulu2
- yavudilerde cin peri hayalet öcü hortlak olmaması12
- fenerbahçe17
- ilgi alanına göre konuşmalık insan veritabanı10
- dilek imamoğlunun ateş eden mayosu25
- araplar kuzey kıbrıs'ı neden tanımıyor5
- sözlük yazarlarının en son okuduğu kitaplar5
- ismet gurbuz 202412
- 1948 arap israil savaşı8
- anın görüntüsü20
- 22 ağustos 2026 çorum kasımpaşa maçı5
- netanyahu'ya kırmızı bülten talebi13
- tüm erkeklerin old money giyinmesi11
- imralı basılsın apo piçi asılsın6
- türkiye5
- game of thrones taki kerhaneci'nin annesi20
- ispanya3
- la liga3
- madencilerin beştepe'ye yürüyeceğiz demesi4
- kasımpaşa4
- çorum4
doğduğumuz günden başlıyor kendisi. belki de hiçbir şey anlamadığımız onca gün ile devam ediyor bir süre. ilk hatırladıklarımızla çıkıyoruz yola. daha sonra öğreniyoruz aslında ne demek olduklarını. aslında neden burada olduğumuzu bile bilmiyorken, istikameti görmeden, bir gün gideceğimizi bilmek bile ağır geliyorken, türlü türlü hesaplaşmanın içinde boğuluyoruz. bazen kendimizi cümlelerle anlatamazken, bir bakışın aslında neler anlatabildiğini yanımızdakine anlatamıyoruz , gösteremiyoruz sevgilerimizi; aslında en çok gösterilmesi gerekeni.
tüm kırgınlıklarımızı, sinirlerimizi, hırslarımızı, mutluluk ve kızgınlıklarımızı, sevgilerimizi, merhametimizi, saygımızı, alınganlıklarımızı ve daha bilimum akla hayale gelmeyecek yaşanmışlıklarımızı sığdırmaya çalışıyoruz. biz gittikten sonra ise tüm bunları uzunlamasına bir sandıkla birlikte toprak anaya hediye ediyoruz. kendi elimizle getirdiğimizi yine kendi elimizle götürüyoruz.
kelebekler uçuyor içimizde. hepsi de birbirine çarpıyorlar; tıpkı bir ölüm dansı gibi, sonucunda yok olacağını bile bile yola devam etmek gibi, hayat gibi...
çok kısa. yaşadığımız onca mazi, yaşarken uzun gelmesine rağmen, çok kısa.
insanlar doğuyorlar, insanlar yaşıyorlar, insanlar seviyor ve seviliyorlar. ve değerli olanın hangisi olduğunu kaybettikten çok ama çok sonra anlayabiliyorlar. elini uzatıp tutacak kadar yakın değilken hem de.
bir çift sözün, bir güzel tebessümün çok görüldüğü zamandır, hayatın zindan olduğu dakikalar. hayattan ne kadar zevk aldığımızı düşünmeden ölmek istiyoruz bazen; geride kalanlara ne olacağını düşünmeden ve umursamadan. aldığımız nefesin önemini suyun altındayken anlıyoruz, yürümenin verdiği güveni ise konduktan sonra. hep kaybettikten sonra...
hayat, kaybettiklerimizi anlamakla geçirdiğimiz ve geri kazanabilme ihtimallerini didiklediğimiz kısa metraj bir film gibi; güzelliğine benzetme bulamıyorken, çirkinliğine devamız da yok. hüsnü kablel vukunun hayattaki silüeti güldürür gözleri.
sürüyoruz, varacağımız yeri bilmeden. harcıyoruz sevgilermizi düşünmeden. her şey o kadar eşsiz ki; kaybetmeden anlaşılmalı değerleri.
bir köpeğin kuyruğunu deli gibi sallatmak, ağlayan bir kadını burnunu çekerek gülümsetmek, bir çocuğu kucakta uçak yapıp hayallere daldırmak, annenin/sevgilinin yanağında bir gamze olabilmek, daha önce görmediğin bir yeri görme isteği, tatmadığın bir lezzete ulaşmak, koklamadığın bir kokuyu damarlarında hissetmek o kadar değerli ki... bir insana hayatım demek o kadar önemli ki...
ben kaybettim hayatımı...!
tüm kırgınlıklarımızı, sinirlerimizi, hırslarımızı, mutluluk ve kızgınlıklarımızı, sevgilerimizi, merhametimizi, saygımızı, alınganlıklarımızı ve daha bilimum akla hayale gelmeyecek yaşanmışlıklarımızı sığdırmaya çalışıyoruz. biz gittikten sonra ise tüm bunları uzunlamasına bir sandıkla birlikte toprak anaya hediye ediyoruz. kendi elimizle getirdiğimizi yine kendi elimizle götürüyoruz.
kelebekler uçuyor içimizde. hepsi de birbirine çarpıyorlar; tıpkı bir ölüm dansı gibi, sonucunda yok olacağını bile bile yola devam etmek gibi, hayat gibi...
çok kısa. yaşadığımız onca mazi, yaşarken uzun gelmesine rağmen, çok kısa.
insanlar doğuyorlar, insanlar yaşıyorlar, insanlar seviyor ve seviliyorlar. ve değerli olanın hangisi olduğunu kaybettikten çok ama çok sonra anlayabiliyorlar. elini uzatıp tutacak kadar yakın değilken hem de.
bir çift sözün, bir güzel tebessümün çok görüldüğü zamandır, hayatın zindan olduğu dakikalar. hayattan ne kadar zevk aldığımızı düşünmeden ölmek istiyoruz bazen; geride kalanlara ne olacağını düşünmeden ve umursamadan. aldığımız nefesin önemini suyun altındayken anlıyoruz, yürümenin verdiği güveni ise konduktan sonra. hep kaybettikten sonra...
hayat, kaybettiklerimizi anlamakla geçirdiğimiz ve geri kazanabilme ihtimallerini didiklediğimiz kısa metraj bir film gibi; güzelliğine benzetme bulamıyorken, çirkinliğine devamız da yok. hüsnü kablel vukunun hayattaki silüeti güldürür gözleri.
sürüyoruz, varacağımız yeri bilmeden. harcıyoruz sevgilermizi düşünmeden. her şey o kadar eşsiz ki; kaybetmeden anlaşılmalı değerleri.
bir köpeğin kuyruğunu deli gibi sallatmak, ağlayan bir kadını burnunu çekerek gülümsetmek, bir çocuğu kucakta uçak yapıp hayallere daldırmak, annenin/sevgilinin yanağında bir gamze olabilmek, daha önce görmediğin bir yeri görme isteği, tatmadığın bir lezzete ulaşmak, koklamadığın bir kokuyu damarlarında hissetmek o kadar değerli ki... bir insana hayatım demek o kadar önemli ki...
ben kaybettim hayatımı...!
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar