bugün
- seküler kesimden yeni carrefoursa'ya tokat11
- galatasaray vs akp8
- whatsapp grubundan çıkarılmak8
- kaçak çay14
- fon vurgunu53
- fon vurgununu unutturacak seks kaseti4
- borsa istanbul19
- erkeğin kadından üstün olduğu gerçeği49
- yılmaz erdoğan'ın ekin türkmen'e söylediği söz5
- mustafa sarıgüi'ün seks kaseti iddiası10
- kürk mantolu madonna3
- akp'nin gazze bağışını fonlara aktarması4
- kadınların erkeklere hiç çok yakışıklısın dememesi16
- tanga giyince osuramıyorsun5
- tavuklu pilav13
- iltica23
- villahermosa2
- sözlükten 19 yaşında hatun düşürmek isteyen erkek3
- 26 ekim 2026 galatasaray fenerbahçe maçı25
- from gold from dust34
- mekke kutsal mıdır sorunsalı10
- 25 ekim 2026 barcelona real madrid maçı2
- yulaf lapası vs tost8
- berat albayrak'a iftira atılması11
- naber lan ezikler4
- yılmaz erdoğanla çalışan oyuncular3
- galatasaray vs 11 tane sarı lacivert forma2
- arkadaşlar çok kötüyüm2
- meksika2
- horlayan birinin yanında uyuma rehberi10
- sözlük kızlarının bicepsleri18
- tütsü2
- kürt dizilerinin tutmaması11
- yalnızlığın muhteşem bir şey olması2
- arkadaşlar çok sıkıcısınız12
- aleyna tilki nin memeleri3
- fuhuştan yakalanan sınıf öğretmeni7
- mandalina çıkmış arkadaşlar6
- küçük memeli5
- ekonomi5
- ekmek için ekmeleddin6
- gocu nerede gocu6
- köylülük7
- eskiden 20 liraya yediğim kebabın 50 lira olması8
- tiktok2
- en iyi çakmak markası8
- halkını koruyan lidere küfür etmek2
- teoman'ın sakallı hali2
- deli6
- kürk mantolu madonna abartılmış tırt bir kitaptır6
aileden birini sever gibi sevdiğim takımım. bağlanmışım bir kere. o ne yaparsa yapsın onunla olmaya, onunla yaşamaya alışmışım. herşey bir adet 8 numaralı rıdvan dilmen formasıyla başladı aslında. aileden gelen fenerbahçelilik bende o forma ile başladı. sonra onu 11 numaralı aykut kocaman, 10 numaralı jay-jay okocha, 23 numaralı ariel ortega, 17 numaralı pierre van hooijdonk ve son olarak 20 numaralı alex de souza formaları izledi.
ailemin bana verdiği bu miras bana birşey öğretti. hayatında bundan sonra bir fenerbahçe olacak. onunla yatacaksın, onunla kalkacaksın. o kazandığında deliler gibi sevineceksin, kaybettiğinde üzüleceksin. ama ne olursa olsun bu sevdadan vazgeçmeyeceksin. bu yaşıma kadar asla vazgeçmedim takımımdan. 96'da aykut'un golü ile gelen şampiyonlukta nasıl sevindiysem, denizli'de kaçan şampiyonlukta bir o kadar üzüldüm. avrupa'da sevilla maçı sonrası nasıl sevindiysem, yine kaçan bir şampiyonlukla o kadar üzüldüm. ama dedim ya fenerbahçe bu. ya seni çok mutlu eder, ya da çok üzer...
biliyorum ki herkes takımına kendince bağlıdır. bütün herkese saygı duyarım. son yıllarda yaşanan biz en büyüğüz, siz küçüksünüz tarzı muhabbetlere hiç girmek istemem. çünkü bana fenerbahçe'yi sevdiren adamları örnek almışımdır. 96'daki trabzonspor maçı sonrası trabzonsporlular için üzülüyorum diyen aykut kocaman'ı örnek almışım mesela.
dedim ya bu sevdadan vazgeçilmiyor kolay kolay. 2006'daki denizli maçı sonrası kaçan şampiyonlukta çok üzülmüştüm. büyük bir yıkımdı bu. son haftaya kadar müthiş galibiyetler, ortaya konulan emek bir anda gitmişti. tıpkı 2010'da olduğu gibi. trabzonspor maçında direkten dönen, karşı karşıya kaçan her pozisyondan sonra sinirlendim. ama son düdük çaldığında sahada maçı kazanmak için her şeyini veren bir takım olduğu için mutlu oldum. hani derler ya topun canı var isteyince girmiyor diye. aynen öyle bir durum işte.
yinede kaçan şampiyonluklardan sonra orayı burayı yakan, yıkan bir taraftar olmadım. takımımla her zaman gurur duydum. son hafta şampiyonluk kaçıran tek takım olması bile tuttuğum takımın ne kadar şerefli bir takım olduğunu gösteriyor aslında. hiçbir zaman kupa paylaşmadı benim takımım. hiçbir zaman o şampiyon olsun demedi. ben şampiyon olmalıyım dedi. yıllardır sevabıyla günahıyla en zirvede yer aldı. bazen kazandı, bazen kaybetti. ama gönüllerimizdeki yeri hep sağlam kaldı.
rıdvan dilmen formasıyla takımına bağlanan ben 2010 yılında hala fenerbahçe'nin adını duyduğumda heyecanlanıyorum. onu sahada görünce içimi başka bir sevinç kaplıyor. antrenmanlarını bile takip etmeye çalışıyorum. futboldan, basketbola, voleyboldan, atletizme kadar göğsünde fenerbahçe amblemini taşıyan her takımını izlerken gurur duyuyorum, hepsinde ayrı ayrı heyecanlanıyorum. sanırım bu duygu yıllar geçsede değişmeyecek. her zaman, her yerde gururla söyleyeceğim fenerbahçeliyim diye. taraftarı müşteri zannedip, fenerbahçelilik duygusunu unutturmaya çalışanlara inat...
not: çok uzun olduğunun farkındayım. ne yapalım sustuklarımızı biriktirdik biraz. sabredip sonuna kadar okuyan herkese teşekkürler...
ailemin bana verdiği bu miras bana birşey öğretti. hayatında bundan sonra bir fenerbahçe olacak. onunla yatacaksın, onunla kalkacaksın. o kazandığında deliler gibi sevineceksin, kaybettiğinde üzüleceksin. ama ne olursa olsun bu sevdadan vazgeçmeyeceksin. bu yaşıma kadar asla vazgeçmedim takımımdan. 96'da aykut'un golü ile gelen şampiyonlukta nasıl sevindiysem, denizli'de kaçan şampiyonlukta bir o kadar üzüldüm. avrupa'da sevilla maçı sonrası nasıl sevindiysem, yine kaçan bir şampiyonlukla o kadar üzüldüm. ama dedim ya fenerbahçe bu. ya seni çok mutlu eder, ya da çok üzer...
biliyorum ki herkes takımına kendince bağlıdır. bütün herkese saygı duyarım. son yıllarda yaşanan biz en büyüğüz, siz küçüksünüz tarzı muhabbetlere hiç girmek istemem. çünkü bana fenerbahçe'yi sevdiren adamları örnek almışımdır. 96'daki trabzonspor maçı sonrası trabzonsporlular için üzülüyorum diyen aykut kocaman'ı örnek almışım mesela.
dedim ya bu sevdadan vazgeçilmiyor kolay kolay. 2006'daki denizli maçı sonrası kaçan şampiyonlukta çok üzülmüştüm. büyük bir yıkımdı bu. son haftaya kadar müthiş galibiyetler, ortaya konulan emek bir anda gitmişti. tıpkı 2010'da olduğu gibi. trabzonspor maçında direkten dönen, karşı karşıya kaçan her pozisyondan sonra sinirlendim. ama son düdük çaldığında sahada maçı kazanmak için her şeyini veren bir takım olduğu için mutlu oldum. hani derler ya topun canı var isteyince girmiyor diye. aynen öyle bir durum işte.
yinede kaçan şampiyonluklardan sonra orayı burayı yakan, yıkan bir taraftar olmadım. takımımla her zaman gurur duydum. son hafta şampiyonluk kaçıran tek takım olması bile tuttuğum takımın ne kadar şerefli bir takım olduğunu gösteriyor aslında. hiçbir zaman kupa paylaşmadı benim takımım. hiçbir zaman o şampiyon olsun demedi. ben şampiyon olmalıyım dedi. yıllardır sevabıyla günahıyla en zirvede yer aldı. bazen kazandı, bazen kaybetti. ama gönüllerimizdeki yeri hep sağlam kaldı.
rıdvan dilmen formasıyla takımına bağlanan ben 2010 yılında hala fenerbahçe'nin adını duyduğumda heyecanlanıyorum. onu sahada görünce içimi başka bir sevinç kaplıyor. antrenmanlarını bile takip etmeye çalışıyorum. futboldan, basketbola, voleyboldan, atletizme kadar göğsünde fenerbahçe amblemini taşıyan her takımını izlerken gurur duyuyorum, hepsinde ayrı ayrı heyecanlanıyorum. sanırım bu duygu yıllar geçsede değişmeyecek. her zaman, her yerde gururla söyleyeceğim fenerbahçeliyim diye. taraftarı müşteri zannedip, fenerbahçelilik duygusunu unutturmaya çalışanlara inat...
not: çok uzun olduğunun farkındayım. ne yapalım sustuklarımızı biriktirdik biraz. sabredip sonuna kadar okuyan herkese teşekkürler...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar