bugün
- abdullah öcalana'ın yeni konutuna taşınması19
- anın görüntüsü32
- nar tanelemek5
- koltukaltını maymun gibi kaşımak3
- millette manyak para var20
- erken uyanmak4
- neden herkes sabah erken kalkmayı erdem sanıyor2
- tbmm de sanayi ve teknoloji bakanlığı bütçesi3
- kezoya baştan aşağı hayır duaları yağdırmak2
- boşandığı eşine araba alan adam7
- kuzey buz denizi3
- sözlük kürdü54
- quentin tarantino nun en iyi filmi2
- zenci uşağın aniden içeri girmesi3
- yazılımcının flört edememesi2
- 33 ülkenin stok yapın çağrısı2
- abd arabuluculuğunda ukrayna rusya müzakereleri2
- 6 yaşındaki kızını satan anne10
- cadılar bayramı kutlayan gerizekalı türkler31
- fon krizi kimin üstüne yıkılacak19
- insan olmaya çeyrek kala tarzı entry girmek10
- cadılar bayramı kutlamayan geri zekalılar13
- çaykur'un türk çayı ibaresini kaldırması13
- 30 liraya satılan tavuk döner13
- ilkokulda dayak yemiş efsanevi nesil14
- ben tevratı da okudum incili de12
- traveler of secret moments tarzı enrty girmek8
- papatya çayı içen erkek10
- ananı mı dinlersin karıyı mı11
- volkswagen passat10
- pankek yiyen erkek6
- yaşıyor musunuz uludağ sözlük7
- 007 tarzı entry girmek4
- traş olmaya üşenmek7
- kale3112'deki 3112'nin anlamı nedir sorunsalı5
- türkiyeli kahvesi8
- ismail kartal19
- 20075
- evde kalmış 30 yaşında kız22
- sevilmeyen iş arkadaşıyla başa çıkma yöntemi5
- osman pamukoğlu14
- devlet bahçeli'nin il olmasını önerdiği 19 ilçe10
- sınavlar bittikten sonra oluşan boşluk hissi6
- kemal sunal'ın en kötü filmi8
- sözlükteki kızların bilgisiz olması23
- simko323
- etnik köken20
- karton toplayan cocuk 15 temmuzda ne yapıyordu10
- escort ile para kavgası5
- 3 kasım 2026 galatasaray stuttgart maçı8
odatv yazarlarından okan irketi'ye göre acilen görevinden alınması ve derhal yargılanması gereken akp yanlısı anayasa mahkemesi raportörü. okan irketi'nin yazısı şöyle:
Siyasi ve hukuki düşünceler tarihinde demokrasiyi ve anayasayı Anayasa Mahkemeleri gibi çeşitli kurumlarla korumak düşüncesi, Alman ve italyan faşizmlerine yönelik bir tepkinin ifadesi kabul edilir. Bu nedenle Anayasa Mahkemeleri kurulması düşüncesine Avrupa'da anayasayı faşizmden koruma fikri damgasını vurmuştur.
Tam da bu yüzden, bir SS subayı anayasanın varlığına ve kurallarına karşı çıktığında, onu faşist olmakla itham ederiz. Anayasayı korumakla görevli bir mahkemenin kurulmasına karşı çıkan bir insanı da çağdaş bir Goebbels olarak düşünürüz. Peki, Anayasa Mahkemesi'nin kararının "yok hükmünde sayılması gerektiğini" iddia eden bir Anayasa Mahkemesi raportörünü ne olarak adlandırmalıyız?
10 Haziran tarihinde NTV'nin canlı yayınına katılan raportör Osman Can, Anayasa Mahkemesi'nde görüşülen Anayasa/AKP paketi üzerine düşüncelerini dile getirirken şu cümleleri kullanmıştı: "Yüksek Mahkeme'nin anayasa değişikliği paketindeki bazı maddeleri iptal etmesi halinde bu kararı yok hükmünde olacaktır. Hükümet, söz konusu maddelerin iptal edilmesi halinde, bu hukuksuz kararı kaale almadan, iptal edilen maddeler de dahil olmak üzere paketi bir bütün halinde referanduma sunmalıdır." Diğer bir deyişle, Osman Can AKP'ye fiilen anayasayı uygulamamasını, anayasadan aldığı yetkiyi kullanan bir kurumu * hükümet gücünü kullanarak ilga etmesini öneriyordu.
Hatta daha da ileri gidiyor ve düşüncelerini netleştirmek adına yaptığı ikinci açıklamasında anayasal düzeni koruyan Anayasa Mahkemesi'ni ve üyelerini, anayasal düzeni cebren ortadan kaldırmak isteyen Talat Aydemir ile özdeşleştiriyordu: "5 general darbe yapar, TBMM bunu kabul ederse yeni bir hukuki durum doğar, parlamento tutumunu net biçimde ortaya koymalı. O zaman Talat Aydemir sonucu ortaya çıkar." "Talat Aydemir sonucu" ise şundan ibarettir: idam! Talat Aydemir ve Fethi Gürcan, 22 Şubat 1962 ve 20 Mayıs 1963 tarihinde Harbiyeliler ile birlikte ayaklanmalarının ardından asılmışlardı. Osman Can, Anayasa Mahkemesi üyelerine de benzer bir son mu düşünmektedir? O halde, Can'ın söylediklerinden çıkan, bir savaş ilanıdır. Görünen o ki, Osman Can, Anayasa Mahkemesi üyelerini Sultanahmet'te çınar ağaçlarında asılı görmek istemektedir.
Osman Can'ın yargı çevrelerinde tepki toplayan ilk açıklamasından çok daha sert bir ikinci açıklama yaptığı ortadadır. Bu, anayasal düzene yönelik fiili bir savaş ilanıdır. Bu nedenle kendisine Türk Ceza Kanunu'nun anayasal düzeni cebren ilga etme ya da buna teşvik etme ile ilgili maddelerini hatırlatma gereği duyuyoruz. Böylelikle, bir kez dahi okumadığı Türk Ceza Kanunu'nun birkaç maddesini öğreneceğini umuyoruz. Osman Can açıklamalarıyla, Ceza Kanunu'nun 309. Maddesi kapsamındaki suçu işlemeye teşvik etmektedir. TCK'nın 309. Maddesi'nin ilk fıkrası şöyledir: "Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılırlar." Osman Can'ın suçu mevcut anayasal düzeni hükümet gücü kullanarak cebren yıkmaya teşvik suçuna girmektedir. Bu nedenle TCK'nın 214. Maddesi kapsamında yer almaktadır. 214. Madde'ye göre, suç işlemek için alenen tahrikte bulunan kişi, altı aydan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmaktadır. Tahrik konusu suçun işlenmesi halinde ise, tahrik eden kişinin suça azmettiren sıfatıyla cezalandırılması gerekmektedir. Başka deyişle, hükümetin Osman Can'ın önerisini kabul etmesi ve Anayasa Mahkemesi kararını yok hükmünde sayması halinde, Osman Can'a ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmek zorundadır.
Türk Ceza Kanunu, raportör Osman Can'ı anayasal düzeni ilgaya teşvik ile itham etmektedir. Peki, anayasal düzeni korumakla yükümlü savcılar Osman Can'ı itham etmekte midir? Mesele budur!
Ve suçluyor muyuz? Kesinlikle!
Tarihte SS subayları nasıl suçlandılarsa, Gestapo üyeleri nasıl suçlandılarsa, yine öyle! Çağdaş SS subaylarının olmadığı bir düzen özlemiyle...
http://www.odatv.com/n.ph...i-yargilanacak-1406101200
Siyasi ve hukuki düşünceler tarihinde demokrasiyi ve anayasayı Anayasa Mahkemeleri gibi çeşitli kurumlarla korumak düşüncesi, Alman ve italyan faşizmlerine yönelik bir tepkinin ifadesi kabul edilir. Bu nedenle Anayasa Mahkemeleri kurulması düşüncesine Avrupa'da anayasayı faşizmden koruma fikri damgasını vurmuştur.
Tam da bu yüzden, bir SS subayı anayasanın varlığına ve kurallarına karşı çıktığında, onu faşist olmakla itham ederiz. Anayasayı korumakla görevli bir mahkemenin kurulmasına karşı çıkan bir insanı da çağdaş bir Goebbels olarak düşünürüz. Peki, Anayasa Mahkemesi'nin kararının "yok hükmünde sayılması gerektiğini" iddia eden bir Anayasa Mahkemesi raportörünü ne olarak adlandırmalıyız?
10 Haziran tarihinde NTV'nin canlı yayınına katılan raportör Osman Can, Anayasa Mahkemesi'nde görüşülen Anayasa/AKP paketi üzerine düşüncelerini dile getirirken şu cümleleri kullanmıştı: "Yüksek Mahkeme'nin anayasa değişikliği paketindeki bazı maddeleri iptal etmesi halinde bu kararı yok hükmünde olacaktır. Hükümet, söz konusu maddelerin iptal edilmesi halinde, bu hukuksuz kararı kaale almadan, iptal edilen maddeler de dahil olmak üzere paketi bir bütün halinde referanduma sunmalıdır." Diğer bir deyişle, Osman Can AKP'ye fiilen anayasayı uygulamamasını, anayasadan aldığı yetkiyi kullanan bir kurumu * hükümet gücünü kullanarak ilga etmesini öneriyordu.
Hatta daha da ileri gidiyor ve düşüncelerini netleştirmek adına yaptığı ikinci açıklamasında anayasal düzeni koruyan Anayasa Mahkemesi'ni ve üyelerini, anayasal düzeni cebren ortadan kaldırmak isteyen Talat Aydemir ile özdeşleştiriyordu: "5 general darbe yapar, TBMM bunu kabul ederse yeni bir hukuki durum doğar, parlamento tutumunu net biçimde ortaya koymalı. O zaman Talat Aydemir sonucu ortaya çıkar." "Talat Aydemir sonucu" ise şundan ibarettir: idam! Talat Aydemir ve Fethi Gürcan, 22 Şubat 1962 ve 20 Mayıs 1963 tarihinde Harbiyeliler ile birlikte ayaklanmalarının ardından asılmışlardı. Osman Can, Anayasa Mahkemesi üyelerine de benzer bir son mu düşünmektedir? O halde, Can'ın söylediklerinden çıkan, bir savaş ilanıdır. Görünen o ki, Osman Can, Anayasa Mahkemesi üyelerini Sultanahmet'te çınar ağaçlarında asılı görmek istemektedir.
Osman Can'ın yargı çevrelerinde tepki toplayan ilk açıklamasından çok daha sert bir ikinci açıklama yaptığı ortadadır. Bu, anayasal düzene yönelik fiili bir savaş ilanıdır. Bu nedenle kendisine Türk Ceza Kanunu'nun anayasal düzeni cebren ilga etme ya da buna teşvik etme ile ilgili maddelerini hatırlatma gereği duyuyoruz. Böylelikle, bir kez dahi okumadığı Türk Ceza Kanunu'nun birkaç maddesini öğreneceğini umuyoruz. Osman Can açıklamalarıyla, Ceza Kanunu'nun 309. Maddesi kapsamındaki suçu işlemeye teşvik etmektedir. TCK'nın 309. Maddesi'nin ilk fıkrası şöyledir: "Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılırlar." Osman Can'ın suçu mevcut anayasal düzeni hükümet gücü kullanarak cebren yıkmaya teşvik suçuna girmektedir. Bu nedenle TCK'nın 214. Maddesi kapsamında yer almaktadır. 214. Madde'ye göre, suç işlemek için alenen tahrikte bulunan kişi, altı aydan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmaktadır. Tahrik konusu suçun işlenmesi halinde ise, tahrik eden kişinin suça azmettiren sıfatıyla cezalandırılması gerekmektedir. Başka deyişle, hükümetin Osman Can'ın önerisini kabul etmesi ve Anayasa Mahkemesi kararını yok hükmünde sayması halinde, Osman Can'a ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmek zorundadır.
Türk Ceza Kanunu, raportör Osman Can'ı anayasal düzeni ilgaya teşvik ile itham etmektedir. Peki, anayasal düzeni korumakla yükümlü savcılar Osman Can'ı itham etmekte midir? Mesele budur!
Ve suçluyor muyuz? Kesinlikle!
Tarihte SS subayları nasıl suçlandılarsa, Gestapo üyeleri nasıl suçlandılarsa, yine öyle! Çağdaş SS subaylarının olmadığı bir düzen özlemiyle...
http://www.odatv.com/n.ph...i-yargilanacak-1406101200
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar