bugün
- 3 ağustos 2026 aykolik gocu buluşması17
- eli olmayanlar nasıl 31 çekiyor4
- öğrencilik halleri3
- kızlar naber10
- gece gece bana bi çakmak lazım diyen kız7
- tutuklanmamak için akp'ye katılmak12
- çok sıcak olması4
- mürted öldürmek2
- manifest5
- şükürcülük3
- asgari ücretle çalışan yazarlar4
- komşuya kahveye gitmek8
- kız arkadaşına mini etek giydiren erkek13
- hamama gitmek4
- erdal beşikçioğlu16
- parmak kılları4
- g3 ile intihar etmek2
- yağmurcu neden akpli8
- arkadaşlar kahve içiyorum5
- en tehlikeli insan tipleri6
- tüik'in temmuz enflasyonu6
- taşaklardan birinin kayıp olması11
- pazartesi diyete başlamak2
- ömer çelik'in ertuğrul özkök'e franco tepkisi4
- bacınızı üniversiteye gönderir miydiniz2
- nervio hamferdi10
- yar2
- rak2
- askeri ücretle evlenebilir mi12
- aile hekimi2
- 3 ağustos 20263
- trivagoya bakmadın mı2
- aklınıza gelen şarkı sözü10
- mod geldi mod geldi4
- çay içen kız13
- iş ilanı2
- sinem dedetaş10
- smallville'deki konuk oyuncular6
- yanlış ata oynamak3
- yeğen2
- galatasaray10
- arıların biraz mallaşmış olması4
- gammazların göze batması2
- bacanak3
- protein ağırlıklı beslenince yaşanan kabızlık15
- ütü13
- sözlükler arası savaş çıksa11
- 03 ağustos 2026 abd iran müzakereleri4
- 26 ağustos 2026 olympique lyon fenerbahçe maçı2
- borsa4
odatv yazarlarından okan irketi'ye göre acilen görevinden alınması ve derhal yargılanması gereken akp yanlısı anayasa mahkemesi raportörü. okan irketi'nin yazısı şöyle:
Siyasi ve hukuki düşünceler tarihinde demokrasiyi ve anayasayı Anayasa Mahkemeleri gibi çeşitli kurumlarla korumak düşüncesi, Alman ve italyan faşizmlerine yönelik bir tepkinin ifadesi kabul edilir. Bu nedenle Anayasa Mahkemeleri kurulması düşüncesine Avrupa'da anayasayı faşizmden koruma fikri damgasını vurmuştur.
Tam da bu yüzden, bir SS subayı anayasanın varlığına ve kurallarına karşı çıktığında, onu faşist olmakla itham ederiz. Anayasayı korumakla görevli bir mahkemenin kurulmasına karşı çıkan bir insanı da çağdaş bir Goebbels olarak düşünürüz. Peki, Anayasa Mahkemesi'nin kararının "yok hükmünde sayılması gerektiğini" iddia eden bir Anayasa Mahkemesi raportörünü ne olarak adlandırmalıyız?
10 Haziran tarihinde NTV'nin canlı yayınına katılan raportör Osman Can, Anayasa Mahkemesi'nde görüşülen Anayasa/AKP paketi üzerine düşüncelerini dile getirirken şu cümleleri kullanmıştı: "Yüksek Mahkeme'nin anayasa değişikliği paketindeki bazı maddeleri iptal etmesi halinde bu kararı yok hükmünde olacaktır. Hükümet, söz konusu maddelerin iptal edilmesi halinde, bu hukuksuz kararı kaale almadan, iptal edilen maddeler de dahil olmak üzere paketi bir bütün halinde referanduma sunmalıdır." Diğer bir deyişle, Osman Can AKP'ye fiilen anayasayı uygulamamasını, anayasadan aldığı yetkiyi kullanan bir kurumu * hükümet gücünü kullanarak ilga etmesini öneriyordu.
Hatta daha da ileri gidiyor ve düşüncelerini netleştirmek adına yaptığı ikinci açıklamasında anayasal düzeni koruyan Anayasa Mahkemesi'ni ve üyelerini, anayasal düzeni cebren ortadan kaldırmak isteyen Talat Aydemir ile özdeşleştiriyordu: "5 general darbe yapar, TBMM bunu kabul ederse yeni bir hukuki durum doğar, parlamento tutumunu net biçimde ortaya koymalı. O zaman Talat Aydemir sonucu ortaya çıkar." "Talat Aydemir sonucu" ise şundan ibarettir: idam! Talat Aydemir ve Fethi Gürcan, 22 Şubat 1962 ve 20 Mayıs 1963 tarihinde Harbiyeliler ile birlikte ayaklanmalarının ardından asılmışlardı. Osman Can, Anayasa Mahkemesi üyelerine de benzer bir son mu düşünmektedir? O halde, Can'ın söylediklerinden çıkan, bir savaş ilanıdır. Görünen o ki, Osman Can, Anayasa Mahkemesi üyelerini Sultanahmet'te çınar ağaçlarında asılı görmek istemektedir.
Osman Can'ın yargı çevrelerinde tepki toplayan ilk açıklamasından çok daha sert bir ikinci açıklama yaptığı ortadadır. Bu, anayasal düzene yönelik fiili bir savaş ilanıdır. Bu nedenle kendisine Türk Ceza Kanunu'nun anayasal düzeni cebren ilga etme ya da buna teşvik etme ile ilgili maddelerini hatırlatma gereği duyuyoruz. Böylelikle, bir kez dahi okumadığı Türk Ceza Kanunu'nun birkaç maddesini öğreneceğini umuyoruz. Osman Can açıklamalarıyla, Ceza Kanunu'nun 309. Maddesi kapsamındaki suçu işlemeye teşvik etmektedir. TCK'nın 309. Maddesi'nin ilk fıkrası şöyledir: "Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılırlar." Osman Can'ın suçu mevcut anayasal düzeni hükümet gücü kullanarak cebren yıkmaya teşvik suçuna girmektedir. Bu nedenle TCK'nın 214. Maddesi kapsamında yer almaktadır. 214. Madde'ye göre, suç işlemek için alenen tahrikte bulunan kişi, altı aydan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmaktadır. Tahrik konusu suçun işlenmesi halinde ise, tahrik eden kişinin suça azmettiren sıfatıyla cezalandırılması gerekmektedir. Başka deyişle, hükümetin Osman Can'ın önerisini kabul etmesi ve Anayasa Mahkemesi kararını yok hükmünde sayması halinde, Osman Can'a ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmek zorundadır.
Türk Ceza Kanunu, raportör Osman Can'ı anayasal düzeni ilgaya teşvik ile itham etmektedir. Peki, anayasal düzeni korumakla yükümlü savcılar Osman Can'ı itham etmekte midir? Mesele budur!
Ve suçluyor muyuz? Kesinlikle!
Tarihte SS subayları nasıl suçlandılarsa, Gestapo üyeleri nasıl suçlandılarsa, yine öyle! Çağdaş SS subaylarının olmadığı bir düzen özlemiyle...
http://www.odatv.com/n.ph...i-yargilanacak-1406101200
Siyasi ve hukuki düşünceler tarihinde demokrasiyi ve anayasayı Anayasa Mahkemeleri gibi çeşitli kurumlarla korumak düşüncesi, Alman ve italyan faşizmlerine yönelik bir tepkinin ifadesi kabul edilir. Bu nedenle Anayasa Mahkemeleri kurulması düşüncesine Avrupa'da anayasayı faşizmden koruma fikri damgasını vurmuştur.
Tam da bu yüzden, bir SS subayı anayasanın varlığına ve kurallarına karşı çıktığında, onu faşist olmakla itham ederiz. Anayasayı korumakla görevli bir mahkemenin kurulmasına karşı çıkan bir insanı da çağdaş bir Goebbels olarak düşünürüz. Peki, Anayasa Mahkemesi'nin kararının "yok hükmünde sayılması gerektiğini" iddia eden bir Anayasa Mahkemesi raportörünü ne olarak adlandırmalıyız?
10 Haziran tarihinde NTV'nin canlı yayınına katılan raportör Osman Can, Anayasa Mahkemesi'nde görüşülen Anayasa/AKP paketi üzerine düşüncelerini dile getirirken şu cümleleri kullanmıştı: "Yüksek Mahkeme'nin anayasa değişikliği paketindeki bazı maddeleri iptal etmesi halinde bu kararı yok hükmünde olacaktır. Hükümet, söz konusu maddelerin iptal edilmesi halinde, bu hukuksuz kararı kaale almadan, iptal edilen maddeler de dahil olmak üzere paketi bir bütün halinde referanduma sunmalıdır." Diğer bir deyişle, Osman Can AKP'ye fiilen anayasayı uygulamamasını, anayasadan aldığı yetkiyi kullanan bir kurumu * hükümet gücünü kullanarak ilga etmesini öneriyordu.
Hatta daha da ileri gidiyor ve düşüncelerini netleştirmek adına yaptığı ikinci açıklamasında anayasal düzeni koruyan Anayasa Mahkemesi'ni ve üyelerini, anayasal düzeni cebren ortadan kaldırmak isteyen Talat Aydemir ile özdeşleştiriyordu: "5 general darbe yapar, TBMM bunu kabul ederse yeni bir hukuki durum doğar, parlamento tutumunu net biçimde ortaya koymalı. O zaman Talat Aydemir sonucu ortaya çıkar." "Talat Aydemir sonucu" ise şundan ibarettir: idam! Talat Aydemir ve Fethi Gürcan, 22 Şubat 1962 ve 20 Mayıs 1963 tarihinde Harbiyeliler ile birlikte ayaklanmalarının ardından asılmışlardı. Osman Can, Anayasa Mahkemesi üyelerine de benzer bir son mu düşünmektedir? O halde, Can'ın söylediklerinden çıkan, bir savaş ilanıdır. Görünen o ki, Osman Can, Anayasa Mahkemesi üyelerini Sultanahmet'te çınar ağaçlarında asılı görmek istemektedir.
Osman Can'ın yargı çevrelerinde tepki toplayan ilk açıklamasından çok daha sert bir ikinci açıklama yaptığı ortadadır. Bu, anayasal düzene yönelik fiili bir savaş ilanıdır. Bu nedenle kendisine Türk Ceza Kanunu'nun anayasal düzeni cebren ilga etme ya da buna teşvik etme ile ilgili maddelerini hatırlatma gereği duyuyoruz. Böylelikle, bir kez dahi okumadığı Türk Ceza Kanunu'nun birkaç maddesini öğreneceğini umuyoruz. Osman Can açıklamalarıyla, Ceza Kanunu'nun 309. Maddesi kapsamındaki suçu işlemeye teşvik etmektedir. TCK'nın 309. Maddesi'nin ilk fıkrası şöyledir: "Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılırlar." Osman Can'ın suçu mevcut anayasal düzeni hükümet gücü kullanarak cebren yıkmaya teşvik suçuna girmektedir. Bu nedenle TCK'nın 214. Maddesi kapsamında yer almaktadır. 214. Madde'ye göre, suç işlemek için alenen tahrikte bulunan kişi, altı aydan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmaktadır. Tahrik konusu suçun işlenmesi halinde ise, tahrik eden kişinin suça azmettiren sıfatıyla cezalandırılması gerekmektedir. Başka deyişle, hükümetin Osman Can'ın önerisini kabul etmesi ve Anayasa Mahkemesi kararını yok hükmünde sayması halinde, Osman Can'a ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmek zorundadır.
Türk Ceza Kanunu, raportör Osman Can'ı anayasal düzeni ilgaya teşvik ile itham etmektedir. Peki, anayasal düzeni korumakla yükümlü savcılar Osman Can'ı itham etmekte midir? Mesele budur!
Ve suçluyor muyuz? Kesinlikle!
Tarihte SS subayları nasıl suçlandılarsa, Gestapo üyeleri nasıl suçlandılarsa, yine öyle! Çağdaş SS subaylarının olmadığı bir düzen özlemiyle...
http://www.odatv.com/n.ph...i-yargilanacak-1406101200
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar