bugün
- atatürk'ün dindar rte'nin laik olması2
- filistin in ermeni soykırımını tanıması35
- gürsel tekin2
- 30 haziran 20262
- 30 haziran2
- kemal kılıçdaroğlu gafları2
- 2026 dünya kupası39
- miss earth 20272
- miss international 20272
- paraguay'ın almanya'yı penaltılarla elemesi3
- yapay zeka ile kod yazmanin getirdigi tembellik2
- türklerin soykırımdaki ustalığı15
- ahmet anapalı2
- hangi sözlük yazarının tipini merak ediyorsunuz21
- erkekler neden evlenmekten kaçıyor15
- yazarların özlü sözleri10
- hamdi ulukaya2
- 29 haziran 2026 brezilya japonya maçı11
- üstteki yazar hakkında fikrini söyle21
- onur yürüyüşüne katılanların chpye oy vermesi7
- anın görüntüsü26
- mustafa kemal atatürk10
- tl2
- türklerin medeniyet kuramama nedeni15
- velvet45
- pandela12
- ona bir cümle bırak5
- deniz göktaş12
- zoktay2
- ölüm6
- sözlüğün troll kaynaması4
- futbol32
- günlerin artık kısalıyor olması5
- 30 haziran 2026 hollanda fas maçı6
- diyarbakır kürt dili konferansı5
- yassı şeftali2
- hastanedeyim ful kadınlar hasta8
- sözlüğün aptal kaynaması15
- insan sevdiği adama şans verir5
- bik bik'in mutfağına konuk olmak14
- 29 haziran 2026 almanya paraguay maçı7
- sözlüğe güzel bir kız bırak5
- kız gruplarının yükselmesi3
- bir günde 10 defa otuz bir çekmek5
- seksting5
- 104 artı 5 oynanırken feci bastıran uyku3
- türklerin pis olması3
- her evde bulunan efes pilsen bardağı10
- evde makarna yapmanın maliyeti8
- sözlükten maaş almak3
uğur vardan
--spoiler--
türk hava yolları, 18 ocak 2010da barcelonayla resmi sponsorluk anlaşması imzalıyor. o gün ve takip eden zaman diliminde bu haber televizyonların ve gündelik basının en önemli haberle- rinden. peşi sıra imza töreni dolayısıyla barcelonaya giden türk basını üyelerinden bol bol anı dinliyor, okuyoruz. takım otobü-sünde messinin, xavinin, iniestanın yerine oturanlar, takımın müzesindeki efsanevi kupalarla boy boy fotoğraf çekilenler, camp nounun havasını soluyanlar, izledikleri maçı ballandıra ballandıra anlatanlar vs. buraya kadar olanlar elbette normal. ben de o mabede gitseydim ve o çok sevdiğim takımın havasını solusaydım, böylesi anılar bütününü kaleme alırdım. peki şimdi, bir ya da birkaç günlük etkinin yaptırdıklarına, yazdırdıklarına bakalım ve frank rijkaard meselesini bir de bu gözle inceleyelim. surinam asıllı hollandalı, türk basınının kısa bir zaman diliminde gezip tozduğu mekânlarda, atmosferde tam dört sezon geçirdi. o takım otobüsüne hakkıyla kuruldu, o müzeye sadece bakmadı, katkıda bulundu, kupalar ekledi, camp nouda her türlü heyecanı, mutluluğu ve trajediyi yaşadı, o dev yıldızlara taktik verdi, onlarla üzüldü onlarla sevindi. ve sonunda yolu bizim buralara düştü. şimdi ligin bitimine yedi hafta kala güzide spor basınımız rijkaard ismini tartışıyor.
geçen hafta galatasaray-fenerbahçe derbisini yerinde izledim. maç sonrası sarı-kırmızılı takımı takip eden muhabirlerin dillerinde ve zihinlerinde tek bir yargı vardı: rijkaard gitsin... niye? çünkü bu takımı, ne hale getirmişti. aynı muhabirler geçen sezon da benzer bir mantıkla skibbe hakkında benzer bir yargıda bulunmuş, hatta genç almanın serüveni bu haftalara kadar bile sarkmadan yönetim biletini çoktan kesmişti (tam bu noktada çarpıcı bir anektod aktarmak istiyorum: yaklaşık iki ay önce televizyon kanallarında pek tanımadığım ama basın tribününde rastlaştığım bir yorumcu, skibbeye kötülüyor ve biliyorsunuz, takımı devre arası iyi çalıştırmadı ve ardından başarısızlık geldi diyordu. malum, skibbe her sezon ortasında çalıştırdığı takımla birlikte antalyaya geliyor. i̇ki sezon önce leverkusenle, geçen sezon galatasarayla, bu sezon da eintracht frankfurtla geldi. sanırsınız ki bu arkadaş, bütün sezon aralarında skibbenin takımlarının yanındaydı ve ikinci yarılarının istatistiğini tutmuştu. nereden duymuşsa bu çok değerli saptama kulağına çalınmış ve kendince gerçek bellemiş; ciddi bir tez gibi gibi sunuyor. öte yandan skibbe nin e. frankfurtu bu aralar bundesligayı sallıyor. kırmızı-siyahlılar üç hafta önce bayern münihi 2-1 yenerek, son yenilgisini 26 eylül 2009da hamburg karşısında alan lidere, 17 maç sonra mağlubiyeti tattıran ilk takım oldu).
rijkaardı ipe çekmeye çalışanların temel tezleri ise takım kurmayı bilmediği ve özellikle orta sahaya mustafa sarp ve mehmet topala teslim ettiği. i̇yi de aynı kalem erbabları değil miydi mehmet topalı son iki sezon boyunca evertona, manchester cityye ve dahi valenciaya transfer ettirenler? aynı kalemler değil miydi, sarp sezonun ilk bölümünde takımın tüm yükünü sırtlayıp zor maçlarda rakip kilitleri kıran golleri atınca, sarp kapısı açıldı türünden başlıklar atanlar? tabii bu toz bulutu içinde benzer eleştirilerden elano da payını alıyor. bu nasıl brezilyalı? en çok dillendirilen ifade. evet bu nasıl brezilyalı, bu nasıl elano? kendi milli takımında, verkaç yaptığı isim kaka ya da pato, topu indirdiği yerde nilmar ya da luis fabiano var. geri döndüğünde de lucio ya da maiconla oynuyor. dolayısıyla bu nasıl brezilyalı? toptan bir projedir ve elano, bütün bu projenin sadece bir noktasıdır ve sistemin kendince bir kilit taşıdır.
dönelim rijkaard meselesine... bu tartışmadaki öncelikli bir başka tez de barcelonayı babam da çalıştırırdır. lakin bu tezi dillendirenlerin babaları ne yazık ki ömürleri boyunca böylesi bir durumla karşı karşıya gelmemişlerdir. ne acıdır ki de, ne babaları, ne de kendileri hayatları boyunca böylesi bir sıradan vakanın sıradan bir unsuru olamayacaktır. kendi işlerini doğru dürüst yapmaktan uzak, doğru dürüst yazı yazma, doğru dürüst kendilerini ifade etme yetilerinden nasip almadan mesleklerini yıllardır icra ettiklerini sananlar, kapalı ekonominin spor gazeteciliğindeki bir uzantısı olarak o makamlara hasbelkader gelmişler ve hasbelkader gideceklerdir. artlarında kayda değer tek bir satır bırakmadan...
dünyanın herhangi bir yerindeki herhangi bir futbolsever rijkaardın görüntüsünü ajaxtan, milandan, hollanda milli takımından, barcelonadan, kimbilir belki de galatasaraydan hatırlayacaktır ama ona kapıya gösterme cahil cesaretini gösterenler, evrensel kriterlerden hiçbirini içermeyen futbol görüşleriyle, ola ki hollandalı gönderilecek, kendileri o kapı arkası kuyu kazma geleneklerine kaldıkları yerden devam edeceklerdir. bu arada diyelim ki adnan ali polat şen ve yönetimi, rijkaardı daha ilk sezonunda gönderdi; galatasaray işte bu yolla barcelonadan daha büyük olduğunu gösterebilir. çünkü malum hollandalı, katalan devindeki ilk sezonunda başarılı olamamış, 2003-2004 sezonunda başladığı serüvenini ancak ikinci yılında la liga şampiyonluğuyla taçlandırmıştı. galatasaray, rijkaardı kovarak, başarısızlığa olan tahammülsüzlük açısından barçadan bile daha büyük olduğunu cümle âleme kanıtlayabilir. bir dünya kulübüne de bu yakışır...
--spoiler--
--spoiler--
türk hava yolları, 18 ocak 2010da barcelonayla resmi sponsorluk anlaşması imzalıyor. o gün ve takip eden zaman diliminde bu haber televizyonların ve gündelik basının en önemli haberle- rinden. peşi sıra imza töreni dolayısıyla barcelonaya giden türk basını üyelerinden bol bol anı dinliyor, okuyoruz. takım otobü-sünde messinin, xavinin, iniestanın yerine oturanlar, takımın müzesindeki efsanevi kupalarla boy boy fotoğraf çekilenler, camp nounun havasını soluyanlar, izledikleri maçı ballandıra ballandıra anlatanlar vs. buraya kadar olanlar elbette normal. ben de o mabede gitseydim ve o çok sevdiğim takımın havasını solusaydım, böylesi anılar bütününü kaleme alırdım. peki şimdi, bir ya da birkaç günlük etkinin yaptırdıklarına, yazdırdıklarına bakalım ve frank rijkaard meselesini bir de bu gözle inceleyelim. surinam asıllı hollandalı, türk basınının kısa bir zaman diliminde gezip tozduğu mekânlarda, atmosferde tam dört sezon geçirdi. o takım otobüsüne hakkıyla kuruldu, o müzeye sadece bakmadı, katkıda bulundu, kupalar ekledi, camp nouda her türlü heyecanı, mutluluğu ve trajediyi yaşadı, o dev yıldızlara taktik verdi, onlarla üzüldü onlarla sevindi. ve sonunda yolu bizim buralara düştü. şimdi ligin bitimine yedi hafta kala güzide spor basınımız rijkaard ismini tartışıyor.
geçen hafta galatasaray-fenerbahçe derbisini yerinde izledim. maç sonrası sarı-kırmızılı takımı takip eden muhabirlerin dillerinde ve zihinlerinde tek bir yargı vardı: rijkaard gitsin... niye? çünkü bu takımı, ne hale getirmişti. aynı muhabirler geçen sezon da benzer bir mantıkla skibbe hakkında benzer bir yargıda bulunmuş, hatta genç almanın serüveni bu haftalara kadar bile sarkmadan yönetim biletini çoktan kesmişti (tam bu noktada çarpıcı bir anektod aktarmak istiyorum: yaklaşık iki ay önce televizyon kanallarında pek tanımadığım ama basın tribününde rastlaştığım bir yorumcu, skibbeye kötülüyor ve biliyorsunuz, takımı devre arası iyi çalıştırmadı ve ardından başarısızlık geldi diyordu. malum, skibbe her sezon ortasında çalıştırdığı takımla birlikte antalyaya geliyor. i̇ki sezon önce leverkusenle, geçen sezon galatasarayla, bu sezon da eintracht frankfurtla geldi. sanırsınız ki bu arkadaş, bütün sezon aralarında skibbenin takımlarının yanındaydı ve ikinci yarılarının istatistiğini tutmuştu. nereden duymuşsa bu çok değerli saptama kulağına çalınmış ve kendince gerçek bellemiş; ciddi bir tez gibi gibi sunuyor. öte yandan skibbe nin e. frankfurtu bu aralar bundesligayı sallıyor. kırmızı-siyahlılar üç hafta önce bayern münihi 2-1 yenerek, son yenilgisini 26 eylül 2009da hamburg karşısında alan lidere, 17 maç sonra mağlubiyeti tattıran ilk takım oldu).
rijkaardı ipe çekmeye çalışanların temel tezleri ise takım kurmayı bilmediği ve özellikle orta sahaya mustafa sarp ve mehmet topala teslim ettiği. i̇yi de aynı kalem erbabları değil miydi mehmet topalı son iki sezon boyunca evertona, manchester cityye ve dahi valenciaya transfer ettirenler? aynı kalemler değil miydi, sarp sezonun ilk bölümünde takımın tüm yükünü sırtlayıp zor maçlarda rakip kilitleri kıran golleri atınca, sarp kapısı açıldı türünden başlıklar atanlar? tabii bu toz bulutu içinde benzer eleştirilerden elano da payını alıyor. bu nasıl brezilyalı? en çok dillendirilen ifade. evet bu nasıl brezilyalı, bu nasıl elano? kendi milli takımında, verkaç yaptığı isim kaka ya da pato, topu indirdiği yerde nilmar ya da luis fabiano var. geri döndüğünde de lucio ya da maiconla oynuyor. dolayısıyla bu nasıl brezilyalı? toptan bir projedir ve elano, bütün bu projenin sadece bir noktasıdır ve sistemin kendince bir kilit taşıdır.
dönelim rijkaard meselesine... bu tartışmadaki öncelikli bir başka tez de barcelonayı babam da çalıştırırdır. lakin bu tezi dillendirenlerin babaları ne yazık ki ömürleri boyunca böylesi bir durumla karşı karşıya gelmemişlerdir. ne acıdır ki de, ne babaları, ne de kendileri hayatları boyunca böylesi bir sıradan vakanın sıradan bir unsuru olamayacaktır. kendi işlerini doğru dürüst yapmaktan uzak, doğru dürüst yazı yazma, doğru dürüst kendilerini ifade etme yetilerinden nasip almadan mesleklerini yıllardır icra ettiklerini sananlar, kapalı ekonominin spor gazeteciliğindeki bir uzantısı olarak o makamlara hasbelkader gelmişler ve hasbelkader gideceklerdir. artlarında kayda değer tek bir satır bırakmadan...
dünyanın herhangi bir yerindeki herhangi bir futbolsever rijkaardın görüntüsünü ajaxtan, milandan, hollanda milli takımından, barcelonadan, kimbilir belki de galatasaraydan hatırlayacaktır ama ona kapıya gösterme cahil cesaretini gösterenler, evrensel kriterlerden hiçbirini içermeyen futbol görüşleriyle, ola ki hollandalı gönderilecek, kendileri o kapı arkası kuyu kazma geleneklerine kaldıkları yerden devam edeceklerdir. bu arada diyelim ki adnan ali polat şen ve yönetimi, rijkaardı daha ilk sezonunda gönderdi; galatasaray işte bu yolla barcelonadan daha büyük olduğunu gösterebilir. çünkü malum hollandalı, katalan devindeki ilk sezonunda başarılı olamamış, 2003-2004 sezonunda başladığı serüvenini ancak ikinci yılında la liga şampiyonluğuyla taçlandırmıştı. galatasaray, rijkaardı kovarak, başarısızlığa olan tahammülsüzlük açısından barçadan bile daha büyük olduğunu cümle âleme kanıtlayabilir. bir dünya kulübüne de bu yakışır...
--spoiler--
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar